Bambaşka bir şehir, bambaşka insanlar, bambaşka bir ortam, bambaşka bir iş... Beni iyi edebilecek son şey bu olabilir umuduyla tam iki hafta önce adım atmıştım. Evim hala darmadağındı. Kıyafetlerim hala valizlerin içinde, tabaklarım hala kolilerdeydi. Bir yerlerde bir şemsiyem olmalıydı ama kim bilir neredeydi.
Ayağımda rahatsızlığına daima alıştığım topuklu ayakkabılarım, üzerimde profesyonelliğimi temsil eden takım elbise, şirketin bana verdiği bir yaka kartı ile bugüne hazırdım. Yıl başı geçmişti. Yeni yılın diğer yıldan daha az acı verici olmasını umut etmiştim fakat bunun da mümkün olmadığını biliyordum.
Hemen hemen her sektörde adı geçen zengin bir şirketin yöneticisinin asistanı olarak.
Kişisel asistan!
Aslında hiç olmayacağını düşünmüştüm. Sonuç olarak sadece buranın kapısının önünden geçmek için bile en az mastır yapmış olmak gerekirdi. Yine de beni işe almayı kabul etmişlerdi ve bugün buradaydım.
"Tanıştığıma memnun oldum Yağmur."
Bana elini uzatan adamın gülen yüzüne karşın somurtmayı bıraktım. Tebessüm ettim ve elini sıktım.
"Bende memnun oldum Yalçın Bey."
Gülümsedi. Oturmam için koltuğu işaret ettiğinde karşına geçtim.
"Acil bir asistana ihtiyacım olduğu için bizzat ben katılamadım sürece. Fakat Selim'e güveniyorum. Benim adıma doğru bir karar aldığına eminim. Seninle umarım uzun süre beraber iş yapabiliriz."
Gülümsedim.
"Selim sana bahsetmiştir. Yine de görev tanımının üstünden geçmek istiyorum."
Konuşmadım. Elime verilmiş iş tabletim, iş telefonum ve yanımda getirdiğim ajandamla adama bakmaya devam ettim. Senelerdir yaptığım iş buydu. Şimdi daha önemli biri için çalışacaktım sadece. Halledebilirdim. Heyecan yapmama gerek yoktu.
Bu adam koca bir imparatorluğun yönetiminde rol oynuyordu. Tıpkı ekranlarda olduğu gibi sevecen bir insandı. Bana karşı cana yakındı. Konuşurken ara ara esler vererek sahiden düşünüyordu. Geldiğimden beri diğer çalıştığım insanlar gibi abartılı tepkiler vermemişti, garip övgüler sunmamıştı. Profesyoneldi.
Tam istediğim gibi.
Konuşurken sakindi, mimiklerine dikkat ediyordu ama otoritesini hissetmemek mümkün değildi. Onun hakkında başvurmadan önce uzun uzadıya bir araştırma yapmamıştım. Arada çıkan ilişki haberleri hariç kötü bir imajı yoktu. Çapkın bile değildi!
Dizi filmlerde yansıtılan, kitaplara konu olan bu zenginlik aslında tam olarak buydu. Dikkat ve öz saygı.
"Senin sormak istediğin bir şey var mı?"
Aldığım notlardan başımı kaldırıp ona baktım. Sormak istediklerimi bir bir sorduğumda sabırla cevap verdi. Uyuşmadığımız noktalar olacak gibiydi yine de orta yol bulunması zor bir adam olmaması sevindiriciydi.
"O halde anlaştık mı?" diye sorduğunda başımı salladım.
"Anlaştık Yalçın Bey."
Gülümsedi. "Güzel. Önümüzdeki iki hafta deneme sürecimiz olsun. İçimden bir ses anlaşacağımızı söylüyor."
Defterimi kapattım. Yalçın Bey'in eski asistanı olan Selim bana bakarak gözlerini yumdu. Bu, sınavı geçtiğim anlamına geliyordu. En azından ilk adımı atmıştım ve başarılı da olacaktım.
Günün geri kalanı Yalçın Bey'in yoğunluğunda akıp gitti. Selim bilmem gereken her şeyi anlatırken oldukça detaycıydı. Bu adamın gününü planlamak bile karmaşık ve zorken ekstradan çıkan sıkıntıları pürüzsüz bir şekilde ortadan kaldırmakta da ustaydı. Açıkçası bu, beni biraz ürküttü. Selim, ürktüğümü anladığı an bana bir kahve molası gererek yüzümü güldürdü.
Bu süre zarfında şirketin yönetiminin Yalçın Bey'de değil abisinde olduğunu öğrendim. Birçok alanda sözü geçen biriydi fakat imparatorluğun asıl kralı başka biriydi. Genelde çok gün yüzüne çıkmayı sevmeyen, adı neredeyse hiç geçmeyen bir adamdı. Birkaç yerde, birkaç makalede... Yalçın Bey bir övünç kaynağıyken o gölgelerde yaşamayı tercih ediyordu.
"İlk günün nasıldı?"
Selim benim asistanlığım boyunca Yalçın Bey'in şoförlüğüne terfi etmişti. O sürücü koltuğunda, ben ön koltukta oturuyordum. Arkamızda oturan adam ise tüm yorgunluğuna rağmen biraz meraklı meraklı soruyordu.
"Güzeldi..." dedim. Doğru bir kelime bulamamıştım. Yorucu? Yoğun? Korkunç? Boğucu? Anksiyete tetikleyici?
"Biraz da yoğun."
Hafifçe güldü. "Kaç kahve molası verdiğinizi sayamadım bile."
Selim kıkırdadı. Bir an bana bakıp durumu açıkladı.
"İşe ilk başladığımda durmadan hata yapıyordum ve Yalçın Bey ne zaman onu sinirlendireceğim bir şey yapacak olsam kahve molasına çıkmamı istiyordu. Bu bir süre sonra aramızda gizli bir şifre oldu. Artık bilen üçüncü kişisin."
Gülümsedim. "İşleri berbat etmemeye ve bol kahve molasına çıkmamaya çalışacağıma söz veriyorum. "
"Harika!"
Yalçın Bey'in evine geldiğimizde herkes arabadan indi. Adam yorgunca ikimize de veda edip eve girdiğinde derin bir nefes verip Selim'e döndüm.
"Ben gidiyorum."
"İlk gün biraz zordu. Seni eve bırakmamı ister misin?"
Başımı iki yana salladım. Çantamı çapraz bir şekilde omzuma astım ve "Ben kendim giderim. Yarın sabah görüşürüz." dedim.
Üstelemedi. Sakin adımlarla önce bahçeden çıktım, ardından siteden.
Tüm gün koşuşturmaktan doğru düzgün yemek yiyemediğim için midem biraz bulanıyordu. Üstelik kaç kahve içmiştim kim bilir! Delinmediği için şükretmeliydim.
Yakınlardaki bir otobüs durağına geçtim ve gelen geçen arabaları seyrettim. Şehrin bu yanı gerçekten bambaşkaydı. Kaldırımda bir sigara izmariti yoktu, yollarda bir asfalt yaması yoktu. Işıklandırmalar bile o kadar düzenliydi ki ister istemez iç çektim.
Para tüm kapıları açabiliyordu. Boş yolda otobüsümün geçeceği dakikaları sayarken yoldan geçen bir araba aniden durdu. Benimle ilgili olmasa da arabanın yanan dörtlüleri ile durması gerilmeme neden oldu. Saat henüz dokuzdu, geç sayılmazdı. Üstelik görece güvenli bir muhitti burası.
Araba durmaya devam etti. İçinden inen olmaması beni rahatlattı. Belki birini bekliyordu ya da telefonla konuşuyor olabilirdi. Evrende olan her şey benimle ilgili değildi.
Sonra beklediğim otobüs dakikalar içinde geldiğinde oturduğum yerden kalktım ve durması için öne çıktım. Ben binmeden hemen önce araba gaza basıp gözden kayboldu.
Yolun geri kalanında aklım tamamen işle doluydu. Bu adamın hayatı belki gün 48 saat olsa bile yetmeyecek bir tempoda ilerliyordu. Sabahın erken saatlerinde spora gidiyor, eve gelip sağlıklı bir kahvaltı sonrası işe gidiyordu. Eğer en yoğun döneme denk gelmediysem ve hayatı hep böyleyse durmadan toplantılara katılıyordu. Bu hafta sponsoru oldukları bir okulda semineri ve ulusal bir bilmem ne toplantısında konuşması vardı.
Sanırım neden bekar olduğunu anlayabiliyordum. Bu hayata bir kadın ve hatta çocuk dahil etmek, eğer deliler gibi sevmiyorsa göze alınacak bir risk değildi.
Annesinin onun için ayarladığı bir kızla olan görüşmesini ben iptal etmek zorunda kalmıştım. Selim, kadın ve annesiyle uğraşmak istemediği için ve ileride bunu hep yapacak olma fikri beni ürpertmişti.
Aktarma yapacağım durağa yaklaştığımı fark ettiğimde kalktım ve düğmeye bastım.
Kalabalık durakta durup diğer insanlar gibi otobüsümün gelmesini beklemem ve diğer otobüsün sakinliğine nazaran sıkış tepiş bir başka otobüse binmemden bende memnun değildim ama ne param vardı ne arabam. Arabam olsa da seneler önce alıp sadece çürüme işlevi gören ehliyetimle yola çıkmam imkansızdı.
Tamam birkaç pratikle halledemeyeceğim bir şey değildi.
En sonunda evime gelebildiğimde saat on biri geçiyordu. Topuklularımı çıkarıp kapıtır arkamdan kapatır kapatmaz günün ne kadar da sesli geçtiğini sessizlikten memnun kalan kulaklarımla öğrenebildim. Banyoya girip üzerimden bu yorgunluğu sıyırana kadar bin yıl geçti sanki.
Sonrasında ise telefonumu şarja sokup kendimi yatağa atmak oldu. Kirli ve dağınık evimde düşünmeden uyuduğum ilk gecemdi.