8.Bölüm
Sevil’in gözlerinden istemsizce yaşlar süzülüyordu. Melike ondan farksızdı. Gözlerindeki yaşları temizlerken Sefa sadece pes ederek durmuştu. Yüzü somurtuk ve mutsuzdu. Ekrem sabit bir noktaya bakıyordu. Bir süre öylece durdu ve kafasını kaldırarak Melike’ye baktı. Aklına bir fikir gelmiş gibi görünüyordu. Dışarıdakilerin duyamayacağı şekilde fısıldadı.
“Bakın, eğer Sefa ve ben yakalanırsak bile sizin yakalanmanıza izin vermeyeceğim.” Dedi.
“Nasıl olacak? Bir fare gibi kapan kısıldık.” Dedi Melike.
Ekrem bir şeyler hatırlamışçasına Melike'ye döndü. Bir süre baktı ve gülümsedi.
“O zaman bizde farenin yaptığını yaparız.”
Ekrem hızla kafasını kaldırdı, etraftaki eşyaları ve odayı detaylıca süzdü. Oradan oraya dönüyordu. Kapının önündeki adımlar anahtar gelene kadar başka yönlere gitmişti. Şimdilik bulundukları nokta sakindi.
“Ekrem ne arıyorsun?” dedi Sefa.
“Saklanacak yer bulmaya çalışıyorum.” Dediğinde Sefa yanıt verdi.
“Dört kişiyiz bu küçücük odada dördümü saklanacak yer bulamayız.” Dediğinde, Ekrem yanıtladı.
“Sevil’i sayma bu minyonlukla üç kişiyiz.” Demişti.
“Bunun mümkünatı yok.” Dedi Sevil. Sesi oldukça bitkin ve umutsuz çıkmıştı.
“Var.” Dediğinde Ekrem hızlıca yanlarından ayrıldı ve ilerideki dolaba bakarak içini açtı.
“Bu dolap çok büyük, iki kişi oturarak sığar.” Dediğinde Sefa sorusunu yöneltmişti.
“Ya diğer iki kişi?”
Ekrem hızla odayı dört dönmeye başlamış ve iki kişinin daha saklanacağı yer bulmaya çalışıyordu. Masanın arkası vardı ama orası da çok açık bir yerdi, görmeme ihtimalleri olamazdı bile… Ekrem birden durdu ve gözlerini kapattı. Fısıltıyla bir şeyler mırıldanıyordu ama duymamızın imkanı yoktu.
Buradan kurtulmanın bir yolunu bulmalıydı ve bulacaktı. Elbet bir yolu vardı ve imkansız değildi. Bulamıyordu zihni adeta kapana sıkışmış hissettiği için, gerginlikten düşüncelerinin yerini kocaman bir korku saplamıştı. İki kişi açıkta kalıyordu bu olmazdı. Onlar yüzünden buralardı ve sırf onları kurtarmak için kendilerini tehlike atmışlardı. Böyle bir yükün altında ezilemezdi. Bir insana böylesine borçlu kalamazdı.
Gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı. Sakinleşmeye ve zihnini berraklaştırmayı denedi. Sakin olmayı denedikçe bedeni zangır zangır titremesini daha belirgin biçimde hissetti.
Bir hırısızın gözünden düşünmeye çalıştı. O olsa nereye saklanırdı. Aynen böyle düşündü. Gözlerini açtı ve tekrardan hızlıca çevreye bakındı. Mavi gözleri birden masanın arkasındaki büyük kutuya takılmıştı.. Dikkatlice oraya göz gezdirdi ve çarpık gülümsemesini yüzüne yerleştirmişti. Dönerek fısıltıyla mırıldandı.
“Sefa.”
Sefa her şey bitmişçesine bitkin bir şekilde bana bakıyordu ve solgun sesiyle cevap verdi.
“Hı?”
“Şu masanın arkasındaki kocaman çöp kutusu var ya.” Dedi Ekrem.
“Evet?” demişti Sefa anlamayarak.
“Aklından bile geçirme Ekrem. Çöpün içine girmem.” Demişti Melike aklından geçeni okurcasına.
Ekrem gülümseyerek Melike'ye baktığında Sefa yanına yaklaşarak fısıldadı.
“Ekrem kriz geçireceksin, iç şunu.” Dediğinde yeni fark etmişti. Gerçekten vücudunun her zerresi ve beyni, şu an o zehri şiddetli bir istekle talep ediyordu. Fakat şimdi olmazdı. Dayanabilirdi. En azından yarım saat daha sabredebilirdi.
“Sus şimdi. Hiç sırası değil.” Dedi ve gözlerini Sefa’dan Melike’ye çevirdi.
“Melike, o çöpün içinde pislik yok. Yazın okulda gösteri oldu çok büyük bir gösteriydi. Her yeri kartonlarla süslediler ve içinde onlar var. Geri dönüşüm çöpü, umarım anlatabiliyorumdur.
Sefa uzaklardan görünen bir umut ışığına tutunarak bakışlarını canlandırdı ve bakarak konuştu.
“Evet hatırladım.”
“Yani şu an içinde kartonlar var, girebiliriz. Üzerimiz batmaz.
Sevil bitkince sesini çıkardı. “Siz bunları nereden biliyorsunuz?”
“Sevil kapana kısıldık, aklını yitirmiş olamazsın herhalde. Unutma yanımızda duran iki şahsiyet okulun yasaklı madde satıcılarından ve o günde satmaya geldiler.”
Ekrem başını önüne eğmişti. Eğme gereği duyuyordu. Bu çok utanç vericiydi. Sefa’da aynı şekilde gözlerini etrafta gezindiriyordu. Şimdi bunların hiç sırası değildi. Acilen saklanmaları lazımdı. Durum ciddiydi. Seri davranmaları gerekiyordu.
“Bunları konuşmanın ne yeri, ne de sırası. Şimdi bu dolaba iki kişi girecek. Kim giriyor?”
“Ben dolaba giremem Ekrem.” Dedi Melike.
“Yapamam, zaten zor nefes alıyorum orada hiç alamam.” Dedi Sefa.
“Tamam ben ve Sevil dolaba gireceğiz. Melike sen dolabı kapatacaksın ve anahtarıyla bizi kilitleyip cebine koyacaksın. Sonra sizde Sefa’yla birlikte. masanın üstünden geçin ve kartonların arasına atlayıp iyicene dibe karışın tamam mı?”
Melike korkudan titreyen sesiyle cevap verdi. Korkudan dişleri birbirine vuruyordu.
“Tamam.” Diyebilmişti zorlukla. Hızlıca Sevil’e dönüp baktı. Öylece donup kalmıştı. Belki de hayatında ilk defa bir suça karışıyordu. Çok korktuğu ve neredeyse aklını yitirmek üzere olduğu belliydi. Yavaşça koluna dokunarak hareket etmesini sağladı.
“Hadi, biraz daha burada beklersen her şey için çok geç olabilir.”
Sevil Ekrem’in sözleriyle kendisine gelmişti. Şiddetli biçimde şakaklarına kramplar girerek başı çatlayacak gibi ağrırken bunu takmanın sırası olmadığını düşündü. Ekrem önden ilerleyerek dolabın kapağını açmış ve az yer kaplayacak şekilde içine yerleştiğin de elini havaya doğru kaldırarak mavi gözlerini şefkatle Sevil’e dikti.
“Hadi Sevil.”
Adımlarını dolabın önüne kadar taşıdığında elini tutmamıştı. Yavaşça Sefa bana mırıldandı.
“Korkma yemez seni.”
Sırıtıyordu. Evet yanlış görmüyordu, sırıtıyordu! Nasıl bir kişiliksizlikti? Bu durumda bile sırıtıyordu. Kendine hakim olamazken suratına tükürmüştü.
Ekrem’in uzattığı elini tutarak dolabın içine yerleştiğinde Sefa yüzünü temizlemişti. Ayaklarını dolabın içine yerleştirirken her şey o kadar anlık ve hızlı gelişiyordu ki, bunların bir kabus olmasını dilemişti. Dışarıdan gelerek kapının önünde duran yüksek konuşma sesleriyle Sevil aniden irkilmişti.
“Anahtarları buldum.” Dedi hizmetli.
“Dünya kadar anahtar var elinde hangisi?” dedi amir tok sesini korurken.
“Şu beş anahtardan biri.” Diye yanıt vermişti adam.
Anahtarlar hizmetlinin elinde ses çıkarıyordu. Melike ve Sefa kapıya bakarak, donup kalmışlardı. Ekrem yavaşça Melike'nin bacağına vurdu.
“ Çabuk olun! Yoksa hepimiz yakalanacağız!”
Melike irkilerek dolaba döndü. Hızla dolabın kapaklarını yüzlerine kapattı ve onları dolaba kilitlediğinde Sevil kendisini tutamıyordu. Ellerini ağzına götürerek hızlıca kapatmıştı. İstemsizce ve şiddetle gelen hıçkırık seslerini bastırabildiği kadar bastırıyordu.
Sesin çıkmasını önlese de bedeninde titreşimler oluşturan hıçkırıklar büyük sarsıntılara sebep oldu ve vücudu zangır zangır titredi. Ekrem ellerini ağzımı kapattığım elimin üzerine götürerek sakince çekmişti ve iki eliyle elini sımsıkı tutarak destek vermeye çalıştığında ne yapmaya çalıştığını anlamadı.
Hıçkırıkları dışına taşabilirdi.
“Sakil ol. Tamam mı? Bu durumdan kurtulacağız. Sana söz veriyorum.” Dediğinde bir nebze korkusu ve titremesi azalmıştı.
“Gel buraya.” Dediğinde karanlıkta göremediği mavi gözlerindeki hüznü ses tonunda hissetmişti.
Yavaş hareketlerle ses çıkarmamaya özen göstererek kendisine sarılmıştı ve sakinleştirmeye çalıştığında, elleri sırtımı okşuyordu. Hıçkırışının ağzından kopacağından korkarken, korkak bedenini ona yasladı ve tehlike bir limana sığındı. Bulunduğu durum kedisine neler yaptırıyordu. Aklı ve mantığı tamamen kapanmıştı.
Bir hap satıcısına güven duyarak ona sarılıyordu. Ekrem’inde bedeni şiddetle titrediğinde, onun bedeninin verdiği tepki korkunun çok dışında bir istekti. Bedeni o zehirli maddeden bir doz almak için adeta kıvranıyordu.
Ekrem’in hem bulundukları durumla baş ettiği korkuyu, hem de bedenindeki dayanılmaz istekle mücadele ettiğini düşündüğünde; iradesinin ne denli güçlü olduğunu anlamıştı. Çok sağlam ve dik duran bir karakterdi.
Sefa masanın üzerinden geçerek ve karton çöplerinin bulunduğu büyük kutunun içine atladığında, Melike’de atlayarak içine karışmıştı. Kendilerini ufak karton parçalarının içinde bulmuşlardı. Üzerlerini kapatırken; Sefa kutunun kapağını kapattı.
O da iyice dibe batarak gizlendiğinde, kilik sesi kulakları doldurarak uğultu bırakmıştı. Üçüncü çevirişte açılacaktı.
“Biraz sakin ol tamam mı? Koca kutu titriyor.” Dediğinde Sefa. “Buradan bir kurtulayım seni öldüreceğim! Diye eklemişti.
Bekledikleri ve gerçekleşmelerini hiç istemedikleri ses kulaklarına ilişti. Kapı açıldı ve bir çok adım sesleri içeride dolanırken; kulaklarında büyük bir uğultu hissetti. Bedenine yayılan korkuyla, yankı sesleri beynini delip geçiyordu. Bir an için nefes almayı bile unuttu ve nefesini tutarak sadece bekledi.