Hakkâri’deki küçük evin içinde hava ağırlaşmıştı. Yerde düşen silah hâlâ halının üzerinde duruyordu. Havin dizlerinin üzerinde, gözleri yaşlı bir şekilde Baran’ın koluna tutunmuştu.
Baran bir eliyle Havin’i koruyarak ayağa kalktı.
Tam o sırada kapıdan gelen ayak sesleri duyuldu.
Kapının eşiğinde biri duruyordu.
Bu kişi Azad Kaya’ydı.
Yüzünde karanlık bir gülümseme vardı.
“Demek buradasınız…”
Havin Azad’ı görür görmez korkuyla Baran’ın arkasına geçti.
Ellerini Baran’ın üniformasına sıkıca tuttu.
Sesi titriyordu.
“Gitmesini söyle…”
Baran birkaç adım öne geçti.
Artık Havin tamamen onun arkasındaydı.
Baran sert bir sesle konuştu:
“Buraya ne için geldin?”
Azad içeri doğru birkaç adım attı.
“Nişanlımı almaya geldim.”
Havin hemen başını iki yana salladı.
“Gitmek istemiyorum…”
Ama Azad onu dinlemiyordu.
Baran’ın gözlerinin içine bakarak konuştu.
“Bu meseleye çok karıştın asker.”
Baran’ın sesi buz gibiydi.
“Bu kız sana ait değil.”
Azad dişlerini sıktı.
“Babası bana verdi.”
Baran sertçe cevap verdi.
“Bir insan eşya değildir.”
O anda Havin’in babası yerden kalktı.
Öfkeyle bağırdı.
“Evet! Ben verdim!”
Sonra Havin’i işaret etti.
“Borçlarımı ödeyecek!”
Havin’in gözlerinden yaşlar akıyordu.
Baran’ın çenesi sıkıldı.
Azad ise yavaşça cebine elini attı.
Bir anda silahını çıkardı.
Havin korkuyla Baran’ın arkasına daha da sokuldu.
Baran hiç geri çekilmedi.
Sesi sertti.
“Silahı indir.”
Azad silahı kaldırdı.
“Çekil önümden asker.”
Baran bir adım daha öne geçti.
“Hayır.”
O anda odadaki herkes nefesini tutmuş gibiydi.
Havin korkuyla Baran’ın arkasından fısıldadı.
“Baran…”
Bu, Havin’in onun adını ilk söyleyişiydi.
Baran kısa bir an başını hafifçe ona çevirdi.
“Buradayım.”
Tam o anda dışarıdan askerlerin sesi duyuldu.
“Komutanım!”
Kapıdan birkaç asker içeri girdi.
Azad bir an etrafına baktı.
Artık yalnız değildi.
Sinirle silahını indirdi.
Baran ona sertçe baktı.
“Bitti.”
Azad öfkeyle Havin’e baktı.
“Bu iş burada bitmedi.”
Sonra kapıya doğru yürüdü.
Tam çıkarken durdu.
Baran’a döndü.
“Onu sonsuza kadar koruyamazsın.”
Ve kapıyı sertçe kapatıp gitti.
Ev tekrar sessizliğe gömüldü.
Havin hâlâ titriyordu.
Baran yavaşça ona döndü.
Havin gözyaşları içinde ona baktı.
Bir an tereddüt etti…
Sonra dayanamayıp Baran’a sarıldı.
“Çok korktum…”
Baran birkaç saniye durdu.
Sonra onu sakinleştirmek ister gibi yavaşça konuştu.
“Geçti.”
Ama ikisi de biliyordu…
Bu sadece başlangıçtı.
Hakkâri’deki o küçük evde yaşanan olaydan sonra ortam hâlâ gergindi. Askerler Havin’in babasını kontrol altına almış, Azad ise çoktan uzaklaşmıştı.
Havin hâlâ Baran’ın yanında duruyordu.
Elleri titriyordu.
Baran bunu fark etti ve sakin bir sesle konuştu.
“Burada kalamazsın.”
Havin başını kaldırdı.
“Biliyorum…”
Sonra gözleri tekrar doldu.
“Eve dönmek istemiyorum.”
Baran başını salladı.
“Zaten dönmeyeceksin.”
Havin şaşkınlıkla ona baktı.
“Ne demek?”
Baran kararlı bir şekilde konuştu.
“Seni tekrar askeriyeye götürüyorum. Orada güvende olacaksın.”
Havin’in içi biraz rahatladı.
Çünkü artık gerçekten korkuyordu.
Bir süre sonra asker aracı tekrar yola çıktı.
Gece soğuktu, yollar karanlıktı.
Havin arabanın camından dışarı bakıyordu.
Bir süre sonra yavaşça konuştu.
“Baran…”
Baran kısa bir an ona baktı.
“Evet?”
Havin çekinerek konuştu.
“Bugün gelmeseydiniz… ben…”
Sözlerini tamamlayamadı.
Baran sakin bir sesle cevap verdi.
“Artık bunları düşünme.”
Havin başını eğdi.
“Size çok yük oldum…”
Baran hemen cevap verdi.
“Hayır.”
Sonra kısa bir sessizlik oldu.
Baran tekrar konuştu.
“Bazen insanlar yardım ister… bazen de yardım etmek gerekir.”
Havin bu sözleri duyunca ilk defa hafifçe gülümsedi.
Kısa bir süre sonra askeri karargâhın ışıkları göründü.
Araba içeri girdi.
Havin arabadan indiğinde artık biraz daha rahattı.
Baran onu tekrar o küçük odaya götürdü.
Kapının önünde durdu.
“Artık burada kalacaksın.”
Havin yavaşça başını salladı.
“Tamam.”
Sonra bir an durdu.
Baran’a baktı.
“Baran…”
“Evet?”
Havin gözlerinin içine bakarak konuştu.
“Beni neden bu kadar koruyorsunuz?”
Baran birkaç saniye cevap vermedi.
Sonra sakin bir şekilde konuştu.
“Çünkü sana yapılan şey yanlış.”
Havin başını eğdi.
Ama o an kalbinde ilk defa başka bir duygu oluşmaya başlamıştı.
Güven.
Ama o sırada…
Köyün dışındaki karanlık bir yerde Azad Kaya arabasının içinde oturuyordu.
Telefonunu çıkardı.
Birini aradı.
“Onu askerler koruyor.”
Karşı taraftan bir ses geldi.
Azad’ın yüzünde karanlık bir gülümseme oluştu.
“Öyleyse… askerleri ortadan kaldırırız.”
Hikâye artık sadece bir kavga değildi.
Bu mesele…
çok daha tehlikeli bir hale geliyordu.
Hakkâri’de gece yine dağların üzerine ağır bir sessizlik bırakmıştı. Askeri karargâhta nöbetçiler yerlerini almış, koridorlar ise sessizliğe gömülmüştü.
Havin küçük odasında uyuyordu.
Uzun zamandır ilk defa biraz huzurlu uykuya dalmıştı.
Ama dışarıda bir gölge karanlığın içinde yavaşça ilerliyordu.
Bu kişi Azad Kaya’ydı.
Yüzünde kararlı ve tehlikeli bir ifade vardı.
Karargâhın arka tarafındaki tel örgülerin olduğu yere gelmişti. Etrafı dikkatlice kontrol etti.
Sonra sessizce içeri girdi.
Adımlarını olabildiğince sessiz atıyordu.
Koridorlara kadar ilerledi.
Azad daha önce Havin’in kaldığı odayı görmüştü. Kapının önüne geldiğinde yüzünde karanlık bir gülümseme oluştu.
Kapıyı yavaşça açtı.
Odanın içinde sadece ay ışığı vardı.
Havin yatağında uyuyordu.
Azad sessizce yaklaştı.
Eğilip Havin’in kolunu tuttu.
Tam o anda Havin hafifçe kıpırdadı.
Gözlerini açtı.
Karşısında Azad’ı görünce gözleri korkuyla büyüdü.
“Sen…?”
Azad hemen onun ağzını kapattı.
“Ses çıkarma.”
Havin çırpınmaya başladı.
Başını iki yana sallıyordu.
Azad onu zorla yataktan kaldırmaya çalıştı.
“Benimle geliyorsun.”
Havin korkuyla mücadele ediyordu.
Bir an kendini kurtardı ve bütün gücüyle bağırdı:
“BARAN!”
Koridor bir anda yankılandı.
“BARAN!”
Azad öfkeyle onu tekrar yakalamaya çalıştı.
Ama o anda koridorda hızla koşan ayak sesleri duyuldu.
Kapı sertçe açıldı.
İçeri ilk giren kişi Yüzbaşı Baran Demir’di.
Baran gördüğü manzara karşısında bir saniye bile düşünmedi.
Azad’ın kolunu sertçe yakalayıp Havin’den uzaklaştırdı.
“Yeter artık!”
Azad öfkeyle Baran’a saldırdı.
İkisi bir anda boğuşmaya başladı.
Havin korkuyla duvara çekildi.
Baran güçlü bir hamleyle Azad’ı yere yatırdı.
Tam o sırada diğer askerler de odaya girdi.
Azad artık kaçamayacağını anladı.
Ama yine de Havin’e bakıp bağırdı:
“Sen benim olacaksın!”
Havin korku içinde başını salladı.
“Hayır…”
Baran ayağa kalktı ve Azad’a sert bir şekilde baktı.
“Bu gece her şey bitti.”
Askerler Azad’ı tutup odadan çıkardı.
Koridor tekrar sessizleşti.
Havin hâlâ titriyordu.
Baran yavaşça ona yaklaştı.
“İyi misin?”
Havin bir anda gözyaşlarına boğuldu.
Koşup Baran’a sarıldı.
“Çok korktum…”
Baran onu sakinleştirmeye çalıştı.
“Geçti… artık buradasın.”
Ama o gece…
Havin şunu anlamıştı.
Baran yanında olmadığı sürece kendini güvende hissetmeyecekti.
Havin korkudan Baran’ın yanında kalmak isteyebilir
Baran ona bir oda ayarlayabilir
Havin gece yine korkup Baran’a sarılabilir
Baran artık Havin’i kaybetmekten korkmaya başlayabilir.
Hakkâri’de askeri karargâhın koridorları o gece uzun süre sessizleşmedi. Azad askerler tarafından götürülmüştü ama odanın içinde hâlâ yaşananların etkisi vardı.
Havin odanın köşesinde duruyordu.
Ellerini göğsüne bastırmıştı.
Titriyordu.
Az önce Azad’ı karşısında görmek onun bütün gücünü almıştı. Nefesi düzensizdi, gözlerinden yaşlar akıyordu.
Yüzbaşı Baran Demir bunu görünce yavaşça ona yaklaştı.
“Hey… sakin ol.”
Ama Havin başını salladı.
“Ben… ben çok korktum…”
Sesi titriyordu.
Bir adım daha atıp Baran’ın koluna tutundu.
“Yine gelecek…”
Baran birkaç saniye onu izledi.
Havin gerçekten korkuyordu.
Bu korkunun kolay kolay geçmeyeceğini anlamıştı.
Baran derin bir nefes aldı.
Sonra ciddi bir sesle konuştu.
“Havin… bana bak.”
Havin gözyaşları içinden ona baktı.
Baran devam etti.
“Azad seni bırakmayacak.”
Havin başını eğdi.
Bunu o da biliyordu.
Baran birkaç saniye düşündü.
Sonra beklenmedik bir şey söyledi.
“Benimle evlen.”
Havin bir anda başını kaldırdı.
Şaşkınlıkla Baran’a baktı.
“Ne…?”
Baran sakin ama kararlı bir şekilde konuştu.
“Bu seni korumanın en kolay yolu.”
Havin’in kalbi hızlandı.
Baran devam etti.
“Eğer benimle evli olursan… kimse seni zorla alamaz.”
Havin hâlâ şaşkındı.
“Ama… biz…”
Baran sözünü tamamladı.
“Biliyorum.”
Sonra daha yumuşak bir sesle konuştu.
“Bu gerçek bir evlilik olmak zorunda değil. Sadece seni korumak için.”
Havin sessiz kaldı.
Kalbi çok hızlı atıyordu.
Baran son kez konuştu.
“Benimle evlenir misin Havin?”
Oda tamamen sessizleşti.
Havin birkaç saniye konuşamadı.
Sonra yavaşça Baran’a baktı.
Gözleri hâlâ yaşlıydı.
Ama bu kez korkunun yanında başka bir duygu da vardı.
Güven.
Yavaşça başını salladı.
“…Tamam.”
Baran kısa bir an ona baktı.
Havin fısıldadı.
“Eğer bu beni koruyacaksa…”
Baran ciddi bir şekilde başını salladı.
“Koruyacak.”
Ama ikisi de bilmiyordu…
Bu sahte evlilik, zamanla gerçek duygulara dönüşecekti.