bc

Son Fısıltı

book_age18+
8
FOLLOW
1K
READ
dark
curse
office/work place
like
intro-logo
Blurb

"Suçta İz Bırakmayan En Önemli Şey, Sırdır."

İzmir'in karanlık sokaklarında, özel bir seri katilin gölgesi dolaşıyor. Kurbanlarının kulağına ne fısıldadığını kimse bilmiyor, geride bıraktığı tek iz ise kulak arkasına kazınmış küçük bir "F" harfi...

Komiser Selin Yıldırım, İzmir polisinin en parlak dedektiflerinden biri. Babasının gizemli ölümünün gölgesinde büyüyen, disiplinli ve mesafeli karakteriyle tanınan Selin, şimdiye kadar çözemediği tek dava, kendi babasının cinayeti. Yıllar sonra benzer bir imzayla işlenmeye başlayan cinayetler, onu geçmişiyle yüzleşmeye zorlayacak.

Dr. Mert Kaya, dünyaca ünlü bir profil uzmanı. Oxford'da eğitim görmüş, FBI'da çalışmış ve şimdi İzmir'e dönmüş bu parlak psikolog, çocukluğunda ailesini kaybetmiş, kendine soğuk ve mesafeli bir dünya kurmuş bir adam. Ancak "Fısıltı" vakası, onun da geçmişiyle beklenmedik bağlantılar taşıyor.

Bu iki yalnız ruh, "Fısıltı" adı verilen ve kurbanlarına bir sır fısıldadıktan sonra onları öldüren bir seri katilin peşine düşecek. İlk başta birbirlerinden nefret etseler de, zamanla aralarındaki buz eriyecek ve beklenmedik bir yakınlaşma başlayacak.

Ancak her yeni cinayet, her yeni ipucu, onları hem gerçeğe hem de birbirlerine bir adım daha yaklaştırırken, aynı zamanda tehlikeye de sürüklüyor. Çünkü Fısıltı, bu ikiliyi çok yakından tanıyor ve onların en büyük korkularını, en derin sırlarını biliyor.

İzmir'in ikonik mekanlarına yayılan, dört mevsimi kapsayan bu soluk kesici polisiye gerilim, okurları karanlık sokaklar ve zihinlerin derinliklerinde dolaştırırken, aşk, intikam, sadakat ve adalet kavramlarını sorgulatacak.

"Son Fısıltı", suçtan daha tehlikeli tek şeyin sırlar olduğunu hatırlatıyor.

chap-preview
Free preview
İlk Fısıltı
İzmir'in Alsancak semtinde, denizden esen meltem mart ayının tazeliğini sokaklara taşıyordu. Komiser Selin Yıldırım, elli beş yaş civarındaki tıknaz yapılı adama yan gözle baktı. "İçeri girmek zorunda mıyım Hakan Amca?" Başkomiser Hakan Doğan, kalın bıyıklarını sıvazlayarak içini çekti. Selin'in "amca" dediği nadir anlardan biriydi bu; genellikle sadece resmi görevlerde bulunduklarında "Başkomiserim" derdi. Ama şimdi, lüks apartmanın önünde durup kan donduran cinayete doğru ilerleyecekleri şu dakikalarda, Selin güvenli bir liman arıyordu. "Selin, bu vaka sıradan değil. Bu işin içinde farklı bir mesele olduğunu hissediyorum. Bir seri katille karşı karşıya olabiliriz. Seni de bu yüzden çağırdım." Selin derin bir nefes aldı. Sadece üç yıl önce "Kırmızı Kasap" vakasında partneri Kemal'in felç kalmasından sonra hiçbir seri katil soruşturmasında yer almamıştı. Ama kaçış yoktu, zaten Hakan Amca'nın onu seçmiş olması, ona olan güvenin bir göstergesiydi. "İyi, hadi gidelim." Asansörle on ikinci kata çıkarlarken Selin, çelik yansımalı duvarda kendi yüzünü gördü. Yirmi dört saattir uyumamış olmanın getirdiği solgunluk ve kahverengi gözlerindeki yorgunluk belirtilerini fark edebiliyordu. 168 cm boyundaki zayıf vücudu siyah deri ceketinin içinde daha da narin görünüyordu. Sol bileğindeki ince gümüş bileziği farkında olmadan çevirmeye başlamıştı. Babasından kalan bu bilezik, stresli anlarda bilinçaltının başvurduğu bir ritüeldi adeta. Apartman dairesinin kapısı açıktı. İçeride en az on polis memuru ve teknik ekip çalışıyordu. Selin eşikte duraksadı, bir cinayet sahnesine her girişi öncesindeki gibi, zihnini hazırlamak için bir saniye verdi kendine. "Turgut Aydın, 45 yaşında. İzmir'in en zengin iş adamlarından biri," diye fısıldadı Hakan. "Bu sabah temizlikçisi tarafından bulundu." Selin oturma odasına girdiğinde, lüks ve zevkli bir şekilde döşenmiş dairenin ortasında, tek kişilik koltuğunda oturan bir erkek cesedi gördü. Adamın boynunda belirgin morluklar vardı. Ancak en tuhafı, yüzündeki ifadeydi. Hafif bir gülümseme, sanki ölümü kabul etmiş gibiydi. Dr. Zeynep Avcı cesedin yanında çalışıyordu. Uzun boylu, ince yapılı, kızıl saçlı adli tıp uzmanı, Selin'i görünce başını kaldırdı. "Gel bakalım, ne zamandır görmüyordum seni," diye gülümsedi. "Buradaki arkadaşımız ilginç birisi." Selin, Zeynep'in yanına çömeldi. "Neden?" "Boğularak öldürülmüş, bu açık. Ama işin garip tarafı, direniş belirtisi yok. Sanki katile izin vermiş gibi." Selin, kurbanı inceledi. Turgut Aydın'ın siyah saçlarında gri tutamlar vardı, bakımlı bir yüz ve pahalı bir takım elbise giyiyordu. Boynundaki morluk izleri düzgün ve netti. "Ne zaman ölmüş?" "Tahminen gece yarısı ile sabah iki arası. Kesin saati otopside belirleyeceğim." Selin, odada yavaşça ilerledi. Her detayı inceliyordu. Masanın üzerindeki yarım kalmış viski bardağı, açık duran bir kitap, duvarda asılı olan ödüller ve fotoğraflar... Turgut Aydın başarılı bir hayat sürmüş gibiydi. "Burada bir şey var, Komiserim!" diye seslendi genç bir polis memuru. Burak Şahin, henüz yirmi sekiz yaşında, sarı saçlı, enerjik bir memurdu. Bilgisayar mühendisliğinden polisliğe geçiş yapmıştı ve teknik konulardaki yeteneği herkes tarafından takdir ediliyordu. Selin, Burak'ın gösterdiği çalışma masasına doğru ilerledi. Yarım kalmış bir mektup vardı masanın üzerinde. "Sevgili... Bu mektubu yazarken bile ne kadar zor olduğunu fark ediyorum. Yıllardır taşıdığım bu sırrın artık bir yük olmaya başladığını hissediyorum. Sana karşı dürüst olmam gerektiğini biliyorum. O gece olanlar için özür..." Mektup burada kesiliyordu. "Kime yazıyormuş acaba?" diye mırıldandı Selin. "Burada bir numara var," dedi Burak, kağıdın arkasını çevirerek. "Araştıracağım." Selin başını sallayarak onayladı ve cesedin yanına döndü. Dikkatle Turgut Aydın'ın vücudunu incelemeye başladı. Bir şey dikkatini çekti. "Zeynep, kulağının arkasına bakar mısın?" Adli tıp uzmanı, kurbanın başını hafifçe yana eğdi ve saçlarını kaldırdı. Orada, sağ kulağının arkasında küçük, neredeyse fark edilmeyecek bir iz vardı. Dikkatle baktıklarında bunun bir harf olduğunu gördüler: "F". "Bu bir dövme mi?" diye sordu Selin. "Hayır," dedi Zeynep düşünceli bir şekilde. "Ölümden kısa süre önce kazınmış gibi görünüyor. Bir tür işaretleme." Selin'in omurgasından soğuk bir ürperti geçti. Bu, katilin özellikle bıraktığı bir imza olmalıydı. "Tüm evi araştırın," diye emretti. "En küçük ayrıntıyı bile kaçırmayın. Maktulün telefonu, bilgisayarı, her şeyi. Son günlerde kiminle görüşmüş öğrenmek istiyorum." İki saat sonra, Selin Yılmaz İzmir Emniyet Müdürlüğü Cinayet Bürosu'na döndüğünde, büronun havası gergin bir bekleyişle doluydu. Büyük ekran, Turgut Aydın'ın fotoğrafları ve dosyasıyla kaplanmıştı. "Ne buldun?" diye sordu Hakan, koltuğuna otururken. "Çok da bir şey yok. Yarım kalmış bir özür mektubu, kulak arkasında bir işaret, herhangi bir mücadele izi olmayan bir boğulma. Sanki kurban katilini tanıyormuş ve ona güveniyormuş gibi." Hakan iç çekti. "Başka?" "Turgut Aydın son bir haftadır biraz gergin görünüyormuş. Sekreteri, normalde olmadığı kadar dalgın olduğunu söyledi. Ve üç gün önce ofisinde bir misafiri varmış, ama randevu defterinde isim yok." Hakan başını salladı ve bir süre düşündü. "Savcı Deniz bu vakayı çok yakından takip edecek. Turgut Aydın'ın siyasi bağlantıları var, ayrıca İzmir'in en büyük hayırseverlerinden biriydi." "Ne yapmamı öneriyorsun?" diye sordu Selin. "Bu vakada yardıma ihtiyacımız var," dedi Hakan, masasından bir dosya çıkararak. "FBI'da üç yıl çalışmış, şu anda İzmir'de yaşayan bir profil uzmanı var. Adli psikoloji doktorası da var. Katillerin zihinlerini okumada oldukça iyiymiş." Selin kaşlarını çattı. "Ben kendi işimi yapabilirim. Profil uzmanına ihtiyacım yok." "Bu bir öneri değil, Komiser," dedi Hakan, resmi tona geçerek. "Savcılık emri. Dr. Mert Kaya bu vakada bizimle çalışacak." Selin'in yüzü gerildi. Görevi tek başına yapabileceğini düşünüyordu. Üstelik psikologlardan nefret ederdi; her zaman aklınızı okumaya çalışır ve içinizdeki her şeyi açığa çıkarmaya uğraşırlardı. "Ne zaman başlıyor?" "Şimdi." Kapı açıldığında, Selin arkasını döndü ve Dr. Mert Kaya ile ilk kez karşılaştı. 186 cm boyundaki adam, koyu lacivert takım elbisesiyle odaya adeta hakim olmuştu. Siyah, hafif dağınık saçları ve bakımlı kısa sakalıyla dikkat çekiciydi. Ancak Selin'in dikkatini çeken şey, adamın keskin bakışlı mavi gözleriydi. İnsanın içini görüyormuş gibi bir bakışı vardı. "Dr. Mert Bey, hoş geldiniz," diye ayağa kalktı Hakan, elini uzatarak. "Teşekkür ederim, Başkomiserim" dedi Mert, elini sıkarak. Sesi derindi, kendinden emin bir tonu vardı. "Yardımcı olabildiğim kadarıyla..." Sonra bakışları Selin'e döndü. Birkaç saniye boyunca Selin'i süzdü, sanki bir analiz yapıyormuş gibi. "Komiser Selin Yılmaz olmalısınız," dedi, elini uzatarak. "Akademide dönem birincisi, iki İzmir Emniyet takdir belgesi sahibi, Kırmızı Kasap vakasının çözülmesinde büyük rol oynayan dedektif. Babanızın izinden gidiyorsunuz." Selin, adamın elini sertçe sıktı. "Dosyamı okudunuz demek, Mert bey." "İşbirliği yapacağım kişileri tanımayı severim, Komiser." Dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi. "Ayrıca, dosyanızı okumama gerek yoktu. Ayakkabılarınızdan ve sol bileğinizdeki bilezikten belli." Selin kaşlarını çattı. "Ayakkabılarım?" "Sadece polis akademisi mezunlarının giydiği türden botlar. Normal mağazalarda satılmaz, özel sipariş verilir. Bileziğiniz ise annenizden değil, babanızdan kalma. Boyutları ve stili erkek bileziği olduğunu gösteriyor. Üstelik sol bileğinizde ve sürekli dokunuyorsunuz. Bu da duygusal bir bağlantı olduğunu gösterir." Selin'in yüzündeki ifade sertleşti. "Çok etkileyici, Mert bey. Ama ben şovdan ziyade sonuç odaklı çalışırım." "Ben de öyle, Komiserim" dedi Mert, hiç bozulmadan. "Dosyayı görebilir miyim?" Hakan araya girdi. "Elbette, Mert bey. Burak size tüm bilgileri aktaracak." Burak genç adamın yanına gelerek bilgisayarında dosyaları göstermeye başladı. Selin yerinde kaldı, kollarını göğsünde kavuşturarak bu yeni "uzmanı" izledi. Dr. Mert Kaya hızla dosyayı inceledi, ara sıra başını sallayarak notlar aldı. "Kulak arkasındaki işaret ilginç," dedi Mert, fotoğrafları inceleyerek. "Latin alfabesinde 'F' harfi, ancak başka alfabeler de olabilir." "Neyi ifade ediyor olabilir?" diye sordu Hakan. "Henüz emin değilim," dedi Mert düşünceli bir şekilde. "Ama bu bir ilk cinayet değil." Selin kaşlarını çattı. "Ne demek istiyorsunuz? Benzer bir cinayet bilgisi yok sistemde." "Sistemde kayıtlı olmayabilir," dedi Mert. "Bu katilin çalışma şekli çok... sofistike. Kurbanı rahatlatıyor, güvenini kazanıyor ve sonra, ona bir şey söyledikten sonra öldürüyor." "Nereden biliyorsunuz bir şey söylediğini?" diye sordu Selin, şüpheyle. "Kurbanın yüzündeki ifadeden," dedi Mert, ekrandaki fotoğrafı işaret ederek. "Bu bir kabullenme ifadesi. Sanki ölmeden önce bir gerçeği kabul etmiş gibi. Ayrıca kulağın arkasındaki işaret... Sanki katil ona bir şey fısıldamış ve sonra onu işaretlemiş gibi." Odadaki herkes sessizleşti. Mert'in analizi hem rahatsız edici hem de mantıklıydı. "Özür mektubu da bunu destekliyor," diye devam etti Mert. "Kurban bir şeyden pişmanlık duyuyormuş. Katil muhtemelen bu pişmanlıkla ilgili konuştu onunla, belki de bir sırrını biliyordu." Selin, isteksizce de olsa, adamın zeki olduğunu kabul etmek zorunda kaldı. Ancak bu, onu sevdiği anlamına gelmiyordu. "Mert bey, teorileriniz ilginç ama kanıtımız yok," dedi Selin. "Şimdilik sadece tek bir cinayet var elimizde." "Hayır," dedi Mert, bakışlarını Selin'e çevirerek. "Bu bir seri katilin ilk cinayeti. Ve adını da biliyorum." "Ne?" "Kendisine 'Fısıltı' diyor olmalı," dedi Mert, gözlerini kısarak. "Ve bu daha yeni başlıyor." Aynı akşam, Selin evine döndüğünde yorgunluğun ağırlığı omuzlarına çöktü. Karşıyaka'daki minimal döşenmiş apartman dairesi, onun sığınağıydı. Dış dünyada yaşadığı kaosun tam tersine, evinde her şey düzenli ve kontrol altındaydı. Duvarındaki tek kişisel eşya olan babasının fotoğrafına baktı. Orhan Yılmaz, İzmir polisinin efsane dedektiflerindendi. Selin 22 yaşındayken bir görev sırasında öldürülmüştü. Resmi kayıtlara göre rastgele bir sokak suçu kurbanıydı, ancak Selin bunun planlanmış bir suikast olduğuna inanıyordu. Telefonunu çıkardı ve bugünün notlarına baktı. Dr. Mert Kaya hakkında daha fazla bilgi edinmesi gerekiyordu. Adam fazla kendinden emindi ve bu Selin'i rahatsız ediyordu. Üstelik onun hakkında fazla şey bilmesi de tuhaftı. Bilgisayarını açtı ve Dr. Mert Kaya'yı araştırmaya başladı. Oxford'da adli psikoloji doktorası, FBI'da üç yıllık danışmanlık, uluslararası çapta tanınan bir profil uzmanı... CV'si gerçekten etkileyiciydi. Ancak Selin, akademik başarıların ötesini merak ediyordu. Bu adamın geçmişinde ne vardı? Daha derine indiğinde, küçük bir gazete haberi buldu. 25 yıl önce İzmir'de bir ev yangını... Kaya ailesinden anne ve baba hayatını kaybetmiş, iki çocuk kurtarılmıştı. Çocuklardan biri 13 yaşındaki Mert Kaya'ydı. "Demek bu yüzden profil uzmanı oldun," diye mırıldandı Selin. Telefonunun çalmasıyla düşünceleri bölündü. Arayan, adli tıp uzmanı Zeynep'ti. "Selin, otopsi sonuçları geldi. Turgut Aydın boğularak öldürülmüş, bu kesin. Ama önce hafif bir sakinleştirici verilmiş. Etkisi tam öldürme anında geçmiş, yani kurban ne olduğunu anlayabilecek durumdaymış." "Katil onun farkında olmasını istemiş," dedi Selin. "Yüzündeki ifadenin nedeni bu olmalı." "Bir şey daha var," dedi Zeynep. "Kulak arkasındaki o 'F' harfi, kurban ölmeden yaklaşık 30 saniye önce kazınmış. Keskin bir aletle ve profesyonel bir şekilde. Katil bunu daha önce de yapmış." Selin'in midesi kasıldı. "Mert Kaya haklıydı demek." "Ah, tanıştın demek," dedi Zeynep, sesinde hafif bir ilgi tonu ile. "Nasıl biri?" "Kibirli, kendini beğenmiş..." Selin duraksadı. "Ama zeki, bunu inkar edemem." "Biliyorsun, çok ünlü bir profil uzmanı. Ondan bahsedildiğini duymuştum." "Her neyse," dedi Selin, konuyu değiştirmek isteyerek. "Başka bir bulgu var mı?" "Şimdilik bu kadar. Ama kurbanın tırnak aralarında herhangi bir DNA bulamadık. Katil eldiven kullanmış olmalı." Telefonu kapattıktan sonra Selin düşüncelere daldı. Dr. Mert Kaya haklıysa ve bu bir seri katilin ilk cinayetiyse, yakında başka kurbanlarla da karşılaşacaklardı. Telefonuna bir mesaj geldi. Tanımadığı bir numaradan: "Yarın sabah 8'de Kordon'daki Kafkas Kafe'de buluşalım. Konuşmamız gereken şeyler var. -MK" Selin mesaja baktı ve dudaklarını ısırdı. Dr. Mert Kaya numarasını nasıl bulmuştu? Ve bu kadar pervasızca bir buluşma teklif etme cesaretini nereden buluyordu? Cevap yazmayı düşündü, ama sonra vazgeçti. Adamın teklifini kabul etmeyecekti... Ama merakı da giderek artıyordu. Hem "Fısıltı" hakkındaki teorisi hem de kendi hakkında bu kadar çok şey bilmesi... Pencereden dışarı, İzmir'in ışıklarına baktı. Bir yerlerde, belki de bu şehrin karanlık sokaklarında, kendine "Fısıltı" diyen biri kurbanlarının kulağına son sözlerini fısıldıyordu. Ve Selin, onun bir sonraki hamlesini tahmin etmek zorundaydı. Bu gece iyi uyuyamayacağını biliyordu. Zaten uykusuzluk, Kırmızı Kasap vakasından bu yana en yakın arkadaşıydı. Ama bu defa farklı bir his vardı içinde. Dr. Mert Kaya'nın varlığı onu huzursuz ediyordu, ancak aynı zamanda tuhaf bir şekilde güven de veriyordu. Belki de yarın sabah o kafeye gitmeliydi. Sadece profesyonel bir görüşme olacaktı tabii ki. Sadece "Fısıltı" hakkında konuşacaklardı. Değil mi?

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Kod adı :Buz

read
7.1K
bc

MİLYONER BEBEK

read
50.7K
bc

MAFYA : MÜPTELA

read
23.5K
bc

KARANLIK ATEŞ

read
26.1K
bc

Sessiz Sınır

read
14.3K
bc

ARAF ~ KAYBOLUŞ

read
1.8K
bc

BULMACA +18

read
21.5K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook