Azad, o elin ağırlığını tanıyordu. Gözleri kan çanağı gibiydi ama sustu. Dişlerini sıktı, yumruğunu cebine gömdü. Berzan bir an sessiz kaldı. Sonra başını çevirip çalışanlara baktı: “Alın şu bohçaları,” dedi. Sesi buz gibiydi. İki hizmetli hemen koştu. Bohçaları saygıyla ama hüzünle içeri taşımaya başladılar. Berzan bir adım öne çıktı. Adamların gözlerine tekrar dikti bakışlarını. “Gidin o Yekta’ya söyleyin,” dedi. “Biz… istediğimizi öyle ya da böyle alırız. Haberi olsun.” Sesi ne bağırıyordu, ne fısıldıyordu… Ama taş duvarları sarsan bir kudretle döküldü dudaklarından. O anda herkes anladı ki… bu mesele burada kapanmaz. Bu, daha başlangıçtı. Yekta… Berzan Ağa’nın ne demek olduğunu çok yakında öğrenecekti. Adamlar bohçaları bıraktıktan sonra selam verip başları eğik şekild

