Eski evin içinde silah sesi yankılandı.
Azad bir an dondu kaldı.
“Havin!”
Havin yere düştü.
Ama kurşun kalbine gelmemişti.
Silahı ateşlediği anda Azad ona doğru atılmış, koluna çarpmıştı.
Kurşun Havin’in omzuna isabet etmişti.
Havin yerde acıyla kıvranıyordu.
Elini omzuna götürdü.
Kan parmaklarının arasından akıyordu.
Azad birkaç saniye şok içinde kaldı.
Sonra sinirle bağırdı:
“Delirdin mi sen?!”
Havin acıyla nefes alıyordu.
Ama gözleri hâlâ kararlıydı.
“Ben… senin olmayacağım…”
Azad dişlerini sıktı.
“Sus!”
Ama içten içe korkmuştu.
Çünkü Havin gerçekten kendini vurmuştu.
Azad telaşla etrafa baktı.
“Bu kız ölürse…”
Sinirle saçlarını karıştırdı.
Sonra yere eğildi.
Havin’in yarasına baktı.
“Kurşun omzuna gelmiş…”
Havin gözlerini zorla açık tutuyordu.
“Baran…”
Azad bunu duyunca daha da sinirlendi.
“Yine mi Baran!”
Aynı Saatlerde
Dağ yolunda askeri araçlar hızla ilerliyordu.
Direksiyonda Baran vardı.
Yanında Yavuz ve Mehmet.
Yavuz haritaya bakıyordu.
“Komutanım Azad’ın saklanabileceği birkaç köy var.”
Baran’ın yüzü sertti.
“Bulacağız.”
Mehmet sordu:
“Ya geç kalırsak?”
Baran direksiyonu daha sıkı tuttu.
“Geç kalmayacağız.”
Sonra fısıldadı:
“Havin dayan…”
Eski Ev
Havin’in nefesi zayıflıyordu.
Başını duvara yasladı.
Gözleri yarı kapalıydı.
Azad sinirle dolaşıyordu.
“Başımıza iş açtın!”
Havin güçsüz bir sesle konuştu.
“Ben… Baran’ı seviyorum…”
Azad bağırdı:
“Sus!”
Ama Havin yine fısıldadı.
“Baran… gelecek…”
Azad alaycı bir şekilde güldü.
“Kimse seni bulamaz.”
Ama bilmediği bir şey vardı.
Uzakta…
Dağ yolunda ilerleyen askeri araçlar vardı.
Ve o araçların içinde…
Öfkeden gözü dönmüş bir Baran vardı.
Çünkü artık tek bir hedefi vardı:
Havin’i kurtarmak.
Eski evin içi sessizdi.
Havin yerde yatıyordu. Omzundan akan kan elbisesini ıslatmıştı. Nefesi ağırlaşıyordu. Başını duvara yaslamış, gözlerini açık tutmaya çalışıyordu.
Azad sinirle odanın içinde dolaşıyordu.
“Başımıza iş açtın!”
Havin zor nefes alarak fısıldadı:
“Ben… senin olmayacağım…”
Azad dişlerini sıktı.
Tam o anda uzaktan araç sesleri duyuldu.
Azad bir anda durdu.
Pencereye yaklaşıp dışarı baktı.
Dağ yolunda askeri araçların farları görünüyordu.
Azad’ın yüzü gerildi.
“Baran…”
Sinirle Havin’e baktı.
“Demek bu kadar çabuk buldu.”
Havin bunu duyunca güçsüz bir şekilde gülümsedi.
“Ben… demiştim…”
“Baran… gelecek…”
Azad öfkeyle dişlerini sıktı.
“Sus!”
Ama telaşlanmıştı.
Hemen yere eğildi.
Havin’i kolundan tutup kaldırmaya çalıştı.
Havin acıyla inledi.
“Bırak beni…”
Azad sert bir sesle konuştu.
“Şimdi senin yüzünden yakalanamam!”
Havin güçsüzdü.
Karşı koyacak hâli yoktu.
Azad onu omzundan tutup arabaya doğru sürükledi.
Havin’in yarasından akan kan yerde kırmızı izler bırakıyordu.
Kapıya geldiklerinde Havin son bir kez arkasına baktı.
Gözleri doluydu.
“Baran…”
Azad onu arabaya itti.
Motoru çalıştırdı.
Araba hızla uzaklaştı.
Ev tekrar sessizliğe gömüldü.
Yerde sadece kan izleri kalmıştı.
Birkaç Dakika Sonra
Askeri araçlar evin önünde durdu.
Kapı hızla açıldı.
Baran arabadan indi.
Yavuz ve Mehmet de arkasından geldi.
Baran’ın yüzü gergindi.
Evin kapısını sertçe açtı.
“Havin!”
Ama içeride kimse yoktu.
Ev boştu.
Baran hızlı adımlarla içeri girdi.
Odaları tek tek kontrol etti.
“Havin!”
Cevap yoktu.
Tam o sırada Baran yerde bir şey gördü.
Kan.
Baran dondu kaldı.
Yavaşça dizlerinin üzerine çöktü.
Elini yere koydu.
Parmaklarına kırmızı kan bulaştı.
Baran’ın nefesi ağırlaştı.
“Hayır…”
Yavuz yanına geldi.
“Komutanım…”
Baran kan izlerini takip etti.
Kapıya kadar gidiyordu.
Sonra dışarıda bitiyordu.
Yani…
Birisi onu buradan götürmüştü.
Baran yumruğunu sıktı.
Gözleri öfkeyle doldu.
“Azad…”
Dişlerini sıktı.
“Eğer Havin’e bir şey olduysa…”
Sesini yükseltti.
“Seni yaşatmam!”
Yavuz ciddiyetle konuştu.
“Komutanım, yerde çok kan var ama izler arabaya gidiyor.”
Mehmet de ekledi.
“Yani hayatta olabilir.”
Baran gözlerini kapattı.
Derin bir nefes aldı.
Sonra ayağa kalktı.
Gözleri artık daha kararlıydı.
“Onu bulacağız.”
Yavuz sordu:
“Nereden başlayalım?”
Baran kapıya doğru yürüdü.
“Azad Havin’i bırakmaz.”
Sonra sert bir şekilde konuştu:
“Bu yüzden onu bulmak zor olmayacak.”
Baran gökyüzüne baktı.
İçinden tek bir cümle geçti:
“Havin… dayan.”
Çünkü artık bu sadece bir kurtarma değildi.
Bu…
Gece dağların üzerine çökmüştü.
Rüzgâr sert esiyordu.
Eski evin önünde askeri araçların farları karanlığı yarıyordu.
Baran hâlâ yerdeki kanın başında durmuştu.
Elini yumruk yaptı.
Gözleri öfke ve korkuyla doluydu.
“Azad…”
Yavuz yanına yaklaştı.
“Komutanım, izleri kontrol ettik. Buradan bir araç çıkmış.”
Mehmet de yere eğildi.
Toprağı inceledi.
“Lastik izleri kuzeye gidiyor.”
Baran hemen başını kaldırdı.
“Nereye?”
Mehmet düşündü.
“O tarafta birkaç eski köy evi var.”
Baran hiç düşünmeden konuştu.
“Gidiyoruz.”
Yavuz askerlere döndü.
“Herkes araçlara!”
Askerler hızla hareket etti.
Motorlar çalıştı.
Araçlar karanlık dağ yoluna doğru ilerlemeye başladı.
Baran direksiyonun başındaydı.
Ama aklı tamamen Havin’deydi.
Onun kanlı hâli gözünün önünden gitmiyordu.
İçinden konuştu.
“Dayan Havin… geliyorum.”
Aynı Saatlerde
Azad’ın arabası dar bir dağ yolunda ilerliyordu.
Arabanın arkasında Havin yatıyordu.
Omzundan akan kan hâlâ durmamıştı.
Yüzü solgundu.
Nefesi zayıftı.
Azad dikiz aynasından ona baktı.
“Ölme sakın…”
Sonra sinirle söylendi.
“Başımıza iş açtın.”
Havin gözlerini zar zor açtı.
Fısıldadı.
“Baran…”
Azad direksiyonu sertçe tuttu.
“Yine Baran!”
Arabayı hızlandırdı.
Bir süre sonra küçük, terk edilmiş bir dağ evinin önünde durdu.
Azad arabadan indi.
Kapıyı açtı.
Havin’i kollarından tutup dışarı çekti.
Havin acıyla inledi.
“Yapma…”
Azad onu omzuna aldı.
“Sus!”
Kapıyı tekmeyle açtı.
İçeri girdi.
Evin içi karanlık ve soğuktu.
Ortada eski bir yatak vardı.
Azad Havin’i yatağın üzerine bıraktı.
Havin’in gözleri kapanıyordu.
Azad yarasına baktı.
“Kanama durmazsa…”
Bir an durdu.
Sinirle dolapları karıştırdı.
Eski bir bez buldu.
Yaraya bastırdı.
Havin acıyla gözlerini açtı.
“Ah…”
Azad sertçe konuştu.
“Dayan.”
Havin zorla konuştu.
“Beni… bırak…”
Azad başını salladı.
“Hayır.”
Sonra ona eğildi.
“Sen benim olacaksın.”
Havin gözlerinden yaşlar akarak fısıldadı.
“Ben… Baran’ın karısıyım…”
Azad öfkeyle masaya vurdu.
“Sus dedim!”
Dağ Yolu
Askeri araçlar hızla ilerliyordu.
Yavuz haritaya bakıyordu.
“Komutanım, az ileride eski bir köy var.”
Baran gözlerini yoldan ayırmadı.
“Oraya gidiyoruz.”
Mehmet arkadan konuştu.
“Azad köşeye sıkıştıysa tehlikeli olabilir.”
Baran’ın sesi sertti.
“O zaten tehlikeli.”
Sonra yavaşça ekledi:
“Ama bu sefer kaçamayacak.”
Araçlar hızla köy yoluna girdi.
Uzakta küçük bir evin ışığı görünüyordu.
Yavuz işaret etti.
“Komutanım… bak!”
Baran gözlerini kıstı.
Evin önünde bir araba vardı.
Baran’ın kalbi hızla atmaya başladı.
“Azad…”
Direksiyonu sıkıca tuttu.
Araç yavaşladı.
Baran askerlere döndü.
“Herkes hazır olsun.”
Silahlar hazırlandı.
Baran’ın gözleri kararlıydı.
Çünkü o evde…
Havin olabilirdi.
Ve bu gece…
Her şey bitebilirdi.
Gece tamamen kararmıştı.
Dağların arasında küçük, eski evin önünde askeri araçlar sessizce durdu.
Motorlar kapandı.
Her yer sessizdi.
Sadece rüzgârın uğultusu duyuluyordu.
Baran araçtan indi.
Gözleri evin üzerindeydi.
Kalbi hızlı atıyordu.
İçinden tek bir şey geçiyordu:
“Havin…”
Yavuz yanına geldi.
“Komutanım dikkatli olalım. Azad köşeye sıkıştıysa daha da tehlikeli olabilir.”
Baran başını salladı.
“Ben önden gireceğim.”
Mehmet itiraz etti.
“Komutanım bu riskli—”
Baran sertçe konuştu.
“İçeride karım var.”
Kimse bir şey diyemedi.
Askerler evin etrafını sardı.
Baran kapıya yaklaştı.
Elini kapıya koydu.
Derin bir nefes aldı.
Sonra kapıyı bir tekmeyle açtı.
“AZAD!”
Evin İçinde
Kapı açılınca Azad bir anda döndü.
Havin yatağın üzerinde yarı baygın hâlde yatıyordu.
Omzundaki yara hâlâ kanıyordu.
Azad hemen silahını aldı.
Havin’i kolundan tutup kendine çekti.
Silahı Havin’in başına dayadı.
“Dur!”
Baran bir anda durdu.
Silahını kaldırmıştı ama ateş etmedi.
Gözleri Havin’e kaydı.
Havin’in yüzü solgundu.
Saçları dağılmıştı.
Omzundan kan akıyordu.
Baran’ın kalbi parçalanıyordu.
“Havin…”
Havin güçlükle gözlerini açtı.
Baran’ı görünce gözlerinden yaş süzüldü.
“Baran…”
Azad bağırdı.
“Silahını indir!”
Baran dişlerini sıktı.
Ama Havin’in başındaki silahı görünce yavaşça silahını indirdi.
Azad alaycı bir şekilde güldü.
“Demek sonunda geldin.”
Baran öfkeyle konuştu.
“Onu bırak Azad.”
Azad başını salladı.
“Hayır.”
Sonra Havin’in saçından tutup başını kaldırdı.
“Bu kadın benim olacak.”
Havin zayıf bir sesle konuştu.
“Ben… senin değilim…”
Azad sinirle Havin’i sarstı.
“Sus!”
Baran bir adım öne çıktı.
“Azad…”
Sesi çok sertti.
“Onu bırak.”
Azad silahı daha da bastırdı.
“Bir adım daha atarsan onu öldürürüm.”
Baran durdu.
Yavuz ve diğer askerler kapının yanında bekliyordu ama ateş edemiyorlardı.
Çünkü Havin tam Azad’ın önündeydi.
Azad yavaşça geri geri gitmeye başladı.
Kapıya doğru ilerliyordu.
“Hepiniz geri çekilin.”
Kimse hareket etmedi.
Azad bağırdı.
“Dedim ki geri çekilin!”
Havin’in gözlerinden yaşlar akıyordu.
Baran’a baktı.
Başını hafifçe salladı.
Sanki “gelme” diyordu.
Baran bunu gördü.
Ama geri adım atmadı.
“Azad…”
Azad sinirle bağırdı.
“Sus!”
Sonra Havin’in kulağına eğildi.
“Görüyor musun? Senin yüzünden herkes çaresiz.”
Havin fısıldadı.
“Allah… seni affetmez…”
Azad güldü.
“Önce buradan kurtulayım da…”
Sonra Baran’a baktı.
“Yolu aç.”
Baran’ın gözleri buz gibiydi.
Ama Havin için geri çekildi.
Askerler de yavaşça kenara çekildi.
Azad Havin’i önüne kalkan yaparak kapıya doğru yürüdü.
Ama tam kapıya yaklaştıkları anda…
Havin son gücünü topladı.
Azad’ın kolunu sertçe itti.
Silahın yönü bir an değişti.
O anda…
Baran harekete geçti.
“Havin!”
Ve her şey bir anda karıştı.
Havin son gücüyle Azad’ın kolunu ittiği anda her şey bir anda karıştı.
Silahın yönü değişti.
Azad dengesini kaybetti.
Tam o sırada Baran ileri atıldı.
“Havin!”
Baran Azad’ın üzerine atladı.
İkisi bir anda yere düştü.
Silah yere kaydı.
Azad öfkeyle Baran’a yumruk attı.
Baran da karşılık verdi.
Ev bir anda kavga sesleriyle doldu.
Yavuz bağırdı:
“Komutanım dikkat!”
Azad yerden kalkıp Baran’a saldırdı.
İkisi yumruk yumruğa kavga ediyordu.
Masalar devrildi.
Sandalyeler kırıldı.
Azad bağırıyordu.
“Onu bana vermeyeceksin!”
Baran dişlerini sıktı.
“Sana asla bırakmam!”
Baran sert bir yumruk attı.
Azad yere düştü.
Ama hemen tekrar ayağa kalktı.
Bu sefer yerdeki silaha doğru koştu.
Baran da aynı anda hareket etti.
İkisi de silaha uzandı.
Azad silahı kapıp doğrulttu.
Ama Baran onun kolunu tuttu.
Silah havaya ateş etti.
BANG!
Silah sesi evin içinde yankılandı.
Havin korkuyla bağırdı.
Ama o zaten ayakta duramıyordu.
Omzundan hâlâ kan akıyordu.
Başını tutarak yere çöktü.
“Baran…”
Gözleri bulanıklaşmaya başladı.
Baran bunu gördü.
Bir anlık dalgınlıkla Azad fırsat yakaladı.
Baran’ı itip tekrar silahı doğrulttu.
Ama bu sefer Yavuz hızla içeri girdi.
“Silahı bırak!”
Askerler silahlarını Azad’a doğrultmuştu.
Azad etrafına baktı.
Kaçacak yeri kalmamıştı.
Ama yine de silahı Havin’e çevirdi.
“Yaklaşırsanız onu öldürürüm!”
Baran bağırdı:
“Azad yapma!”
Ama Havin artık ayakta duramıyordu.
Gözleri kapanıyordu.
Kan kaybı çok fazlaydı.
Havin güçsüzce yere yığıldı.
“Baran…”
Ve bayıldı.
Baran’ın dünyası bir an durdu.
“HAVİN!”
Baran bir anda Azad’a saldırdı.
Silahı elinden düşürdü.
Onu yere yatırıp kollarını arkaya büktü.
Yavuz hemen kelepçeyi çıkardı.
Azad’ın ellerine taktı.
Azad hâlâ bağırıyordu.
“Bırakın beni!”
Ama askerler onu kaldırdı.
Artık kaçamayacaktı.
Baran ise onların hiçbirini duymuyordu.
Hemen Havin’in yanına koştu.
Onu kucağına aldı.
Yüzü bembeyazdı.
“Hayır… hayır…”
Havin’in yanağına dokundu.
“Havin gözlerini aç…”
Ama Havin baygındı.
Baran’ın sesi titriyordu.
“Dayan… ne olur dayan…”
Yavuz yanlarına geldi.
“Komutanım hemen hastaneye götürmemiz lazım.”
Baran hiç beklemeden Havin’i kucağına aldı.
Dışarı koştu.
Askeri aracın kapısını açtı.
Havin’i dikkatlice yatırdı.
Sonra direksiyonun başına geçti.
Motoru çalıştırdı.
Araç hızla karanlık dağ yoluna doğru ilerledi.
Baran’ın gözleri doluydu.
Ama yola odaklanmıştı.
Sürekli aynı şeyi söylüyordu:
“Dayan Havin…”
“Elini bırakma…”
Çünkü bu gece…
Havin’in hayatı bir ipliğe bağlıydı.
Askeri araç geceyi yararak hızla hastaneye ulaştı.
Araç daha tam durmadan Baran kapıyı açtı.
Arka koltuğa koştu.
Havin kanlar içindeydi.
Yüzü bembeyazdı.
Baran onu kucağına aldı.
“Doktor! Yardım edin!”
Hastane koridorunda hemşireler hemen sedye getirdi.
Havin sedyeye yatırıldı.
Doktor hızlıca yarasına baktı.
“Kurşun yarası! Hemen müdahale edin!”
Havin sedyeyle içeri götürüldü.
Baran da peşlerinden gitmek istedi ama bir hemşire onu durdurdu.
“Burada bekleyin.”
Ameliyathane kapısı kapandı.
Baran kapının önünde kaldı.
Nefesi düzensizdi.
Elleri titriyordu.
Yavuz yanına geldi.
“Komutanım sakin olun…”
Ama Baran hiçbir şey duymuyordu.
Sadece kapıya bakıyordu.
Dakikalar geçiyordu.
Baran yürüyüp duruyordu.
Bazen kapıya bakıyor, bazen ellerini saçlarına götürüyordu.
Sessizce konuştu.
“Havin… bana söz verdin…”
“Beni bırakmayacaktın…”
Yavuz omzuna dokundu.
“İyi olacak komutanım.”
Baran derin bir nefes aldı.
Sonra başını eğdi.
“Allah’ım… onu bana bağışla…”
Koridor sessizdi.
Dakikalar sonra ameliyathane kapısı açıldı.
Doktor dışarı çıktı.
Baran hemen ayağa kalktı.
“Doktor!”
Sesi titriyordu.
“Karım nasıl?”
Doktor hafifçe gülümsedi.
“Merak etmeyin.”
Baran bir an durdu.
Doktor devam etti:
“Anne de bebek de iyi.”
Baran şaşırdı.
“Bebek mi?”
Doktor başını salladı.
“Evet. Eşiniz hamileymiş. Ama ikisi de iyi.”
Baran bir an donup kaldı.
Sanki duyduklarına inanamıyordu.
Doktor konuşmaya devam etti.
“Eşiniz omzundan yaralanmış ama hayati bir tehlike yok.”
“Kan kaybından bayılmış.”
“Şimdi durumu iyi.”
Baran’ın gözleri doldu.
“Gerçekten… iyi mi?”
Doktor gülümsedi.
“Evet. Birazdan odasına alacağız.”
Baran derin bir nefes verdi.
Sanki içindeki bütün yük bir anda kalkmıştı.
Yavuz gülerek Baran’ın omzuna vurdu.
“Komutanım tebrikler…”
Baran hâlâ şaşkındı.
“Baba mı oluyorum…”
Sonra gözlerinden yaşlar aktı.
Ama bu sefer mutluluk gözyaşlarıydı.
Baran yavaşça fısıldadı:
“Şükürler olsun Allah’ım…”
Bir süre sonra hemşire geldi.
“Eşiniz uyandı. Görebilirsiniz.”
Baran hemen ayağa kalktı.
Odaya girdi.
Havin yatakta yatıyordu.
Omzu sargılıydı.
Gözlerini yavaşça açtı.
Baran’ı görünce hafifçe gülümsedi.
“Baran…”
Baran hemen yanına oturdu.
Elini tuttu.
“Çok korkuttun beni.”
Havin yavaşça konuştu.
“Ben… iyiyim.”
Baran onun elini öptü.
Sonra gözlerinin içine baktı.
“Bir de haberim var.”
Havin şaşkın baktı.
“Ne haberi?”
Baran gülümseyerek söyledi:
“Biz… anne baba olacağız.”
Havin bir an dondu.
"Ben hamilemiyim"
Sonra gözlerinden yaşlar akmaya başladı.
“Elhamdülillah…”
Baran onun alnından öptü.
“Artık daha da güçlü olacağız.”
Havin elini karnına koydu.
Sonra Baran’a baktı.
“Biz… bir aileyiz artık.”
Baran gülümsedi.
“Evet.”
“Gerçek bir aile.”
Ve o gece…
Hastane odasında
umut yeniden doğmuştu.