Hakkâri’de akşam yavaş yavaş çökmüştü. Dağların arasından gelen rüzgâr lojmanın pencerelerini hafifçe titretiyordu.
Havin mutfakta akşam yemeğini hazırlıyordu.
Baran ise salonda oturmuştu. Başındaki ağrı biraz azalmıştı ama yine de doktorun dediği gibi dinlenmeye çalışıyordu.
Mutfaktan gelen yemek kokusu eve sıcak bir hava vermişti.
Bir süre sonra Havin masayı hazırladı.
“Baran… yemek hazır.”
Baran yavaşça ayağa kalktı ve masaya geldi.
Masada sıcak çorba, pilav ve biraz da salata vardı.
Baran şaşkınlıkla baktı.
“Bu kadar şey yapmana gerek yoktu.”
Havin sakin bir sesle konuştu.
“Gün boyu doğru düzgün bir şey yememiştin.”
Baran oturdu.
Bir kaşık çorba aldı.
Sonra Havin’e baktı.
“Gerçekten güzel olmuş.”
Havin’in yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
Tam o sırada bir anda ışıklar söndü.
Ev karanlığa gömüldü.
Havin bir anda irkildi.
“El… elektrik mi gitti?”
Baran sakin bir sesle konuştu.
“Evet, burada bazen olur.”
Havin karanlıkta biraz tedirgin oldu.
Baran bunu fark etti.
“Bir dakika.”
Telefonunun ışığını açtı.
Sonra mutfaktan bir mum getirdi.
Mumu yakıp masanın ortasına koydu.
Küçük alev odayı loş bir şekilde aydınlatıyordu.
Havin mum ışığında Baran’a baktı.
Baran da ona bakıyordu.
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Ev sessizdi.
Sadece rüzgârın sesi duyuluyordu.
Havin yavaşça konuştu.
“Bugün çok korktum.”
Baran ciddileşti.
“Ben de.”
Havin şaşırdı.
“Sen mi?”
Baran başını salladı.
“Evet.”
Sonra yavaşça ekledi:
“Sana bir şey olacak diye.”
Havin’in kalbi hızlandı.
Baran birkaç saniye sustu.
Sonra ciddi bir şekilde konuştu.
“Havin… sana bir şey olursa kendimi affetmem.”
Havin gözlerini kaçırdı.
“Ben zaten senin yüzünden kurtuldum.”
Baran hafifçe başını salladı.
“Hayır.”
Havin ona baktı.
Baran devam etti.
“Sen güçlü birisin.”
Bu söz Havin’i duygulandırdı.
Bir süre sonra rüzgâr biraz daha şiddetlendi.
Pencere hafifçe vurdu.
Havin irkildi.
Baran hemen ayağa kalktı.
“Bir şey yok.”
Pencereyi kapattı.
Sonra geri döndü.
Havin hâlâ biraz tedirgindi.
Baran ona yaklaştı.
“Artık korkmana gerek yok.”
Havin yavaşça sordu.
“Neden?”
Baran sakin ama kararlı bir sesle cevap verdi:
“Çünkü ben buradayım.”
Havin’in gözleri doldu.
O an ilk defa kendini gerçekten güvende hissetti.
Mumun küçük alevi ikisinin yüzünü aydınlatıyordu.
Ve o akşam, karanlığın içinde aralarındaki mesafe biraz daha azaldı.32. Bölüm – Kabus
Hakkâri’de gece ilerlemişti. Elektrikler hâlâ gelmemişti. Mum çoktan sönmüş, ev karanlığa bürünmüştü.
Baran kendi odasında dinleniyordu.
Başındaki ağrı yüzünden erken uyumuştu.
Havin ise diğer odada yatağına uzanmıştı.
Ama gözleri kapanmakta zorlanıyordu.
Yaşananlar aklından çıkmıyordu.
Azad…
Baran’ın yere düşmesi…
Kan…
Bir süre sonra yorgunluk ağır bastı ve Havin uykuya daldı.
Ama uykusu huzurlu değildi.
Bir anda kendini karanlık bir yerde gördü.
Azad ona doğru yürüyordu.
Yüzünde korkutucu bir gülümseme vardı.
“Havin… kaçamazsın…”
Havin geri çekilmeye çalıştı ama ayakları hareket etmiyordu.
Azad ona yaklaşıyordu.
Tam o sırada yerde Baran’ı gördü.
Baran yerde hareketsiz yatıyordu.
Havin çığlık attı.
“BARAN!”
Bir anda gözlerini açtı.
Nefesi hızlanmıştı.
Alnı ter içindeydi.
Oda karanlıktı.
Kalbi çok hızlı atıyordu.
Havin yataktan kalktı.
Korkudan elleri titriyordu.
Yavaş adımlarla kapıya doğru yürüdü.
Koridor karanlıktı.
Baran’ın odasının kapısına geldi.
Bir an durdu.
Ama korku daha ağır bastı.
Kapıyı yavaşça araladı.
Baran yatağında uyuyordu.
Havin kapının yanında durdu.
Ama içindeki korku geçmiyordu.
Sessizce fısıldadı.
“Baran…”
Baran hafifçe hareket etti.
Sonra gözlerini açtı.
“Havin?”
Havin’in sesi titriyordu.
“Kabus gördüm…”
Baran hemen doğruldu.
“Gel.”
Havin birkaç adım yaklaştı.
Ama hâlâ korkuyordu.
Baran bunu fark etti.
Yavaşça elini uzattı.
“Buraya gel.”
Havin sonunda dayanamadı.
Bir adım daha attı ve Baran’a sarıldı.
Ellerinin titrediği hissediliyordu.
Baran bir an şaşırdı.
Sonra yavaşça onu sakinleştirdi.
“Tamam… buradayım.”
Havin’in sesi çok zayıftı.
“Gitme…”
Baran sakin bir şekilde cevap verdi.
“Gitmiyorum.”
Havin başını Baran’ın omzuna yasladı.
Kalbi hâlâ hızlı atıyordu.
Baran yavaşça konuştu.
“Artık korkmana gerek yok.”
Havin fısıldadı.
“Yanımda kalır mısın?”
Baran birkaç saniye sustu.
Sonra başını salladı.
“Kalırım.”
O gece Havin ilk defa korkusunu biraz olsun unutabildi.
Çünkü yanında Baran vardı.
Ve Baran onu bırakmaya hiç niyetli değildi.
Hakkâri’de sabahın ilk ışıkları yavaş yavaş lojmanın penceresinden içeri giriyordu. Dağların arasından doğan güneş evi hafifçe aydınlatmıştı.
Gece uzun geçmişti.
Havin, korkuyla Baran’ın odasına gelmişti.
Ve fark etmeden Baran’ın omzuna yaslanarak uyuyakalmıştı.
Baran ise yatağın kenarında oturur halde uyumuştu.
Başını duvara yaslamıştı.
Sabahın sessizliğinde ilk uyanan Havin oldu.
Gözlerini yavaşça açtı.
Bir an nerede olduğunu anlamadı.
Sonra başının altında bir şey olduğunu fark etti.
Başını kaldırınca gördü…
Baran’ın omzunda uyuyordu.
Havin bir anda irkildi.
Yavaşça doğruldu.
Utangaç bir şekilde Baran’a baktı.
Baran hâlâ uyuyordu.
Havin’in yüzü kızardı.
Sessizce fısıldadı.
“Ben ne yaptım…”
Tam kalkacakken Baran hafifçe hareket etti.
Gözlerini yavaşça açtı.
Karşısında Havin’i görünce kısa bir an şaşırdı.
“Günaydın…”
Havin hemen başını eğdi.
“Günaydın…”
İkisi de birkaç saniye ne diyeceklerini bilemedi.
Sonunda Baran hafifçe gülümsedi.
“Kabus geçti mi?”
Havin başını salladı.
“Evet…”
Sonra yavaşça ekledi:
“Yanında olunca geçti.”
Bu söz Baran’ın içini ısıttı.
Ama belli etmemeye çalıştı.
Havin hemen ayağa kalktı.
“Ben… kahvaltı hazırlayayım.”
Baran onu durdurmadı.
Havin mutfağa gitti.
Ama kalbi hâlâ hızlı atıyordu.
Biraz sonra mutfaktan tabak sesleri gelmeye başladı.
Baran kapıya gelip onu izledi.
Havin çay demliyor, ekmek kesiyordu.
Baran bir süre sessizce baktı.
Sonra konuştu.
“Havin…”
Havin arkasını döndü.
“Efendim?”
Baran birkaç saniye düşündü.
Sonra sakin bir şekilde söyledi:
“Dün gece korkmana rağmen güçlüydün.”
Havin başını hafifçe eğdi.
“Ben güçlü değilim…”
Baran hemen cevap verdi.
“Güçlüsün.”
Havin ona baktı.
Baran devam etti.
“Bu kadar şey yaşayıp hâlâ ayakta kalabilmek… herkesin yapabileceği bir şey değil.”
Havin bu sözleri duyunca duygulandı.
Ama sadece küçük bir gülümsemeyle cevap verdi.
“Allah yardım ediyor.”
Baran başını salladı.
“Evet… ediyor.”
Bir süre sonra Havin masayı hazırladı.
İkisi birlikte kahvaltı yapmaya oturdu.
Sabah güneşi masaya vuruyordu.
Ve o sabah lojmanın içinde uzun zamandır hissedilmeyen bir şey vardı:
Huzur.
Hakkâri’de birkaç gün sakin geçmişti. Lojmanda hayat yavaş yavaş normale dönmüştü.
Havin evi temizliyor, yemek yapıyor…
Baran ise görevlerine dönmeye çalışıyordu.
Baran’ın başındaki yara da iyileşmeye başlamıştı.
O sabah telefon çaldı.
Baran telefonu açtı.
Karşısındaki ses ciddi konuşuyordu.
“Yüzbaşı, operasyon için hazır olun. Birliğinizle birlikte göreve çıkıyorsunuz.”
Baran kısa bir an sustu.
“Anlaşıldı komutanım.”
Telefonu kapattı.
Ama yüzündeki ifade değişmişti.
Havin mutfaktan çıkıp ona baktı.
“Bir şey mi oldu?”
Baran yavaşça cevap verdi.
“Görev çıktı.”
Havin’in kalbi sıkıştı.
“Ne zaman?”
Baran gözlerini kaçırmadan söyledi.
“Bugün.”
Havin birkaç saniye konuşamadı.
Sonra yavaşça sordu:
“Ne kadar sürecek?”
Baran başını hafifçe salladı.
“Bilmiyorum.”
Evde kısa bir sessizlik oldu.
Havin bunu bekliyordu aslında.
Baran askerdi.
Ama yine de içi biraz burkulmuştu.
Baran ceketini alırken konuştu.
“Sen burada yalnız kalmayacaksın.”
Havin ona baktı.
Baran devam etti.
“Seni en güvendiğim kişiye emanet edeceğim.”
Tam o sırada kapı çaldı.
Baran kapıyı açtı.
Kapıda uzun boylu bir asker vardı.
“Komutanım.”
Baran hafifçe gülümsedi.
“Gel Yavuz.”
Yavuz içeri girdi.
Baran Havin’e döndü.
“Havin, bu benim en yakın arkadaşım. Uzun zamandır birlikte görev yapıyoruz.”
Sonra Yavuz’a baktı.
“Bu da Havin.”
Yavuz saygıyla başını eğdi.
“Memnun oldum yenge.”
Havin hafifçe başını salladı.
Baran ciddi bir sesle konuştu.
“Ben görevdeyken Havin sana emanet.”
Yavuz hiç tereddüt etmeden cevap verdi.
“Merak etmeyin komutanım.”
Baran tekrar Havin’e döndü.
“Azad hâlâ hapiste. Ama yine de dikkatli ol.”
Havin başını salladı.
“Tamam.”
Ama gözleri dolmaya başlamıştı.
Baran bunu fark etti.
Bir an ne yapacağını bilemedi.
Sonra yavaşça ona yaklaştı.
“Havin…”
Havin bir anda kendini tutamadı.
Baran’a sarıldı.
Baran şaşırdı ama sonra o da kollarını yavaşça onun omuzlarına koydu.
Havin’in sesi çok kısık çıktı.
“Dikkatli ol…”
Baran hafifçe başını salladı.
“Olacağım.”
Bir süre öyle kaldılar.
Sonra Baran yavaşça geri çekildi.
Havin’in gözleri doluydu.
Baran ona bakarak sakin ama güçlü bir sesle konuştu.
“Ben dönene kadar kendine iyi bak.”
Havin başını salladı.
“Sen de.”
Baran kapıya doğru yürüdü.
Ama tam çıkacakken bir an durdu.
Arkasını döndü.
Havin hâlâ ona bakıyordu.
Baran kısa bir gülümsemeyle söyledi:
“Çay demlemeyi unutma. Döndüğümde içeriz.”
Havin’in yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
“Tamam.”
Baran sonra kapıdan çıktı.
Yavuz da peşinden dışarı çıktı.
Havin kapının önünde kaldı.
Baran arabaya binmeden önce bir kez daha eve baktı.
Sonra araç hareket etti.
Havin kapının önünde dururken içinden sadece tek bir şey geçiyordu:
“Allah’ım… onu koru.”
Hakkâri’de Baran’ın göreve gitmesinin üzerinden birkaç gün geçmişti.
Lojman eskisi kadar canlı değildi.
Havin sabah erkenden kalktı. Önce namazını kıldı, sonra evi temizledi. Ama ev çok sessizdi.
Sanki evin içinden bir şey eksilmiş gibiydi.
Baran’ın sesi…
Baran’ın adımları…
Havin mutfağa gitti ve çay demledi.
Bardağı masaya koydu.
Sonra fark etti.
Masada iki bardak vardı.
Bir an durdu.
Yavaşça ikinci bardağa baktı.
Fısıldadı:
“Alışkanlık…”
Tam o sırada kapı çaldı.
Havin kapıya gitti.
Kapıyı açınca karşısında Yavuz vardı.
Yavuz gülümseyerek başını eğdi.
“Günaydın yenge.”
Havin hafifçe gülümsedi.
“Günaydın.”
Yavuz elindeki poşeti uzattı.
“Komutan gitmeden önce söylemişti. Eğer bir şeye ihtiyacın olursa ben ilgileneceğim.”
Havin şaşırdı.
“Gerek yoktu.”
Yavuz gülerek cevap verdi.
“Komutanın emri.”
Havin kapıyı açtı.
“İçeri gel.”
Yavuz içeri girdi ama saygılı bir şekilde kapının yakınında durdu.
“Rahatsız etmeyeyim. Sadece bir şeye ihtiyacın var mı diye soracaktım.”
Havin başını salladı.
“Yok… teşekkür ederim.”
Yavuz biraz düşündü.
Sonra gülümseyerek söyledi:
“Komutan seni çok merak eder.”
Havin utandı.
“Ben de…”
Cümleyi tamamlayamadı.
Yavuz bunu fark etti ama bir şey demedi.
Tam o sırada Yavuz’un telefonu çaldı.
Telefonu açtı.
“Efendim komutanım…”
Bir anda yüzündeki ifade değişti.
“Anlaşıldı.”
Telefonu kapattı.
Havin merakla sordu.
“Bir şey mi oldu?”
Yavuz başını salladı.
“Yok… sadece birlikten haber.”
Ama aslında Yavuz’un aklında başka bir şey vardı.
Çünkü Baran’ın birliği zor bir operasyondaydı.
Aynı saatlerde…
Dağların arasında askeri birlik ilerliyordu.
Baran en önde yürüyordu.
Etraf çok sessizdi.
Bir asker fısıldadı:
“Komutanım… bu kadar sessizlik iyi değil.”
Baran gözlerini etrafa gezdirdi.
“Elinizi tetikten çekmeyin.”
Tam o anda uzaktan bir ses geldi.
TAK!
Bir kurşun kayaya çarptı.
Askerler hemen yere yattı.
“PUSU!”
Baran bağırdı:
“Siper alın!”
Silah sesleri dağların arasında yankılanmaya başladı.
Baran hızla mevzi aldı.
Ama aklından bir anlık bir düşünce geçti.
Havin.
“Beni bekle…”
Haklısın, o kısmı yanlış kurmuşum. Yavuz askeriyede kalmalı. Hikâyeyi düzelterek devam ediyorum.
Hakkâri’nin yüksek dağlarında gece çökmeye başlamıştı. Hava soğuktu, rüzgâr sert esiyordu.
Baran ve birliği dar bir patikadan ilerliyordu.
Baran en öndeydi.
Elini kaldırdı.
“Askerler… dur.”
Herkes olduğu yerde durdu.
Baran etrafa dikkatle baktı.
İçine kötü bir his doğmuştu.
Tam o anda uzaktan bir silah sesi geldi.
TAK!
Kurşun kayaya çarptı.
Baran hemen bağırdı:
“PUSU! SİPER ALIN!”
Bir anda dağ silah sesleriyle doldu.
Askerler kayaların arkasına geçti.
Baran da yere yatıp karşı ateş açtı.
“Sağ taraftakiler! Ateşi bastırın!”
Çatışma birkaç dakika sürdü.
Baran iki askerle birlikte yer değiştirmeye çalıştı.
Tam o sırada başka bir kurşun geldi.
BANG!
Baran bir anda sendeledi.
Omzundan vurulmuştu.
Bir asker bağırdı:
“Komutan vuruldu!”
Baran dişlerini sıktı.
“Devam edin… mevziyi bırakmayın!”
Ama kan hızla akıyordu.
Askerler çatışmayı bastırdı.
Saldıranlar kaçmaya başladı.
Bir asker Baran’ın yanına çöktü.
“Komutanım dayan…”
Baran’ın gözleri ağırlaşmaya başlamıştı.
Son gücüyle konuştu:
“Birlik… geri çekilmesin…”
Sonra bilinci yavaşça kapandı.
Aynı saatlerde askeriyede…
Yavuz nöbetteydi.
Bir asker koşarak geldi.
“Yavuz abi!”
Yavuz döndü.
“Ne oldu?”
Asker nefes nefeseydi.
“Dağdaki operasyonda çatışma çıkmış… Baran komutan yaralanmış!”
Yavuz’un yüzü bir anda değişti.
“Durumu nasıl?”
“Askerler helikopter istiyor.”
Yavuz hemen sert bir sesle konuştu.
“Helikopter hazırlansın!”
Ama içinden tek bir şey geçiyordu:
“Komutan dayan…”
Lojmanda…
Havin gece yatağında uyuyordu.
Ama uykusu huzurlu değildi.
Bir anda rüyasında Baran’ı gördü.
Baran yerdeydi…
Üniforması kan içindeydi.
Havin rüyasında bağırdı:
“BARAN!”
Bir anda uykudan uyandı.
Kalbi çok hızlı atıyordu.
Ellerini yüzüne götürdü.
“Allah’ım… onu koru…”
İçine kötü bir his çökmüştü.
Henüz hiçbir şey bilmiyordu…
Ama kalbi sanki Baran’ın başına bir şey geldiğini hissediyordu.