26.Bölüm

3097 Words
26.Bölüm Gözlerini yere devirmiş sabit bir biçimde on beş dakikadır aynı noktaya gözünü çok az kıpırdatarak Telefon konuşmasının üzerinden tam on beş dakika geçmişti. Dakikalardır düşünceleri bomboştu. Zihni sadece bir gerçeğe takılı kalmıştı. Sevil’in kaçırılmış olmasına… Cihan olduğu yerde tepkisiz ce dikilirken, Sefa olduğu yerde dört dönüyordu. Boş bakınmalarını olduğu noktadan ayırarak gözlerini Sefa’ya çevirdi. Geçen her dakika Sevil için büyük bir kayıptı. “Cihan Polat bu gün Uludağ'a gidecekti değil mi? İki gün kalacaktı.” Dedi Sefa açıklama yaparak. Bilgilerini onlara doğrulatmaya çalışarak atağa geçme derdindeydi. Cihan evet anlamında başını sallamakla yetindi. Hepsi Polat'ın Sevil'i neden götürdüğünü biliyordu. Dilini ucuna cümleler gelirken, hepsi yutkunarak sözcükleri yutmuşlardı. Ekrem oturduğu yerden kalkarak yanlarına geldi ve dikildi. “Araba bulup peşinden gidelim.” Dedi Cihan. “Yuh oğlum, nereden bulacağız?” demişti Sefa. Cihan’ın parlak fikirlerini gerçekleştirip gerçekleşemeyeceğini kestiremiyordu. İstanbul içerisinde bir anda araba bulmak kolay bir iş değildi. “Sefa, Cemre'yi ara o bize bir şeyler ayarlayabilir.” Dedi bakışlarını Sefa’ya çevirirken Ekrem. Onunla göz kontağı kurarak vereceği cevabı beklemişti. “O kızı aramam, hayatta.” Dedi yüzünü buruşturarak ve ekledi. “Kız bana sarkıyor. Tuğçe'nin göreceği tutar sonra al başına belayı hiç çekemem.” Ekrem sağ elini saçına götürerek sertçe çekiştirdi. Alt dudağını dişledi. “Şuanda olayın ciddiyetinin farkında mısın?” dedi bağırarak. Sefa’nın konu dışında umursadığı konulara saygı falan göstermeyecekti. “Tamam lan bağırma, arıyorum.” Dediğinde Sefa cebinden telefonu çıkartarak çıkarttı ve şifresini girerek Rehber’ine girdi. Cemre’nin numarasına tıklayarak telefonu kulağına götürdü ve sıkıntı içinde nefesini dışarı üflediğinde, Cihan telefonu elinden alarak kapatmıştı. “Ben ararım.” Dedi ve Cihan telefonunu çıkartarak Cemre'yi aradı. Geçen uzun ve samimi bir konuşmanın ardından, araba isteyerek talepte bulunmuştu. Yirmi dakika içerisinde geleceğini söylediğinde, telefonu kapatarak cebine koydu ve Ekrem’le Sefa’ya bakışlarını çevirdi.  “Araba işi tamam. Asıl biz nasıl okuldan çıkacağız? Onu düşünelim.” Dedi ve kollarını bağlayarak gözlerini Sefa’ya diktiğinde; “İşte onu düşünmemiz lazım. Bu gün günlerden Cuma olsaydı iş kolaydı. Perşembe günündeyiz gizlice gitmemiz lazım.” Dedi. “Akşam yatakhane kontrolünden sonra çıkarız.” Diyerek Ekrem kolunu bağlamıştı. Cihan’ın anlayamadığı bir nokta vardı. “Kapıdan nasıl çıkacağız. Nöbetçi var.” Diye eklediğinde, Sefa yanıt vermişti. “Bu gün Deniz nöbetçi. Bize bir şeyler yapar.” Dedi ve ekledi. “Tamam o zaman hemen gidip bizimkileri bulalım.” “Bizimkiler yemekhane dediler.” Dedi Ekrem koşarak. Üçü okulun içine girdiklerinde, merdivenlerden aşağı inerek yemekhaneye ulaşmışlardı. Gözleri Yemekhaneyi tarıyordu. Melike ve Cenker'in yemek almak için sırada olduğunu gördüklerinde, Tuğçe'de çoktan yemeğini almıştı. Ortalardaki bir masada yer tutmuşlardı. “Hadi, bizde bir şeyler alıp masaya geçelim.” Dedi Sefa. Yemek sırasının sonuna girdiğinde, Ekrem’i de kolundan tutarak çekiştirmişti. “Ben kendimi tok hissediyorum.” Dedi Ekrem sitem ederek. Bir şeyler yemek falan istemiyordu. Sevil orada canıyla cebelleşirken ağzına nasıl lokma koyacaktı? “Yine de bir şeyler atıştır.” Dedi Cihan. İstemsizce arkalarından sıraya geçti. Cihan şaşkınca Sefa ve Tuğçe'ye bakıyordu. Daha çok ağzı açık kalmış gibi görünüyordu. Önündeki Sefa'nın sırtına patlattı. “Yemekhanede bari yapmayın.” Dediğinde Cihan Sefa sırıtmakla yetinmişti. Tuğçe ve Sefa bakışıyorlardı. Sefa gözlerini Cihan’a dikerek dikkatlice baktı. Yemeğini almıştı ama hala gözü kendisindeydi. Tabağımı alırken Sefa yanına yaklaştı. “Sen iyi misin?” dedi Sefa endişelenerek. Başını evet anlamında salladığında, doğru olmadığını anlamıştı. Vücudu zangır zangır titriyordu. Ellerine dikkatlice bakınca titrediğini fark etti. Terlemeye de başlamıştı. Vücudu o zehri istiyordu. Düşününce uzun süredir kullanmadığını fark etmişti. Beyninin için adeta kazan gibi kaynıyordu. Sefa tabağını elinden alarak tuttu. Ne olduğunu anlamak için başını kaldırmıştı. “Şuraya gel.” Dedi ve Sefa kendisini köşeye doğru çekti. Cihan'da tabağını alarak peşlerinden gelmişti. “Ne zamandır almıyorsun?” dedi Sefa kısık bir ses ekleyerek. Ekrem “Neyi?” dediğinde. “Dalga geçme insanla! Dedi Sefa. Kimsenin duymaması için kısık sesle Ekrem’e kızıyordu, bu da dışarıdan bakışınca oldukça komik görünüyordu. “İki yada üç gün geçti.” Dediğinde gözlerini başka masadaki insanlara dikmişti. Ne kadar mutlu ve sıkıntısız görünüyorlardı. Hiçbir dertleri yoktu. Mutluydular… “Derdin ne senin? İntihar etmeye mi çalışıyorsun? Yoksa kendini yakalattırmaya mı?” dedi Sefa yakınarak. Ekrem’in yaptıklarına artık bir mana veremiyordu.” “Sadece damarlarımda akan zehirden kurtulmak istiyorum.” Dedi Ekrem. Evet isteği buydu. Herkes gibi herhangi bir nesneye bağımlı olmadan yaşamını sürdürmekti. “Okulun ortasında kriz geçireceksin! Git iç şunu” dedi Sefa açıklayıcı bir tavırla. Belki de haklıydı sadece ağzına zerre kadar o maddeden koymak istemiyordu. Tiksiniyordu. “Hayır kullanmayacağım! İstemiyorum!” dedi. İrem’in başına gelen kazadan sonra ne kullanıcı ne de satıcı konumunda olmak istiyordu. Umursamayarak yaptıklarının bedeli ölümle sonuçlanabilirdi. “Uzun yola çıkacağız. Böyle gidemezsin.” Dedi Sefa kendince açıklamasını sunarak. Cihan sessizce onları izliyordu. Ne çabuk aramıza girmişti? Daha okula geleli saatler olmamıştı. Ekrem titreyen ellerine baktı. Gözlerini tekrardan kaldırarak gözlerini Sefa’ya dikmişti. “Yanımda yok, sen ver.” Dediğinde Sefa kaşlarını çatmıştı. “Biri hap istese yok yanında.” Dedi Sefa kızarak. Ekrem’in yaptıklarına mana veremiyordu. Sevil’e olan ilgisinden hemen sonra gittikçe mantıksız davranmaya başlamıştı. Aşk ona yaramamıştı. “Vereceksen ver! Yoksa kullanmayacağım!” dediğinde ses tonu tehditkar çıkmıştı. Sonra kendisi de bu duruma içten güldü. Sefa’yı ne ilgilendirirdi ki, kendisi eğer bir kriz geçirmek istemiyorsa almak zorundaydı. Ona gereksiz bir naz yapmıştı. “Çattık ya! Nereden bulaştım senin gibi deliye!” dedi Sefa. Elini kimseye fark ettirmeden cebine attı. Yavaş hareketlerle hapı çıkartarak Ekrem’in gömleğinin cebine koydu. Sessizliğini korumuştu. Konuşacakta hali yoktu. Seri adımlarla Yemekhaneden çıktı. Biraz daha almazsa sonuçları kötü olacaktı. Vücudunun zangır zangır titreyeceğini hissediyordu. Sanki beyninin her köşesine bıçak saplıyorlardı. Damarları, tüm bedeni ve her zerresi o zehri tutkuyla istiyordu. Yürüyemeyecek kadar bitkinleştiğini fark etmişti. Alt kattaki Erkekler tuvaletine girdi ve elerini lavaboya koyarak yere baktı. Başımı kaldırdığında aynadaki bitkin, yorgun suratının yansımasıyla karşılaşmıştı. Titreyen elini az önce Sefa’nın eline götürerek hap bıraktığı gömleğinin cebine götürdü. Ufak hapı elime aldı ve uzunca süre bakmıştı. Ufacık bir şeyin esiri olmak can yakıcıydı. Elindeki hapı ağzına götürerek yuttu. Önümde duran çeşmeye doğru hafifçe eğildi. Suyun soğuk tarafını açmıştı. Buz gibi akan suyu defalarca yüzüne çarparak, zihnindeki buğuyu gidermeye çalıştı. Suyun soğukluğuyla bütün vücudu iliklerine kadar titreyerek kendisine geliyordu. Mavi gözlerini çeşmenin üst tarafında duran aynaya çevirmişti. Yüzündeki aşağı damlacıklar yer çekimine yenik düşerek gömleğine doğru akıyor ve belirsiz bir uzantıda yol çiziyordu. Gömleğinin yakalarına belirgin lekeler bırakarak ıslatmıştı. Çeşmenin sağ tarafında bulunan peçetelerden bir kaç tane aldı. Yüzümü silerek çöpe attı .Tuvaletin çıkış kapısına yönelerek koridora çıktı ve koridorun sonundaki Yemekhane kapısından içeri girerek bizimkilerin oturduğu masaya doğru yürümeye başladı. Yanlarına vardığında hepsi kendisini fark ederek yüzüne baktı. Yavaş hareketlerle tabağının bulunduğu yere sandalyeyi çekerek oturduğunda, kafası tamamen bulanık ve sesler yankılıydı. Sandalyenin arkasına yaslanarak başımı tavana kaldırdı. Uzunca bir süre gözlerimi kapattı. Sefa'nın seslenmesiyle başını tavandan çevirerek isteksizce masaya bakmıştı. “İyi misin?” dedi ve tedirginlikle sorduğu sorunun yanıtını bekledi. Başını evet anlamında sallamakla yetindi. Cevap verecek hali yoktu. Gözleriyle konuşarak anlaşıyorlardı. “Bir daha böyle bir saçmalık yapma.” Dedi Sefa. Kızgın gözlerini Ekrem’in üzerinde tutarak uzun süre tuttuğunda, önüne dönmüştü. Melike bu konuların konuşulmasından oldukça rahatsızdı. Açıkça konuşulmasını istemiyordu. Durumlarına şahit olma taraftarı değildi. “Sevil nerede?” dedi konuyu değiştirmek isteyerek. Fakat nafileydi. Konuyu kapatayım derken yaranın üzerine sertçe basmıştı. “Uludağ'da.” Dediğinde Melike’nin genzine çorba kaçtı. Öksürerek bakışlarını yeşil gözlerini Ekrem’e diktiğinde. Tuğçe endişeli bakışlarını Sefa’ya ardından Ekrem’e çevirmişti. Açıklama yapmalarını bekliyordu. “Polat Sevil'i Uludağ'a kaçırdı.” Dedi Sefa sakince. Melike şaşırarak ve endişe içinde “Ne?” demesiyle Yemekhanedeki herkes kendisine dönerek baktı. Sesi haddinden fazla yüksek çıkmıştı. “Biraz sessiz olun, dikkat çekiyoruz.” Cihan’ın bakışları Melike’ye çevrilmişti. “Şunu düzgünce anlatır mısınız?” dedi Cenker. “Anlaşılan yine iş bana düştü. Bir hafta önce Sevil'i kütüphanede ders çalıştırıyordum. Polat kütüphaneye geldi. Sevil'in yüzüne ileri geri konuştu. Polat böyle bir şey yapınca Sevil Polat'ın suratının ortasına yumruğu patlattı.” Hepsinin gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Ekrem’in anlattıklarına dikkat kesilmişlerdi. “Sevil.” Dedi Melike ve ekledi. “Polat'a, bizim tanıdığımız Polat’a.” Dedi şaşkınlık içerisinde. Cenker’in kaşları havaya kalkmıştı. “Vay be. Sevil'deki cesarete bakın.” Demekle yetindi. “Peki Polat'ın Sevil'i kaçırdığını nereden anladınız?” dedi Melike. “Bu gün Polat'ın Uludağ'a gideceğinden hepimizin haberi vardı.” Demişti Cihan. Ekrem anlatımı ondan alarak kendisi konuştu. “Sevil gizlice telefonundan konuştu. Uludağ'da büyük bir kulübede parti var. Büyük bir parti. Polat satış için oraya gitti. Tabi ki de Sevil'i de götürdü.” Dedi Ekrem sıkıntı içerisinde. “Allah kahretsin!” dedi Melike. Polat Sevil’i intikam için kaçırmıştı. Onunla kedinin fareyle oynadığı gibi oynayacaktı. Ona ne yapmak isteyeceği de muammaydı. “Ya Sevil'e iğne falan vurursa, o zaman ne yapacağız?” dedi Tuğçe endişelenerek. “Sevil rahat durduğu sürece, iğne vuracağını sanmıyorum.” Dedi Ekrem. “Bu akşam yola çıkıyoruz.” Cihan’ın sözüyle Cenker soru dolu gözlerle Cihan’a baktı. “Ekrem, ben ve Cihan.” Dedi Sefa. “Bizde geliyoruz.” Dedi Cenker. “Burada bizi idare edecek birileri kalmalı.” Dedi Cihan. Tuğçe hafifçe öne eğilerek kollarını bağlamıştı. İyi bir plan yapmadıklarını görebiliyordu. “Öyle mi? Peki siz o partiye nasıl girmeyi düşünüyorsunuz?” dediğinde Sefa’nın bakışları kendisine çevrilmişti. “Nasıl yani?” dedi Sefa. “Polat'ın yaptığı çoğu partileri biliyorum ve hiç biri eşsiz olmuyor. Sizin kız partneriniz var mı?” dediğinde Tuğçe, Ekrem ve Sefa başlarını öne eğmişlerdi. Polat’ın yaptığı partiler tamda Tuğçe’nin anlattığı biçimde gerçekleşiyordu. “Dört erkek beraber giderseniz dikkat çekersiniz. Ayrıca Polat'a fark ettirmeden içeri nasıl girmeyi düşünüyorsunuz? Ayrıca Sevil'i kaçırdığına göre bir otel odası tutacaklar başta demektir.” Dedi Melike, fikir yürütmüştü. “O niyeymiş çok bilmiş.” Dedi Sefa bakışlarını Melike’ye çevirirken, usanmış biçimde nefesini verdi. Gerçekten bu kadar fikir yürütmek hoşuna gitmiyordu. “Sevil'i okul kıyafetleriyle kaçırdı. Okul kıyafetiyle mi Sevil'i partiye sokacak. Üstünü değiştirmesi lazım değil mi? Partiye uygun kıyafetler giymesi lazım. Ayrıca soğukta dışarıda bekleyecek değiller. Benim bildiğim partiler geç saatlerde başlamaz mı? Ah, siz nasıl bir satıcısınız? Biraz kafanızı çalıştırın.” “Yeter artık Melike, sus. Kapa çeneni.” Dedi Ekrem. Vücudundaki bütün kanların beynine sıçradığını hissetti. Bütün hücreleri sinirden ve korkudan isyan ediyordu. “Doğruları söylüyor diye ona bağırma! Sadece şuan da korkudan çalışmayan beyniniz yüzünden size yardımcı oluyor!” dedi Cenker Melike’yi koruyarak. “O zaman demektir ki, bizde geliyoruz.” Dediğinde Tuğçe Sefa kaşlarını çatmıştı. Bunları deli cesareti kendisini çıldırtıyordu. Gittikleri yer güvenli değildi. Başlarına kötü şeyler gelebilirdi, hele ki; Polat’ın Tuğçe’yi kafaya taktığı düşünülürse hiç gözükmemesi ve gözden kaybolması gerekliydi. “Çıldırtmayın adamı! Elin dağında ne işiniz var!” dedi Sefa dayanamayarak. “Tamam gelin.” Dedi Ekrem pes ederek. Gerçekten onlarla uğraşacak hali yoktu. Aklı sadece Sevil’deydi. “Arabayı kim kullanacak, yaşımız tutmuyor.” Dediğinde Tuğçe. Cihan el kaldırarak yanıtladı. “Ben sizden ay olarak büyük olsam da, resmi olarak on sekiz yaşındayım. Ehliyetim var.” Demişti. “Şimdi orası soğuktur üstümüze kalın giyinmemiz lazım.” Dediğinde Tuğçe, Melike başını evet anlamında sallayarak ekledi. “Partiye gireceğimiz içinde aynı zamanda şıkta olmalı.” Diye eklemişti. “Kızlar sakın etek falan giymeyin. Biz oraya gezmeye gitmiyoruz neyle karşılaşacağımızı da bilmiyoruz.” Dedi Ekrem uyarıda bulunarak, rezil durumda kalmak istemiyorlardı. “Peki okuldan nasıl çıkacağız.” Dedi Melike. “Birde bu nasıl bir parti? Bunu araştırmamız lazım.” Dedi Tuğçe. “Ben partiyi sorup soruştururum.” Dedi Cihan ayağa kalkarak masadan ayrıldı. Konuşma sırasında hızlıca önündeki yemekleri yemişti. Ve ekledi. “Okuldan fark ettirmeden sorun çıkartmadan nasıl çıkabiliriz ona bakacağım. Arabayı kim alacak Cemre'den?” dedi soru yönelterek. Bütün herkes dönüp Sefa'ya baktı. “Hiç bana bakmayın öyle, almam.” Demişti. “Tamam sen partiyi araştır. Ben arabayı alırım.” Dedi Cihan başıyla onaylayarak ve ekledi. “O zaman yarım saat sonra kütüphanede buluşuyoruz. Kızlarda o sırada hazırlanırlar.” “Kızlar çantanızı büyük alın.” Dedi Ekrem. Melike başıyla onaylamıştı. “Sefa sen malzemeleri alır mısın? Aklına ne geliyorsa, her şeyi al.” “Tamam bakarım ben. İlk bir partiyi araştırayım.” Dedi Sefa yanıt vererek. Ekrem koşarak okuldan içeri girdi. Merdivenleri hızla çıkarak sınıfların olduğu kata çıktı. Her yere bakarak Deniz’i arıyordu. Sınıfının hangisi olduğunu unutmuştu. Hızlıca sınıfa girdi. “Deniz'i gören oldu mu?” dedi hafifçe sesini yükselterek. Deniz sırıtarak arkasından gelmiş ve omzuna dokunarak, sıkmıştı. “Tam arkandayım dostum.” Arkasını dönerek, mavi gözlerini Deniz’e dikti. “Acilen konuşmamız gerek.” Dedi ve sınıftan dışarı çıkarak. Sırtını sertçe duvara yaslayarak Deniz’in önüne gelmesini bekledi. “Bir sorun mu var?” dedi Deniz. Ekrem’in önünde dikilerek açıklama yapmasını beklemişti. Gözlerini onun mavi gözlerine dikerek açıklama yapmasını bekledi. Ekrem’in sınıfına geldiği sayı bir elin parmaklarını geçmezdi. Kesinlikle büyük bir sorun vardı. “Bu gün altı kişi okuldan çıkmamız gerek, ama akşam yoklamasında olmadığımızı fark ederlerse; ailelerimize haber verilir.” Dediğinde Deniz’in gözleri kocaman olmuştu. “Altı kişi mi? Yuh.” Dedi ve ekledi. “Hadi üç kişi desen anlayacağım, altı kişiyi nasıl fark ettirmeyelim.” Dedi. “Bunu bana sorma, yoklama kontrolü başkanlığında sen varsın.” Dediğinde Ekrem, Deniz korkakça koridorun bir sağına ve bir soluna baktı. Kimsenin onları duymadığından emin olmak istemişti. Biraz burun kıvırarak; “Tamam, bir yolunu buldum hallederiz.” Dedi ve bir süre ne yapabileceğini düşündü. Aklına parmak ve herkesi memnun edecek bir fikir gelmişti. “Odalarınızın numaralarını ve kimlerin kaçtığının isimlerini ver. Her kaçan kişinin odasının tuvaletine o odadaki adamlardan birini görevlendireceğim. Yoklama zamanından önce tuvalete telefon bırakılacak. Telefonların hepsi otomatik olarak bağlanacak ve siz isteseniz de istemeseniz de; telefonlarınız otomatik olarak konuşmak için açılacak.” Dediğinde Ekrem kaşlarını çattı. “Ney, bu tam bir saçmalık. Sesten direk anlarlar.” “Hayır telefon yüksek ses düzeyine uygun ve fonksiyonlu. Sesi net çıkartıyor. Arada kapı olduğu içinde tolere edilebilir.” Dediğinde Deniz, Ekrem Deniz’e sımsıkı sarılmıştı. “Sen tam bir dâhisin. Döndüğümde tüm borçlarımı ödeyeceğim.” “Ödemeni istemiyorum. Senin yaptığın iyilikler karşılığı yerine geçsin. Sırf borcumu ödemek için kabul ettim.” Dedi Deniz çok net konuşmayarak. Ekrem Deniz’ sımsıkı sarıldı. “Sağ ol kardeşim.” Deniz elinde duran kağıt ve kalemi yavaşça bana uzattı. “Kaçacak olan kişilerin adını soy adını telefon ve okul numarasını, kaldığı oda numarasını yaz.” Ekrem cebimden telefonu çıkartarak herkesin bilgisini tam tamına yazdı. Kontrol ettikten sonra kağıdı Deniz'e uzatmıştı. “Tamamdır. İşi olmuş bil.” Dedi Deniz. Ekrem tebessüm ederek geri geri adım atarken son kez konuştu. “Dönünce görüşürüz. Tabii dönebilirsek.” “Tamam kolay gelsin size.” Koşarak merdivenlerden aşağı inerken telefonu çaldı. Ekranda Cihan yazısını görünce bir kez daha çalmasına izin vermeden telefonu açtı. “Araba işi tamamdır. Okulun bir kaç metre uzağına park ettim.” “Tamamdır. Şimdi sen çık alacaklarını al.” Dedi Ekrem. On dakika sonra arabanın önünde görüşürüz.” Dedi Cihan. Adımları onlardan uzaklaşıyordu. “Okulun kamera olmayan kısmında buluşalım.” Dedi Ekrem. Telefonu kulağında titremeye başlamıştı. Sefa arıyordu. “Hadi, düzgün bilgiler bulduğunu söyle bana.” Dedi Ekrem. “Elimdeki partiyle ilgili kocaman bir liste var.” Dedi Sefa. “Özet geç. Arabada hepsini dinleyeceğim.” “İlk başta Polat kızların tahmin ettiği gibi otele gideceklermiş. Muhtemelen kızlar otel odasında olur.” Dedi Sefa. “Sadece sevil yok mu?” “Sevil'in yanında bir kız daha vardı, konuşmayı hatırla.” Dediğinde anlatmaya devam etti. “Parti on birde başlıyor. Bir sürü zamanımız var. Otel odasının kapısında bir tane koruma görevini üstlenen çocuk var ve bütün kameralar Polat'ın kaldığı odaya bağlı.” “Allah kahretsin, nasıl gireceğiz?” “Arabada bunu konuşuruz. Parti yerine partnersiz girilmiyor. Bu da demek oluyor ki. Partiye iki erkek girebilir. İki kişi dışarıda kalacak. Hem içeriden hem dışarıdan iletişimde olursak oradan Sevil'i kurtarabiliriz. İki yerimiz var parti evi ve otel hangisi daha kolay ve işimize gelir detaylara göre karar veririz.” “Tamam. Eşyalar?” Rahatça iletişimde olabilmemiz için kulağa takılan ufak telsizlerden aldı. Lazım olacak bütün malzemeleri koydu. “İp, bıçak, çakmak, bayıltıcı mendil ve göz spreyi koydun mu?” dedi Ekrem. “Göz spreyini ne yapacağız?” dediğinde Sefa’nın kaşları çatılmıştı. “Allah'ın cezası kafan bir basmadı. Kızlara vereceğiz. Bir şey olursa yumruk mu atacaklar koca koca adamlara.” Dedi Ekrem. “Biraz sakin ol!” “Olamıyorum. Resmen belaya bulaştık, şu halimize bak. Soygun yapan çetelere döndük.” Dedi Ekrem. "On dakika sonra birinci katta kamera görünmeyen yerde.” Dedi Ekrem. Telefonu suratına kapattı. Koşarak odana çıktı. Almam gereken malzemeleri alarak çantama doldurdu. Üstümü değiştirdim, hızlıca fark ettirmeden birinci katta indim. Hepsi gelmişlerdi. “Hazır mıyız? Tamam hadi çıkalım. Fark ettirmeden Yemekhanenin arka kapısından çıktık. Nöbetçiler tanıdıktı.” Dedi Ekrem. “Hey, Ekrem nereye?” dedi uzun boylu çocuk. “Güvenliğiniz için bilmemeniz daha iyi, Hilal.” “Oğlum kaç kişi gidiyorsunuz, fark edilirsiniz.” “Biz her şeyi ayarladık.” Dedi Ekrem. “Nasıl becerdiniz?” dedi Hilal. “Oğlum lafa tutma biri görecek, başımız belaya girecek.” Dediğinde Ekrem, Hilal el işareti yapmıştı. “Tamam hadi, çabuk çıkın.” Hızlıca dikkat çekmemeye dikkat ederek, arabanın yanına vardı. Cihan Şoför koltuğuna oturdu. Cenker'de onun yanına oturdu. Bizde arka koltuğa sıkışarak bindi. "Hadi abicim çabuk çalıştır, bir an evvel okulun yakınlarından tüyelim.” Dedi Ekrem. “Tamam.” Dedi Cihan. “Evet Sefa, sen kızlara malzemelerini ver.” “Alın bunları çantanıza koyun.” Dedi Sefa. "Bu sprey gibi şeyde ne?” dedi Melike. “Göze sıkıldığı an karşındaki insan ufak bir süre etrafı görmemesini sağlıyor.” Dedi Sefa açıklama yaparak. Tuğçe Sefa’nın dediğine burun kıvırmıştı. “Ne gerek böyle şeylere ya.” Demişti. Sefa bakışlarını sert biçimde Tuğçe’ye dikti. “Evet Sefa ne düşünüyorsun? Sence hangisi kolay. Ondan önce telsizleri de ver.” Dedi Ekrem. “Tamam.” Sefa elinde olan ufak iletişim telsizlerinden herkese verdi. Bunları şimdiden kulağınıza takın ve ayarlayın. Yanında açma ve kapama düğmesi var; orada açacaksınız. Rahatlıkla her konuşma duyulacak ve hepimiz birbirimizi duyacağız.” Dedi Sefa. “Kendimi çete üyesi gibi hissettim.” Dedi Melike takılarak. “En uygun benim düşünceme göre otelden Sevil’i kurtarmak. Parti karışlığında ve güvenlikte işimiz çok zorlaşacaktır. Özellikle kızlarda var onları mümkün olmazsa işe dahil etmeyelim.” Dedi Sefa. “Haklısın ama mecbur da kalabiliriz buna.” Dedi Ekrem. “Bırakmamaya çalışacağız. Gerekirse Balkonlardan otele tırmanacağız.” Dedi Cenker. “Aynen öyle Cenker.” Dedi Ekrem. “Ekrem telefonun çalıyor.” Dedi Melike. “Seninki de Melike.” Dediğinde Ekrem. Hepsinin telefonları aynı anda çalmaya başlamıştı. Telefonları ellerine alarak, ekrana baktıklarında; Deniz yazısını görmüşlerdi. Aynı anda herkese mesaj gelmişti. “Acil durum! Yakalanma alarmı.! -Deniz " yazıyordu. Ekrem hararetli biçimde konuştu. “Deniz numaralarımızı aldı ve otomatik olarak acil durumda bizi arayacaktı. Telefonlarımız beş saniye içinde otomatikman açmasak bile açılacak.” Dedi. Okulda istenmeyen durumlar olmuştu. Denizin aramasının başka bir sebebi olamazdı. İşler karışmış olmalıydı. Ekrem derin bir nefes alırken nabız atışlarını şakaklarında hissetti. Beş saniye geçmesinin üzerine telefonları otomatik olarak açıldı. Hepimizin nefesi kesildi. Bir anlık nasıl bir belada olduğumuzu öğrenmek için nefeslerini tutmuşlardı. Başlarına gelecek belaların gelmemesini umut ediyorlardı. Elbet ki bir yere kadar idare ederlerdi. Bir yerden sonra tüm planlar patlayacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD