5.Bölüm
Melike ile henüz tanışmadığı çocuğun yanına gitmişlerdi. Melike ve Cenker birbirlerine sarılmışlardı. Oldukça yakın bir dostlukları olduğunu görmüştü. Ardından masaya oturduklarında Melike Sevil’e dönerek işaret etti.
“Sende otursana.”
Melike'nin yanına oturduğun da bakışlarını Cenker'e çevirdi. O da kendisine bakıyordu.
“Sevil benimle aynı odada okula yeni gelmiş. Bizde yeni tanıştık.”
“Tanıştığıma memnun oldum, ben Cenker.”
Sevil samimiyetle kendisine uzanan eli tutarak sıktığında tebessüm etti.
“Bende sevil.” Dedi kısaca.
“Sevil bu okulu niye tercih ettin?”
“Daha iyi bir eğitim ve okuldaki pisliklerden kurtulmak için. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak bu olsa gerek.” Dedi gülümseyerek. Aynen öyle olmuştu.
İkisi de madde bağımlılığı konularını kast ettiğini anlamıştı.
“Galiba biraz öyle olmuş.” Dedi Sevil’e gülümseyerek baktığında.
“Cenker Sevil ilk günden görmesi ve öğrenmesi gerekenden fazlasını öğrendi. Bence şimdilik bu kadarı yeterli.” Dedi Melike.
Cenker başını evet anlamında salladığında, Melike’nin fikrini oldukça makul biçimde onaylamıştı.
“Sen istersen Sevil'e okulu gezdir. Benimde zaten kütüphaneye gitmem gerek.” Dedi Cenker ayağa kalkarak üzerini düzeltirken.
“Sana zahmet olmazsa bu kitapları, kütüphaneye bırakabilir misin?” dedi Sevil.
“Tabi ki bırakırım.” Diye yanıt verdiğinde, uzun zamandır elinde tuttuğu kitapları Cenker’e uzatarak vermişti.
“Eğer işlerine yararsa kullansınlar, yaramazsa çöpe atsınlar.” Diye ekledi Sevil. Cenker başıyla onaylamıştı.
“Söylerim. Sonra görüşürüz kızlar.” Dedi gülümseyerek.
“Görüşürüz.” Dedi Melike.
Cenker süratli adımlarını kızların yanlarından ayırarak uzaklaşıyordu. Melike gülen gözlerle Sevil’e dönerek samimiyetle baktı.
“Haydi gel. Sana okulu gezdireyim.”
“Tamam.”
İki kız ayağa kalkarak okula doğru kısa süre yürüdüler ve içeri koridora girdiklerinde; Melike sakince anlatarak okulu gösteriyor ve anlatıyordu. Son olarak Erkekler Yatakhanesinin önünde adımları durmuş ve çivilenmişti.
“Burası Erkeklerin Yatakhanesi. Buraya girmemiz yasak biliyorsun. Onlarında Kızlar Yatakhanesine girmesi yasak.”
“Evet biliyorum.” Dediğinde başıyla da onayladı. Yanlarından geçen karizmatik ve havalı bir çocuk kendilerine tip tip bakarak Sevil’i uzun süre süzmüştü. Melike durumu anlamıştı. İzah etti.
“Seni ilk defa gördü ya ondan dolayı bakıyor. Çocuktan uzak dur.”
“Neden?” dediğinde Melike cevap vermeden uzun süre Sevil’in gözlerinin içine baktı. Konuşmadan kendini anlamasını beklerken kollarını birbirine kavuşturarak iç çekti.
“Bu okulda herkes mi yasaklı madde kullanıyor?”
“Tabi ki hayır, ama satıcılar hep dikkat çekiyor. Bak seni süzerek yanımızdan geçen erkeğin adı; Sefa. Gerçekten tehlikeli. Ondan uzak dur. Dikkatini çekmemeye çalış.”
Sevil Melike’ye bakarak kıkırdadı.
“Tuğçe hanım, beni densizlerle mi tehdit ediyor?”
“Bak Sevil gerçekten hiç bir şeyi bilmiyorsun. Onları bu kadar hafife alma. Görüntülerine bakarak aldanma, tehlikeliler ve oldukça zekiler herkese nasıl yaklaşacaklarını biliyorlar.”
“Sefa yakışıklıymış.” Dedi Sevil düşünmeden konuşurken.
Melike’nin ağzı şaşkınlıkla hafifçe aralanırken, yeşil gözleri adeta pörtlemişti. Gerçekten böyle bir yorum yapmasını beklemiyordu. Kendisi de neden böyle bir boş boğazlık içinde bulunduğuna emin olamadı. Her düşündüğünü söylemek zorunda değildi.
“Hayır, Ekrem daha yakışıklı.” Dedi Melike fikrine karşı çıkarak.
“Kardeşin olduğundan dolayı böyle söylüyorsun.”
“Ekrem en azından insanlık namına hala vasıflar barındırıyor. Sefa da oda yok. Sefa seni sessiz ve kimsenin olmadığı yerlerde sıkıştırıp zorla yasaklı madde kullanmana zorlaya bilir.”
“Sadece isteyenlere satış yapıyorlar sanıyordum.” Dedi Sevil’in kaşları havaya kalkarken.
“Hayır, zorla alıştırdıkları çok kişi var. Zorla başlattıkları da var.”
“Bu korkunç bir şey.” Dedi Sevil hayretler içerisinde.
“O yüzden uzak durmalısın.” Dedi Melike Sevil’i bir kez daha uyararak. Sevil’inde kayıp giden yıldızlardan olmasını istemiyordu. Bir tane daha kayıp vermeye tahammülü yoktu.
“Neyse tamam, kapatalım bu konuyu.” Dedi Sevil. Konuştukça canı sıkılıyordu. Eski okulundan ne hayallerle buraya gelmişti fakat burasının oradan hiçbir farkı yoktu. Anlaşılan durumlara gözünü yumarak sadece mezun olmaya çalışmalıydı. Neticede son senesiydi. Suça bulaşmak yada suçlularla uğraşmak istemiyordu.
“Sen okul formasını aldın mı?” dedi Melike konuyu hızlıca değiştirerek. Adımları düz koridorda ilerliyordu.
“Hayır almadım. Bende sana onu soracaktım.”
“Okulda alt olarak etek, pantolon veya şortlu etek var hangisini istiyorsun?
Sevil: Pantolon rahattır.
Melike: Bende pantolonu tercih ediyorum. Üzerine gömlek veriyorlar. Fakat sen yedekte bir tane de etek bulundur. Her zaman lazım olabilir.
“Peki tamam, mantıklı.” Dediğinde bu fikri sevmişti. Tedbir almak her zaman iyiydi.
“Hadi gel.” Dedi Melike. Kolundan tutarak Sevil’i merdivenlerden aşağı çekiştirmişti. En aşağı kata kadar inmeye devam ettiklerinde, sağdaki ilk kapıdan içeri girmişlerdi.
“Selam Nalan abla, nasılsın?” dedi çalışan kadına hal hatır sorarak. Nalan Hanımın bakışları samimi biçimde Melike’ye kayarak tebessüm etmişti.
“İyiyim Melike’cim. Seni sormalı.”
“İyiyim bende, ne olsun. Sana işimiz düştü.”
“Neyin eksik?”
“Benim değil. Arkadaşım okula yeni geldi.”
Nalan Hanım samimi bakışlarını Sevil’e çevirerek tebessümünü sürdürdü. Aşağıdan yukarı kendisi süzdüğünde bakışları gözlerine varmasıyla son bulmuştu. Ardından konuşmaya başladı.
“Çok zayıfmışsın.” Dedi Nalan Hanım
“Evet zayıf.”
“Ne istersin?”
“Pantolon kullanıyorum ben.”
Nalan Hanım eline bir tane gömlek, bir tanede pantolon aldı ve bana uzattı.
“Bunları dene sana olucaktır.”
Sevil kendisine uzatılan kıyafetleri eline aldı ve köşedeki kabine giderek içeri girdi. Üzerini giyindi. Karşısındaki aynaya bakarak kıyafetleri inceledi ve dışarı çıktı.
“Sizce nasıl oldu?”
“Çok güzel, tam oldu.” Dedi oranın çalışanı olan Nalan Hanım.
“Bence de.” Dedi Melike katılarak ve ekledi. “Şu eteği de dene.”
“Tamam, deneyeyim.”
Kabine tekrardan girdi ve eteği giyip dışarı çıktı. Etekte üzerine tam olmuştu. Nasıl olmuş diye soran gözlerle Melike'ye baktığında yanıtladı.
“Bence oldu. Tamam Nalan abla, sen bunları pakete koy.”
Kabine gidip üzerindeki kıyafetleri çıkardı ve eski kıyafetlerini giyerek Nalan Hanıma verdi. Kadın kıyafetleri poşete koyarak Sevil’e uzattığında cebinden para çıkartarak uzatmıştı.
Kadın parayı alarak başıyla onayladı. Melike Sevil’in koluna girerek büyük odadan çıkartmıştı. Okulun merdivenlerden yukarı doğru çıktılar. Melike rehavetli bakışlarını kolundaki saate götürdüğünde, gözlerini kocaman açarak panikledi.
“Ay!”
“Ne oldu?” dedi Sevil panik içinde.
“Saat yediyi on beş geçiyor.”
“Yani Melike?”
“Akşam yemeği yedi de çıkıyor. Akşam sekize kadar yemeğimizi yiyip ayrılmamız gerekiyor. On beş dakika geçmiş, sadece kırk beş dakikamız kalmış. Ben hızlı yemek yemeyi hiç beceremem.”
“Bende hızlı yiyemiyorum. O zaman kıyafetleri bırakalım. bunları bırakalım. Hemen yemekhaneye gidelim.”
“Hadi.” Dedi Melike telaş içinde. Koşarak Yatakhaneye giderek odalarından içeri girdiklerinde , Tuğçe’yi hap yutarken yakalamışlardı. Panikle içeri girdiklerinden dolayı hızlıca yutuvermişti.
Sevil hızlıca elinde poşeti dolaba koyarak kapattı ve kilitledi.
“Hadi hemen gidelim.”
Koşarak Yemekhanenin kapısının önüne geldiğimizde, Melike kolumdan tutarak beni kenara çekti.
“Dur!”
“Ne oldu?” dedi Sevil.
“Saçım başım düzgün mü?”
“Ay! Bunun için mi? Durdurdun beni?”
“Söylesene işte. Ne uzatıyorsun.”
“Evet.”
“Tamam girebiliriz o zaman.”
Sevil Melike’nin kokoşluğuna güldüğünde adımlarını içeri taşımışlardı. Yemekhanede fazla sıra yoktu. Hızlıca yemeklerini aldıklarında birbirlerini beklemişlerdi.
Sevil bakışlarını Melike'nin baktığı yöne çevirdi. Uzaktan Cenker bize el sallayarak boş olan masasına çağırıyordu. Hızlı adımlarla yürüyerek oturduğu masaya yaklaştılar ve ellerindeki tepsileri masaya bırakarak sandalyeye oturmuşlardı.
“Selam.” Dedi Melike.
“Selam.” Dedi Cenker ve ekledi. “Neler yaptınız bakalım kızlar?”
Cenker bu soruyu sorarken, bir yandan da iştahla önündeki yemeklerden tıkınıyordu. Çok hızlı yemek yiyordu. Sevil onu görünce oldukça şaşırmış ve gülme isteği gelmişti. Komik görünüyordu.
“Sevil'e okulu gezdirdim. Nalan Abladan okul kıyafetlerini aldık. Bu kadar.” Dedi Melike ve yavaşça tabağına odaklandı. Sevil onların konuşmalarını dinlerken çoktan yemeğine başlamıştı.
“Bir şey sorabilir miyim?” dedi Cenker.
Melike Cenker'in sorusuyla başını yemekten kaldırıp ona baktı.
“Sor.”
“Sefa ve Ekrem sizce neden bu masaya bakıyorlar?”
Melike ve Sevil başlarını odaklanmış oldukları tabaklarından kaldırarak, başlarını hafifçe arkaya çevirdiler ve Sefa’yla Ekrem’in oturduğu masaya bakışlarını çevirmişlerdi.
Onların baktıklarını gördüklerinde yemeklerine dönerek kızlara bakmayı kesmişlerdi. Kızlarda önlerine dönmüş ve birbirleriyle bakışıyorlardı. Sefa ve Ekrem’in kendi aralarında neler konuştuklarını merak etmişlerdi.
Tekrardan yemeklerine dönerken düşüncelerinden kurtulmaya çalışmışlardı. Doymanın verdiği mutlulukla tüm odakları tabaklarındaydı.