10.Bölüm

1252 Words
10.Bölüm   Soluk soluğa kalmıştı, nefes alışverişleri öylesine derindi ki; bedeni korkudan tepki veriyordu. “Evet salak! Biz Tuğçe’yi şikayet etmedik. Kendi isteğiyle gitti. Bu zıkkımdan kullanmak istemiyorum, dedi ve Sefa'dan bunu bana yaptığı için; Nefret ediyorum. Dedi.” “Kapat çeneni artık. Bir tane kullanıcı gittiyse yerine yenisi gelir.” Dediğinde Sefa bağındaki bıçağı hafifçe kaldırdı ve kapatarak aheste hareketlerle koyarken yüzünde acı çeker gibi bir ifade vardı. Tek eliyle Sevil’in ellerini tutarak etkisiz hale getirmeyi bırakmamıştı. Gitmesini önlüyordu. Son dediğini anlayamamıştı. “Anlamadım?” dedi hafifçe soru dolu gözlerini ona dikerek. “Birazdan anlayacaksın.” Dediğinde fazlasıyla sakindi. Bakışlarını etrafta kolaçan etti ve kimsenin olmadığına emin olduğu anda kravatına elini götürerek tek eliyle içinden bir tane hap almıştı. “Sakın, yapma.” Dedi kaşlarını havaya kaldırarak. “Ne yaparsın?” Sevil hızlıca ağzını sımsıkı kapattığın da, elini ağzına bastırarak açmaya çalıştı fakat çenesini tamamen kenetlemişti. Ayaklarıyla kurtulmak için çırpınırken elinden geleni deniyordu. Olmuyordu, çok güçlüydü ve onun karanlık ellerinden kurtulamıyordu. Hareketleri başarısızdı. Dipsiz bir karanlığa doğru çekildiğini hissediyordu. Kollarını bile hareket ettiremezken gözlerinden yaşlar süzülerek yanaklarını ıslatmaya başladı. Oradan boynuna kadar inmişlerdi. Korkuyordu. Kocaman bir karanlığa teslim olmak ve hayatını mahvetmek istemiyordu. Bunların olmasındansa ölmeyi yeğlerdi. Küçücük zehir dolu bir maddeye bağımlı olarak yaşayamazdı. “Ağlama ama, içince hoşuna gidecek. Öyle bir uçacaksın ki, senden mutlusu olmayacak. O mutluluğu bir kere tadınca bir kez daha isteyeceksin. Müptelası olacaksın.” Hayır anlamında başını sağa sola salladığında, zeytine andıran gözleri korkuyla yüzüne bakıyordu. Bütün gücüyle kuvvet uygulayarak hapı ağzına sokmaya çalışıyordu. “Bu kadar oyun yeter! Aç artık ağzını.” Dediğinde Sefa debelenmesine dayanamadı ve Sevil’in burnunu da kapatarak nefes almasını önledi. Uzun süre nefessiz kalınca ağzını açacağını biliyordu ama bunu yapmayacaktı. Bir nefes alsa da hayatı bitecekti, almasa da… Önemli olan ne uğruna öldüğündü. Bunu kendisine ailesine yapamazdı. Bir söz vermişti ve verdiği sözleri tutardı. Nefesinin bittiğini hissederken yüzü mosmor kesilmeye başladı. Gözlerini kapatarak bilincini güzel anılara taşıdı. Nefesi bitmişti ve artık titriyordu. Sefa gülmesini keserek sinirlendi. Sonunda ağlayan gözlerimin içine baktı ve derin bir nefes alıp burnumu açtı. Ölmeyi bile göze aldığını anlamıştı. Bir katil olmak onun bile isteyeceği en son şeydi. “Salaksın.” Dedi. Burnumdan derin nefes alıp veriyordu, gözlerinden süzülen yaşların ardı arkası kesilmemişti. Öksürük tuttuğunda bir süre boğazını tutarak öksürmüştü. Bir el Sefa’yı üzerinden çekip sertçe aldığında, kim olduğunu seçememişti. Bilincini toparlamaya çalışıyordu. Titreyen ellerimle yerden destek alarak yere oturdu ve bir süre bekledi. Başı dönüyordu. Elleriyle yerden destek alarak arka tarafındaki duvara doğru gitti ve zorlukla yaslandığında neredeyse baygınlık geçirmek üzereydi. Zihni dumanlı ve sisliydi. Etrafı kıpkırmızı görüyordu. Nesneleri seçemiyordu. Ekrem’i zorlukla seçtiğinde, Sefa’yı alarak kenara fırlattığını gördü. “Ne yaptığını sanıyorsun sen?” dedi öfkeli bakışlarla. Sefa sırıtıyordu. “Hap veriyorum.” “İstedi mi ki?” Sefa sırıtmasını genişleterek cevap verdi.. “Sen istemiş miydin?” Ekrem sinirli ve ateş püskürten gözlerle Sefa’ ya bakıyordu. Artık bardağı taşıran o son damlaydı. Elini sıkarak yumruk yaptı ve tüm gücüyle onun suratına savurduğunda, geçmişe dair tüm intikamlarını ve birikmişlerini kusuyordu. “Seni öldüreceğim!” Sefa’nın boşluğuna geldi. Ekrem’den böyle bir tepki beklememişti. O yüzden hazırlıksız yakalandı ve kendini yerde bulmuştu. Yerden zorlukla kalkarken ağzının kenarından kan süzülerek akıyordu. Ekrem sinirine hakim olamayarak üzerine atladığında, bir tane daha yumruk savurmuştu. Yüz hatları kıpkırmızıydı. Boynundaki damar bağırmaktan ve öfkeden belirginleşirken, nefesleri düzensizdi. “Yetti be herkesin senden çektiği. Sen ne rezil bir adamsın ya. Bu kız dün senin hayatını, geleceğini kurtardı. İnsanda bir utanma olur.” Sevil kendine geliyordu. Bakışları Ekrem ve Sefa’nın üzerindeydi. Ekrem birkaç tane daha yumruk savurduğunda, Sefa sadce bir kez yumruk patlattı. “Deli misin oğlum? Kızın teki için beni dövüyorsun, kendine gel.” Diyebildi zorlukla. “Lan gel buraya öldüreceğim seni! Elimde kalacaksın! Ya sen beni öldür, bu zulümden ben kurtulayım, ya da ben seni öldürüp yine bu iğrenç hayattan kurtulayım.” Dedi Ekrem. “Ekrem kendine gel!” dedi zorlukla Sefa. Sevil zorlukla duvara tutunarak ayağa kalktığında, görüşü henü toparlayamamıştı. Koridorun başında görünen Melike; koşarak yanlarına yaklaştı ve kolundan tutarak, destek verdi. “Sevil iyi misin?” dedi kokuyla. “İyiyim.” Diyebildi kısık sesle. “Ne oldu? Kim ne yaptı sana?” dediğinde Melike’nin bakışları Ekrem ve Sefa’ya dönmüştü. Kavga etmelerine mana veremezken soru dolu gözlerini Sevil’in baygın gözlerine çevirdi. “Bunlar niye kavga ediyorlar? Ne oldu Sevil anlatsana.” “Sefa zorla hap vermeye çalıştı.” Dedi. Melike birbirlerine deli gibi girişmiş olan Ekrem ve Sefa'ya tekrar döndü. “Yeter artık, kesin kavgayı. Başımızı belaya sokacaksınız.” Ekrem Melike'nin sert uyarısı üzerine kavgayı kesmişti. Sefa önce dönüp bize baktı. Sonra ardından hızla adımlarla yanımızdan uzaklaşmaya başladı. Ekrem derin bir nefes alarak yanımıza geldi ve Sevil’e yaklaştı. “Sen iyi misin?” Evet anlamında başını sallamakla yetinmişti. “Verdi mi?” “Hayır direniyordum, son anda sen aldın üstümden.” Dediğinde zorlukla konuşuyordu. Kendine bir türlü gelememişti. “İyi de neden? dedi Melike. “Seninle ne gibi bir derdi olabilir?” “Tuğçe'nin hastaneye gittiğini öğrenmiş ve bizim şikayet ettiğimizi sanıyor.” “Öyle mi? “Durun bir dakika, Tuğçe şu an hastanede mi?” “Biz dün Sevil’le birlikte Tuğçe’yle konuştuk ve onu ikna ettik. Bu sabah erkenden Tuğçe'yi hastaneye götürdük ve durumunu sorduk. Doktor daha bağımlı hale gelmediğini söyledi, fakat yine de bir kaç gün hastanede göz altında kalmasının iyi olacağını söyledi. Psikolog desteğiyle birlikte süreci devam ettirecek.” Şaşkın gözlerini Melike’nin üzerinde tuttu ve sakince sözcükler ağzından dökülmüştü. “Şanslıymış, onun adına sevindim.” “Evet şanslı ve çok kısa bir süre içinde aramızda olacak.” Dedi gülümseyerek Melike. Ekrem mavi gözlerini yere dikmiş ve sabit noktaya uzun süre bakınıyordu. Yavaşça Melike koluna dokunarak fısıldadı. “Sen iyi misin?” Bitkin bir şekilde kafasını evet anlamında sallamakla yetindi. “Sonra görüşürüz.” Dediğinde adımları ters istikamete yöneldi. Sınıfına doğru ilerlerken, Melike bakışlarını Sevil’e döndürdü. Daha iyi görünüyordu. Kendisini toparlamıştı, solukları düzenlenmişti. “Salak mı bu çocuk ya? Bunun cidden tedavi görmesi gerek. Psikopatın teki.” Dedi Sefa’yı kast ederek. “Bundan sonra hiç bir şeye bulaşmayacağım. Sende bulaşma. Yoksa kendini onlardan biri olmuş bir şekilde bulacaksın. Ya Ekrem gelmeseydi? Ne yapacaktın ha? Bize mi düştü insanları kurtarmak, biz kendimizi kurtaralım. Ekrem'e dua seni kurtardı.” “Ekrem beni neden kurtardı? Oda satıcı değil mi?” dedi Sevil. “Bilmiyorum Sevil. Artık hiç bir şeyi bilmiyorum. Lakin sen Ekrem’e de dikkat et. Onların ne yapacağı belli olmaz. Sağları solları bir değil.” “O senin kardeşin, onun hakkında nasıl bu kadar rahat konuşabiliyorsun? Hiç mi güvenmiyorsun?” dedi Sevil şaşırırken. “Bak Sevil. Bu hapların nasıl bir şey olduğunu sende fazlasıyla biliyorsun. Ben Ekrem’e değil, onun zihnine ve bedenine güvenmiyorum. Artık damarlarında akan zehir onu ele geçirmiş durumda. Dirayetleri ve idrakleri o bağımlılığın ellerinde. Sevil’in koluna girerek yavaş adımlarla koridorun sonuna kadar ilerlemişlerdi. “Onu ikna etmelisin, tedavi olmalı. Bunu yapabilirsin.” Dedi sevil direterek. “Ekrem'in tedavi olması neden bu kadar umurunda?” “Çünkü Ekrem, hap kullanmak istemiyor. Zorunda olduğu için kullanıyor. Bunu göremiyor musun? Nasıl göremezsin…” dediğinde Melike’ye dönüp gözlerini kısmıştı. “Görüyorum fakat bu satıcı olduğu ve de başkalarının boğazına bıçak dayamasını gerektirmiyor değil mi? Bak Sevil. Eğer Ekrem’in damarına basarsan, cidden tahmin bile edemeyeceğin şeyler yapar. Onun ters tarafına denk gelmedin. Ben artık sınıfıma gidiyorum, dersler bittikten sonra görüşürüz.” “Ama daha zil çalmadı, yarım saatten fazla zaman var. Yemek molası.” Dedi Sevil. “Yetiştirmem gereken bir ödev var.” Dedi Melike geri geri yürüyerek ve ekledi. “Cenker’i çok boşluyorum. Biliyorsun aynı sınıftayız ve bu gün çok soğuk davranıyor, onunla ilgilenmem lazım.” “Tamam, sonra görüşürüz.” Demekle yetinmişti.    
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD