7.Bölüm

1777 Words
7.Bölüm   Melike boynunda kalın ipe sahip olan kolyeyi çıkardı. İpe anahtar takılıydı. Eğilerek anahtarı kapının deliğine soktu ve yavaş hareketlerle döndürdü. Sessizce kapıyı açarken hızlıca içeri girdi. Ardından Sevil’in kolundan tutarak hızlıca içeri sokmuştu. Tekrar eğilerek kapıyı kilitlemeyi de unutmadı. “Ama nasıl ya? Böyle bir şey nasıl olur? Resmen kilitli kapının anahtarı boynundaydı.” Dedi Sevil fısıldayarak. Zeytin gözleri kocaman olmuştu. “Bende bu okulun çoğu odasının anahtarı var.” Dedi Melike. “Ama nasıl?” “Tuğçe geçen sene gizlice anahtarları topluyordu ve kopyalarını yaptırtıp fark edilmeden yerine koyuyordu. Bir gün anahtarları haberi olmadan çaldım.” Şaşkın bakışlarını Melike'ye çevirmişti. İnanılacak bir durum değildi. “Hadi dışarıyı kolaçan etmeliyiz.” Dediğinde şaşkınlığını bir kenar bırakmıştı. Esas tiyatroyu kaçıracaklardı. Pencerenin önüne sessizce geçtiler ve pencereyi açarak yavaşça  perdeyi kaldırmışlardı. Dışarı bakmalarıyla hızlıca yere eğilmeleri bir olmuştu. Ekrem ve Sefa açtıkları pencerenin hemen önünde bekliyorlardı. “Bunlar bu pencerenin önünde bekliyorlar.” Dedi Sevil sadece dudaklarını kıpırdatarak. Onu duymalarını istemezdi. “Arkaları dönük ve içerisi de karanlık, bizi fark etmeleri çok zor.” Dedi Melike uzaklığı hesaba katarak. Yavaşça ayağa kalkarken, dikkat çekmeden pencereden dışarıya bir kez daha bakmışlardı. Melike'nin telefonu birden titremeye başladığında mesaj geldiğini anlamıştı. Cebinden çıkartarak telefonun ekranına baktı ve gelen mesaja tıkladı. Sevil’e doğru eğilerek çok kısık sesle fısıldadı. “Polisler buradalarmış, kendilerini fark ettirmiyorlarmış.” Sevil anladım anlamında başını sallamakla yetindi. Camdan dışarı gizlice bakmayı sürdürürken Lisenin yakınlarında bir araba durmuş ve farlarını söndürmüştü. Kapılar açıldı içeriden iki adam inmişti. Yasaklı madde satıcıları bunlar olsa gerekti. Yoksa okulun yanında herhangi bir araba durması hele ki bu saatte imkansızdı. Sefa ve Ekrem ağaçlığın arkasından çıkarak sakin adımlarını oldukça ağırdan alarak ilerlediklerinde, bir anda polisler yeni duran arabanın etrafını silahlarını kaldırarak çerçevelemişler ve adamları rehin almışlardı. Boyunlarından tutarak arabaya ters biçimde yapıştırdılar, iki adamı hızlıca bileklerinden kelepçelemişlerdi. Bu olaya canlı şahitlik yapan Ekrem ve Sefa hızlıca ve bir o kadar dikkatli yere eğildiklerinde, ağaçlık bölge onları kapatarak koruyordu. Melike yavaşça elini yukarı kaldırdı ve konuşmalarını duyabilmek için pencereyi hafifçe aralamıştı. Ardından elini yere indirdi. Artık konuştuklarını duyabileceklerdi. “Bu ne şimdi?” dedi Sefa çok kısık sesle. Ekrem endişeli gözlerini Sefa’ya döndürerek cevap verdi. “Bilmiyorum.” “Polisler baskın yaptı, götürüyorlar. Bizim okuldaki satıcılar dışında kimsenin haberi yoktu. Bu polisler nasıl öğrendi?” dedi Sefa. Sefa ve Ekrem aynı anda birbirine dönüp baktıktan sonra aynı anda fısıltıyla konuşmuşlardı. İkisi de aklından geçen tek ismi dile getirmişlerdi. “Sevil.” Dedi Sefa. “Melike.” Dedi Ekrem. Sefa’nın sesi oldukça tehditkar çıkmıştı. “Yemin ederim o kızı bulursam öldüreceğim. Bütün planı bozdu.” “Oğlum bu polisler okuldaki alıcıları da bulmak için geliyorlar baksana. Okulun bahçesinden içeri girdiler. Hemen tüymemiz lazım buradan ve yatakhaneye gitmeliyiz.” Dedi Ekrem. Sefa ona katılarak onayladı. “Hadi yemekhaneden çabuk çıkalım.” Ekrem ve Sefa hızla koşarak uzaklaştıklarında Sevil Melike’ye dönerek fısıldadı. “Demek ki Yemekhanenin penceresinden çıkmışlar. Tamam hadi bizde odalarımıza gidelim. Şimdi bütün okulu aramaya başlarlar.” Melike bir an için donup kaldı. Ekrem’in nasıl bu denli salak olabileceğine inanamadı. “İnanmıyorum ya. Ekrem bu kadar aptal olmuş olamaz.” “Ne oldu?” dedi Sevil soru dolu gözlerle. “Yemekhane dışarı kaçmak için iyi bir plan. Fakat içeri girmek hiçte değil.” “Niye ki?” “Bak yemekhaneyi toparlamaları bittikten sonra; yemek getirilip götürülen kapı ve Yemekhanenin bütün camları kilitleniyor.” “Sen ciddi misin?” “Evet ciddiyim. Dedi Melike. “Şimdi dışarıda mı kaldı onlar? Nasıl içeri girecekler?” “Bilmiyorum ama Ekrem’i asla dışarıda bırakamam.” Dedi bakışlarını Sevil’in üzerinde tutarak. “Nasıl ya? Saçmalama.” “Biz Ekrem’le kardeşiz Sevil. Küçükken birbirimize ne zaman, ne olursa olsun, zor durumlarda yanımızda olacağımıza dair söz verdik. Onu yarı yolda bırakamam.” “Ama Melike... Tamam yardım edelim de, biraz hak etmediler mi bunu?” “Eğer bütün bu olanlar bir ortaya çıkarsa okul hayatları tamamen biter Sevil. Buna izin veremem. Tamam Sefa’ da kötü biri ama ikisinin de dersleri son derecede iyi. Resmen inekler, onlara bunu yapamayız. Demek ki önemsiyorlar.” “Onları alalım ama biraz dışarıda bekletelim ki; bu işin ne kadar ciddi olduğunu ve hayatlarına sebep olacağını anlasınlar. “Biraz gözleri korksun diyorsun.” Dedi Melike bunu düşünerek.   Ekrem ve Sefa koşarak Yemekhanenin kapısına gitmişti, lakin ortada çok kocaman bir sorun vardı. Kapı açılmıyordu. “Açılmıyor, kapı açılmıyor.” Dedi Ekrem kekelerken. “Ne?” dedi Sefa korku içerisinde. Hızla yemekhanenin camlarına baktı, hepsi kilitliydi. “Yakalanacağız oğlum.” “Bu olamaz, resmen dışarıda kaldık!” Ekrem hızla koşarak başka yöne çevrildi. Bodrum katının pencerelerini kontrol etmeye başladı. Hiç biri açık değildi. “Lanet olsun! Açık bir tane bile pencere yok. Tek şansımız daha demin ki yerde beklemek. Tek şanımız o, eğer bir ihtimal bakmazlarsa kurtuluruz.” Dedi Ekrem. “İhtimal mi?” dedi Sefa delirmişçesine sırıtarak. “En son bulacakları yer orası.” Onların dönmesini bekleyen Melike tedirgin olmaya başladığı sırada konuştu. “”Niye dönmedi bunlar?” “Acaba okula girebilecek açık bir pencere mi buldular?” “Hiç sanmam.” Sevil ve Melike konuşurken pencereden gelen hareketle birden yere eğilmişlerdi. Sefa ve Ekrem ağaçların arkasına dönerek yavaşça eğilmişler ve ecele yakın korkunç o anı yaşamak için bekliyorlardı. Bu kez hayatları gerçekten kaymıştı. Madde kullanmanın yanı sıra Liseye yasaklı madde sokumu ve dağıtıcılığı büyük suçtu. “Bulamamışlar, hadi içeri alalım çabuk.” “Hayır biraz daha korksunlar.” Dedi Sevil gözlerini kısarak. “Tamam. Biraz daha bekleyelim.” Kafalarını kaldırarak dışarıdaki hareketlilikleri dikkatlice izlemeye başladıklarında; polisler kör noktalardan ışıklarla bahçeye hızla dağılıyorlardı. Ellerindeki fenerleri yakınlarını aydınlatarak zifiri karanlığa dağılıyordu.  Diğer kısım polis ise ağaçlıklara doğru ilerlerken mesafe oldukça uzak ve etraf karanlıktı. Bir kısmı okul bahçesine bir kısmı da ağaçlıklara, bizim tarafa doğru yayılıyordu. “Tamam. Eğer biraz daha beklersek geç olabilir.” Dedi Sevil. Melike’de başıyla onayladığında, Ekrem ve Sefa onlar için her şeyin bittiğini anladı. Artık oyunun ve suç işlemenin sonuna gelmişlerdi. Yakalanacaklar ve okul hayatları tamamen bitecekti. Damarlarında akan zehir onları son kez ve ebediyen tutsak alacaktı. “Yolun sonuna geldik.” Dedi Ekrem sıkıntıyla. “Seni bu işe başından beri bulaştırmamalıydım.” Demişti Sefa. Birbirlerine söyleyecekleri son sözü bitirdiklerinde, bir pencereden Sevil; diğer pencereden Melike çıkarak bakmışlardı. Sevil hemen önünde duran Ekrem’i, Melike ise Sefa’yı gömleklerinin yakalarından tutarak sertçe çektiklerinde, pencereden içeri düşmüşlerdi. Pencereleri kapatarak perdeleri örttüklerinde ikisi de acı içinde inlemişlerdi. Ufak birkaç iniltinin ardından şaşkın ve buruşmuş yüzleriyle etrafa bakarak incelemişlerdi. Omuzları bir duvarı delip geçmişçesine ağrıyordu. Şaşkın bakışları etrafı dolanırken, içeri nasıl girdiklerini anlamaya çalıştılar. Bilinçleri kendine gelerek şoktan çıktıkların da Ekrem mavi gözlerini Sevil ve Melike’ye dikmişti. Sefa kendisine biraz daha geç gelirken sızlanmaya ve yerde kıvranmaya devam etti. “Ama nasıl? İmkanı yok, siz bize yardım edecek son kişilersiniz.” Dedi Ekrem. Sevil kollarını bağlayarak duvara yaslanmıştı. Ciddi bakışlarını Ekrem’e çevirerek zeytin gözleriyle onu hapis etmişti. Karanlıkta yüzü zar zor seçiliyordu. Melike ise ifadesizce Ekrem’e bakışlarını dikmişti. Dışarıdan bakınca canı yanıyor gibiydi. Sanki Ekrem ve Sefa’dan daha çok canı yanan kişi Melike’ydi. “Evet son kişiyim ve asla yağacak biri de değildim. Fakat ben altı yıl önce bir kardeşime verdiğim sözü tuttum. Bu durum seninle ilgi değil, benim kedime verdiği bir sözle ilgili. Kendime duyduğum saygıdan ibaret.” Melike’nin yüz hatları kızarırken ne kadar üzüldüğü karanlıktan anlaşılıyordu. Sözleri kalbindeki acı kadar belirgindi ve karşı tarafa tesir ediyordu. Hüzünlü gözlerini Sevil’e çevirirken hayal kırklığı içerisindeydi. Ekrem’in ne denli batağa saplandığını artık daha iyi anlıyordu. Bir yandan ise vicdanı onu yiyip bitiriyordu. İki tane yasaklı madde satıcısını ve bunlardan para kazanan insanların başını beladan kurtarmıştı. Onlar bir çok insanın hayatını karartırken, kesinlikle kurtarılmayı ve bir şansı hak etmiyorlardı. Kocaman bir vicdan arafı arasında kalırken seçimini Ekrem’i kurtarmaktan yana yapmıştı. Sefa umurunda bile değildi. Onun için kılını bile kıpırdatmazdı. Sevil’e yeşil gözlerini dikerek konuştu. “Hadi gidelim. Bizim işimiz burada bitti.” “Tamam.” Dedi Sevil hüzünlü gözlerle. Melike’nin üzülmesine ve yüzündeki hayal kırıklığına üzülmüştü. Sefa da yerden kalkarak dimdik doğrulmuştu. Melike Ekrem'e ve Sefa'ya çarparak aralarından geçti. Geçerken Ekrem kolundan tutarak kendisine çevirerek durdurmuştu. Melike kolunu Ekrem’in elinden kurtardı fakat gitmesine engel olmak için kolunu bir kez daha yakalamıştı. Gözleri üzgün ve hüzünlüydü. “Lütfen dur Melike.” Dedi Ekrem. “Bırak kolumu.” Dedi hararetli yeşil gözlerini ona dikerek. “Melike, durur musun?” “Bırak dedim, senin yüzünden bizimde başımız belaya girecek. Anlıyor musun? Gitmemiz lazım.” Ekrem Melike'nin yavaşça kolunu bıraktı. “Bu konuyu daha sonra konuşacağız” dedi Melike’nin gözlerinin içine bakarak. Gözlerini Ekrem’e bile çevirmeden hızlıca kapıyı açtı. Dışarıdaki uzun koridora bakındı. Ardından kafasını içeri sokmuştu. “Koridora otuz beş saniye sonra girecekler, asla odamıza kadar yakalanmadan gidemeyiz Sevil.” Dediğinde kapıyı kapatarak kilitledi ve kapıdan uzaklaşmıştı. Sevil panikli gözlerini Melike’ye çevirdi. “Şimdi ne yapacağız?” “Tek şansımız beklemek, buradan duracağız.” Dediğinde Melike. Koridoru adım sesleri doldurmaya başlamıştı. Ekrem sadece kızların duyacağı şekilde eğildı ve fısıldadı. “Sessiz olun, çıtınızı çıkartmayın.” “Siz şuraya bakın.” Dedi kapının ardından duyulan sert tonlu bir ses. Orta yaşlardaki bir adamın sesine benziyordu. Kapının önünde bir çift ayak gölgesi durarak içeri karanlık odaya yansıdığında kapının kolunu aşağı indirmişti. Sevil ve Melike bir adım geri uzaklaşarak nefeslerini tuttuklarında, etrafta buldukları herhangi bir şeye tutunmuşlardı. “Bu kapı neden kilitli?” dedi tok bir ses. “O odada temizlik malzemeleri ve gereksiz eşyalar var.” Dediğinde bu müdürün sesiydi. “Müdür.” Diye mırıldandı Ekrem. Sadece kendisi duyabilmişti. “Bu kapının anahtarını bulun, gireceğiz.” Dedi tok sesli adam. “Ama oraya giremezler, gördüğünüz gibi kilitli.” Demişti okulun müdürü oraya girme olasılıklarını sıfır olduğunu düşünüyordu. Tabii imkansız diye bir şey yoktu. “Olsun, bizim her yeri kontrol etmemiz lazım. Bakılmadık bir nokta bırakmayın. Bizi bir saat önce telefonla aradılar ve okula yasaklı madde sokulacağına dair bilgi verdiler. Bir genç kızın sesiydi. Öğrencilerinizden birisi olmalı. İhbar edildiği gibi geldik ve Lisenin yanındaki arabaya baskın yaptığımızda arabanın içinden kilolarca yasaklı madde türevleri çıktı. Öyle zannediyoruz ki; dağıtıcı arabasıydı ve alıcılar okulun herhangi bir yerine gizlendiler. O yüzden biz tedbiri elden bırakmayalım, buraya da bakalım. İşimizi daime sağlam kazığa bağlayalım.” “Peki amirim.” Dedi okulun müdürü. “Oğlum gel buraya.” Dediğinde okulun hizmetlisi gelmişti. “Buyurun müdürüm?” “Bu odanın anahtarını bulun.” “Tamam, hemen hallediyorum.” Dediğinde Ekrem tedirgin bir biçimde dönerek üçüne baktı ve çok kısık bir sesle fısıldadı. “Biz çok özür dileriz, sizin de başınızı yaktık. Bizim yüzümüzden başınız çok ciddi belaya girecek.” Dedi susarak. Kalplerinin ritmi iki katı atıyordu. Vücutlarının her yerini şiddetli bir korku sarmışken, sessizce durdular ve dördü de birbirlerine baktılar. Bakışları çok umutsuzdu ve elleri kolları bağlıydı. Az sonra kader çizgileri tamamen değişecekti ve hayat onları bambaşka yerlere savuracaktı. Sonlarını beklerlerken zihinleri donmuş, bedenleri donmuştu. Ölümcül bir son onlar için hazırlamıştı. Kendi sonları izleyeceklerdi.  
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD