11. Bölüm

2097 Words
11.Bölüm   Melike Sevil’in yanından hızlı adımlarını ayırarak sınıfa gitti. Sevil derin bir iç çekerek, adımlarını koridorun camına kadar sürüklemişti. Zeytine andıran gözlerini dışarı çevirerek uzun süre herkesi inceledi. Bankta tek başına oturan Ekrem bakış alanına takılmıştı. Öylece duruyordu, bir şeyler düşünüyor gibiydi. Adımlarımı koşarak koridor sonuna ilerletti ve merdivenlerden aşağı inerek bahçeye çıktı. Ekrem'in oturduğu bankın yanında durmuştu. Sakince oturduğunda bakışları kendisine dönmüştü. Oldukça baygın bakışlarını süzdüm ve önüne dönerek etraftaki insanları incelmeye başlamıştı. Sevil bir şeyler söylemek istedi ama sanki dili düğümlenmişti ve konuşamıyordu. Bugün onu kurtardığı için teşekkür etmek istiyordu. “Teşekkür ederim.” Mavi gözleri Sevil’e döndüğünde yorulmuş hafif bir gülümsemeyle tebessüm etti. İçinde kopan fırtınaların burukluğu yüzüne yansıyordu. “Önemli değil, sen olsan eminim ki sende yardım ederdin.” “Tabi ki.” Dedi tebessüm ederek. “Eminim, ama bu olaylara bulaşma Sevil. Sen zararlı çıkarsın. Benden ve satıcılardan uzak dur.” Sevil hiçbir yanıt verme girişiminde bulunmamıştı. “Bu gün Sefa neden o kadar tepki verdi?” “Tuğçe’yi seviyor, kötü bir insan olsan bile zaafın oluyor. Herkesin vardır.” “O zaman sevinmesi gerekmez mi? Bir insan sevdiğinin iyiliğini istemez mi?” dedi Sevil yaptıklarını anlamdıramayarak. “Ama bazıları bencilce yanında olsun ister. Ne olursa olsun sevdiğim yanımda olsun der.” “Ben Sefa’nın Tuğçe’yi sevdiğine inanmıyorum.” “Hayır Sefa Tuğçe’ye deliler gibi aşık. Bu yüzden gitmesini hazmedemedi ve sana saldırdı.” “Ama Tuğçe çok yakında tekrardan gelecek, Tuğçe bağımlı değilmiş sadece göz altında tutacaklar.” “Aferin, Tuğçe bizim yapamadığımızı ve yapamayacağımızı yaptı.” “İstersen sende yapabilirsin.” “Denedim ama yapamadım. Artık o kadar alışmış ki vücudum, kendim defalarca bırakmayı denedim, olmadı. Ellini havaya kaldırarak yavaşça Ekrem'in omzuna koydu. Yaklaşarak destek vermek için elini tuttu. “Hastaneye yatman gerek.” Dedi Sevil. Ses tonunu oldukça sakin tutuyordu. “Hayır olmaz, yapamam.” “Başarabilirsin çünkü kurtulmak istiyorsun, uzunda sürse kurtulursun.” “Hayır olmaz. Okulu aksatamam, derslerim iyi.” “Derslerin iyi? Daha inandırıcı bir bahane bul. Yeme beni.” “Seni kandırmak gibi bir derdim yok. Derslerim gerçekten iyi ve babamla aramda iyi bozam.” Dedi Ekrem sıkıntı içerisinde. “Eminim babanda tedavi olmanı isterdi ve destek çıkardı.” “Bencilin teki, kendisinden başkasını düşünmez. Ondan nefret ediyorum.” Öyle düşünme, inan bana elinden geleni yapmaya çalışacaktır. “Eğer iyi bir baba olsaydı, sorgusuz sualsiz o kadar parayı göndermezdi. Aşağılık herif, şimdi iş yerinde sekreterleriyle flört ediyordur. Onun için dünya eğlence yeri. Sorumlulukları umurunda bile değil.” “İyi peki, o zaman kendine zarar vermeye devam et. Babanı en önemlisi de anneni hayal kırıklığına uğrat. Çok bencilce sadece sen yoksun.” Sevil sinirlenerek ayağa kalktığında Ekrem’de öfkelenmişti. Yüzü kızarmıştı. Yüz hatları gerginleştiğinde ayağa kalkarak sert ses tonuyla konuştu. “Annemin adını azına bile alma. O öldü.” “Daha da kötü, kemikleri sızlıyordur. Babana dönüşmeni çaresizce yattığı yerden izliyordur.” Sevil’in konuştukları ağrına giderken kolunu sertçe tutarak bıraktı. “Ben asla annemi hayal kırıklığına uğratmayacağım, ileride iyi bir mesleğim olacak” “Annen iyi bir mesleğin olmanı değil, ama bu zehirden kurtulmanı her şeyden daha çok isterdi emin ol.” “Okulumu aksatamam. Aksatırsam ders notlarım düşer ve geleceğim ellerimin arasından kayıp gider. “Sana destek olurum. Sen yeter ki değişmek için karar ver. Derslerim oldukça iyi.” “Benim kadar değil.” Dedi Ekrem. “Nereden biliyorsun?” “Her yıl başarı derecene göre sınıfın yükseltiliyor. Ben en üst sınıftayım ve sen o sınıfta değilsin.” “Ben okula yeni geldim ve hepsini teker teker geçmem gerekecek. Emin ol üst sınıflara yerleşirim.” İmalı bakışlarını üzerime getirerek hapsettiğinde yapmacık biçimde gülümsedi. “Neden bu kadar çok bana yardım etmek istiyorsun?” Soruda fazlasıyla haklıydı. Neden ona yardım etmek istiyordu? Bu okula daha yeni gelmişti. O tanımadığı tehlikeli bir yabancıydı. Yardım etmek istemesi deliceydi. İzahı ve bahanesi olamazdı, fakat bahane bulma konusunda hızlı davranması gerekliydi. “Çünkü sen o zehri kullanmak istemiyorsun ama bırakamayacak kadar da korkaksın. Ekrem Sevil’e bakarak alaycı yüz ifadesiyle sırıttı. “Daha inandırıcı bir yalan bul, belki inanırım.” “Hayatımı kurtardın.” “Öyle mi? Sen her hayatını kurtarmaya çalışana yardım mı ediyorsun?” “En azından etmeye çalışıyorum.” “Senden yardım istediğimi hatırlamıyorum.” Dedi Ekrem. “Bu durumda olup yardım isteyeni zaten hiç görülmedi.” “Emin ol, isteselerdi isterlerdi.” “O zaman sen bırakmak istiyorsun fakat kendine yarımcı olamıyorsun, çünkü sağlıklı düşünemiyorsun.” Dediğinde Ekrem derin bir iç çekti. “Bu konu mantıksız bir düzeyde farklı yönlere gidiyor ve çok uzadı. Okula yeni gelmiş tanımadığım bir kızla bu konuyu tartışmayacağım.” “Sana yardım etmek isteyende kabahat.” Dediğinde Sevil inatçılığını sürdürmüştü. “Ben yardım istediğimi hatırlamıyorum.” Dedi tekrarlayarak. “İyi, sende o zaman annenin kemiklerini sızlatmaya devam et.” Ekrem bu sefer çok sinirlendi. Kolundan tutarak sert biçimde tuttu ve kendisine çekerek yapıştırdı. Ses tonu oldukça tehditkar çıkmıştı. “Bana bak kızım. Benden ve satıcılardan uzak dur. Bir de kendi iyiliğin için çeneni sıkı tut.” Ekrem kısa bir süre Sevil’in gözlerinin içine sinirle baktı ve sıkmış olduğu kolumu sertçe savurdu.  Arkasını dönüp gitmeye yöneldiğinde Sevil susmamıştı. Bu kız uslanmaz bir aykırının tekiydi. Hiçbir şeyden korkmuyordu. Bugün yaşadıkları da ona ders olmamıştı. Böyle devam ederse güme gidecekti. “Yazık. Melike'nin anlattığı kadarıyla seni iyi birisi sanmıştım. Ama artık onlardan farkın bile kalmamış.” Ekrem arkasını tekrardan dönerek Sevil’in yanına geldi. “Ben eski Ekrem değilim, bunu kafana sok. Kendi iyiliğin içinde çeneni kapat.” Ekrem hızla Sevil’in yanından uzaklaştı. Arkasından öfkeli ve inatçı bakışlarıyla onu izlediğinde, Sefa yanına gelerek önünde durmuştu. “Sen cidden bela istiyorsun, benim elimden Ekrem sayesinde kurtuldun. Acaba Ekrem’in elinden seni kim kurtaracak zeytin hanım.” “Sen ne iğrenç bir herifsin, hala sırıtabiliyorsun. Benimle uğraşacağına git Tuğçe’yi gör ve özür dile.” “Onu görmeye gitmeyeceğim.” Dedi düz ifadeyle biraz olsun ciddileşmişti. “Onu sevmiyorsun.” “Hayır seviyorum.” “Sevseydin ona hap vermezdin.” “Her zaman yanımda olması için ona hap verdim.” Dediğinde gözlerini kaçırdı. “Gerçekten bencilsin, insan sevdiğinin iyiliğini düşünür. Nasıl onu buna zorlayabilirsin? Aklım almıyor.” Sefa birden başını önüne eğdi ve ayağıyla toprağı karıştırıyordu. Oldukça ciddiydi ve susmuştu. “Verdikten sonradan pişman oldun değil mi?” dedi Sevil Sefa’nın düşüncelerini okurcasına. “Saçmalama, hayır.” Dedi gözlerini Sevil’den kaçırırken. “Evet oldun.” “Hayır.” “İnkar etme. Dersler bittikten sonra Tuğçe'nin yanına git.” “Okuldan çıkış yasak.” Dedi Sefa ciddi biçimde. Dalga geçtiğini düşünmüştü fakat öyle değildi. Oldukça ciddiydi. “Hiç güleceğim yoktu. Sanki dün gece okuldan gizlice çıkan bendim. Gündüz okuldan çıkmak senin için çocuk oyuncağı.” “Gitsem bile beni görmek istemez.” Dediğinde boş olan banka oturarak yayılmıştı. Sefa’nın ilk defa bir konu hakkında ciddi olarak konuştuğuna şahit olmuştu. Tuğçe’yi sevip sevmediğine emin olamamıştı lakin önemsediği aşikardı. İlk kez gülmüyordu. “Bende olsam istemezdim, ama bence yine de git. Kendini daha iyi hisseder. Özür dilersin. Hem bana sorarsan o da sana karşı boş değil.” “Ne demek istiyorsun?” dedi Sefa gözlerini kısarken. “Tuğçe’de senden hoşlanıyor bence. Sanırım aşağılık bir insan olduğun için senden uzak duruyor.” “Saçmalama.” Sevil ciddi bakışlarını Sefa’ya diktiğinde, mırıldanmıştı. “Ciddisin.” “Galga geçer gibi bir halim mi var?” “Neyse sonra görüşürüz, ben gidiyorum.” Dedi ve arkasını dönerek yanından uzaklaşmıştı. “Nereye?” “Hastaneye.” “Ben okul çıkışından bahsetmiştim.” “O kadar bekleyebileceğimi sanmıyorum.” Sefa koşarak Sevil’in yanından ayrıldığında gülmeye başlamıştı. Sefa’nın hızlıca yanından ayrılması çok komikti. Sanki yıllardır duymak istediği bir hayali duymuştu. Saatine baktığında olduğu yerden fırladı. Ders başlamak üzereydi. Koşarak okula girdi ve merdivenlerden çıkarak ilerledi. Birine çarpmasıyla birlikte sertçe yere çakıldı. Gözlerini kaldırarak baktığında Ekrem’i karşısında görmüştü. Sinirle oturduğu yerden kafasını tutarak, konuşmaya başlamıştı. “Kızım benden uzak dur diyorum. Başını belaya sokacaksın diyorum. Sen hala gelip bana çarpıyorsun.” “Bilerek mi çarptım?” dediğinde Ekrem ayağı kalktı ve söylenerek gitti. “Çattık ya. Okulun ilk gününden başıma bela oldu!” Ekrem söylenerek giderken Sevil arkasında bağırmıştı. “Odun.” Dediğinde Ekrem arkasına dönerek yanına gelmişti. “Sen ne dedin?” “Odun dedim. Bir itirazın mı var? Şurada yere düşmüşüm. İnsan bir yardım eder değil mi?” “Niye elin yok mu senin? Kendin kalk.” “Onun için odunsun.” “Seninle uğraşamayacağım cadı.” Dedi Ekrem. Sesi yumuşak ve güçlü çıkmıştı. Eğildi ve Sevil’in elinden tutarak yavaşça kaldırmıştı. Sevil’in çelimsiz haliyle ona kafa tutması oldukça komiğine gidiyordu. Ekrem güçlü fakat yumuşak bir biçimde, ellerimden tuttuğu gibi beni ayağa “Benim için dönmene gerek yoktu.” “Seni kaldırmak için dönmedim, sana soru sormak için döndüm.” “Ne soracakmışsın?” “Sefa nerede biliyor musun?” “Ne yapacaksın sen Sefayı?” “Sana ne? Sen soruma cevap ver.” “Sefa Tuğçe'yi görmeye hastaneye gitti.” Ekrem kolundan bir kez daha tuttuğunda bu sefer oldukça canını yakmıştı. Onun iyiliği içindi. Kendilerinden uzak durması lazımdı. Başı belaya girecekti. Onu her zaman kurtaramazdı. Baş belasının tekiydi. “Ah.” Dedi sessizce. “Eğer bir daha karşıma çıkarsan geçtiğim yolsan bile geçersen, benimle konuşmaya bile cesaret edersen sana yemin ederim ki Sefa’nın yapmasına engel olduğum şeyi sana yaparım.” Acıdan kolunu hissetmezken canı oldukça yanmıştı. Verdiği tepkiden çekinirken uzak durmaya onu ikna etmişti. Ekrem masmavi gözleriyle sinirli bir biçimde gözlerine bakıyordu. O kadar sinirliydi ki, kendine hakim olabilmek için derin derin nefes alıyordu. Sevil ise köşeye sıkışmış kedi yavrusu gibi acınası bir yüz ifadesiyle bakıyordu. Kolunu bırakarak arkasını döndü ve Sevilden uzaklaştı. Melike sınıfa gitmişti. Ders başlamak üzereydi. Arada dönüp yanında oturan Cenker’e bakıyordu. Kafasını bir kere bile kitaptan kaldırmaya tenezzül etmemişti. Neyi olduğunu anlayamamıştı. “Cenker.” Beyefendi sonunda kafasını kitaptan kaldırma zahmetinde bulunmuştu. “Efendim?” “Neyin var?” “Dün gece neredeydin Melike?” “Yatakhanede.” “Yalan söyleme, dün gece neredeydin?” Utanarak başını öne eğmişti. “Yatakhanede değildim.” “Ekrem ve Sefayı dün siz kurtardınız değil mi?” “Evet.” “Sana inanamıyorum, bunu nasıl yaparsın?” “Kardeşimin başı sıkışmıştı, ona yardım etmek zorundaydım.” “O eski Ekrem değil Melike. O Ekrem bile değil. O senin kardeşin değil.” “Haklısın, ama onu göz göre göre orda bırakamadım. Bıraksaydım okul hayatı bitecekti. Yapamadım.” “Böyle daha mı iyi?” “Değil, ama öyle de iyi olmayacaktı. Onu ikna etmeliyiz.” “Edemezsin. Daha ne kadar uğraşacaksın?” “Sonuna kadar. O benim çocukluk arkadaşım, hayatımın en güzel anları onunla birlikte Cenker ben nasıl onu yüz üstü bırakabilirim? İnsan kardeşine sırtını döner mi?” Başını öne çevirerek not defterini açtı ve uzun süre kontrol ettiğinde Cenker Melike’nin elini tuttu. Onun için endişeleniyordu, fazla tepki vermişti. “Bağırdığım için özür dilerim, ya yakalansaydınız? Ya okuldan sen atılsaydın.” “Bunlar olmadı ama...” dedi Melike. Bir daha bu işlere bulaşmanı istemiyorum Melike. “Bir daha bulamayacağım zaten, tek isteğim kazasız belasız bu okuldan mezun olmak.” Kapı açıldığında içeri Geometri öğretmeni gelmişti. Masasına oturdu, 130.sayfayı açmalarını istedi. Cenker'le hızlıca sayfayı açmışlardı. Biraz sonra kapı tıklandı ve içeri bir çocuk girdi. -“Dersinizi bölüyorum pardon. Müdür bey, Melike Yalçın ve Cenker Yanar'ı yanına çağırıyor.” Cenker'le Melike birbirlerine dönerek soru dolu gözlerle baktıklarında adeta gözleriyle konuşuyorlardı. Hızlıca bakışları çocuğa çevrilmişti. “Şimdi mi?” dedi öğretmen. “Hemen.” Demişti genç çocuk. “Gidin.” Diyerek başıyla onayladığında. Cenker ve Melike ayağa kalkmıştı. Genç çocuğu takip ederek yavaş adımlarla sınıftan ayrıldıklarında Melike gen. Ve uzun boylu çocuğa sordu. “Müdür bizi neden çağırdı?” “Evet niye çağırdı? Dedi Cenler. Sağ taraftaki koridora döndüklerinde Sevil, Ekrem ve Sefa’yı görmüşlerdi. “Müdür beşinizi çağırmamızı istedi.” Yavaş yavaş hepsi meraklı gözlerle birbirlerine baktı. Nöbetçi önden ilerliyor, müdürün odasına götürüyordu. Melike Sevil’e dönerek baktı. Ekrem ve Sefa’dan oldukça uzak duruyordu.. Ekrem ve Sefa ise soru soran gözlerle birbirlerine bakmakla meşgullerdi. “Ne dönüyor burada?” dedi Melike. “Bir dakika Cenker, ne alaka?” dedi Ekrem. Konuşmaları bitmeden müdürün odasına varmışlardı. Kapıyı tıklatarak nöbetçi onları içeri aldığında Müdür bakışlarını üzerlerine dikmişti. “İçeri geçin ve kapıyı kapatın.” Dedi. En son giren Sefa kapıyı kapattı. “Direk konuya giriyorum, dün gece beşiniz neredeydiniz?” Hepsi birbirine dönerek şaşkın gözlerle bakmışlardı. Melike yeşil gözlerini Cenker’e diktiğinde bakışları oldukça sakin ve dingindi. Herkes gibi onunda aklından aynı düşünceler geçiyordu. Peki Cenker neredeydi? Dördünün nerede olduğu aşikardı. “Beşimiz derken?” dedi Ekrem. “Uzatmayın ve cevap verin. Dün gece beşinizde yatakhanelerinizde ve yataklarınız da değildiniz! Neredeydiniz? Kocaman bir sorun gündemlerine bomba gibi düşmüştü. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmuşlardı. Verecekleri hesap gece verdikleri sınavdan daha çetin olacaktı. Hepsi sadece sustu ve Müdür Bey’in gözlerine baktı. Güzel bir bahane uydururlarsa iyi olacaktı. Yoksa sonları oldukça kötüydü.  
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD