Sürpriz!"
Kapıyı ardına kadar açıp ellerimle ağzımı kapatarak karşımda duran kişilere tek tek baktım. Annem, babam, teyzem, teyzemin kızı Asu, yengem ve dayım. Resmen ilk defa böyle bir sürpriz yapıyorlardı.
"Ay içeriye geçin, çok soğuk." Dedim kenara çekilerek. Resmen heyecandan sesim titriyordu. Bir an gerçekten unuttular sanmıştım. Sanırım biraz alıngan biriyim.
Tamam fazla alıngan biriyim.
Hepsi sırayla içeriye geçtiklerinde kapıyı kapatıp doğrudan mutfağa yöneldim. Adet edindiğim gibi hemen çayın altını yaktığımda, omzuma bir elin dokunmasıyla irkilerek hemen arkamı döndüm.
"Ne korktun be kızım?"dedi Asu. Daha sonra boynuma sıkıca sarıldığında, ben de kollarımı beline sardım. İki yana sallanarak sıkıca sarıldıktan sonra geri çekilip yanaklarımı öptü.
"İyi ki doğdun kardeşim, umarım tüm dileklerin kabul olur. Umarım bu sene istediğin gibi geçer..." Diyerek elini cebine attı. "Sana ufak bir hediyem var, umarım beğenirsin."
Cebinden çıkardığı altın rengi, kalp şeklinde madalyonu olan kolyeyi bana gösterdiğinde, kaşlarımı bükerek "Yaa.." diye mırıldanıp yanağına öpücük kondurdum. "Çok teşekkür ederim."
"Hadi takalım, bakalım." Dediğinde arkamı döndüm. Boynuma takıp arkadan bağladıktan sonra, önüme geçip gülümseyerek yüzüme baktı. "Çok yakıştı, güzele ne yakışmaz?" Dedi gülerek.
Gülüşüne eşlik etsem de çok ciddiye almadım.
"Ne demezsin?"dedim kendimle alay ederek. Evet, bunu çok iyi başarıyordum.
"Sen bırak, ben güzel bir çay demleyeyim. Sen salona geç, doğum günü kızısın ya hani..." Dedi en masum hâliyle.
"Boşver be, zaten büyüklerin içinde tek kalınca sıkılıyorum..." Deyip sol omzunu silktim. "Böyle iyi."
"Tabakları çıkaralım o zaman. Pasta aldık gelirken, mum da aldık. Hem de on yedi tane..." Deyip işaret parmağıyla burun ucuma dokundu.
"Cidden mi?"dedim sevinerek.
"Hı hı," diyerek başıyla da onayladı. Derin bir içe çekip başımla onu onayladıktan sonra üst dolaptan aldığım tabaklar ve çekmeceden aldığım çatal, bıçaklarla beraber salona geçtim.
"Bir elinizi yıkayın." Dediğimde hepsi gülmeye başladı.
"Hadi biz elimizi yıkayalım, kendisi çok titizdir ya..." Dedi annem alaycı bir tonlamayla. Benimki gibi kumral olan saçlarını tokayla dağınık bir topuz yapmıştı. Üzerinde dizinin hemen altında biten kahverengi eteği ve krem rengi kazağı vardı. Hafif balık etli, benim aksime güzel bir kadındı.
"Öyle olsun bakalım, küçük hanım." Dedi babam gözlerini yalancı bir sinirle kısıp, yanımdan geçerken. Babam annemden bir karış, benden iki karış uzun, kır saçlı ve iri vücutlu bir adamdı. Şimdi üzerinde işe giderken giymiş olduğu koyu mavi kot pantolonu ve siyah boğazlı kazağı vardı. Sabah, akşam bizi geçindirmek için çalışırdı ve bundan bir defa bile şikayet ettiğini duymamıştım. Annem de aynı şekilde tabii. Sanırım bu evdeki tek şükür bilmez kişi bendim.
"Teyze, yenge, dayı hadi siz de..." Diyerek elimle banyoyu gösterdim. Teyzem annemin genetik kopyası gibiydi, Asu da onlara benziyordu. Sanırım bir ben, çirkin doğmuştum. Dayım annemin erkek haliydi. Yengem ise sarışın, hafif dolgun bir kadındı.
Yanımdan bana yalancı pis bakışlar atarak salondan çıktıklarında, gözlerim ortadaki sehpaya koydukları pasta kutusuna kaydı. Yüzümde buruk bir gülümseme oluşurken, hızlı adımlarla içeriye geçip elimdekileri sehpanın üzerine bıraktım. Daha sonra pastanın kutusunu açıp içinden çıkardım.
"Asu gelirken kibrit getir güzelim..." diye bağırdım.
"Getirdim, getirdim..." Diyerek içeriye gelen Asu, mumları pastanın üzerine dizmeme yardım etti.
"Çok mutlu oldum, iyi ki geldiniz." Diye mırıldandım. Sanırım duygusallığım bu gün hat safhaya ulaşıyordu.
"Deli misin kızım? Tabii ki, geleceğiz!" Dedi sitemime karşılık sitem ederek. Omzunu omzuma vurduğunda gülümsedim.
Kibritle on yedi tane mumun hepsini yaktıktan sonra yavaşça yere çöktüm. O arada bizimkiler yanımızdan geçerek koltuklara yerleştiler. Asu da dizlerini kırıp benim yanıma oturdu. Ellerini omuzlarıma koyup, "Önce bir dilek dile!"dedi büyük bir heyecanla.
Ellerimi ellerinin üzerine koyup gülümseyerek gözlerimi kapattım. O sırada hep bir ağızdan , "İyi ki, doğdun Ebru!"cümlesini alkış eşliğinde tekrarlamaya başladılar.
'Allah'ım lütfen beni ailem hariç biri daha sevsin. Beni sevip, korusun. Beni bu hâlimle de beğensin ve gözü benden başka kimseyi görmesin. Artık biri beni sevsin, lütfen... Amin...'
Gözlerimi açıp tüm mumları üfledikten sonra, gür bir alkış eşliğinde Asu'ya sarıldım. Yanaklarımı sıkıca öpüp, elini omzuma atarak saçlarımı karıştırdı. Bunu yapmasından nefret ediyordum ama şu an öyle mutluydum ki, bu mutluluğumun arasında bunu mazur görebilirdim.
"Ben çayları getireyim." Diyen Asu ayaklanarak salondan hızla çıktı. Dizlerimin üzerine yükselip, pastanın üzerindeki mumları yavaşça toplayarak boş tabaklardan birine bıraktım. Daha sonra bıçağı elime alıp Asu'nun gelmesi için bekledim.
"Geldim, geldim..." Diyerek salona girip elindeki çay bardaklarıyla dolu tepsiyi sehpanın üzerine bıraktı. "Ben de tutayım," deyip elini elimin üzerine koyduğunda, pastayı yavaşça kesmeye başladık. El birliğiyle pastayı küçük tabaklara ayırarak dağıttık. Daha sonra yan yana yerde bağdaş kurarak pastayı yerken, sohbet etmeye başladık.
"Dersler nasıl?"dedim Asu'ya bakarak. Annemler de çay içip pastadan yiyerek bize bakıyorlardı. Ben büyüklerle oturmayı da, konuşmayı da pek sevmiyordum. Zaten genelde bu böyledir. Bu yüzden Asu'yla oturup konuşmayı tercih ediyordum.
"İyi işte, senin dersler nasıl?"diyerek çatalı ağzına götürdü. Uzun süredir bir araya gelmediğimiz ve cep telefonlarımız da olmadığı için şimdi hasret gideriyorduk.
"Benimkiler de iyi. Tek vazifem ders çalışmak, neden kötü olsun ki?" Dedim başımı önüme eğerek.
"Bizim vazifemiz de öyle, zeki kızım benim." Diyerek saçlarımı karıştırdığında, gülerek ben de onun saçlarını karıştırdım.
"Delirtme beni, hoşlanmıyorum ya biliyorsun." Diyerek saçlarımı düzeltip, yüzümü buruşturdum.
"Buruşuk," dedi yanağımı çekiştirerek. Bu hareketi seviyordum ama bana ilk defa bu kadar cana yakındı. Şimdiye kadar hiçbir doğum günüme gelmemişlerdi. Hatta en son ne zaman kutladığımız bile aklıma gelmiyordu. Artık genç kız olduğuma göre kutlamasam da bana fazla koymazdı herhalde. Bunu küçükken yapmalarını beklerdim ama gel gelelim ki, o kadar düşünceli değillerdi.
"Bir oğlan var," diyen teyzeme pürdikkat kesildim. Bakışları bana daha sonra anneme kaydı. "Sizin kıza talip, diyoruz ki nişanlayalım. Hatta mümkünse imam nikahlarını kıyalım, kızın on sekizini doldurduğunda da resmi nikah kıyarız..."
İşte bu! Tam olarak gelme nedenleri bu! Biliyordum işte, beni yıllarca aramaz sormazlar, şimdi talibim çıkmış diye gelmişler.
"Kaç yaşında?"diyen anneme büyük bir şaşkınlıkla baktım. Asu bir şeyler anlatıyordu ama dinleyemiyordum.
"Yirmi sekiz, biraz yaş farkı çok ama oğlanın hâli vakti yerinde. Sizin kızı el üstünde tutar." Dedi teyzem.
Bakışlarım tenis maçı izliyormuşum gibi ikisi arasında gidip geliyordu.
"Adı ne?"dedi annem.
"Zubea..." Diye cevap verdi teyzem.
Aniden gür bir öksürük tuttuğunda, ayaklanıp koşarak salondan çıktım. Midem de bulanmaya başladığında, öğürerek elimi karnımın üzerine koyup banyoya koştum. Banyo kapısını açıp içeriye girerek lavaboya yaklaştım. Bir kaç kez öğürsem de kusamayıp geriye çekildim.
Elimi alnıma ve boynuma koyup ateşimi yokladım. Ateşim yoktu. Duyduğum isim ne garipti öyle? Zubea da kimmiş? Öyle bir isim hiç duymamıştım. Gerçi tek sorunum da bu değildi ya, bu yaşta ne evlenmesi?
Ben önce okulu bitirip de üniversite okumayı düşünürken, sanki ben yanlarında yokmuşum gibi, konuşmaya hakkım yokmuş gibi aralarında aldım verdim yapıyorlar. Gerçekten çok saçma. Bu düşünce aşırı saçma.
Ellerimi saçlarımın arasından geçirip doğrudan banyodan çıkarak, bıkkın adımlarla ilerledim. Tam salona geçecekken kapı zilini duyup yönümü değiştim. Yanaklarımı içini şişirip bırakarak, zorla arttırıyorlarmış gibi attığım adımlarla, dar koridorda ilerleyerek kapıya yöneldim.
"Geldim, patlama..." Diyerek elimi kapının kulpuna koyup hızla açtım ve ileriye baktım.
"Dondum, dondum... Çok soğuk..." Deyip yanımdan geçerek içeriye giren kişi, annemden başkası değildi.
Arkasından şaşkın bakışlar atarak, tekrar dışarıya baktım. Annem üzerindeki eskimiş gri renk paltosunu çıkarıp portmantoya asarken, donmuş gibi kalakalmış onu izliyordum. Üstü başı sırılsıklamdı, yanakları kıpkırmızıydı. Daha önce eve gelmemiş miydi zaten? Ne ara dışarıya çıkmıştı ki?
Dar koridorda ilerleyip yatak odasına doğru ilerlediğinde, ben de peşine takılarak ilerledim.
"Kızım baban aradı. Geç gelecekmiş, beni beklemeyin dedi..." Diye yüksek bir sesle konuştu, yatak odasından.
Salondan gülüşme sesleri yükseldiğinde, yavaş adımlarla salonun girişine doğru yöneldim. Elimi kapının pervazına koyarak içeriye baktığımda, hepsi az önce olduğu gibi yerlerinde oturmuş, pasta yiyerek sohbet ediyorlardı. Babam ve annem de oradaydı. Peki yatak odasındaki kişi kimdi?
Arkamı dönüp ürkek adımlarla ilerleyerek annemle babamın yatak odasının önüne geldim. Elimi kapının kulpuna koyup, hızlanan soluklarımı ve kalbimi yavaşlatmaya çalıştım. Ancak bunda pek başarılı olduğum söylenemez.
Kapının kulpunu yavaşça çevirirken arkamda bir hareketlenme duyup, yavaşça arkamı döndüm. Salondan sırasıyla çıkan dayım, yengem, teyzem, annem ve babam önümden geçerek dış kapıya doğru yöneldiler. Kapıyı açıp teker teker dışarıya çıktıklarında, en son Asu kapısının önünde durdu ve omzunun üzerinden bana bakıp gülümsedi.
"Üzülme, biz doğum gününü kutladık. Hep de kutlayacağız. İyi ki, doğdun güzel kız..." Deyip gözlerini sıkıca kapatıp açtıktan sonra önüne döndü ve dışarıya çıktı.
Kapı kendi kendiliğinden yavaşça kapanırken, son gördüğüm kişi yine o siyah kapüşonlu adamdı. Yüzü görünmüyordu ama o hep bana bakıyordu. Hemen elimi boynuma atıp, Asu'nun bana verdiği kolyeyi aradım. Boynumdaydı. Ve sanırım Asu'nun değil, onun hediyesiydi...