27.Bölüm
Telefonlar otomatik açılmıştı. Deniz’in ne tarz bir arkadaşları ve ortamı olduğunu bilmiyordu. Kusursuz bir teknikti. Yapılabilirlik seviyesi tartışmaya açık değildi. Pek çok insanın yağamayacağı türden arkadaşlıklar kurduğu kesindi. Saniyeler içerisinde Deniz’in sesi tüm telefonlardan duyulmuştu.
“Hey, duyuyor musunuz” dedi muzip bir tonda.
“Ne acil araması?” dediğinde Ekrem, Deniz ufak bir kahkaha attı. “Sakin olun sadece denemeydi. Olup olmadığını kontrol etmek istedim.”
“Buradaki herkesi ne kadar korkuttuğunun farkında mısın?” dediğinde bedenine rahatlama hissi yayılmıştı. Mavi gözlerini sakince sabit bir noktaya dikti ve Deniz’i dinledi.
“Acil durumda nasıl kullanacağınızı anlamışsınızdır diye ümit ediyorum.” Dedi Deniz. Tonlarca fırça yememek için telefonu direkt kapatmış ve kendisine yığınla gelecek isyanlardan kaçmıştı.
“O deliyle iş mi yapılır? Kafayı yemişsiniz.” Dedi Cenker hafifçe geriye kaykılarak. Başını yaslamış ve gözlerini arabanın tavanına dikmişti. Nefesini düzenlemeye çalışarak kalp atışlarının yavaşlamasını bekliyordu.
“Ekrem; “Mecbur kaldık.” Dedi ve ekledi. “Ne zaman varmış oluruz?”
Sorusunu Sefa’ya yöneltmişti. Mavi gözleri hafifçe Sefa’ya kaydığında sorusunu yanıtlamasını bekledi. “Akşam saat sekizde varmış oluruz.” Dedi Sefa.
“Plan nedir? Sevil’i otelden mi kurtaracaksınız?” dedi Cenker.
Cihan uzun süreden sonra konuşmalara karışmış, ön plana çıkmıştı. Topluluk içinde genel anlamda sessizliğini, ketumluğunu ve sakinliğini koruyor; olaylara ve durumlara ayak uyduruyordu. “En mantıklısı da o gibi görünüyor.” Dedi ekleyerek.
“Eğer otelden içeri adımımızı atarsak, hemen tanırlar. Sevil'i tehlikeye atmış oluruz.” Dedi Cenker. Onun fikri diğer kilerine göre farklı değildi. Planı cazip bulsa da, boşluklar onları tehlikeye atabilirdi, pürüzlerin temizlenmesi gerektiğini düşünüyordu. Daha kusursuz program oluşturulabilirdi. En azından güvende olacakları bir plan yapılabilirdi.
“İçeri giremezsek durumu öğrenemeyiz ve Sevil’i kurtaramayız. İçeri bir şekilde girmemiz gerek.” Dedi Sefa kahverengi bakışlarını arabanın sol camından dışarı kaçırırken, derin düşünceler silsilesine dalmış; gözlerini sabit bir noktada tutarak zihninde dolananlara yoğunlaşmıştı.
Arabanın içinde uzun bir sessizlik oldu. Herkes yaptıkları planı sağlamlaştırmak için fikir üretmeye çalışıyordu. Melike yeşil gözlerini herkesin üzerinde bir süre gezdirdi. Kafasında dolanan tilkileri anlatmak için bir süre düşündüğünde, Tuğçe’yle bakışları çakışmıştı. Sanırım aynı şeyi düşünüyor olmalıydı. Gözlerinden anladığını düşünse de, kestiremedi.
“Melike'yle biz içeri gireriz.” Dedi Tuğçe.
Sefa Melike’nin söylediğini anlamsız bulmuştu. Sırıtmasını hafifçe yüzüne yayarak gözlerini Melike’ye dikmiş ve alaylı bir tonda konuşmuştu. “Otele girip ne yapmayı düşünüyorsunuz?” dediğinde ne kadar küçümsediği aşikardı.
“Ben anlatayım.” Dedi Tuğçe araya girerek ve ekledi. “İlk önce Polat'ın oda numarasını öğreneceğiz. Sonra garson olduğumuzu söyleyerek aşağı iner ve üstümüzü garson gibi değiştiririz. Oda servisiyle Melike ve ben Polat'ın odasının kapısını çalıp, oda servisi diyeceğiz. İçeri girdiğimizde; birimiz gözüne sprey sıkıp etkisiz hale getirecek. Sonrada bayıltıcıdan koklatacağız. İlla ki bilgisayarı açık olmuş olacak ve Sevil'in hangi odada olduğunu; içeride ve odanın dışında kaç kişi olduğunu öğreneceğiz. Biz Polat'ı bayılttığımızda sizde içeri gireceksiniz. Sonrasında sizde Sevil'i kurtarmaya gidersiniz. Bizim işimiz bitmiş olur. Hepimiz arabanın yanında buluştuğumuzda Cihan her zaman yaptığını yapar ve uyuşturucu ihbarını verir. Sonrasında Polat hapise girer ve bizler için mutlu bir son gözükür.”
Tuğçe soluksuz konuşmuş, arabadaki her birey onu dinleyerek planın olabilirliğini kafalarında tartmıştı. Cenker’in ağzı hafifçe aralandığında; “Çok fazla film izliyorsun.” Diye ekledi.
Plan kızlar için kusursuz gözükse de, tilki Ekrem için durumlar pek öyle değildi. Her zaman riskleri göz önünde tutar ve olabilirmiş gibi hareket ederdi. “Plan güzelde Polat ikinizi de tanıyor. Durumu anlayabilir. Cinsiyetçi bir yaklaşım olduğunu söyleyeceksiniz lakin, söz meclisten içeri. Polat’a gerçekten gücünüz yetmez, fazlasıyla kuvvetli. Bizim içinde öyle, normal bir insan gibi değil. Umarım anlatabiliyorumdur.”
“Beni kolayca o kılıkta tanımaz. İlk ben girerim. Zaten Polat her zamanki gibi sarkıntılık edecektir. Spreyi sıkacağım, oda servisi masasının altında örtü oluyor ve kocaman bir yer. Oraya birinizi koyarız.” Dedi Melike Ekrem’in içini rahatlatmak isteyerek. Tuğçe’nin söylediği plandaki boşluğu doldurmak istemişti. Sanırım başarmıştı da…
Cenker ön koltuktan hafifçe sırıtmasını yaydı ve arka koltuğa dönerek, kızlara bakındı. Sesinde hafif bir alaycı ifade barınıyordu. “Bize gerek kalmadı, kızlar her şeyi halletti.” Diye ekledi.
“Çok zekice.” Dedi Ekrem Melike’ye katılarak. “Tamam, masanın altına ben girerim. Tuğçe sen Polat etkisiz hale getirince; Sevil’in oda anahtarını Polat'tan alırsın ve Sefa'ya verirsin.”
“Yok ben bu planı beğenmedim.” Dedi Sefa itiraz ederek. Ekrem gözlerini Sefa’ya dikti. “Neyini beğenmedin Sefa?”
“Polat’ı ben etkisiz hale getireyim.” Dedi Sefa.
“Olmaz ben getireceğim.” Diyerek itiraz etmişti. Sefa’nın düşüncelerini anlamlandıramadığı için itiraz etmişti.
“Tuğçe sana anahtarı getirsin. Sevil'i kurtarmada daha çok lazım olacaksın.” Dediğinde Sefa, Ekrem’e mantıklı gelmişti. Başını tamam anlamında salladı iç çekerek gözlerini camdan dışarı çevirdi.
“Tamam, sende otelin alt kısmındaki kapıdan mutfağa geçersin. Oradan gidersiniz.” Dediğinde mavi gözleri bomboş gördüğü arazi yığınlarına takıldı. İstanbul’un kasvetinden, kalabalığından uzaklaştıkça uğultuyu geride bırakmışlardı.
Zaman hızla akıp geçerken, saatler birbirini kaçar misali kovalıyordu. Zifiri bir karanlık geceye kendisini bahşetmişti. Her kusuru örtmek istercesine göz gözü görmek vaziyetteydi. Uludağ’a yaklaştıkça iklim derecesi değişiyor ve hava soğuyordu.
İki saat sonra varmaları gereken konuma yaklaşmışlardı. Herkes oldukça sessizdi. Kafalarında kurguladıkları planları gözden geçiriyorlardı. Sevil için ise durumlar oldukça karışıktı.
Sevil, tanımadığı bir otelin önünde indirilmişti. Elleri sıkıca bağlı, hava oldukça soğuk ve karanlıktı. Saatlerce yanında oturarak beraber geldiği kızla birlikte zorla dışarı çıkarılmışlardı
İri cüsseli ve baktıkça zihinlere korku veren iki adam otelin içine kendilerini kollarından tutarak zorla sürüklemişlerdi. Adımları Polat’ın arkasından devam ediyordu.
Polat düzgün giyinimli çalına kadından odanın anahtarlarını istedi. Adımları zorla ilerletilerek asansöre ulaştığında, asansörün kapıları kapanmak üzereyken Polat çevik bir hareketle içeri girmişti. Değişik hareketleri vardı. Sanki hiperaktif gibiydi.
Asansörün kapıları kapandığında, Polat elini yavaşça altıncı kat numarasına götürerek dokundu. Dokunmatik olan tuş algılanmış, asansör hareket etmişti.
Asansörün kapısı yavaşça açıldığında, Polat önden ilerledi. Sevil ve adını bilmediği kız yan yana sürüklenerek ilerletildi. Elli sekiz nolu odanın önünde durdurulduklarında, Polat kapıyı sonuna kadar açtı ve bir adım yana geçerek mide bulandırıcı sırıtmasını yüzüne takındı ve kızlara bakışlarını çevirdi. “Nasıl? Beğendiniz mi odanızı?”
Yanlarında duran iki adam ağzımızdaki bantı çıkartıp, ellerini çözdü. Sevil’in yanındaki güzel kız sinirli yüz ifadesiyle Polat'a baktı. Yüzünü Sevil’e çevirerek kaş göz işareti yaptı ve hızlı bir hareketle yanında duran çocuğun kasığına ayağındaki kocaman botlarıyla tekme attı.
Çocuk acılar içince yere yığılırken, yanında duran çocuk kızı tutmak için harekette bulununca Sevil’de çocuğun kasığına sert bir tekme geçirmişti.
Polat şaşırmış bir şekilde bana bakarken Sevil’in yanında duran kız hızını alamayıp Polat'ın da kasığına tekme attı ve bir tekme daha savurdu. Elinin üstüne basarak tekini etkisiz hale getirirken, cebinden telefonları almaya çalıştı. Polat diğer eliyle müdahale etmeye çalıştığından kız telefonları almayı başaramamıştı. Dönerek sert bir şekilde Sevil’e seslendi. “Bir yardım etsen!” dedi hafif kinayeli ve yakınma tonunda.
Hızla koşarak Polat'ın kasıklarına birde Sevil tekme atmıştı. Polat'ın havada duran elinin üstüne basarak etkisiz hale getirmiş yanındaki kıza yardımcı olmuştu.
Kız elini Polat'ın cebine sokup, el bağlamak için kullandıkları plastik kelepçelerden çıkarttı. Acıyla kıvranırken ayaklarıyla onu yüz üstü döndürdü. Zorlukla ellerini arkadan bağladı. “Biraz yardımcı olsan!” diye tekrar Sevil’e bakarak yakınmıştı.
Kız hızlıca ayağa kalkıp koşarak ayaklanmak üzere olan adamın kasığına bir kere daha tekme geçirdi. Hızla arkasına geçip sırtına tekme atarak yüz üstü yere yapıştırıp Polat'a yaptığının aynısını yaparak ellerini bağladı. Ağzı hafifçe aralanmıştı, kızın cesaretinden nutku tutulmuştu. Kriz anını yönetmesi müthişti.
“Kendinizi korumayı öğrenemediniz gitti.” Dedi kız hayıflanarak. Sesinde hafif alaycı ve kaçırılmanın verdiği öfkenin tonları vardı.
Diğer erkek zorlukla ayaklanarak ismini bilmediği kızın üstüne atladı. Bunun üzerine kız ufak bir çığlık attı. Çocuk kızın elindeki el bağlayıcıyı almaya çalışıyordu. Tam aldığı zaman ellerini kavuşturmak için uğraştı.
Sevil harekete geçerek çocuğun karnına sertçe bir tekme atıp komedinde duran vazoyu kafasına geçirmesiyle çocuk bayılmış ve etkisiz hale getirilmişti.
Adını bilmediği kız olduğu yerden hemen kalkarak onun ellerini de bağladı ve koşarak Polat'ın yanına gidip ceplerinden telefonları bulmaya çalıştı. Polat kızın bu tepkisinin üzerine güçlü bir kahkaha attı “Telefonlarınızı yanımda mı tutacağımı düşündün güzelim? Hatlarınızla beraber hepsi kırılıp çöpe atıldı.” Dediğinde zafer kazanmış sırıtmasını yüzüne yaymıştı.
“Hadi ya en azından o kadar aklın varmış.” Dedi Sevil kara gözlerini küçümser biçimde Polat’ın üzerinde tutarak. Koşarak adımlarını yerde yatan baygın çocuğa çevirdi ve yere eğilerek cebinden odanın anahtarını almıştı.
Polat Sevil’e bakışlarını çevirerek, sırıttı. “O kadar kolay kurtulabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Aşağı indiğiniz an, sizi tanırlar ve yakalarlar.”
Adının ne olduğunu bilmediği kahverengi saçlı kız yapmacık biçimde gülümsedi. “Bize böyle ip ucu vermeye devam et, işimizi kolaylaştırıyorsun.”
Sevil hızla kapıya koştu ve kilitli olan kapıyı anahtarla açmıştı. Yanındaki kahverengi uzun saçlara sahip olan kızla beraber çıkarak hızlıca kapıyı kapatarak ve kilitlemişlerdi.
Polat ve adamları içeride kalmıştı. Elleri bağlı ve etkisiz haldelerdi. Lakin bu özgürlükleri çok sürecek gibi görünmüyordu. Kız bakışlarını Sevil’e çevirerek mırıldandı. “En fazla onbeş dakika sonra buradan kurtulurlar.” Dedi.
“Ne yapacağız? Aşağı inemeyiz. Asansör kullanamayız, hatta merdivenleri de…” dediğinde kahverengi saçlı kız koridorun bir sağına bir soluna baktı ve kamerayı görünce yavaş adımlarla elimden tutarak yürümeye başladı ve ekledi. “Yangın merdivenlerini kullanarak iki kat yukarı çıkacağız ve birinin kapısını çalarak içeri gireceğiz. Telefonlarını kullanıp kullanamayacağımızı soracağız.” Dediğinde kızın fikri oldukça mantıklı gelmişti.
“Tamam. Bu iyi fikir.” Dedi başıyla onaylayarak. Koşarak yangın merdivenlerinden iki kat yukarı çıkmışlardı. Önlerine gelen ilk kapıyı deli gibi çalmaya başlamışlardı. Açan olmamıştı. Sonunda kapıyı yaşlı bir teyze açtı. “Evladım ne bu aceleniz? Bir sorununuz mu var?” dediğinde Sevil zorlukla tebessüm etmeye çalıştı.
“Teyzeciğim çok acil, iki dakika telefonunuzu kullanabilir miyiz?” dediğinde yaşlı ve tontiş teyze başıyla onaylamıştı. “Tabi evladım buyurun.” Dedi ve onları içeri alarak kapıyı kapatmıştı.
Telefonu Sevil’e uzattığında, yanındaki kız: “Kimi arayacaksın?” dedi.
“Bizim çocukları.” Dediğinde gözlerini umutsuzca yumdu. Numalaralarını hatırlamıyordu. Ekrem’in numarasını nasıl hatırlamazdı. Kendisine çokta yüklenmemeliydi. Neticede okula yeni gelmiş sanıyılırdı.
“Sorun ne?” dedi kız.
“Numarayı hatırlamıyorum.” Dediğinde zihnini öylesiye zorluyordu ki başına ağrılar girmişti. Daha fazla vaki kaybedemezlerdi.
“Ver şu telefonu!” dedi kız ve elinden hızla telefonu kaparak bir numara tuşladı. Kulağına dayadığında soluk soluğa kalmıştı. “Alo. Alo cevap ver Allah'ın cezası! Nerede miyim? Kaçırıldım!” dediğinde karşıdaki sesin kime ait olduğundan habersizdi.
“Beni dinle! Bizim okuldan birini mi aradın?” dedi Sevil. Kız telefonla konuşurken bana döndü.
“Evet.”
“Tamam, iyi dinle. Okulda Ekrem'in numarasını bulsun ve onu arasın. Alkoçlar otelinde olduğumuzu söylesin. Anladın mı?” dedi Sevil.
“Hangi Ekrem?” dedi kız panik içinde.
“Satıcı olan, dördüncü sınıf. Ekrem Yalın.” Diye eklediğinde. Kız telefondaki kişiye adapte olmuştu.
“Beni iyi dinle. Şimdi gidiyorsun ve okuldakilerden Ekrem Yalın’ı numarasını buluyorsun! Al koçlar oteline kaçırıldığımızı söylüyorsun. Anladın mı? Kapatıyorum. Dediğimi yap. Yoksa bizim burada kemiklerimizi bile bulamazlar.”
Kız telefonu kapatarak geçmişi açtı ve numarayı sildi. Telefonu teyzeye verdiğinde panik içerisindeydi. Acilen bu odadan çıkmaları gerekliydi. Koşarak odanın kapısını açmasıyla, Polat'ı karşımızda görmemiz bir oldu.
“Buraya sığına bileceğinizi mi sandınız?” dedi Polat. Alayla sırıttı. Ne kadar çabalasalar da bu sefer adamlar onları yakalamış ve altıncı kata tekrardan çıkartmışlardı. Odanın kapısının önünde durarak bakışlarını yanındaki kıza çevirdiğinde, konuştu.
“Bunu otuz dört nolu odaya götür. İkisi aynı odada rahat durmuyor. Sevil burada kalsın, başında da sen kal. Ben kendi odama çıkacağım. Sevil'in anahtarı da bende kalacak.” Dediğinde Polat Sevil umutsuzca gözlerini yummuştu. İşler daha da zorlaşmıştı.
Polat dışarı çıkarak kapıyı kapattı ve kilitledi. Sevil’in başındaki adam onu sandalyeye sıkıca bağladı. Elimden hiç bir şey gelmiyordu. Yapabileceği tek şey sadece çaresizce beklemekti. En azından nerede oldukları hususunda haber gönderebilmişlerdi. Bu yüzden umutlulardı. Pes etmeyecekti, Polat’ın onu koymak istediği acizlik duvarları arasına sıkıştırmayacaktı.
Geçen bir saatin ardından oldukça yol almışlar ve yaklaşmışlardı. Ekrem derin bir iç çekerek saatine baktı. “Daha ne kadar var?” dedi.
“Az kaldı Ekrem. Az kaldı.” Dedi Cihan destek vermeye çalışarak. O sırada Ekrem’in telefon melodisi kulakları doldurmuştu. Mavi gözlerini dışarıdan telefonuna çevirerek tanımadığı bir numaranın aradığını gördüğünde umutla hemen açmıştı. Tek düşüncesi Sevil olabileceğiydi.
“Alo.” Dedi telaşe içerisinde.
“Ekrem Yalın mı?” dedi tanımadığı bir ses.
“Evet te sen kimsin kızım?” dedi tahammül seviyesi gittikçe düşüyordu. Herkese bağırıp çağırmak istiyordu. Sevil kendi yüzünden kaçırılmıştı. Eğer ona zarar gelirse kendini asla affetmezdi.
“Beni arkadaşım aradı, Uludağ'a kaçırmışlar ve yanındaki kız sizi aramamızı söylemiş. Alkoçlar oteldelermiş.” Dediğinde
“İyiler mi?” dedi Ekrem.
“Sesleri nefes nefeseydi ama tekrardan yakalamışlardır.” Dedi telefonun diğer ucundaki kız.
“Bu arada sen kimsin? Adın ne?” dedi Ekrem.
“Ben Hatice. 10 B sınıfındayım.”
“Niye tanımıyorum ben seni?” dediğinde Ekrem. “Tanıman mı gerek bütün okulu? Bende seni tanımıyorum.” Demişti kız.
“Kapa kızım ya! Seninle mi uğraşacağım? Bak eğer bir haber alırsan ara, numaranı kaydediyorum.” Dediğinde telefon çoktan kapanmıştı.
“Ne oldu?” dedi Cenker.
“Kız suratıma kapattı telefonu.” Dediğinde. Cihan konuştu. “Geldik!”
Araba otelin biraz ilerisinde durdu. Hepsi hızla arabadan inerek yuvarlak bir daire oluşturmuşlardı.
“Kızlar açın telsizleri. Hepsini açın.” Dedi Sefa.
“Dikkatli olun. Konuştuğunuz her şeyi duyacağız. Biz yemekhaneden girip gizlice alt kısımda bekleyeceğiz. Kıyafetleri giyin ve masayı alıp gelin.” Dedi Ekrem. Melike başıyla onayladı. “Tamam dikkat ederiz.”
Kızlar ağır adımlarla otelin kapısından girmişlerdi. Erkeklerde koşarak arka tarafa dolanıp yemekhane kapısından içeri girdiler ve koşarak koridora ulaşmışlardı. On beş dakika sonra kızlar üstlerinde garson kıyafetleri ve ellerinde servis masasıyla geldiklerinde Ekrem konuştu.
“Kaç numara?”
“Kırk.” Dedi Tuğçe.
Ekrem yanıt vermeden masanın altına girdiğinde, Melike örtüyü güzelce düzeltti ve sürmeye başladı. Asansörün içine binerek yedinci kata çıktıklarında. Melike kırk nolu kapıyı çaldı. Kısa bekleyişin ardından kapı açılmıştı.
“Oda servisi istememiştim ki.” Dedi Polat aptalca davranarak.
“Bu otelimizin özel bir hizmetidir.” Dedi Melike tebessüm ederek. Dikkat çekmemeye çalışıyordu. Öfkesini ve kinini içinde tutmak için kendini zorladı. Dobra bir karakter olarak şuan onun için susmak oldukça zordu.
“İçeri bırakın.” Dedi Polat.
Melike kafası eğik bir şekilde masayı içeri sürdü. Ekrem daha fazla dayanamayarak örtüyü kaldırarak dışarı çıktı. Bütün gücüyle Polat'a yumruk savurduğunda öfkesini kusmuştu.
Neye uğradığını anlamadan yere yapıştı. Melike bu hareketim üzerine bayıltıcı mendili çıkartarak Polat'ın burnuna dayadı. Bir kaç saniye sonra etkisini göstermişti. Tuğçe içeri girerek Polat'ın cebinden anahtarı alırken Melike'de hızlı adımlarını bilgisayar masasına taşıdı, ekrana bakarak; Sevil'in oda numarasına baktı.
“Altıncı kat, ilk kapı.” Dedi Melike fısıltılı tonda.
“Tuğçe anahtarı ver! Ben gidiyorum, bu odanın kapısını kilitleyin. Daha sonra hızlı bir şekilde arabanın yanına gidin, içine binin. Telsizleriniz açık olsun.” Dedi Ekrem. Odadan çıkarak merdivenlere koştu. Süratle dışarı yukarı tırmandığında altıncı katta duraksayarak nefeslendi ve telsizden Cihan, sefa ve Cenker’i çağırdı.
Ekrem kapının önüne geldiğimde, onlarda asansörden çıkarak koşarak yanıma gelmişlerdi.
“Giriyoruz.” Dedi Ekrem başıyla onayladığında. Anahtarı deliğe sokarak kapıyı açtı. İçeri daldığında bir tane adam göründü. Ekrem’e doğru koşarak ilerlediğinde sertçe kafa atarak adamı yere serdi. Sersemlemişti, uzun süre yerden kalkamazdı.
Mavi gözleri odayı taradı. Sandalyeye bağlı olan Sevil gözlerine takıldığında, rahatlamış biçimde nefesini verdi. Sevil korkmuş gözleriyle ona bakıyordu. Hüzünlü yüz ifadesini saklamaya çalışırken yavaş adımlarla yanına gitti ve elimdeki bıçakla iplerini çözdü. Ağzındaki bandı çıkardığında, sesi korkulu ve endişeli çıkmıştı. “Ekrem.” Dediğinde, yere çömelerek ayağındaki ipleri eğilerek çözdü.
Ağaya kalktığında Sevil Ekrem’in hızlıca boynuna atlayarak sımsıkı sarılmıştı. O da ellerini sımsıkı beline sarmalayarak kendisine çekti. İkisinin de karşılıklı birbirlerine duyduğu korku azalırken, burada oyalanmamaları gerektiğini biliyorlardı.
Polat ve adamları kısa süre içinde burada olacaklardı. Derhal toparlanarak gitmeleri lazımdı.
“Buradan çıkmamız gerek. Hadi çocuklar gidelim.” Dediğinde Ekrem. Sevil ellerini kaldırarak sesini yükseltti. “Durun!” dedi.
“Ne oldu?” dedi Ekrem soru solu gözlerini Sevil’in dağınık saçlarında gezindirirken.
“O kızı burada bırakamayız.” Dedi.
“Hangi kız?” demişti anlamayarak.
“Polat bir kızla beni kaçırdı. Anahtar Polat'ın cebinde o kızı da kurtaralım.” Dediğinde Ekrem iç çekerek; “Tamam.” Dedi. Başları belaya girebilirdi.
“Cihan sen ilgilen.” Dediğinde Cihan konuşmaya gerek duymadan başıyla onayladı.
Acele bir biçimde kapıyı açıp koridora fırlamışlardı. Önlerinde beş tane adam dikilmişti ve çıkmalarını bekliyorlardı. Başları fazlasıyla büyük beladaydı. Artık bu otelden sessiz sedasız çıkmak için oldukça geçti. Bela kokusu etraflarını sarmıştı.
“Çocuklar başka çare kalmadı.” Dediğinde Ekrem Cihan fısıldadı. “Paylaşalım.”
“Bir tanesi fazla.” Dediğinde Sefa.
“İlk bitiren ikinciyi de alır.” Dedi Ekrem.
“Şu durumda nasıl espri yapabiliyorsunuz? Nereden çattım sizin gibi delilere?” dedi Sevil yakınarak. Adamlar oldukça iri görünüyordu. İşleri zordu. Buradan sağ sağlim ve sağlam biçimde kurtulmak hayal gibi görünüyordu. Polat’ın eli güçlüyse onlarda kalabalıktı ve sırt sıra vererek bulundukları durumun içinden zorda olsa kurtulabilirlerdi.