28.Bölüm

2100 Words
28.Bölüm  Bir kaç dakika içinde Cenker, Sefa ve Cihan Polat'ın bütün adamlarını evire çevire dövmüşlerdi. Hızlarını almayarak çok sert darbeler vurmuşlardı. Hepsi aldığı darbelerden dolayı bayılmak üzereydi. Sefa son darbesini vurarak adamı yere yapıştırmıştı. O kadar sert vurmuştu ki kendisi de dengesini alamayarak düşmüştü. Sırıtarak yerden kalktı. "Son adamda benim." Dedi Sefa. Ekrem pek gülmüyordu. İş ciddiliğini koruyordu. "Hadi gidelim! Çabuk olalım. Peşimize takılacaklar!" "O kızı alalım!" dediğinde Sevil. "Tamam ben gidiyorum!" dedi Cihan. “Sevil kızın kilitlendiği odanın anahtarı nerede?” “Polat’ın cebinde.” Dediğinde Sevil gitmek için hareketlenmişlerdi. “Biz arabaya gidiyoruz. Orada buluşalım." Dedi Ekrem. Sefa gözlerini kapatarak usanmış bir ifadeyle konuştu. "Hayda Polat'ta baygın yukarıdaki odada yatıyor." "Tuğçe'de kaldı o." Dedi Ekrem. "Tamam. Ben hallederim. Kasılmayın dostlar. Sakin olun." Dediğinde Sefa. Ekrem’in kaşları hafifçe çatılmıştı. "Sefa kapa çeneni. Nasıl sakin olalım? Kaç tane adam dövdük, polise basılacağız. Göreceksin sakin olmayı." "Tamam ya sakin." Dedi Sefa yenileyerek. Panik yaptığında eli ayağına dolanıyordu ve bu durumun panik kaldırmayacağını biliyordu. "Ya inin aşağı! Cihan git al ilgilen şu kızla. Birde başımıza kız çıktı. Bende şunları bağlayayım odaya. Sevil sende onlarla in arabaya." Dedi Ekrem. "Ben burada kalacağım." Dediğinde Sevil. Ekrem gittikçe sinirleniyordu. "Sevil arabaya git!" "Bağırmayı keser misin?" "Kesemem!" dedi Ekrem. Gerginlikten sinirleri artıyordu. "Hadi gidelim ya!" dedi Cihan. Daha fazla oyalanırlarsa ne kızı alacak vakitleri ne de buradan gidecek vakitleri kalacaktı. Hep beraber odadan çıktılar. Koşarak asansöre binip ve otelden çıkmışlardı. "Araba nerde?" dediğinde Sevil. Cihan bakışlarını uzaklara çevirerek eliyle ileriyi işaret etmişti. "Fark edilmemek için ileriye park ettik." Dedi. Seri biçimde arabanın yanına gittiklerinde, kapılarını açmışlardı. Cihan Tuğçe’ye dönerek konuştu. “Polat'ın odasının anahtarını ver." "Ne yapacaksın odada?" dedi Tuğçe. "Polat'ın cebinde bir anahtar varmış, oda anahtarı." Dedi açıklama yaparak. Tuğçe düşünceli gözlerle Cihan'a baktı. "İyide biz Polat'ın ceplerini boşalttık. Dediğiniz anahtar bende galiba." Tuğçe elini öndeki cebine atarak anahtarı çıkardı. Hızlıca Cihan'a uzattı. "Otuz dört nolu oda." "İyide ne var o odada? Neden gidiyorsun?" dedi Melike. Cihan’ın anlatacak vakti yoktu. Cihan hızlıca anahtarı cebine atarak bize döndü. "Benim hemen gitmem lazım. Sevil anlatsın!" Cihan olabildiğince hızlı bir şekilde koşarak gözden kayboldu. Açıklama yapmak için kızlara döndü. Melike ve Tuğçe meraklı ve endişeli gözlerle benden açıklama bekliyorlardı. Melike şaşkınlığından biraz olsun kurtulmaya çalıştı. Arabanın içinden çıkarak Sevil’in boynuna atladı. Sıkıca sarıldı. Sevil’de Melike’ye sımsıkı sarılmıştı. "Sen iyi misin?" dedi Melike. "Evet iyiyim." Dedi Sevil. Tuğçe oturduğu yerden kalktı. Yavaş adımlarla yanımıza geldi. Sevil’i Melike'nin kollarından kurtararak kendi sarıldı. "Sana zarar vermediler değil mi?” dedi Tuğçe Sevil’e bakıp tebessüm ederken. "Hayır, ben gayet iyiyim." Dedi Sevil. Melike yeşil gözlerini yere devirdi. "Bunlar nasıl oldu hala şaşkınım." "Ben asıl sizin burada olmanıza çok şaşkınım." Dedi Sevil susarak. Cenker ve Sefa öksürerek kızlara bakmışlardı. Onların orada olduklarını umutmuş gibi davranıyorlardı. "Bizde buradayız hani?" dedi Cenler. "Tamam, boş ver .Korkmuşlardır şimdi kendilerine gelsinler biraz değil mi?” dedi Sefa. "Sefa sanki siz hiç korkmadınız." Dedi Melike. "Ne korkacağım. Bizim Ekrem ile hayatımız devamlı bu şekilde.” Dedi Sefa ve ekledi. "Benim elim ayağım daha çok dolanmalıydı bu aksiyonda, ama Ekrem'in ki daha fazlaydı." "Sen ona eli ayağına dolanmak mı diyorsun? Çocuk resmen korkudan titredi be." Dedi Cenker ciddileşerek. Sefa bakışlarını Cenker’in üzerinde dolandırdı. "Yani doğal olarak. Melike'nin başına böyle bir şey gelse. Senin de elin ayağın titremez mi?" Melike soru dolu gözlerle Sefa'ya ve Cenker'e baktığında sessizliğini korumuştu. Cenker anlamıyormuş gibi davranarak sorusunu Sefa’ya yöneltti. “Ne alakası var?” dediğinde gözleri yere devrilmişti. Heyecandan yanakları kırmızılaşıyordu. Soğuk ve karşı havanın oluşu tümünü saklamıştı. "Yani değer açısından. Melike hepimizden daha değerli senin için değil mi?" dedi Sefa. Melike mevzunun üzerine gitmeyi planlıyordu. Suskunluğu moralini bozmuştu. "Ne yani benim başıma böyle bir şey gelse korkmaz mıydın?" Sefa bu gergin konuyu zevzekliğe çevirmeye çalıştı. Sırıtarak Cenker'e baktı. "Yoksa senin için Melike değersiz mi?" "Sefa ortalığı bulandırmazsan memnun olacağım.” Dediğinde Cenker. Melike hiddetli yeşil gözlerini Cenker'e dikti. Siniri yüzünden okunuyordu. Sefa şu durumda ne kadar sırıtmasına engel olmak istese de olamıyordu. Tuğçe ve Sevil gülmemizi durdurmaya çalışsalar da durduramıyorlardı.         “Demek bulanıklık.” Dedi Melike. “Sefa’ya söylüyorum.” Dediğinde Cenker devam etti. "Sanki bilmiyorsun benim için ne kadar değerli olduğunu." Melike sert bir şekilde Cenker'e bakış attı. Sefa'da gülmekten kızarmış suratını düzeltmek için elinden gelen çabayı verse de düzeltemiyordu. "Biliyor muyum?" dedi imalı biçimde. "Bilmiyor musun?" “Evet. Bilmiyorum." Dedi Melike. Cenker'inde fazlasıyla sinirlenmiş olduğu yüzünden belliydi. Melike'ye sesini fazlasıyla yükseltmişti. "İyi. Gösterdiğim zaman görürsün. Tabi görür müsün? Bilemiyorum, bazı şeyleri göremiyorsun ya. Onu da görmezsin belki…" “Bu da ne demek ya? Ne demek istiyorsun? Benimle açık konuşsana.” Dediğinde ortalık iyice gerilmişti. Sevil gerginliğin artmaması için araya girerek konuyu dağıtmaya çalıştı. Canları güvende değilken konu gergin bir tarafa gidiyordu. Normal şartlarda Melike ve Cenker’in böylesine gerilmesi mümkün değildi. "Ya tamam sakin olun. Burası ne yeri, ne de sırası. Konuşmanızı başka zamana erteleyin lütfen.” Cihan koşarak merdivenlerden yukarı çıktı. Elindeki anahtarın üstünde yazılı numaraya bakarak kapının önünde durdu. Hızlı bir şekilde kapıyı açarak içeri daldı. Sandalyeye bağlanmış şekilde duran kız, yere devrilmişti. Ağzıyla garip sesler çıkartıyordu. Yanına gidip dizlerimi yere koyarak üzerlerine oturdum. Kızın ağzındaki bandı hızlı bir şekilde açtı. Kızın dış görünüşü ve saçları bana tanıdık geliyordu. Ağzı banttan kurtulur kurtulmaz bağırmaktan tizleşmiş sesiyle tekrardan bağırdı. "Yavaş çıkarsana bandı, geri zekalı." Dedi kız. Sesi tanıdık geliyordu. "Bağırmayı kes!" dedi Cihan emir vererek. “Beni yerden kaldırsana geri zekalı!" "Ya kapa çeneni kızım! Deli misin nesin?" "Kaldır beni geri zekalı!" “Çattık ya!" dediğinde Cihan kızı sandalyenin kenarlarından tutarak kaldırdı. Kızın sesi tanıdık gelse de kim olduğunu çıkaramamıştı. Uzun ve dağınık saçları yüzünü kapatıyordu. "Çöz beni!" dedi kız. "Çeneni kapatmazsan çözmem." Dedi Cihan. "Çöz!" "Sus! Çözüyoruz işte…" dedi Cihan. Ayaklarına bağlı ipin düğümü çok sıkıydı. Cebimden çıkardığı çakıyla kızın ayağındaki ipleri kesti. "Biraz hızlı ol!" dediğinde kız canını sıkmaya başlamıştı. Cihan bıçağı yere bırakarak yüzünü kapatan, uzun saçlarını hızlıca geriye savurmuştu. Burnuna kızın parfümünün kokusu geldiğinde kızın yüzüne sinirli bir şekilde dikkatle baktı. Tanıdığında şaşkınlığını atamayarak gözlerini dikkatlice ona dikmişti. Kızında bakışları kendisine dikilmişti. Onunda şaşkınlığı yüzünden okunuyordu. Ağızı açık kalmıştı. "Sen.” Dedi Cihan. "Cihan, Allah cezanı versin." Dedi kız. "Hiç değişmemişsin, hala aynısın.” “Çöz beni, göstereceğim sana gününü." "Dur ya, dur. Rahat dur bir. Tepinip durmada çözeyim." Dedi Cihan hızla arkaya giderek elindeki ipleri bıçakla kesti. Hızla oturduğu yerden fırlayarak ip izleri olmuş olan bileklerini yüzünü ekşiterek ovuşturdu. Cihan hızla ayağa kalkarak çakıyı cebine koydu .Bileklerindeki acı biraz geçince önüne gelen saçlarını geriye atarak öldürücü bakışlarıyla kıza baktı. "İyi misin?" dedi Cihan. Sorusunun üstüne sinirleri iyice gerildi. Hızla ona doğru yaklaştı. Ellerini yumruk yaparak göğüs kısımlarını yumruklamaya başladı. Kendini alamayarak suratına okkalı bir tokat yapıştırdığında Cihan sitem etti. "Ah! Ne yapıyorsun delirdin mi?" "Kes sesini! Beni nasıl orada yalnız bırakıp gidersin? Senin yüzünden az kalsın yakalanacaktım." Dedi kız sitem ederek. Gözlerindeki öfke gün gibi ortadaydı. Sanki yaşananlar bugün olmuştu ve kendisine geçmişe dair her şeyin hesabını soruyordu. "Kafayı mı yedin sen? Bir yıl önce olmuş olayın hıncını mı çıkartıyorsun?” dedi Cihan. "Seni aptal, bencil! Beni resmen kullandın." Dedi kız yumruklarını ve teklemelerini her yerine savuruyordu. "Buradan çıkmamız gerek. İstanbul'da devam edersin." "Sen pisliksin, pislik. Birde beni seviyormuş gibi yaptın. Beni o tehlikede o gün bırakıp gittin." Dedi kız. "Evet, bıraktım. Ne oldu? Gayet iyisin yakalanmamışsın bile." "Kapa o koca çeneni! Kapa!" dedi kız. Bir tane daha tokat geçirmek üzereyken Cihan bileğinden sıkıca tutarak kendine çekti. Burun buruna gelmişlerdi. "Gitmemiz gerek yakalanacağız! İstanbul'da devam edersin." Dedi Cihan sakince. "Seninle şuradan şuraya adım atmam." Dediğinde Cihan gülümseyerek konuştu. "Adım atmazsın ama gelirsin?" "Neden bahsediyorsun sen?" dedi kız gözlerini kısarak. “Bundan." Dediğinde Cihan eğildi. Bacaklarından tuttuğu gibi kızın karnını omzuna koyarak ters bir şekilde kucaklamıştı. Baş aşağı bir şekilde çırpınmaya başladığında umursamadı. Birkaç dakika daha burada kalırlarsa yakalanacaklardı. "Bırak beni!” dedi kız çırpınarak. "Gitmemiz gerek." Dedi Cihan. Otel odasının kapısını açarak koridordan hızlıca asansöre bindi. "İndir beni!" dediğinde kız. Cihan sinirlenerek, ismini sert biçimde söyledi. "Tepinip durma Zeynep. Peşimizde adamlar var. Bu konuya İstanbul'da devam edersin." "Öyle mi? Sen o zamanda kaçıp gidersin, yaptığın gibi. Ödlek." "Bu sefer kaçmam. Konuşuruz. Artık tepinmeyi bırak." Dedi Cihan. "Beni yere indir. Sırtında taşı diyen kim?" dedi Zeynep. Tek amacı Cihan’a sıkıntı çıkartmaktı. "Rahat durursan indiririm." Dedi Cihan. "Tamam bırak. Senin sırtında durmaktan iyidir." Dedi Zeynep. “Buradan bakınca gayet memnun gibi görünüyordun." Cihan çarpık bir gülümsemeyle ona baktı. Zeynep sinirle yumruğunu sırtına geçirmişti. Acıyla kıvrandığında yüzünü ekşitti. Bu kızın elleri çok sertti. "Ah." "İndir beni!" Yavaşça yere eğilerek Zeynep'i indirdi. Bir kaç adım geri giderek tepe taklak olmuş saçlarını geriye attı. Bileğindeki tokasını eline alarak at kuyruğu yaptı. Böyle daha iyiydi. Yüzünü görebiliyordu. Tepe taklak durmaktan suratına kan gelmiş, yanakları pembeleşmişti. "Evet, plan ne?" dedi Zeynep gözlerini Cihan’a dikerek. "Asansör açılır açılmaz koşacağız. Birlikte aynı anda asansöre gireceğiz.” Dediğinde Zeynep tamam anlamında başını sallamıştı. Oldukça sakinleşmiş görünüyordu. Demin ki hırçın halinden eser yoktu. Utangaç kızarmış çocuklar gibi asansörün durmasını bekliyordu. Ekrem dakikalardır arabanın yanında Cihan'ı bekliyordu, ama gelmiyordu. Endişelenmeye başlamışlardı. Biraz daha burada kalırlarsa yakalanmaları söz konusuydu. "Nerede kaldı bunlar?" dedi Ekrem hayıflanarak. “Anca gelirler.” Dedi Sefa sakin olmaya çalışarak. Ekrem gözlerini Cenker ve Melike'ye çevirdi. Bir şeyler olduğu çok belliydi. İkisi de çok kızgındı. Cenker'in artık bir şeyleri açıklama zamanı gelmişti. Hepsi Melike'yi sevdiğini anlayabiliyordu. Ona her bakışında muhabbeti ve sevgisi gözlerinden okunuyordu. Ekrem gözlerini çevirerek Sefa'ya baktı. Gayet sakindi. Tavırlarına mana veremiyordu. Hiç olmayacak yerlerde sakin ve umursamaz olabiliyordu. Belki de bu iyiydi. Herkes soğukkanlılığını ona borçluydu. Tuğçe'de başını Sefa'nın omzuna koymuştu ve Cihan'ın gelmesini bekliyordu. Ekrem gözlerini tekrardan arabanın ön tarafına dayanmış pozisyonda duran Sevil'e kaydırdı. Dikkatlice kara gözlerini kendisine dikmişti. Gözleri sanki söylenecek bir çok şeyin sözcüsüydü. Mavi gözlerinin kendisine baktığını görünce zorda olsa gülümsemeye çalıştı. Bu durumda ne kadar gülümseyebilirdi ki? Ondan uzakta olmasına rağmen hızlı adımlarla Sevil’in yanına giderek, yavaşça ellerini tuttu. Yumuşak elleri soğuktan buz gibiydi. Avuç içlerinin arasına alarak sıktı ve ısıtmaya çalıştı. Sevil başta ellerine baktı, sonra yüzünü yukarı kaldırarak gözlerinin içine baktı. Kakülleri rüzgardan savruluyordu. "İyi misin?" dedi Ekrem. Kara gözleri bitkindi. Zorla gülümseye çalışarak konuştu. "Sayende." Ellerini Ekrem’in kurtarmaya çalışarak, geri çekti ve kollarını Ekrem’in boynuna dolayarak sımsıkı sarıldı. "Olabileceğim kadar iyiyim." Sarılmasına karşılık vermiş ellerini beline dolamıştı. "Sana bir şey yaptılar mı?" "Hayır tam vaktinde geldiniz." Dediğinde Sevil çenesini Ekrem’in omzuna koymuştu. “Korktum." Diyebildi sakin bir biçimde. "Bende korktum." Dediğinde Sevil gözleri çakmak çakmak olmuştu. "Kaçırıldın, kim olsa korkardı.” Sevil ellerini boynundan gevşeterek ayrıldı. Mavi gözlerinin içine uzun süre baktı ve yutkundu. Bir şeyler söylemek ister gibiydi. Sessizliğini derin bir nefes alarak koruduğunda, bozma kararı aldı ve kısık ses tonuyla konuştu. "En çokta söylediğim yalanların yükünü taşırken korktum. Bir daha hiç doğruyu söyleyememekten…" "Bu yüzden mi telefonda öyle konuştun?” dedi Ekrem sorusunu yönelterek. “"Evet, çünkü bu yalanın yükünü taşımak her şeyden daha zordu. Seni Seviyorum." Dedi ve dudaklarını birbirine bastırarak sustu. Başını önüne eğerek yere baktı. Birazda utanmış görünüyordu. Ekrem eliyle çenesinden tutarak, başını yukarı kaldırmıştı. “Bende seni seviyorum.” Dedi duraksayarak mavi gözlerini hüzün ve bir tutam umutla Sevil’in kara gözlerine dikti ve ekledi. “Bir yolunu bulacağız tamam mı? Ortak bir yol." Dediğinde, Sevil sadece başını sallamakla yetindi. Bu huzurun ardından nerede olduğunu hatırlatan bir ses kulaklarında yankılandı. “Ekrem.” Dedi Cihan bağırarak. Hepsi sesin geldiği yöne dönmüştü. Cihan ve yanında kız uzaktan arabaya doğru koşuyorlardı. Arkalarında dört tane adam vardı. Cihan kızın elini tutarak daha hızlı bir şekilde koşmaya çalıştıklarında mesafeler daralıyordu. “Arabaya binin! Arabayı çalıştırın! Bagajı açın!" dediğinde Cihan hepsi harekete geçmişti. Sefa sırıtarak konuştu. "Bu çocuk elli saniye içinde bunları nasıl yamamızı bekliyor?” dediğinde Tuğçe devrik bakışlarını dikti. "Zevzekliğin hiç sırası değil Sefa." Herkes telaşla arabanın kendisine en yakın olan tarafına bindi. Ekrem koltuktaydı. Hepsi sığmıştık bagajı da arkadan hemen açtıklarında Cihan ve Zeynep’in oraya binmesi için hazırlamışlardı. Cihan’ın tüm dediklerini dinlemişlerdi. Lakin büyük bir sorun vardı. Şoför koltuğunda Melike oturuyordu. Panik yaparak oraya nasıl bindiğini anlamamıştı. "Melike oturacak başka yer mi bulamadın?" dedi Ekrem. “Ben ne yapacağım?” dedi Melike kekeleyerek. “Süreceksin, iyi yada kötü.” Dedi Tuğçe. Cesaret vermeye çalışarak. “Şoförlüğü nasıl?” dediğinde Sevil Ekrem yanıtladı. "En son bildiğime göre berattı." "Hadi Melike, bas şu gaza. Yapabilirsin." Dedi Sevil. "Hadi yaparsın." Diyerek destek verdi Cenker. Melike’nin kolunu tutarak destek vermeye çalışmıştı. Ekrem endişeli gözlerini Melike’nin üzerinde gezdirirken yüz hatlarının çok aksine konuşuyordu. "Sakin ol tamam mı? Bak yer değiştirecek kadar vaktimiz yok." "Çabuk olun yaklaşıyorlar!" dediğinde Tuğçe endişeyle bağırmıştı. Sefa yavaşça başını geriye doğru yasladığında, gözlerini yumdu. “Kusacağız denesene.” Dedi bıkmış bir ifadeyle. Artık bugün olanları sorgulamayı bırakmıştı. Yaşananlar haddinden fazla yorucu, can sıkıcı ve kanunsuzdu. “Yeter.” Dedi Melike hepsini susturarak. Her kafadan bir ses çıkması onu oldukça tedirginleştirmişti. “Yeter!” dedi sertçe yenileyerek. “Herkes sussun.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD