"SICAK ŞARAP - SOĞUK HAVA"

2072 Words
İkisi de birbirlerine bakıp aynı anda çığlık attılar. Neslişah heyecanla sorularını sıralıyordu: “Abla, ne zaman? Şimdi mi? Saat kaçta çıkıyorsunuz? Kim kim geliyorsunuz?” Tülay birkaç saniye sustu, ardından derin bir nefes alarak, “Hepimiz geliyoruz gülüm… çünkü düğünümüz var.” dedi. Önce anlamadı Neslişah, şaşkınlıkla, “Ne düğünü?” diye sordu. Ama jeton düşer gibi olunca ablası devam etti: “Serkan ve benim düğünüm.” “Ablaaa!” dedi Neslişah, şaşkınlıkla. “Nasıl birden mi? Bu havada mı? Bari baharda ya da yazın falan yapsaydınız…” İnci gözlerini ayırıp Neslişah’ı dürttü. O anlamıştı: kara kışta düğün yapılıyorsa muhakkak bir sebep, bir problem vardı. Telefonun diğer ucunda Tülay’ın aldığı derin nefes bile duyuluyordu. Sonra cevap geldi: “Neslişah… ben hamileyim. O yüzden…” Neslişah donakaldı. Ağzı açık bir şekilde bir süre sustu. “Abla… sen ciddi misin?” dedi. Tülay kararlı bir sesle, “Hiç olmadığım kadar.” diye karşılık verdi. Neslişah’ın yüzü şaşkınlıktan mutluluğa evrildi. Salakça bir gülümsemeyle, “Yani ben şimdi teyze mi oluyorum?” dedi. Tülay gülerek, “Evet ablacım, teyze olacaksın inşallah. Şimdi kapatmalıyım, valiz hazırlamaya çalışıyorum. Yarın orada oluruz. Hoşça kal.” diyerek telefonu kapattı. Neslişah telefonu kapatır kapatmaz İnci’ye sarıldı. “Bugün aldığım ikinci güzel haber…” dedi gözleri dolu dolu. İnci ona bakıp şakacı bir tavırla, “Sakın ağlama! Bak giderim, bir daha da gelmem.” dedi. Neslişah burnunu çekerek gülümseyip, “Ne yapayım, mutluluktan…” diye karşılık verdi. İnci de gülerken, “O zaman hadi gidip bir şeyler içelim. Hem hava da soğuk, içimiz ısınır.” dedi. Neslişah, İnci’nin kastettiğini çok iyi biliyordu: şarap. “Evet… bugün içebilirim. Çünkü mutluyum.” dedi. Birlikte atölyeden çıkmak için ayaklandılar. İnci gözlerini devirip, “Off kuzi ya… bu zamana kadar içmemenin sebebi mutlu olmayışın mıydı?” diye takıldı. Neslişah gözlerini kaçırarak, “Aslında öyle değil. İçtiğimde kendimi kaybetme gibi huylarım var. E sen de kendini kaybettiğine göre birimizin ayık olması lazım.” dedi. İnci gülerek, “Merak etmeee… abimi çağırırız, bizi alması için.” diye yanıt verdi. Neslişah başını salladı. Birlikte arabaya binip, lezzetli yemekleri ve keyifli barıyla bilinen Imperial Süit’e doğru yola koyuldular. Ama bilmedikleri bir şey vardı: hizmetini ve ambiyansını sevdikleri o otel, birkaç ay öncesine kadar el değiştirmişti. Ve bu değişim, onları bekleyen yeni sürprizlerin habercisiydi. Otel, şehrin zirvesinde, karla kaplı dağların eteklerinde yükseliyordu. Yol boyunca şarkılar söyleyip kahkahalar atan iki kuzen, arabayı süitin önünde durdurduklarında neredeyse yarım saat geçmişti. Tam o anda kar daha da şiddetli yağmaya başlamış, beyaz örtü otelin ihtişamını daha da büyülü bir hale getirmişti. Araçtan indiklerinde Neslişah anahtarını valeye uzattı, ardından İnci’nin yanına yürüdü. İkisi yan yana, lüks otelin kapısından içeri girdiler. İçeride sıcak bir hava, dışarıdaki fırtınanın aksine huzur veriyordu. Restorana doğru adımladılar; burası onların sık sık geldikleri bir yerdi, bu yüzden yardıma bile ihtiyaç duymadılar. Cam kenarında bir masaya oturduklarında İnci arkalarda birine el salladı. “Kuzi, iki dakika… hemen geliyorum. Bir arkadaşımı gördüm.” diyerek masadan kalktı. Neslişah gözleriyle garsonu aradı ama birkaç masa önde, arkası dönük bir adamın siparişini alıyordu. İnci arkadaşıyla konuşurken, Neslişah ellerini yıkamak için ayağa kalktı. Garsonun sipariş aldığı masanın yanından geçerken tanıdık gelen bir ses duysa da bakmadı. “Lavabodan dönerken nasıl olsa yüzünü görürüm.” diye düşündü. Ellerini yıkayıp saçlarını düzelttikten sonra masasına dönerken, o tanıdık sesin geldiği yönde bir kadının oturduğunu fark etti. Adam kalkmış olmalıydı. Kendi masasına yaklaştığında İnci sipariş veriyordu. Neslişah, İnci’nin buraya her geldiğinde yediği şeyi bildiği için, oturur oturmaz; “Aynısından.” dedi. Garson ; "İçecek ne alırdınız?" diye sorduğunda; Yine; “ Aynısından.” diye karşılık verdi. Garson başıyla onaylayıp uzaklaştı. İnci kaşlarını kaldırarak, “Emin misin kuzi? Bak çarpmasın.” dedi. Neslişah gülerek elini salladı: “Çarparsa çarpsın gülüm.” İnci, Neslişah’ın bu neşeli halini seviyordu. Omuzlarını oynatarak, “Yemekten sonra bara çıkarız. Hem arka masadaki arkadaşlarla konuştum, bugün burası full müş. Sahnede kim var biliyor musun?” dedi heyecanla. Neslişah merakla, “Kim?” diye sordu. İnci gözlerini ayırıp, “DJ Mahmut Orhan!” dedi. “Ciddi misin!” dedi Neslişah şaşkınlıkla. İnci başını salladı: “Otelin işletmesi başka birine geçmiş. O yüzden her hafta ünlü birileri sahne alacakmış. Arkadaşlar söyledi.” Neslişah gülümseyerek, “Desene bugün çok eğleneceğiz.” dedi. Tam o sırada İnci’nin arkasındaki, az önceki adamın geniş omuzları gözüne çarptı. Yüzünü görememişti; adam kadının karşısına değil, çaprazına oturmuştu. Kadın hararetle konuşuyor, adam sadece başını sallıyordu. Kalabalık ve mesafenin etkisiyle hiçbir şey duyulmuyordu. İnci, Neslişah’ın bakışlarını fark etti: “Neye bakıyorsun sen öyle?” diye sordu ve aynı anda arkasını döndü. Neslişah gülerek, “Ya hep böyle yapıyorsun. Neye bakacağım canım. Gözüm daldı?” dedi. Tam o sırada yemekleri geldi. Garson özenle servisleri masaya yerleştirdi. Kırmızı şarap ve meşe tütsülü bonfile etin kokusu ikisinin de karnını daha çok acıktırmıştı. Dışarıda kar fırtınası otelin camlarına vururken, içeride sıcak şarap ve etin kokusu, iki kuzenin kalplerini ısıtıyordu. O an, hem dışarıdaki kışın sertliği hem de içerideki mutluluğun sıcaklığı birbirine karışmıştı. Gece, unutulmaz bir başlangıca dönüşmek üzereydi. Masada sohbet üstüne sohbet açılırken, şarap kadehleri çoktan boşalmış, ikinci kadehler yudumlanıyordu. Neslişah’ın yanakları kızarmıştı ama hâlâ şarabın etkisini tam anlamıyla hissetmiyordu. O sırada İnci’nin telefonu çaldı. Çantasından çıkardığında ekranda yazan ismi görünce gözlerini devirip Neslişah'a gösterdi: “Vay canına, abim arıyor… ben şok!” dedi. Neslişah da şaşırmıştı. Çünkü İnci yanındayken abisi Berkay’ın aradığını hiç görmemişti. İnci telefonu kulağına götürdü: “Alo abişko!” Berkay’ın sesi sertti: “İnci, neredesin?” “Neslişah’la Imperial'dayız abi, yemek yiyoruz. Ne oldu?” Berkay dişlerinin arasından konuştu: “Kızım, bu havada sorunlu musunuz siz?” İnci bir kaşını kaldırdı. Neslişah Berkay’ın sözlerini duymasa da bir sorun olduğunu anlamıştı. “Aaa bilmiyor muydun abi, sorunlu olduğumuzu? Günaydın!” dedi muzır bir tonla. Berkay iç çekti: “Hay Allah’ım, bana sabır ver…” İnci sabırsızlandı: “Hadi abi, neden aradığını söyle. Kapatacağım, kız kuzenimle baş başa yemek yiyoruz.” Berkay hiç bozuntuya vermeden devam etti: “Tamam, ne zaman geliyorsunuz?” İnci saate baktı: “Sahnede ünlü bir DJ varmış, biraz onu dinledikten sonra çıkarız. Haaa… bir iki saate bizi alabilir misin abiş ya? Biz biraz içmiş olabiliriz de…” Berkay’ın sesi alaycıydı: “O iş biraz zor be gülüm.” İnci hemen atıldı: “Abii, ayda yılda bir şey istedim. Yapsan ne olur be, hadi be abi!” Berkay kahkaha attı: “Pembiş, bak güzel kardeşim… ‘gelmem’ demedim.” İnci şaşkınlıkla: “Ya ne dedin abi, açıklasana lütfen!” Berkay’ın sesi ciddileşti: “İstesem de gelemem canım kardeşim. Senin dışarıdan haberin yok galiba… Avanos, Süit ve Ürgüp’ün yolları kapandı. Allahtan biz evdeyiz, otel köşelerinde mahsur kalmadık.” İnci’nin gözleri büyüdü: “Nasıl yani?!” dedi ve hızla ayağa kalktı. Neslişah da peşinden koştu. Birlikte restoranın balkonuna çıktılar. Aşağı baktıklarında araçların yarıya kadar kara gömüldüğünü gördüler. Neslişah’ın gözleri büyüdü, ağzı açık kaldı: “Siktiiiirr…” diye fısıldadı. Sokak lambalarının aydınlattığı yola baktığında, Süit’e çıkan yol tamamen karla kaplıydı ve kar hâlâ şiddetle yağıyordu. İnci telefonu kulağına götürüp abisine çıkıştı: “Sen zaten halimi hatırımı sormaya aramazsın abi. Felaket tellalısın sen, felaket!” diyerek telefonu kapattı. Bu defa Neslişah telefonunu çıkarıp babasını aradı. Durumu anlattı: yollar kapanmış, Süit’ten çıkmaları imkansızdı. Beşir Bey sakin bir sesle, “Otelin sahibini tanıyorum. Hemen görüşüp size uygun bir oda ayarlatırım.” dedi. Neslişah dudaklarını büküp telefonu cebine koydu: “Off ya… yarın atölye kapalı mı olacak şimdi?” İnci hemen koluna girdi: “Dayıma söyleriz. Ne de olsa öğrencileri o ayarlamadı mı? Ailelerine haber verir, çocukların okulu haftaya açılır. Hem şöyle düşün: öğrencilerinle tanışmış oldun.” Neslişah, İnci’nin moralini düzeltmek için söylediklerine sadece gülümsemekle yetindi. Masalarına döndüklerinde İnci eğilip muzır bir ifadeyle: “İyi ki dayımı aradın ha Nesli! Yoksa var ya, bu kadar insan burada mahsur kalmışken bize oda falan kalmazdı. Lobide yatardık vallahi!” Neslişah kadehindeki şarabı yudumladı: “Umarım uzun sürmez bu… kıyafetimiz de yok.” İnci yandan bir bakış atıp dilini ısırdı: “Sen doydun mu kuzi?” diye sordu. Neslişah başını sallayınca İnci yerinden fırlayıp: “O zaman yürü!” Ödemeyi yaptıktan sonra otelin mağazalarının bulunduğu kısma götürdü Neslişah’ı. Burası adeta bir alışveriş merkezi gibiydi; ünlü markaların çoğu vardı. Neslişah şaşkınlıkla fısıldadı: “Yuh… kızım bu kıyafetlere o kadar para vermek mantıklı mı sence?” İnci parmağını dudaklarına götürüp, “Şiiiit… biraz aklını kullansana kuziş. Otelde mahsur kaldık, üzerimize giyecek kıyafetimiz yok. Mecburuz yani.” diyerek krizi fırsata çevirmeye çalışıyordu. İlk girdikleri mağazada İnci birkaç elbiseyi Neslişah’ın eline tutuşturdu: “Hadi bunları dene, ben de şunları denerim.” Elbiselerin hepsi canlı renkli, payetliydi. Neslişah itiraz edecek oldu ama İnci parmağını dudaklarına bastırıp yine, “Şiiiit!” dedi ve onu zorla kabine soktu. Neslişah ilk elbiseyi giyip çıktığında karşı kabinden İnci çıktı. Neslişah gülmemek için kendini zor tuttu. İnci civciv sarısı tüylü bir elbise giymişti; pembe saçlarıyla acayip tuhaf olmuştu. Aynada kendini gören İnci kahkahaya boğuldu. Neslişah da gülünce ikisinin gözlerinden yaşlar geldi. Sonra tekrar kabinlere girip başka elbiseler denediler. Bir, iki, üç derken en sonunda aynı anda çıktılar. Birbirlerine bakınca ağızları açık kaldı. Aynaya döndüklerinde İnci’nin üzerinde transparan bir büstiyer, içinde parlak bir sütyen, altında deri bir etek vardı. Ayağındaki çizmelerle oldukça iddialı görünüyordu. İnci etrafında dönerken, “Tam eğlenmelik oldum!” dedi. Sonra Neslişah’ı baştan aşağı süzdü: “Ateş gibisin… sana değen yanar be kuzen!” Neslişah’ın üzerinde uzun kollu, göğsünün ortasına kadar inen yaka dekolteli, bordo mini ama baldırında derin yırtmacı olan bir elbise vardı. İnci hemen reyondan koşarak ucu metal siyah deri bir stiletto getirdi: “Bunu giymelisin!” Neslişah aynada kendini süzerek, “Sanki çok fazla…” dedi. İnci yine parmağını dudaklarına götürüp, “Şiiiit!” dedi. Birkaç da normal kıyafet seçtikten sonra tüm aldıklarını paketlettirip ödemeyi yaptılar. Neslişah verdiği elli bin lirayla şok geçirse de İnci’nin muzır halleri onu güldürmüştü. İçinde bir sıcaklık vardı… şarap mı vurmuştu, yoksa bu çılgın gecenin heyecanı mıydı, anlamamıştı. İki kuzen resepsiyona vardıklarında kimliklerini uzattılar. Lobideki görevli, isim ve soy isimleri görünce tek bir soru bile sormadan gülümseyerek, “Odanız hazır efendim.” dedi ve kartı uzattı. “En üst kat, 2024 numara.” İnci ve Neslişah, ellerinde paketlerle asansöre bindiler. Neslişah’ın bedeni şarabın ve heyecanın etkisiyle ısınmaya başlamıştı. Asansör üst katta durduğunda kapılar açıldı. İnci şarkı söyleyerek indi, dans ederek koridordan geçti. Odanın önünde durduklarında hâlâ şarkı söyleyip dans ediyordu. Neslişah gülerek, “Dur artık biraz.” dedi. Kartı okutup kapıyı açtı ama İnci durmuyordu. “Hadi ama, duramam! Sesi duymuyor musun? Eğlenmeye başladılar bile.” diyerek parmağıyla yukarıyı işaret etti. “Hazırlanıp çıkalım artık. Yukarıda en arkalarda kalacağız.” dediğinde Neslişah elindekileri bırakıp soyunmaya başladı. İnci odayı süzerken Neslişah elbiseyi üzerine geçirip ona döndü. Odanın kocaman camından Nevşehir’in beyaza bürünmüş hali gözler önündeydi. Camın önünde geniş bir jakuzi, neredeyse üç kişinin rahatlıkla sığabileceği büyük bir yatak vardı. İnci hayranlıkla, “Dayım yaaa… Canım dayım, en güzel odayı bize ayırtmış.” dedi. Neslişah büyünün etkisinden çıkıp yatağın kenarına oturdu, külotlu çorabını giymeye başladı. İnci de kendine gelip torbadan çıkardığı kıyafetleri hızla giydi, saçlarını sıkı bir at kuyruğu yaptı. Neslişah saçlarını açık bırakıp arkasına attıktan sonra çantasından parfümünü çıkarıp sıktı. İnci kahkahayla, “Ya şu parfümün var ya… tüm erkekleri azdırır resmen!” dedi. Neslişah başını sallayıp ayakkabılarını ayağına geçirdi, makyajını tazeledi. Aynada kendine bakıp, “Ben hazırım.” dedi. Arkasını döndüğünde İnci çoktan kapıyı açmış, onu bekliyordu. Neslişah süzülerek kapıdan çıktı. Bir üst kattaki bara çıktıklarında ortam tam bir kulüb havasına bürünmüştü. Tıklım tıklım insan doluydu. Neslişah, İnci’nin kulağına eğilip sesini duyurmak için bağırdı: “Burada sığabileceğimiz yer kalmamış, hadi gidelim!” Ama İnci onun kolunu sıkıca tutup, “Hayır!” diye bağırdı. Tam o sırada arkalarından kaba bir erkek sesi duyuldu: “Neslişah ve İnci Hanım mı?” İnci başını salladı. Adam kalabalığı yararak kızlara yol açtı. Onları daha rahat önlerden bir lobiye götürdü. “Ne içersiniz?” diye sordu. İnci hiç düşünmeden, “Viski lütfen.” dedi. Adam başıyla onaylayıp uzaklaştı. Neslişah şaşkınlıkla İnci’ye döndü: “Bu neydi şimdi?” İnci omuz silkerek, “Kesin dayımın işidir.” dedi ve müziğin ritmine kapıldı. İnsanlar eğleniyor, içiyor, müziğin ritmine kendilerini bırakıyorlardı. Masalarına iki bardak viski geldiğinde Neslişah “istemiyorum” diyemeden garson uzaklaştı. İnci bardağı kafasına dikip ayağa kalktı, dans etmeye başladı. Neslişah, İnci’nin bu haline hayran kalmıştı. Profesyonel bir dansçı gibiydi. Birkaç saniyeliğine ışığın çevrildiği yerde tanıdık bir yüz gördü, sonra tekrar karanlığa gömüldü. Bakışlarını yeniden İnci’ye çevirdiğinde, ışıklar yanıp sönerken o yüzü bu defa daha yakın bir mesafeden gördü. Artık çok yakındaydı. Ensesinde hissettiği sıcak nefesle başını çevirdi. Geniş omuzlu adam, göz bebekleri büyümüş bir şekilde Neslişah’a bakıyordu. Adam, kızın kulağına yaklaştı. O tüylerini diken diken eden sesle fısıldadı: “O kadehtekini sakın içme.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD