İYİ Kİ VARSIN

1754 Words
Hakkâri’de akşamüstü olmuştu. Dağların arkasında güneş yavaş yavaş batıyordu. Lojmanın içinde sakin bir sessizlik vardı. Havin mutfakta çay demliyordu. Baran ise salonda oturmuş düşünceliydi. Bir süre sonra ayağa kalktı ve mutfağa doğru yürüdü. Kapının kenarında durdu. “Havin.” Havin arkasını döndü. “Evet?” Baran birkaç saniye düşündü, sonra sakin bir sesle konuştu. “Biraz dışarı çıkalım mı?” Havin şaşırdı. “Dışarı mı?” Baran başını salladı. “Evet. Hem biraz hava almış oluruz…” Sonra ekledi: “Markete gidip birkaç şey de alırız.” Havin kısa bir an durdu. Aslında uzun zamandır dışarı çıkmamıştı. Biraz tereddüt etti. “Azad…” Baran hemen cevap verdi. “Ben yanındayken kimse sana bir şey yapamaz.” Bu söz Havin’in içini biraz rahatlattı. Yavaşça başını salladı. “Tamam.” Havin odasına gidip başörtüsünü düzeltti ve üzerine uzun bir pardösü giydi. Birkaç dakika sonra kapıya geldi. Baran onu görünce kısa bir an durdu. Havin çok sade giyinmişti ama yüzünde doğal bir güzellik vardı. Baran bakışlarını hemen kaçırdı. “Hadi.” Birlikte lojmandan çıktılar. Akşam serinliği vardı. Yol boyunca ikisi de bir süre sessiz yürüdü. Sonunda Havin konuştu. “Uzun zamandır böyle yürümemiştim.” Baran ona baktı. “Nasıl yani?” Havin hafifçe gülümsedi. “Eskiden dışarı çıkmama pek izin vermezlerdi.” Baran’ın yüzü biraz sertleşti. Ama bir şey demedi. Bir süre sonra küçük bir marketin önüne geldiler. Baran kapıyı açtı. Havin içeri girdi. Raflara bakarken biraz şaşkın görünüyordu. Baran bunu fark etti. “Ne oldu?” Havin hafifçe gülümsedi. “Alışveriş yapmayı unutmuşum gibi.” Baran da hafifçe gülümsedi. Birlikte rafların arasında dolaşmaya başladılar. Havin birkaç şey aldı: pirinç, makarna, çay ve biraz da sebze. Tam kasaya doğru giderlerken Havin bir şey fark etti. Bir rafın önünde durdu. Elini uzatıp küçük bir çikolata aldı. Sonra hemen geri bıraktı. Baran bunu gördü. “Niye bıraktın?” Havin utangaçça cevap verdi. “Gerek yok.” Baran hiçbir şey demeden çikolatayı alıp sepete koydu. Havin şaşırdı. “Baran gerek yok…” Baran sakin bir şekilde konuştu. “Bazen küçük şeyler gereklidir.” Havin istemeden gülümsedi. Alışverişi tamamlayıp dışarı çıktılar. Ama ikisi de fark etmemişti… Marketin karşısındaki karanlık sokakta biri onları izliyordu. Azad. Gözleri öfkeyle parlıyordu. Ve kendi kendine fısıldadı: “Demek mutlusun…” Sonra dişlerini sıktı. “Bu mutluluk çok uzun sürmeyecek. Hakkâri’de akşam karanlığı iyice çökmüştü. Sokak neredeyse boştu. Marketten çıkan Baran ve Havin lojmana doğru yürüyordu. Havin’in içi huzursuzdu. Bir anda karanlık sokaktan biri çıktı. Azad. Yüzünde öfke ve alay karışımı bir ifade vardı. Havin korkuyla Baran’ın arkasına çekildi. Baran’ın yüzü sertleşti. “Buradan git Azad.” Azad alaycı bir şekilde güldü. “Karımı gezmeye mi çıkardın komutan?” Baran bir adım öne çıktı. “Son kez söylüyorum… git.” Azad gözlerini kısarak Havin’e baktı. “O bana ait.” Bu söz Baran’ın sabrını taşırdı. Bir anda Azad’ın yakasına yapıştı. “Adını ağzına almayacaksın!” Azad da onu iterek karşılık verdi. İkisi bir anda kavgaya tutuştu. Yere düştüler, birbirlerine yumruk atıyorlardı. Havin korkuyla bağırdı: “Yapmayın!” Ama kavga daha da büyüdü. Baran Azad’ı yere düşürdü. Tam o sırada Azad yerdeki büyük bir taşı eline aldı. Havin bunu görünce korkuyla bağırdı. “Baran dikkat et!” Ama çok geçti. Azad taşı Baran’ın kafasına vurdu. TAK! Baran bir anda sendeledi. Sonra yere düştü. Hareketsiz kaldı. Havin’in çığlığı sokakta yankılandı. “BARAN!” Koşarak yanına gitti. Baran’ın başından kan akıyordu. Havin panikle bağırmaya başladı. “Yardım edin! Lütfen yardım edin!” Azad kaçmaya çalıştı. Ama tam o sırada uzaktan askerlerin sesi geldi. “Dur!” Birkaç asker koşarak geldi. Azad’ı yakaladılar ve yere yatırdılar. “Teslim ol!” Azad dirense de askerler onu etkisiz hale getirdi. Havin ise Baran’ın yanında diz çökmüştü. Gözyaşları durmadan akıyordu. “Baran… lütfen gözlerini aç…” Baran hareketsizdi. Askerlerden biri hemen telsize sarıldı. “Komutan yaralı! Ambulans!” Kısa süre sonra askeri araç geldi. Baran sedyeye konuldu. Havin ağlayarak yanında yürüyordu. “Lütfen bir şey olmasın…” Baran hastaneye götürüldü. Hastanenin koridorunda Havin tek başına kaldı. Ellerini birbirine kenetlemişti. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Sessizce dua etti: “Allah’ım… onu bana bağışla…” O an Havin şunu fark etti. Baran sadece onu koruyan biri değildi. Onu kaybetmekten gerçekten korkuyordu. Hakkâri’de askeri hastanenin koridoru sessizdi. Beyaz duvarlar, loş ışıklar ve uzaktan gelen cihaz sesleri… Her şey Havin’e çok ağır geliyordu. Havin bir sandalyede oturuyordu. Ellerini sıkıca kenetlemişti. Başını eğmişti. Gözlerinden sessizce yaşlar akıyordu. Biraz önce doktorlar Baran’ı ameliyathaneye götürmüşlerdi. Kapının üstündeki kırmızı ışık hâlâ yanıyordu. Havin gözlerini kapattı ve dua etmeye başladı. “Allah’ım… lütfen onu bana bağışla… onun yüzünden oldu… beni korumaya çalışıyordu…” Sesi titriyordu. Tam o sırada birkaç asker koridora geldi. Onlar da endişeliydi. Bir asker yavaşça Havin’in yanına oturdu. “Yenge… merak etme. Komutan güçlü adamdır.” Havin başını kaldırdı ama gözleri doluydu. “Ya bir şey olursa…” Asker sakin bir sesle konuştu. “Olmaz.” Ama Havin’in içindeki korku geçmiyordu. Dakikalar geçtikçe beklemek daha zor geliyordu. Saatler sonra ameliyathanenin kapısı açıldı. Doktor dışarı çıktı. Havin hemen ayağa fırladı. “Doktor… nasıl?” Doktor maskesini çıkarıp konuştu. “Başına ciddi bir darbe almış.” Havin’in kalbi sıkıştı. Doktor devam etti. “Ama merak etmeyin… hayati tehlikeyi atlattı.” Havin’in gözlerinden bir anda yaşlar boşaldı. “Çok şükür…” Doktor başını salladı. “Bir süre gözlem altında tutacağız. Birazdan odasına alacağız.” Havin derin bir nefes aldı. Sanki omuzlarındaki büyük bir yük kalkmıştı. Bir süre sonra hemşireler Baran’ı sedyeyle odaya getirdiler. Başında bandaj vardı. Hâlâ baygındı. Havin yavaşça yanına yaklaştı. Elini titreyerek Baran’ın elinin üstüne koydu. Sessizce fısıldadı. “Ben buradayım…” Saatler geçti. Gece ilerledi. Havin bir an bile odadan çıkmadı. Baran’ın başında bekledi. Sabaha karşı Baran’ın parmakları hafifçe hareket etti. Havin bunu fark etti. “Baran?” Baran yavaşça gözlerini açtı. Her şey bulanıktı. Ama karşısında ilk gördüğü kişi Havin oldu. Havin’in gözleri doluydu. Baran zorlukla konuştu. “…iyi misin?” Havin bir anda ağlamaya başladı. “Ben iyiyim… sen beni kurtarmaya çalışırken…” Baran hafifçe başını salladı. “Sen iyiysen… sorun yok.” Havin gözyaşlarını silmeye çalıştı. “Bir daha böyle şeyler yapma…” Baran zayıf bir gülümsemeyle konuştu. “Senin için yine yaparım.” Havin bir an sustu. Sonra yavaşça Baran’ın elini tuttu. O an ikisi de şunu anladı: Bu artık sadece bir koruma hikâyesi değildi. Kalpleri birbirine bağlanmaya başlamıştı. Hakkâri’de hastane odasında gece hâlâ devam ediyordu. Pencerenin dışı karanlıktı. Koridordan ara sıra ayak sesleri geliyordu. Baran yeniden uykuya dalmıştı. Başındaki bandaj hâlâ duruyordu. Nefesi sakinleşmişti. Havin ise onun yanında sandalyede oturuyordu. Bir süre Baran’ın yüzüne baktı. Gözleri yine doldu. “Allah’ım… sana şükürler olsun…” Yavaşça ayağa kalktı. Sessizce odadaki küçük lavaboya gitti. Musluğu açtı. Abdest almaya başladı. Ellerini yıkadı… Ağzını çalkaladı… Yüzünü yıkadı… Başını meshetti… Ayaklarını yıkadı… Her hareketi sakindi ama kalbi hâlâ hızlı atıyordu. Abdestini bitirdikten sonra odanın bir köşesine geçti. Yere küçük bir örtü serdi. Sonra kıbleye döndü. Ellerini kaldırdı. “Allahu ekber…” Şükür namazına durdu. Havin’in gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Secdeye vardığında içinden dua etti. “Allah’ım… onu bana bağışladığın için sana şükürler olsun… onu koru… ona bir daha zarar gelmesin…” Secdede biraz uzun kaldı. O sırada yatakta yatan Baran hafifçe hareket etti. Gözlerini yavaşça açtı. Başındaki ağrı hâlâ vardı. Ama gözleri odada dolaşırken bir şey gördü. Havin… Yerde namaz kılıyordu. Baran sessizce onu izledi. Havin secdeden kalktı, tekrar eğildi. Baran’ın yüzünde hafif bir gülümseme oluştu. İçinden düşündü: “Beni kurtaran şey belki de onun duaları…” Havin namazını bitirdi. Ellerini açıp dua etmeye başladı. “Allah’ım… bize sabır ver… bizi kötülüklerden koru…” Tam o sırada Baran’ın sesi duyuldu. “Havin…” Havin şaşkınlıkla arkasını döndü. Baran uyanmıştı. Hemen ayağa kalkıp yanına gitti. “Uyandın mı?” Baran hafifçe başını salladı. “Evet.” Sonra yavaşça konuştu. “Seni gördüm.” Havin anlamadı. “Neyi?” Baran gülümseyerek cevap verdi. “Namaz kılarken…” Havin biraz utandı. Başını hafifçe eğdi. “Senin için dua ediyordum.” Baran birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra yavaşça söyledi: “Demek o yüzden hâlâ hayattayım.” Havin hemen başını kaldırdı. “Öyle deme.” Baran onun gözlerine baktı. Yüzünde sakin ama sıcak bir ifade vardı. “Yanımda olman güzel.” Havin’in kalbi hızlandı. Ama hiçbir şey demedi. Sadece sessizce Baran’ın yanında durdu. O gece hastane odasında ilk defa gerçek bir huzur vardı. Hakkâri’de sabah güneşi hastane odasının penceresinden içeri süzülüyordu. Gece uzun geçmişti ama oda artık daha sakindi. Baran yatağında yarı oturur haldeydi. Başındaki bandaj hâlâ duruyordu. Havin ise pencerenin yanında duruyordu. Sabah namazını kılmış, sonra da sessizce Baran’ın uyanmasını beklemişti. Baran gözlerini açıp ona baktı. “Sabah mı oldu?” Havin başını salladı. “Evet.” Sonra hemen yanına geldi. “Elin yüzün nasıl? Başın çok ağrıyor mu?” Baran hafifçe gülümsedi. “Askerim ben… biraz taş darbesiyle ölmem.” Havin kaşlarını çattı. “Şaka yapma.” Baran onu ilk defa bu kadar ciddi görünce gülümsemesini bastı. “Tamam… biraz ağrıyor.” Tam o sırada kapı açıldı. Doktor içeri girdi. “Günaydın komutan.” Baran başını salladı. “Günaydın.” Doktor Baran’ın başındaki bandajı kontrol etti. “Dün geceyi iyi atlatmışsınız. Biraz dinlenmeniz gerekiyor ama bugün taburcu olabilirsiniz.” Havin şaşırdı. “Gerçekten mi?” Doktor gülümsedi. “Evet. Ama dikkatli olacak.” Baran başını salladı. “Anlaşıldı.” Bir süre sonra işlemler tamamlandı. Baran yavaşça ayağa kalktı. Havin hemen koluna girdi. “Yavaş.” Baran ona bakıp hafifçe güldü. “Ben iyiyim.” Havin ciddi bir sesle cevap verdi. “Doktor dikkat et dedi.” Baran fazla itiraz etmedi. Birlikte hastaneden çıktılar. Askeri araç onları tekrar lojmana götürdü. Araba durduğunda Havin önce indi. Sonra Baran’a yardım etti. Evin kapısını açtılar. Lojman birkaç gündür boştu ama yine de sıcak bir his vardı. Havin hemen mutfağa gitti. “Sen otur.” Baran salondaki koltuğa oturdu. Biraz etrafına baktı. Bu ev artık ona farklı geliyordu. Bir süre sonra mutfaktan güzel kokular gelmeye başladı. Havin çorba yapıyordu. Baran mutfağın kapısına geldi. “Zahmet etmeseydin.” Havin arkasını dönmeden cevap verdi. “Yaralısın.” Baran kapıya yaslandı. “Ben askerim.” Havin hafifçe gülümsedi. “Ben de eşinim.” Bu söz Baran’ı birkaç saniye susturdu. Bir süre sonra Havin çorbayı getirdi. Masaya koydu. “İçmen lazım.” Baran oturdu ve kaşığı aldı. Bir kaşık aldıktan sonra Havin’e baktı. “Güzel olmuş.” Havin utangaç bir şekilde gülümsedi. Baran birkaç kaşık daha içti. Sonra Havin’e bakarak yavaşça konuştu. “İyi ki varsın.” Havin bir an durdu. Kalbi hızlandı. “Ne demek istiyorsun?” Baran kısa bir süre sustu. Sonra gözlerinin içine bakarak konuştu. “Hayatıma girdiğin için…” Havin hiçbir şey söyleyemedi. Ama yüzünde küçük bir gülümseme oluştu. O an ikisi de şunu hissediyordu: Aralarındaki bağ artık çok daha güçlüydü.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD