4.Bölüm

1117 Words
4.Bölüm   İyi bir kıza benziyordu, yine de bir fikir beyan etmek oldukça zordu. Yeni tanıştığı insan hakkında en fazla bu kadar yorum yapılabilirdi. Tuğçe’nin kıza yaptıklarını hatırladığında, onu yalnız bırakıp gitmek istemedi. Başını belaya sokabilir ve uğraşmasını sürdürebilirdi. Geçici bir süre de olsa onu yanına alıp okulu tanıtsa ve anlatsa iyi olacaktı. “Birazdan bir arkadaşımla buluşacağım, sende gelmek ister misin?" dediğinde oldukça ses tonu sıcaktı. "Olur, yapacak bir işim yok. Bu gün okulu gezerek öğrenmeliyim.” "Biz seni dolaştırırız." Sevil çalışma masasına dönerek üzerine bavuldan boşaltmış olduğu birkaç tane kitabı eline almıştı. “Onlar ne?" dedi Melike. "Kütüphaneye bırakacağım ama önce su içmem lazım çok susadım. Beni kantine yada okulun marketine götürür müsün?" Melike yatağın üzerinden kalkarak Sevil ile yan yana kızlar yatakhanesinin koridoruna çıktı. Oradan adımlarını dışarıya taşıyarak ana ve uzu koridorda ilerlediler. Merdivenlerden aşağı temkinle ilerlerken, Melike önden ilerliyordu. Sevil etrafa bakarak göz gezdiriyor etrafı inceliyordu. Aşağı kattaki kantine ulaştıklarında Melike Sevil’e döndü. "Dur." Dedi ve ekledi. “Senin elinde kitaplar var. Ben sana su alıp geleyim." "Teşekkürler zahmet olacak, ama sevinirim." Melike su almak için Sevil’in yanından ayrılarak, aheste adımlarını kantin sırasına ilerletti ve sıraya girdi. Ekrem Melike’yle geçen hararetli konuşmasından sonra yatakhaneye giderek uzanmıştı. Konuştukları oldukça canını sıkmıştı. Melike’nin onu anlamadığını düşünüyordu. Uzun süre mavi gözlerini tavana dikti ve hiç kıpırdamadı. Yaşadıkları tartışma tüm gücünü sömürerek almıştı. Melike onun çok eski dostuydu ve onunla kötü olmak üzüyordu. Yatmaktan yorulduğunu hissederek doğruldu ve kolunu kaldırarak saatine baktı. Yaklaşık yarım saat boş duvara öylece bakmış mıydı? Dilinin damağına yapıştığını ve vücuduna hararet bastığını hissediyordu. Yatağın üzerinden sürünerek kalktı. Erkekler Yatakhanesinin kapısından çıkarak adımlarını alt kattaki kantine çevirdi. Merdivenlerden aşağı hızlı adımlarla yürürken oldukça dalgındı. Melike’nin sesi kulağından gitmiyordu. O sırada omzunda derin bir sızı hissetti. Farkında olmasan bir cüsseye sertçe çarpmıştı. Solgun mavi gözlerini omzunun hizasına baktığında, alımlı kara gözlü ve uzun saçlı güzel bir kıza çarptığını gördü. Çarpışmanın etkisiyle elindeki kitaplar tamamen yerlere savrulmuştu. "Kusura bakma. Hızlı yürüdüğümden dolayı seni görmedim." Dedi Ekrem. Canı sıkkın olduğu için arada bakışlarını yere kaçırıyordu. "Önemli değil, ama daha dikkatli olmalısın." Dediğinde derin bir nefes aldı ve yere eğilerek yerlere saçılmasına sebep olduğu kitapları toparlamaya başlamıştı. Kara gözlü güzel kızda yere eğilerek diğer kitapları toparladığında, Ekrem’de toparladığı kitapları sakince kıza uzatmıştı ve ayağa kalktığında, Melike’nin kendilerine yaklaşmakta olduğunu gördü. Elinde su şişesi vardı. Adımları hemen yanlarında durduğunda, Melike soru dolu gözlerini Ekrem’e çevirmişti. "Ne yapıyorsun sen buruda?" dedi sorgular tavırda. Sevil’i rahatsız ettiğini düşünmüştü. O yüzden sinirli bakışlarıyla Ekrem’in mavi gözlerini hapis etti. "Sadece yanlışlıkla..." dedi duraksadığında. Ekrem’in cümleleri yarıda bırakıp kendisinin tamamlamasını beklemesine sinir oluyordu. "Sevil'e mi çarptın?” dedi bir kez daha cümlesini tamamlayarak Melike. "Evet." "Neyse, iyi günler." Dedi konuyu kısa keserek Melike. Onunla gereksiz muhabbete girmek istemiyordu. Sevil’e dokunarak hafifçe çekiştirdiğinde suyu eline verdi ve yakınlarından uzaklaşmışlardı. Kendisi de sıraya girerek bir adet su aldı. Adımlarını bu kez yavaş ve temkinli şekilde yukarıya taşımıştı. İkinci kata ulaştığında koridorun sonundan Sefa elini hafifçe oynatarak işaret yapmıştı. Ardından Erkekler tuvaletine girerek kapıyı kapatmıştı. Dışarıdan bakıldığında Sefa’nın kendisini çağırdığı anlaşılamazdı. Oldukça silik bir çağrıydı bu… Ekrem etrafı kolaçan ederek kimsenin olup olmadığına baktı. Rotasını tuvalete çevirerek, arayı kapattı. Erkekler Tuvaletinden içeri girerek kapıyı kapatmıştı. “Ne var lan. Sana kaç kere gündüzleri beni çağırma, yakalanırız dedim.” Sefa tüm tuvaletleri kontrol ederek boş olduğuna emin olduğunda, gözlerini Ekrem’e çevirdi. "Ekrem akşama şekerler geliyor.” Dedi Sefa sessizce. “Bu akşam mı?” dedi telaşla. “Sana iki gün sonra demiştim değil mi? Beyinsiz misin sen oğlum?" Öfkelenmişti. "Adamlar bugün buradalarmış. İki gün sonra getiremezlermiş." Dedi Sefa. "Peki süper zeka. Bu gece yatakhaneden nasıl dışarı çıkacağız? Hadi diyelim ki çıktık; bugün okulun ilk günü. Güvenlik her zamankinden daha fazla. Nasıl içeri gireceğiz?” "Düşünürüz bir şeyler, akşama daha çok var. Bu arada.” Dedi gidecekken Ekrem’e dönerek. Pantolonun cebinden birkaç tane hap çıkartarak uzattı. "İster misin?" "Hayır istemiyorum." Dedi Ekrem mavi gözlerini dikerek. "İç işte. İlla kriz geçirecek duruma geldiğin zaman mı içmek zorundasın?" "Ben onu zevk için içmiyorum, anladın mı? Bu lanet olası zehire bağımlı olduğum için içiyorum." "Sen gerçekten iyi biriydin. Keşke Ali sana bunu alıştırmamı hiç istememiş olsaydı. Benden nefret ediyorsun.” Dedi ve ekledi. “Kardeşinden." "Sen benim kardeşim değilsin.” Dedi öfke püskürterek Ekrem. “Adi herifin tekisin!" dediğinde öfkeden solukları hararetlenmişti. "Ali'yi hapse attırdın ve intikamını aldın. Ama beni hala buralarda tutuyorsun.” "Sana ne yapacağımı henüz kararlaştırmadım. İnan bana gözümde ufacık değerin yok.” Uzun süre mavi gözlerini Sefa’nın üzerinde tuttuğunda, sinirlerine hakim olmaya çalıştı. Onun kendisine böyle bir hainlik yaptığına inanamıyordu. Kardeşim dediği adamdan böyle bir kazık yediğine inanamıyordu. Hayat böyleydi işte. Bu devirde babana bile güvenmeyecektin. Bırak ki, dışarıdan herhangi birisine kardeşim diyerek benimsemek fazla safça verilmiş bir karardı. İnsanın kendisi nasılsa, karşısındakini de öyle sanırdı. Dünyanın kanunu buydu. "Bunu sana yaptığım için üzgünüm. Bende kendimden nefret ediyorum. İnan bana." Dediğinde gözlerini ondan ayırarak yanından çekti. Omzuna sertçe omuz atarak yanından geçtiğinde kapıyı açtı ve sert biçimde kapıyı kapatmıştı. Öfkesi şakaklarından aşağı iniyordu. Yüzü kıpkırmızı olmuştu. İhanet insanda derin yaralar bırakan en kötü duyguydu belki de…   Sevil ve Melike boş bir yere oturduklarında, Sevil suyundan bir yudum almıştı. Ters düz olmuş kitapları düzeltmeye çalışıyordu. Suyu bir kenara bırakmıştı. "Çocuk birden çarptı, koskocaman beni görmedi mi ya?" "Kafası güzeldir, o yüzden görmemiştir." Dedi Melike açıklayarak. "Anlamadım?" dedi Sevil izahını açmasını isteyerek. "Sevil sana çarpan çocuk var ya." "Evet." "O, Tuğçe'nin yatakhanede bahsettiği Ekrem'di." "Ne?" diyebilmişti şaşkınlıkla Sevil. Burada dönen olaylardan zerre haberi yoktu. Nasıl bir pisliğin içine düştüğünü zamanla öğrenecekti. Burada karalar ak, aklar kara gibi görünüyordu. Duruma zamanla alışarak uyum sağlamayı umut ediyordu. Şaşkınlıkla yutkunmuştu. Melike’nin izah ettiği durumu kafasına sığdıramıyordu. O kadar düzgün ve efendi görünen bir öğrenci nasıl Tuğçe’nin bahsettiği zorba kişi olabilirdi? "Sen ciddi misin?" dedi sesini net tutmaya çalışırken. Yine de başaramamıştı biraz boğuk çıkmıştı. "Evet gayet ciddiyim." dedi Melike. "Kafası güzel birine benzemiyordu." Dedi Sevil. "Ekrem aslında çok iyi çocuktu." "Ta ki... Bu işlere bulaşana kadar." Dedi Sevil. Bu kez de Sevil Melike’nin cümlesini tamamlamıştı. "Evet." Zeytin gözlerini Melike’nin yeşil gözlerine dikerken bakışları oldukça soru doluydu. "Sen nereden tanıyorsun?" "Ekrem benim 6 yıllık arkadaşım." "Üzüldüm." "Evet, fazla üzücü." "Onunla eskisi gibi hala arkadaş mısın?" "Hayır maalesef, öğrendikten sonra görüşmemeye ve soğuk davranmaya başladım." "Keşke kesmeseydin iletişimini." Dedi Sevil. Melike bu söylediğini bir süre düşündü. "Neden ki?" "Belki onu tedavi olmaya ikna edebilirdin." "Kaç kere denedim, söyledim olmak istemiyor." Susmuştu. Söyleyecek ve yapılabilecek pek fazla bir şey yoktu. "Neyse bahçeye gidelim, Cenker beni bekliyor." Dedi Melike can sıkıcı konuyu değiştirmeye çalışırken. "O kim?" "Liseden arkadaşım, iki yıldır beraber arkadaşlık yapıyoruz. Çok yakınızdır.” Melike ile beraber bahçeye çıktıklarında, aheste adımlarla bahçede dolanıyorlardı. Melike ileri de bankta oturan çocuğa gülümseyerek el salladığında tebessümünü yüzünde tutmuştu. “Hadi gel sizi tanıştırayım.” Dedi Melike Sevil’e dönerek.  
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD