25.Bölüm

2463 Words
25.Bölüm    Polat Sevil’in kolundan canını acıtır biçimde okul kapısından sürüklerken, ona direnen adımlar oldukça etkisiz ve yararsızdı. Kapıdan çıktıklarında, hemen önlerine gri bir ara düşmüştü. Büyük bir çekişmeyle arabanın yanına kadar Sevil’in cüssesini sürüklüyordu. Arka kapıya yaklaşarak tek eliyle kapıyı açtı. Sevil’in kafasını aşağı indirerek arabanın içine fırlattığında, avazı çıktığı kadar bağırıyor ve debeleniyordu. Polat gözlerini etrafta gezindirdi ve kimsenin kendilerini görüp görmediğine baktı. Etrafta kimsecikler yoktu. Sevil cama yumruklar savururken, kapısı kapanmış ve kilitlenmişti. Polat hızlı bir biçimde ön koltuğa geçti. Sevil korku dolu kara gözlerini yanına çevirdiğinde yanındaki elleri bağlı olan kız dikkatini çekmişti. Başı öne eğikti, çok ayık gibi görünmüyordu. Dalgalı kahverengi saçları vardı. Saçları uzundu. Formasından anlaşıldığına göre onların okuldandı. Daha önce hiç görmemişti. Önden bağlı olan elleriyle yavaşça kızın bacağına dokundu. Yavaş bir hareketle başını kaldırarak bana baktı. Güzel kahverengi gözleri vardı. Yüzündeki bakışından onun ne kadar asi olduğunu anlayabiliyordu. Ağızları bantlı değildi. Bu da onlar için çok büyük bir avantajdı. Hiçbir tepki vermeden birbirlerine baktıklarında, Polat ön koltuktan arkaya döndü. Pis sırıtışını yüzüne yayarak kızlara baktı. Yanında şoför koltuğunda oturan Sarışın Mavi gözlü çocuğa seslendi. “İkisi de çok güzel değil mi?” “Fazla asiler gibi umarım problem çıkartmazlar. Hiç güven olmaz bunlara.” Dedi mavi gözlü sarışın olan çocuk. Arabayı çalıştırarak vitesi taktığında, yavaşça ilerlemeye başlamıştı. Araba otobana kadar ilerlediğinde, Sevil korku dolu bakışlarını çevirdi. İstanbul’dan çıkıyorlar mıydı? “Merak etme sorun çıkartmayacaklar.” Demişti Polat. “Senin yerinde olsam, o kadar emin olmazdım.” Dedi çocuk. “Asilikleri sürse sürse bu geceye kadar sürecek. Sonra ağızları açılmaz.” Dedi Polat sırıtırken. Bir insan bu kadar iğrenç olabilir miydi? Ağzının açık olmasının verdiği rahatlıkla Polat'ın suratına sertçe tükürdü. “Aşağılık herif!” dedi tiksinerek yüzüne baktığında Sevil. Yanımda oturan kız bakışlarını Polat’a dikmişti. Sertçe konuşmaya başladı. Bu yaptıklarının her saniyesini sana ödeteceğim.” Dedi kahverengi saçlı kız. Adının ne olduğunu bilmiyordu. Gereksiz konuşmaya girerek ağzının bağlanmasını istemezdi. “Bakıyorum da kendinden çok eminsin tatlım.” Dedi Polat. “Emin ol. Kurtulduğum zaman başına en büyük belaları açacağım.” Dedi bir kez daha tehdit savurarak. “İkinizde çok hırçınsınız, bakın ben sizin gibileri de yola getirmesini bilirim. Sizlere de yetişiyorum. Çok yönlüyüm.” Dedi kahkaha atarak. Bakışlarını önüne çevirerek gözlerini yola dikmişti. Şu an kaçırılıyordu ve o kurtulmak için herhangi bir şey yapmıyordu. Zihni durmuştu, çalışmıyordu. Kara gözlerini yanında sakin biçimde oturan kıza çevrildiğinde, ellerindeki iplerle uğraştığını gördü. İplerden kurtulmaya çalışıyordu. En azından o da bir şeydi. Kendisi gibi etkisiz eleman değildi. Sevil’de ellerini kıpırdatarak ipi bollaştırmaya ve iplerden kurtulmaya çalıştığında, çok sıkı olduklarını fark etti. Bunları çözebilir miydi bilmiyordu. Eğer oynatırsa belki bollaştırabilirdi. Pes etmeyecekti ve elinden geleni deneyecekti.   Birlikte Erkekler Yatakhanesinde olan Ekrem, Sefa ve Cihan tüm olanlardan ve yaşananlardan habersizdi. Herkes gibi Sevil’in çığlıklarını duymamışlardı. Ekrem gülen gözlerle Cihan’a bakıyordu, Polat’ın canına okuyacağı için oldukça keyifliydi. Elini bile sürmeden ondan kurtulacaklardı. Sadece Cihan’ı ağzından kaçırmamaları yeterliydi. Destek vermelerine bile gerek yoktu. Cihan’ın planının oldukça sağlam olduğuna emindi. “İnanamıyorum vay be. Buradasın.” Dedi Sefa sırıtarak. “Seni görmek güzel.” Demişti Ekrem onu hoşça karşılarken. “Ne kadar güzel, ona yarın karar verirsiniz artık.” Dedi Cihan. Olacaklardan habersiz oldukları için memnun görünüyorlardı. Sonuçlardan sonra bu kadar memnun olup olmayacakları muammaydı. “Peki. Şimdi sen bu malları satacak mısın?” dedi Ekrem sorarak. “Tabiki de. İşim büyük balığı yakalamak değil mi?” dedi Cihan. “Büyük balık şuanda Bursa'ya Uludağ'a doğru yolda.” “İki gün sonra geri dönecek, ve o zaman bütün adalet yerini bulacak.” Demişti kendinden emin ses tonuyla Cihan. “Tamam o zaman.” Dedi Ekrem. Yan tarafta duran dolabın yanına giderek dolabın kapağını açtı. Siyah torbayı dikkatlice tutarak dolabı kapattı ve torbayı Cihan'a uzatmıştı. “Dikkatli ol.” Dedi Cihan’ı uyararak başına bir iş gelsin istemezdi. Cihan çarpık bir şekilde sırıtarak bana baktı. “Asıl siz dikkatli olun.” Sırtındaki çantasını yere indirerek siyah torbayı içine attı. Fermuarı dikkatle kapatarak sakin tavrıyla çantayı eline aldı ve sırtına taktı. “Sevil hangi sınıfta? Gelmişken ona da bir merhaba diyeyim.” Dediğinde Ekrem’in yüzü hafifçe düşmüş ve sessizleşmişti. Herkes bugün ona Sevil’i hatırlatıyordu. Sanki özellikle çaba gösteriliyor gibiydi. Öyle olduğu falan yoktu, sadece tevafuk olmuştu. “Gel biz seni götürelim, zaten Ekrem'le aynı sınıftalar.” Dedi Sefa açıklama yaparak. “İyiymiş.” Dedi Cihan. Kapıyı açarak odadan dışarı çıktı. Orta merdivenlerden hızla yukarı ilerlerken, sınıfa doğru yürürken Melike, Cenker ve Tuğçe'yi görmüşlerdi. Yolumuzu değiştirerek yanlarına gittiler ve hemen önlerinde durarak dikilmişlerdi.. “Selam.” Dediğinde Sefa Cenker karşılık verdi. “Selam.” “Hayırdır?” dedi Melike anlamaya çalışarak. “Sevil nerede? Haberiniz var mı? Cihan Sevil'i görmek istiyor.” Dedi açıklama yaparken. “Cihan!” dedi Cenker hafifçe gözlerini pörtletirken. Cihan’ı karşısında gördüğüne inanamıyordu. Cihan Cenker’in mahalleden dostuydu. Uzun süredir tanışıyorlardı ve oldukça geçmişe dayalı bir dostlukları vardı. “Cenker!” dedi Cihan bir adım öne çıkarak. Cenker’e sarıldığında samimiyetle sırtına vurmuştu. Ağzı neredeyse kulaklarına değecekti. Onu gördüğü için çok mutlu olmuştu ve hiç beklememişti. “Abicim senin ne işin var burada?” dedi Cenker geri çekilerek. Heyecanlı biçimde konuşuyor bir yandan Cihan’a gülümsüyordu. “Var işte bir işim, sorma. Özledim lan seni. Uzun zaman oldu görüşmeyeli.” Dedi Cihan. “Siz tanışıyor muydunuz?” diyerek araya girmişti Ekrem. Gördüğü manzarayı adlandıramıyordu, anlamlandıramıyordu. “Tabii.” Dedi Cenker ve ekledi. “Cihan benim kardeşimdir.” “Aynı mahallede oturuyoruz. Nerede olay var biz orada.” Dedi Cihan sırıtarak. “Aynen.” Melike’nin yeşil gözleri hayretler içerisinde açılmıştı. Cenker’in bu denli birine sarıldığına inanamıyordu. Gerçekten çok yakın dost olmalılardı. Cenker genellikle sakin yapılı bir insandı her şeye fazla tepki vermezdi ve orta yoldaki bir uzantıda ilerlerdi. “Yani Melike'cim öyle büyük şeyler değil. Bıçak olayları sopa olayları gibi ufak tefek şeyler.” Dediğinde Cenker gözlerini Melike’nin gözlerinin içine dikmişti. “Vay çakal Cenker, vay. Suskun insandan korkacaksın.” Dedi Ekrem parmağını havaya kaldırıp sallamıştı. Hepsi Cenker’i uslu bir çocuk olarak biliyorlardı, görünen o ki işler pekte öyle değildi. Melike elinde tuttuğu beş yüz sayfalık romanı Cenker'in kafasına geçirdiğinde, yüzü buruşmuştu. Elini kafasına götürerek acı içinde tuttu. “Ne demek o kadarcık? Ya sana bir şey olsaydı.” Dedi Melike. Cenker kafasını acıyla ovuşturdu. Gözlerini Melike'nin sinirli gözlerine dikerek cevap verdi. “Olmaz bana bir şey korkma. Ayrıca ben bıraktım. Yazın sondu.” “Ne demek bir şey olmaz?” “Yanımızda bıçak taşıyorduk, bir şey olmaz yani. Olmadı da.” Dedi Cihan. Melike’nin şaşkın yeşil gözleri Cihan ve Cenker konuştukça aralarında gidip geliyordu. Gözleri iyice dışarı çıkacak gibi olduğunda, Cenker’e döndü. “Cenker sen bıçak mı kullanıyorsun?” dedi. “Hayır ya.” Diye bilmişti. Cihan işleri gittikçe karıştırıyordu. Melike sinirle elindeki kitapla sertçe Cenker’in kafasına bir kez daha patlattığında acı içinde yüzünü buruşturdu. Ekrem’in uyuşturucu mevzularına karşı sert bakan çocuğa ne olmuştu? Cihan’ın anlattığı çocuktan çok farklıydı ve eser yoktu. “Kullanmasına gerek kalmıyordu ki. Bu herif var ya. Bir uçan tekme atıyor. Adamlar beyin sarsıntısı geçirip yere yığılıyorlar.” Dedi Cihan araya girerek açıklama yaparken. Güçlü bir kahkaha patlattığında yüz hatları gerildi ve kıpkırmızı kesilmişti. “Uçan Tekme?” dedi Ekrem kısık ses tonuyla sorgulayarak. “Bizim Cenker.” Dediğinde sefa’nın iki kaşı havaya doğru kalkmıştı. “Hiç bir olaya karışmayan karışınca da kızan Cenker. Öyle mi?” Tuğçe son sorusunu doğrulamak için sormuştu. Gerçekten çok şaşkındı, demek ki Cenker’i yeterince iyi tanımamışlardı. Cenker kaşlarını çatarak Cihan’a baktı ve koluna sertçe geçirdi. “Artık sus istersen.” Dedi. “Tamam sustum.” Dediğinde Melike Cenker’e öldürücü bakışlarına hapsederek orada işkence ediyordu. Ekrem ciddi bakışlarını Cenker’e dikerek tebessüm etti. “Vay be, sende bizden az değilmişsin.” Dediğinde Melike kızgın gözlerini ona çevirerek uzun süre baktı. “Her neyse siz beni Sevil'e götürmeyecek miydiniz?” dedi Cihan konuya girerek ortamdaki gerginliğin dağılmasını istemişti. “Kızlar Sevil nerede?” dedi Sefa sorusunu yönelterek. Melike sinirli ses tonuyla cevap verdi. “Hava almak için bahçeye çıktı.” “Tamam, gidip Sevil’i bulalım.” Dediğinde Cihan adımlarını koridorun uzantısına ilerletmişti. Cenker’e son bir defa sırıtarak baktığında, “Kaç sen, kaç. Bunun hesabını keseceğim senden.” Dedi Cenker Cihan’a el kaldırarak parmak sallamıştı. Sefa ve Ekrem’de Cihan’ın peşine takılarak bahçeye ilerlediğinde, merdivenleri ilerlemişlerdi ve etrafa bakındılar. Kimsecikler yoktu. Etrafta ne Sevil, ne de bir insan canlısı görünüyordu. Biraz ilerleyerek köşe taraflara baktılar, oralarda da kimse yoktu. Muhtemelen herkes Yemekhanede olmalıydı. Yemek saati git gide yaklaşıyordu. Yakında yemekler verilirdi. Üçümüz hızlı adımlarla merdivenlerden inerek bahçeye çıktık. Bahçede kimse yoktu. Herkes yemekhanede olmalıydı. "Hani nerede? Yok.” Dedi Sefa hayıflanarak. “Kuytu köşelerde bir yerdedir. Garip yerleri sever o. Şu ileride ki ağaçlar var ya. Onların arasında bir masa var orada olması lazım büyük ihtimalle.” Dedi Ekrem tahminde bulunarak. Bahçenin yüzeysel kısımlarına bakmayı keserek, adımlarını kör noktada kalan ağaçlık bölgeye ilerlettiklerinde; ağaçların arasından geçerek masanın önünde durdular ve bakışlarını başka yönlere kaydırdılar. “Burada da yok.” Dedi Sefa dediğini yenileyerek. Ekrem yorulmuş ifadeyle gözlerini yere devirirken, uzun süre mavi gözleri yerde kaldı. Köşe tarafta yerde duran defter gözüne çarptığında, mavi bakışlarını oraya kaydırdı. Düşününce defteri daha önce gördüğünü hatırlamıştı. Nereden olduğunu çıkartmaya çalıştı. Yere eğildi ve defteri eline alarak dış kapına uzun süre bakındı. Hatırlamıştı, bu Sevil’in ders defteriydi. Yıldızlılar defteri demişti. Tüm önemli notları ve öğrenmesi gerekenleri içine yazıyordu. Cihan ve Sefa’ya bakışlarını çevirirken, mırıldandı. “Bu Sevil'in defteri.” “Demek ki buraya gelmiş. Giderken de defteri burada unutmuş.” Dedi Cihan. Sefa kaşlarını havaya kaldırmıştı. “Sevil hiç eşyalarını unutacak, bir insana benzemiyor. Hiç hayra alamet değil.” Kafası haddinden fazla karışmıştı. Sevil defterini unutmuş olsa bile, defter masanın üzerinde duruyor olurdu. Lakin defter yerdeydi ve savrulmuştu. Sanki hususi bırakılmış gibiydi. Hızla ayağa kalkarak yerlere bakınmaya başladı. Başka bir şeyler arıyor gibiydi. Mavi gözleri etrafı tararken kendi etrafında döndü. Soluğu kulaklarında yankılanıyordu. “Ne oluyor?” dedi Cihan endişeli biçimde. “Cihan hiç okula girdiğinde bahçede Sevil'i görmedin değil mi?” dediğinde Ekrem Cihan anlamsız tavırla ona baktı. “Görsem niye sorayım?” dedi. Haklıydı. “Sefa sen?” dediğinde Ekrem. “En son seninle buluşmadan önce gördüm.” Dedi. “Sefa Sevil'i arar mısın?” dedi Ekrem. “Niye sen aramıyorsun?” “Sefa Sevil'i ara. Lütfen!” dedi. Sesi uyarıcı tonca çıkmıştı. Düşüncelerine sızan binlerce tedirginlik ve endişeyi bastırmaya çalışıyordu. “Tamam sakin ol biraz, derdin ne senin?” dediğinde Sefa’nın sesi kulaklarında uğuldamıştı. Polat’a nasıl kafa tuttuğunu bir tek kendisi görmüştü. O yüzden endişeli olan kendisiydi. “Veya dur arama, Yemekhaneye bakalım. Yoksa ararız.” Dedi Ekrem. Sefa Ekrem’in koluna dokunarak destek çıkmak istercesine dokundu. “Tamam siz yorulmayın, ben hızlıca bakıp gelirim.” Dedi Sefa koşarak yanlarından ayrıldı ve büyük olan bahçenin sonuna geldiğinde, okul kapısından içeri girdi. Merdivenleri ikişer şekilde inerek, Yemekhane’deki herkesi taradı. Gözleri Sevil’i arıyordu, fakat yoktu. Ona dair bir izde yoktu. Ekrem’in tedirginliğini fark eden Cihan, ona döndü ve sorusunu yöneltti. “Sorun ne?” “Cihan garip değil mi? Bu defter yerdeydi.” Dedi Ekrem. “Yani?” “Yani sanki unutulmuş gibi değil, düşürülmüş yada zorla bırakılmış gibi.” Dediğinde Ekrem. Cihan onun neyden bahsettiğini anlamıyor veya yorumlayamıyordu. “Ne demek istiyorsun?” dedi. “Bilmiyorum, bilmiyorum.” Dedi soluklanarak. İçindeki endişe yığınını bastırıyordu. Belki Sefa Yemekhanede bulup kendisini getirecekti. Sefa hızla koşarak yanlarına geldiğinde, Ekrem hayıflandı. “Oğlum neredesin sen? Altı üstü Yemekhaneye bakacaktın.” “Ekrem. Sevil yok.” Dedi endişeli biçimde Sefa. “Yatakhanede olmasın?” “Ekrem ben geç geldim, çünkü bütün okula baktım. Sevil hiçbir yerde yok.” Sefa'nın sesi nefes nefeseydi. Zor konuşuyordu. “Nasıl ya?” dediğinde Sefa cevap verdi. Yok. Ne okulda, ne koridorda, ne yemekhanede, nede yatakhanede.” Dediğinde Ekrem sesini yükseltti. “Sevil'i ara! Hemen!” “Sen arasana.” Dedi Sefa. Nefes nefeseydi. Kimseyle konuşacak durumu yoktu. Şimdi gurur yapmanın sırası değildi. “Allah kahretsin!” Hızla cebindeki telefonu çıkartarak Sevil'i aramıştı.   Sevil uzun süredir arabadaydı. İstanbul dışına doğru çıkmaya başlamışlar ve ilerliyorlardı. Ellerimin iplerini biraz olsun bollaştırabilmişti.. Yanında duran kahverengi saçlı kız da başarmıştı. “Nereye gidiyoruz?” dedi Sevil Polat’a soru yönelterek.  Dikkatini dağıtmaya çalışıyordu. “Gezmeye.” Dediğinde. “İstanbul dışına çıkıyoruz.” Demişti endişeli biçimde. “Uzak bir yere gezmeye gidiyoruz.” Diyerek açıklama yapmıştı Polat. Birden sessizde olan telefonu pantolonunun arka cebinden titrediğini fark etmişti. Yanımda oturan kızda irkilmemden dolayı telefonun çaldığını anlamıştı. El hareketleriyle çaktırmadan açmamasını söylüyordu. Yavaşça iki elimi arka cebime götürerek telefonu eline aldı. Ekrana baktığımda Ekrem'in aradığını görmüştü. Telefonu açtı ve hoparlöre aldı. “Ekrem bu yaptıklarını öğrendiğinde seni öldürecek. Biliyorsun değil mi Polat?” dediğinde Ekrem’in konuşmasına izin vermemişti. “Ekrem bana hiç bir halt yapamaz.” Demişti Polat sırıtarak. Sesi keyifli ve neşeli çıkıyordu. Ekrem telefonu açıldığında gelen sesi dinlemeye başlamış ve çıt çıkartmamıştı. Sevil’in söylediklerini dinledi, kendisine cevap vermiyordu. Ona işaret vermeye çalışmıştı. Sessizce Sefa ve Cihan'a baş parmağıyla dudağına götürerek sessiz olmalarını işaret etti. Telefonun hoparlörünü açtı. Telefondan Sevil'in sesini dinlemeye başlamıştı. “Bu yaptıklarını öğrendiğinde çok sinirlenecek. Ellerimi bağladın ve İstanbul dışında bir yere çıkartıyorsun bizi.” Dedi Sevil onlara mesaj vermeye çalışarak. “Bu sefer Ekrem kahraman olamayacak. Seni kurtaramaz.” Demişti Polat. “Ekrem benim yokluğumu kısa süre içinde fark edecek.” Dedi bağırarak. “Fark etse bile her şey çok geç olacak.” Dediğinde Polat. Sinirden yumruk yaparak elini sıkmaya başladı. “Erde olsa, geçte olsa; Ekrem seni öldürecek.” Dedi Sevil. “Ekrem sana yardım edemez Sevil'cim. Onun için boşuna çırpınma. Seni takip ederse kendi başı da belaya girer.” Dedi Polat. “Nasıl? Anlamadım?” “O zaman görürsün. Demişti Polat. “Kimseye dokunma!” dedi Sevil. “Ekrem’e dokunma demek istedin herhalde. Peki, neden dokunmayayım Ekrem’e?” diyerek onu sıkıştırmak istemişti. Aralarındaki ilişkiyi anlamıştı ve sesli biçimde söyletmek istiyordu. Salak değildi, Ekrem’in dediğine kanacak değildi. Bunu söyleyip söylememekte kararsızdı. Belki Ekrem'i bir daha göremeyecekti. Belki yetişemeyeceklerdi. Ne olursa olsun, ne kadar kabul edemese de bunu bilmesi gerekliydi. “Çünkü ben Ekrem’i seviyorum.”  Dediğinde sesi kısık çıkmıştı. “Bunu biliyorum Asi cadı ama bunu ona söylemek için çok geç. Geri döndüğünde utancından onun yanına bile yaklaşamayacaksın.” “Yanılıyorsun.” Dedi mırıldanarak. Sevil’in telefonda söylediklerini dinlerken hafifçe ağrı aralanmıştı. Çarpık bir sırıtma yüzüne yayılıyordu. Böyle bir durumda nasıl tebessüm edebildiğini anlayamadı. Ağzından çıkan son kelime ise hem Cihan'ı hem de Sefa'yı şaşırtmıştı. “Cesaret edememiştim ama artık beni susturacak hiç bir şey yok. Ekrem Seni Seviyorum.” Dedi Sevil. Bu kız delinin tekiydi. Kaçırılırken telefonda kendisiyle konuşacak kadar manyaktı. Başını iyice belaya sokacaktı. Polat çok sinirlenirse ona vurabilirdi. Polat arkasını dönerek Sevil’e baktı ve elindeki telefonu kapmıştı. “Ne yapıyorsun sen? Ekrem’i mi aradın?” dediğinde Polat hat kesilmişti. “Ne oldu?” dedi Ekrem. “Sakin ol telefonu elinden aldılar.” Dedi Sefa. Seslerini artık duyamıyordu. Kulağımda tek Sevil'in son sözü yankılanıyordu. "Ekrem Seni Seviyorum." Ne olursa olsun Sevil'i kurtaracaktı. Başı büyük beladaydı. Hızlı hareket etmek zorundalardı. Polat Sevil’e zarar vermeden bir araba bularak arayı kapatmalılar ve Polat’la yapamadığı hesaplaşmayı yapacaktı. Bu kez hesap çok çetindi.  
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD