Hakkâri’de gece yavaş yavaş çökmüştü. Lojmanın içi artık sakindi.
Askerler yemeklerini yiyip birer birer gitmişti.
Kapı kapanınca evde sadece Baran ve Havin kalmıştı.
Havin masayı toplamaya başladı.
Tabakları mutfağa götürüyor, sessizce yıkıyordu.
Baran ise salonda durup bir süre onu izledi.
Havin çok sakin görünüyordu ama hâlâ biraz çekingen olduğu belliydi.
Baran mutfağa doğru yaklaştı.
“Yardım edeyim mi?”
Havin hemen başını salladı.
“Yok… ben hallederim.”
Baran birkaç saniye durdu.
Sonra mutfak tezgâhına yaslandı.
“Yemekler gerçekten güzeldi.”
Havin utangaçça gülümsedi.
“Beğendiyseniz ne mutlu bana.”
Baran kaşlarını hafifçe kaldırdı.
“‘Siz’ deme bana.”
Havin şaşırdı.
“Nasıl yani?”
Baran sakin bir sesle konuştu.
“Artık evliyiz.”
Havin bunu duyunca biraz utanarak başını eğdi.
“Alışmam biraz zaman alır…”
Baran başını salladı.
“Anlıyorum.”
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra Baran konuştu.
“Bu arada…”
Havin ona baktı.
Baran salonu işaret etti.
“Ben salonda yatarım. Sen odada kal.”
Havin hemen itiraz etti.
“Hayır olmaz!”
Baran şaşırdı.
“Neden?”
Havin çekinerek konuştu.
“Burası sizin eviniz… yani senin evin.”
Baran hafifçe gülümsedi.
“Artık senin de.”
Havin birkaç saniye sustu.
Sonra yavaşça söyledi.
“Ben salonda yatarım.”
Baran başını salladı.
“Olmaz.”
Havin merakla baktı.
Baran ciddi bir şekilde konuştu.
“Sen misafirim değilsin. Eşimsin.”
Bu söz Havin’i biraz utandırdı.
Kalbi hızlandı.
Sonunda başını salladı.
“…Peki.”
Baran odanın kapısını gösterdi.
“Git dinlen. Bugün uzun bir gündü.”
Havin kapıya doğru yürüdü.
Ama tam odaya girecekken durdu.
Baran’a döndü.
“Baran…”
Baran ona baktı.
Havin yavaşça konuştu.
“…Bugün benim hayatımı ikinci kez kurtardın.”
Baran sessiz kaldı.
Havin devam etti.
“Bana sahip çıktığın için teşekkür ederim.”
Baran birkaç saniye cevap vermedi.
Sonra sakin bir sesle söyledi.
“Artık yalnız değilsin Havin.”
Havin bunu duyunca gözleri doldu.
Başını hafifçe salladı.
Sonra odaya girdi.
Kapı kapandı.
Baran salonda tek başına kaldı.
Koltukta oturdu.
Tavana bakarak derin bir nefes aldı.
Bugün gerçekten uzun bir gündü.
Ama içten içe ilk defa bir şey hissediyordu.
Bu küçük ev…
Bir anda yuva gibi gelmeye başlamıştı.
Hakkâri’de gece tamamen çökmüştü. Lojmanın içi sessizdi. Dışarıdan sadece rüzgârın sesi geliyordu.
Yüzbaşı Baran Demir salondaki koltukta oturuyordu.
Bir süre öylece düşüncelere dalmıştı.
Sonra aklına Havin geldi.
“Acaba uyudu mu?” diye düşündü.
Sessizce ayağa kalktı.
Odanın kapısına doğru yürüdü.
Kapı tamamen kapalı değildi.
Baran kapıyı hafifçe araladı.
Ama içeri girince gördüğü manzara onu durdurdu.
Havin namaz kılıyordu.
Seccadenin üzerinde sakin bir şekilde duruyordu. Başındaki örtü düzgünce omuzlarına düşüyordu.
O kadar huzurlu görünüyordu ki Baran kapının yanında sessizce kaldı.
Havin secdeye gitti.
Odanın içinde derin bir sessizlik vardı.
Baran istemeden onu izliyordu.
Kalbinde tuhaf ama güzel bir his oluştu.
Bir süre sonra Havin namazını bitirdi.
Ellerini açtı.
Dua etmeye başladı.
“Allah’ım… sana şükürler olsun.”
Sesi çok yumuşaktı.
“Beni koruduğun için şükürler olsun…”
Sonra biraz durdu.
“…ve bana yardım eden insanı da koru.”
Baran bunu duyunca gözlerini bir an kapattı.
Havin duasına devam etti.
“Allah’ım… Baran’ı koru. Ona zarar gelmesine izin verme.”
Baran’ın içi bir an ısındı.
Havin sonunda ellerini yüzüne sürdü.
Sonra sessizce fısıldadı.
“Şükürler olsun…”
Baran kapının önünde hâlâ duruyordu.
Onu rahatsız etmek istemedi.
Yavaşça geri çekildi.
Salona döndü.
Koltukta otururken kendi kendine düşündü.
Havin çok şey yaşamıştı.
Ama hâlâ şükretmeyi biliyordu.
Baran istemeden gülümsedi.
İçinden bir düşünce geçti:
“Belki de bu ev… ikimize de iyi gelecek.”
Ve o gece küçük lojman evinde ilk defa gerçek bir huzur vardı.
Hakkâri’de gece ilerlemişti. Lojmanın içi karanlık ve sessizdi.
Havin odasında uyuyordu.
Ama uykusu huzurlu değildi.
Bir anda kabus görmeye başladı.
Rüyasında tekrar babasının evindeydi.
Babası öfkeyle bağırıyordu.
“Elini uzat! Azad’la evleneceksin!”
Sonra Azad ona doğru yaklaşıyordu.
Yüzünde o korkunç gülümseme vardı.
Havin geri geri çekiliyordu.
“Yapma… lütfen…”
Ama Azad onu kolundan tutuyordu.
Tam o anda babası silahı kaldırıyordu.
“Kelime-i şahadet getir!”
Havin korkuyla bağırdı.
“Hayır!”
Bir anda gözlerini açtı.
Nefes nefese kalmıştı.
Oda karanlıktı.
Kalbi çok hızlı atıyordu.
Ellerinin titrediğini fark etti.
Etrafına baktı.
Sonra aklına Baran geldi.
Yavaşça yataktan kalktı.
Kapıyı açtı.
Koridora çıktı.
Salona geldiğinde Yüzbaşı Baran Demir koltukta uyuyordu.
Havin birkaç saniye kapının yanında durdu.
Ne yapacağını bilemedi.
Ama korkusu hâlâ geçmemişti.
Titreyen bir sesle fısıldadı:
“…Baran.”
Baran hemen gözlerini açtı.
Bir askerin refleksiyle doğruldu.
“Havin?”
Havin kapının önünde duruyordu.
Yüzü solgundu.
Gözleri doluydu.
Baran hemen ayağa kalktı.
“Ne oldu?”
Havin konuşmaya çalıştı ama sesi titriyordu.
“Ben… kabus gördüm…”
Bir damla yaş yanağından süzüldü.
Baran’ın yüzü yumuşadı.
Bir adım yaklaştı.
“Gel buraya.”
Havin yavaşça ona yaklaştı.
Korkudan hâlâ titriyordu.
Baran bunu görünce istemeden kolunu uzattı.
Havin bir an tereddüt etti.
Sonra Baran’a sarıldı.
Baran kısa bir an şaşırdı.
Ama sonra onu sakinleştirmek için sırtını hafifçe okşadı.
“Tamam… geçti.”
Havin gözlerini kapattı.
Sanki ilk defa gerçekten güvende hissediyordu.
Baran yavaşça konuştu.
“Burada sana kimse zarar veremez.”
Havin sessizce başını salladı.
Kalbi yavaş yavaş sakinleşmeye başladı.
O gece küçük lojman evinde…
Korku biraz olsun yerini güvene bırakmıştı.
Hakkâri’de gece hâlâ karanlıktı. Lojmanın içinde sadece küçük bir lambanın ışığı vardı.
Havin hâlâ Baran’a sarılmıştı.
Bir süre sonra bunun farkına vardı.
Hemen geri çekildi.
Utançla başını eğdi.
“Özür dilerim…”
Baran sakin bir sesle konuştu.
“Özür dileyecek bir şey yok.”
Havin’in elleri hâlâ titriyordu.
Baran bunu fark etti.
Mutfaktan bir bardak su aldı.
Havin’e uzattı.
“Al… biraz su iç.”
Havin bardağı iki eliyle tuttu.
Biraz su içti.
Sonra sessizce koltuğun kenarına oturdu.
Baran da karşısına oturdu.
Birkaç saniye kimse konuşmadı.
Sonra Havin yavaşça konuştu.
“Yanında biraz oturabilir miyim?”
Baran başını salladı.
“Tabii.”
Havin koltuğun köşesine oturdu.
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra Havin fısıldadı.
“Rüyamda yine babamı gördüm.”
Baran dikkatle dinliyordu.
Havin devam etti.
“Beni yine o adama vermeye çalışıyordu.”
Gözleri doldu.
“Sonra silahı bana doğrulttu…”
Sesi titriyordu.
Baran sakin ama kararlı bir sesle konuştu.
“Havin.”
Havin ona baktı.
Baran ciddi bir şekilde söyledi.
“Bunların hiçbiri artık olmayacak.”
Havin sessizce dinliyordu.
Baran devam etti.
“Sen artık yalnız değilsin.”
Havin’in gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
Ama bu sefer korkudan değildi.
Baran’ın sözleri ona güven veriyordu.
Havin yavaşça konuştu.
“Ben hayatımda ilk defa kendimi güvende hissediyorum.”
Baran bunu duyunca bir an sustu.
Sonra hafifçe gülümsedi.
“İyi.”
Bir süre sonra Havin yavaşça esnedi.
Baran fark etti.
“Uyumaya çalış.”
Havin başını salladı.
Ama kalkmadan önce durdu.
Baran’a baktı.
“Teşekkür ederim.”
Baran kaşlarını hafifçe kaldırdı.
“Ne için?”
Havin gülümsedi.
“Hayatımı değiştirdiğin için.”
Sonra ayağa kalktı.
Odaya doğru yürüdü.
Kapıya gelince bir an durdu.
Baran’a baktı.
Baran hâlâ onu izliyordu.
Havin küçük bir gülümsemeyle odaya girdi.
Kapı kapandı.
Baran koltukta otururken derin bir nefes aldı.
İçinden bir düşünce geçti:
Belki de onu korumak için evlenmemişti…
Belki de…
Onu gerçekten korumak istiyordu.
Hakkâri’de sabah erken saatlerde güneş dağların arkasından yavaşça yükseliyordu. Lojmanın penceresinden içeri hafif bir ışık süzülüyordu.
Havin herkesten önce uyanmıştı.
Sessizce yataktan kalktı.
Başörtüsünü düzeltti.
Sonra abdest aldı.
Odanın köşesinde seccadeyi serdi ve sabah namazını kıldı.
Namazını bitirdikten sonra ellerini açtı.
“Allah’ım… sana şükürler olsun.”
Bir an durdu.
“…beni koruduğun için şükürler olsun.”
Sonra içten bir şekilde fısıldadı.
“…ve Baran’ı da koru.”
Duasını bitirince yüzünü elleriyle sıvazladı.
Sonra mutfağa geçti.
Bugün ilk defa gerçekten bir evin kadını gibi hissediyordu.
Dolapları açtı.
İçinde birkaç şey vardı.
Havin hemen kahvaltı hazırlamaya başladı.
Peynir, zeytin, domates, yumurta…
Çayı da demledi.
Bir süre sonra mutfak güzel kokularla doldu.
Tam o sırada salondan bir hareket sesi geldi.
Baran uyanmıştı.
Koltukta doğruldu.
Mutfaktan gelen kokuları fark etti.
Şaşkınlıkla ayağa kalktı.
Mutfağa doğru yürüdü.
Kapıda durunca gördüğü manzara karşısında bir an sustu.
Havin masayı hazırlıyordu.
Baran kaşlarını hafifçe kaldırdı.
“Sen ne zamandır ayaktasın?”
Havin biraz utangaç bir şekilde döndü.
“Erken uyandım.”
Baran masaya baktı.
Kahvaltı hazırlanmıştı.
“Bunların hepsini sen mi yaptın?”
Havin başını salladı.
“Evet.”
Baran hafifçe gülümsedi.
“Gerek yoktu.”
Havin çayı bardaklara doldurdu.
Birini Baran’a uzattı.
“Afiyet olsun.”
Baran çayı aldı.
Bir süre masaya bakarak durdu.
Sonra oturdu.
Havin de karşısına oturdu.
Bir süre sessizce kahvaltı yaptılar.
Ama bu sessizlik rahatsız edici değildi.
Tam tersine…
Evde ilk defa sakin ve huzurlu bir sabah vardı.
Baran çayından bir yudum aldı.
Sonra Havin’e baktı.
“İyi ki geldin bu eve.”
Havin bunu duyunca şaşırdı.
Baran devam etti.
“Ev… artık boş gibi gelmiyor.”
Havin’in yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
Belki de ilk defa…
İkisi de bu evliliğin sadece bir zorunluluk olmadığını hissetmeye başlamıştı.