bc

Valhala İçin II: Kan ve Kış

book_age18+
42
FOLLOW
1K
READ
adventure
dark
prince
princess
serious
kicking
scary
medieval
another world
cruel
musclebear
tricky
ancient
like
intro-logo
Blurb

Kral Erik'in gölgesinde yıllarca huzur içinde yaşayan Hjaldaland, şimdi belirsizliklerin ve söylentilerin gölgesine çekilmiştir. Kral Erik’in halkın karşısına çıkmaması, krallık boyunca bir huzursuzluk dalgası yaratır. Halk, sadık savaşçı Haldor’un bile yanıtlayamadığı sorularla çalkalanırken, Erik’in yaşayıp yaşamadığı konusundaki söylentiler büyür. İçten içe bir isyan kıvılcımı tutuşmaktadır.

Ancak, kralın aniden halkın önüne çıkmasıyla sular durulsa da, bu sadece yüzeydeki sessizliği getirir. Gerçekte, Erik’in mirası üzerinde büyük bir fırtına kopmak üzeredir. İki oğul — cesur ve acımasız İsdar ile sakin ve zeki Leif — ve Erik’in evlatlık kızı Zoe, krallığın geleceği için savaşmaya hazırlanır. Zoe, zekası ve gücüyle öne çıksa da, Erik’in kanından gelmediği için halk onu varis olarak kabul etmek istemez.

Krallık, kardeşler arasında bölünmenin eşiğine gelirken, derinlerde gizli bir entrika yavaşça ortaya çıkar. Zoe, İsdar’ı kuzeye sürgün ederken, krallık ikiye ayrılır ve büyük bir iç savaş başlar.

Kan ve Kış, aile bağlarının ihanete dönüştüğü, kanlı savaşların krallığı sarsacağı ve tahtın arkasında gizlenen entrikaların açığa çıkacağı bir hikaye sunuyor. Hjaldaland’ın soğuk ve vahşi topraklarında, güç için verilen bu destansı savaşta kim galip gelecek?

chap-preview
Free preview
1. Söylentiler
Kuzey’in soğuk ama ihtişamlı diyarı Hjaldaland, kış güneşinin altında beyaz örtüsüyle ışıldıyordu. Erik’in bilge yönetimi altında halk uzun yıllardır huzur içinde yaşıyordu. Krallığın en uzak köylerine kadar uzanan geniş ormanlar, yavaşça sallanan ağaç dallarıyla hafif bir rüzgarın serin dokunuşunu hissettiriyordu. Dağların zirvelerinden bakıldığında, krallık tüm ihtişamıyla uzanıyordu. Göz alabildiğine uzanan karlı tepeler, büyülü bir sessizliğe bürünmüş gibiydi. Güneş ışınları, karla kaplı yeryüzünde küçük pırıltılar oluşturuyordu. Her gün karla kaplı tarlalarda çalışan çiftçiler, doğanın sunduğu bereketi toplar, oduncular ise ormanın derinliklerinden topladıkları ağaçlarla köylerinin ihtiyacını karşılardı. Erik'in yıllardır sürdürdüğü bilge yönetimi sayesinde köylerde refah hakimdi. Halk, kralına saygıyla bakar, Erik’in adaletli yönetiminin arkasında güvenle dururdu. Denizden gelen tuzlu hava, insanları ferahlatırken, kayıkların yanaştığı sahil boyu, hareketin hiç eksik olmadığı bir yerdi. Limandaki balıkçılar, sabahın erken saatlerinden beri ağlarına takılan balıkları çekiyorlardı. Denizin serin mavi suları, her zamanki gibi bereketliydi. Gemiler limana birbiri ardına yanaşıyor, koca varillerdeki balıklar tezgahlara sıralanıyordu. Balık pazarı, bu limanın en canlı noktasıydı. Esnaf, tezgahlarını taze deniz ürünleriyle donatmış, pazarı dolduran halk ise hem taze balık almak hem de bir araya gelmek için burada toplanmıştı. Çocuklar ellerinde ekmekle koşuşturuyor, yaşlılar denize karşı eski günleri konuşuyordu. Ancak, tüm bu sakinliğin altında, krallığın sokaklarında ve meydanlarında görünmeyen bir huzursuzluk giderek büyüyordu. Kral Erik uzun zamandır halkının önüne çıkmamış, kalenin duvarları ardında kaybolmuştu. Her sabah pazarda balık tezgahlarının başında toplanan halk, onun yokluğunu daha fazla konuşmaya başlamıştı. Erik’in demir gibi kararlı bakışlarını, savaş meydanında rüzgarla dalgalanan kızıl saçlarını ve halkına güven veren duruşunu özleyenler, artık fısıltılarla birbirlerine dönüp sorular soruyordu. Haldor dışında kimse kralı görmemiş, kimse onun odasına girememişti. Haldor, sadık dost ve savaş arkadaşı olarak, kalenin koridorlarında sürekli Erik'in yanında görünüyordu. Ama bu sadakat bile halkın kaygılarını bastıramıyordu. Kralın uzun zamandır görünmemesi, halk arasında çeşitli söylentilerin doğmasına neden olmuştu. Krallığın dört bir yanına yayılan bu dedikodular, başlangıçta alçak seslerle dile getirilmiş olsa da, zamanla daha sert bir tona bürünmüştü. Limanın köhne bir köşesinde, sert deniz rüzgarı balıkçıların üstünden geçerken, bir grup adam sessizce toplanmıştı. Rüzgar, onların karanlık düşüncelerini daha da ağırlaştırıyordu. "Son zamanlarda kralın sesini bile duyan oldu mu?" diye sordu yaşlı bir adam, çatık kaşları ve yüzündeki derin çizgilerle. "Kale kapıları kapalı, nöbetçiler konuşmuyor. Haldor haricinde kimse içeriye adım atamıyor." Bir diğer balıkçı, uzun gri sakalını sıvazladı, gözleri endişeyle doluydu. "Bir şeyler ters gidiyor. Kral Erik artık halkının yanında değil. Haldor ne kadar sadık olursa olsun, kral ortalarda yoksa, bu işler daha ne kadar sürebilir?" Sessizlik bir an için rüzgarın uğultusuyla bozuldu. Karanlık bir fısıltı daha da sertleşerek yankı buluyordu: “Ya kral hasta? Ya da... öldü? Kim bilebilir ki?” diye atıldı bir genç adam, gözleri karanlıkla dolu. “Belki de Erik’in devri kapandı. Belki de Hjaldaland’ın yeni bir lideri olmalı.” Bu cümle, oradaki herkesin üstüne bir soğuk dalga gibi çarptı. Krallığın buzla kaplı dağlarından gelen soğuk rüzgar gibi, söylentiler de halkın arasında büyüyor, köy köy, kasaba kasaba yayılıyordu. Erik’in bir zamanlar tanrılara meydan okuyan gücü, artık halkın gözünde zayıflamış, yerine bir belirsizlik çökmüştü. Kimi ona hâlâ sadıktı, ama kiminin aklı çoktan başka bir yöne kaymıştı. Kimse gerçekte ne olduğunu bilmiyordu, ama bir fırtına yaklaşıyordu. Tam o sırada, limandan geçen ve kalabalığın arasında ağır adımlarla ilerleyen Sigmund, dikkatleri üzerine çekmişti. O, Hjaldaland'ın en cesur ve tanınan savaşçılarından biriydi. Göğsünde taşıdığı demirden işlenmiş kalkan ve omzundaki devasa kılıç, ona sadece bir savaşçı olarak değil, aynı zamanda halkın gözünde bir sembol olarak büyük saygı kazandırmıştı. Halk arasında “Demir Yürekli Sigmund” olarak anılıyordu. Savaş meydanlarında kazanılan zaferlerin hatırası, Sigmund’un her adımında yankılanıyordu. Sigmund, balık tezgahlarının arasından geçerken, bir grup yaşlı adam dikkatlice ona doğru bakıyordu. Onun güçlü adımlarının çıkardığı sesler bile bu gergin ortamda bir umudun işareti gibiydi. Sonunda, yaşlı adamlardan biri cesaretini topladı ve elini kaldırarak Sigmund’u durdurdu. “Sigmund!” dedi yaşlı adam, sesi yorgun ama kararlıydı. “Sen, krallığımızın en iyi savaşçılarından birisin. Kral Erik’i gördün mü? Onun hakkında bir haber getirmedin mi?” Diğer yaşlı adamlar da bu sorunun üzerine eğildiler. Hepsinin yüzlerinde aynı endişe vardı. Sigmund duraksadı, bakışlarını ağır ağır yaşlılara çevirdi ve onlara doğru yaklaştı. Gözlerinde bir gölge belirdi, çünkü o da uzun süredir Erik’i görmemişti ve içindeki kuşkular büyüyordu. “Erik... bir süredir halkın karşısına çıkmadı,” diye başladı Sigmund, sesinde fark edilir bir gerginlik vardı. “Doğru, ben de uzun zamandır onunla yüz yüze gelmedim. Haldor dışında kimse kralın yanına giremiyor. Ama ben de sizin gibi... kuşkuluyum.” Bir an sustu, gözleri uzaklara, kalenin kara siluetine takıldı. “Kralımız, her zaman halkın içindeydi, her zaman bizimle birlikteydi. Ama şimdi... bir sorun olabilir. Fakat kimse ne olduğunu söyleyemiyor.” Yaşlı adamlardan biri, endişeyle Sigmund’a doğru eğildi, gözleri çaresizlikle dolmuştu. “Haldor’a bile soramıyor musun? Neler olup bittiğini bilmeliyiz. Eğer kralımız Erik hastaysa... ya da... daha kötüsü olduysa, ne yapacağız? Hjaldaland’ın kaderi belirsiz!” Sigmund’un yüzü sertleşti. Kendisi de aynısını düşünüyordu ama bu düşüncelerini dillendirmek istemiyordu. “Haldor sadıktır,” diye karşılık verdi ağır bir sesle. “Eğer bir şey varsa, yakında öğreniriz. Ama bu sessizlik... bende de bir huzursuzluk yaratıyor.” Sigmund, kendini halkına karşı güçlü göstermek zorundaydı, ama gerçekte o da aynı endişeleri taşıyordu. Bir şeylerin ters gittiğini seziyordu. Erik bu kadar uzun süre sessiz kalamazdı; ya bir hastalık, ya da çok daha büyük bir tehdit onları bekliyordu. “Yakında kaleye gideceğim,” dedi Sigmund, gözleri kararlıydı. “Kralımız hakkında gerçeği öğrenmeden hiçbir şey yapamayız. Ama o zamana kadar sakin olun, Hjaldaland hala Erik’in koruması altında. Haldor’un sözlerine güvenin.” Yaşlı adamlar başlarını salladı, ama yine de kalplerindeki şüphe dağılmamıştı. Sigmund onlardan uzaklaşırken, gözlerini kale duvarlarına dikti. Sigmund, ağır adımlarla kalenin büyük salonuna doğru ilerlerken, zihnindeki sorular ve endişelerle doluydu. Geniş kapının önünde duran muhafızlar, kalkanlarını kaldırarak onun yolunu kesti. Bir tanesi, sert bir sesle ona seslendi: "Sigmund, burada ne arıyorsun? Kralın huzuruna çıkmak için iznin var mı?" Sigmund, karşısındaki muhafızlara sert ama sakin bir bakış attı. "Haldor'la konuşmaya geldim," dedi. "Onu hemen buraya çağırın." Muhafızlar, birbirlerine kısa bir bakış attıktan sonra, biri sessizce içeri girdi. Sigmund kapıda beklerken gözlerini büyük kapıların üzerindeki desenlere ve oymalara çevirdi. Erik’in bu toprakları nasıl güçle koruduğunu ve halkını nasıl bir araya getirdiğini düşündü. Ancak, artık her şey belirsizdi. Bir süre sonra kapı gıcırdayarak açıldı ve içeriden Haldor’un devasa silueti göründü. Haldor, eskiden olduğu gibi heybetliydi; yaşlanmış olmasına rağmen, iri yapılı vücudu hala sağlam ve etkileyiciydi. Beyazlamış uzun saçları ve sakalları, yüzündeki savaş hatıralarını ortaya koyuyordu. Bir zamanlar düşmanı Grimulf ile giriştiği ölümcül savaşta kaybettiği kolunun yerine, Erik’in elleriyle yaptığı demirden bir balta takılıydı. O baltayla yıllar boyu savaşa katılmış, düşmanlarına korku salmıştı. Sigmund, Haldor’un devasa figürünü görünce ona bir selam verdi, ama gözlerinde derin bir endişe vardı. "Haldor," dedi Sigmund, sesi hafifçe titriyordu, "Kralın durumu hakkında konuşmamız gerek." Haldor’un yüzü ciddi bir ifadeyle kasıldı. "Sigmund, eski dostum," dedi, sesi yaşının getirdiği derinlikle, "Ne kadar zor bir zaman olduğunun farkındayım. Ama bazı şeyler Erik’in kararıdır. Gel, konuşalım." Sigmund, Haldor’un gözlerine baktı. Bu adam onun için sadece bir savaş arkadaşı değil, Erik’in sadık dostu, belki de kardeşinden daha yakın biriydi. İçeriye adım atmadan önce, Haldor’un yüzündeki gerginliğin farkındaydı; bu, onu daha da huzursuz etmişti. Sigmund, Haldor’un heybetli varlığı karşısında sessizce durdu, ancak içindeki huzursuzluk onu konuşmaya itti. “Haldor,” dedi, sesi düşük ama kararlı, “Kral Erik neden bu kadar uzun zamandır dışarı çıkmıyor? Halk, onu göremediği için endişe içinde.” Yaşlı savaşçı, Erik’in halkından uzak durmasının ardındaki nedeni saklamakta zorlanıyor gibiydi. "Erik, yorgun," dedi Haldor, her kelimeyi tartarak. "Uzun yıllar savaş meydanlarında savaştı. Onun da dinlenmeye hakkı var. Kralımız, ihtiyacı olan molayı veriyor kendine." Ancak Sigmund bu cevaptan tatmin olmamıştı. İleriye doğru bir adım atarak, Haldor’un gözlerinin içine baktı. "Halk arasında söylentiler var, Haldor," diye devam etti Sigmund, sesi daha sertleşti. "Kralın öldüğünü ve senin bunu sakladığını söyleyenler var. Eğer gerçek buysa, bu durumu daha fazla gizleyemezsin. Halk ayaklanmanın eşiğinde." Haldor’un yüzü aniden kasıldı, gözlerinde eski günlerin öfkesi bir an için belirdi. Ama kendini tuttu ve derin bir nefes aldı. "Kralımızın durumu iyi, Sigmund," dedi, sesi kararlıydı ama sanki yorgunluğun ağırlığını da taşıyordu. "Erik yaşıyor ve yakında halkına bir açıklama yapacak. O zamana kadar sabırlı olman gerek. Ona durumu bildireceğim." Sigmund aldığı bu cevaptan tatmin olmamıştı. Haldor’un gözlerinde bir şeylerin eksik olduğunu hissediyordu. Erik’in gerçekten iyi olup olmadığını, ya da Haldor’un bile tam olarak bilmediği bir şeylerin döndüğünü anlamaya çalışıyordu. Ama şu anda daha fazlasını öğrenmesi mümkün değildi. Haldor, Sigmund’un omzuna dokunarak sert ama dostane bir sesle, "Git ve insanlara bu söylediklerimi aktar," dedi. "Kralımız yakında konuşacak." Sigmund, "Umarım haklısındır, Haldor," dedi. "Yoksa çok geç olabilir." Sigmund ve Haldor büyük salonun devasa kapılarından dışarı adım attıklarında, karşılarında toplanmış büyük bir kalabalık gördüler. Hjaldaland halkı, salonun önünde huzursuzca kıpırdanıyordu. Herkesin yüzlerinde endişe ve öfke karışımı bir ifade vardı. Haldor’un devasa silueti kapıda göründüğünde, kalabalıktan bir uğultu yükseldi, ardından birkaç kişi bağırmaya başladı: “Kral Erik nerede?” Bu soru dalga dalga yayıldı, ve daha fazla insan aynı şeyi sormaya başladı. “Neden kralı göremiyoruz?” diye bağıran sesler arasında, toplanan kalabalık gittikçe büyüyordu. Haldor, halkın önünde durarak yüksek ve güçlü sesiyle cevap verdi, “Kral Erik çok yorgun. Yıllardır bizim için savaştı, krallığımızı korudu. Şimdi dinlenmeye ihtiyacı var. Yakında halkının önüne çıkacak. Sakin olun!” Ancak, bu cevap halkı tatmin etmedi. Öndeki birkaç adam, sabırsızlıkla öne atıldı. Birisi, gözlerinde öfkeyle Haldor’a baktı. "Kendi gözlerimizle görmek istiyoruz! İçeri girip kendi gözlerimizle görelim!" Kalabalık homurdanarak bu sözleri desteklemeye başladı. Birkaç kişi daha öne çıktı, öfkeleri iyice kabarmıştı. “Eğer kral yaşıyorsa, neden bizimle konuşmuyor? Yoksa söylentiler doğru mu? Kral Erik öldü mü?” Haldor, gözleri kararmış, halkın bu tehlikeli kararlılığı karşısında kaşlarını çatmıştı. "Bu söyledikleriniz doğru değil. Erik yaşıyor! Ama içeri girmeye izin veremem. Kralımızın dinlenmesine saygı göstermelisiniz!" Sesi sertleşti, ancak kalabalık daha da öfkelendi. “Sen bizden bir şey saklıyorsun!” diye bağırdı başka bir adam. “Kralımız öldü ve bizi kandırıyorsunuz!” Kalabalığın sabrı taşmaya başlamıştı. Birkaç kişi daha ileri atıldı ve salonun kapısına yöneldiler. Haldor'un güçlü sesi bir kez daha yankılandı, "Geri çekilin! İçeri girmeye izin vermem!" dedi. Bu sözler halkı daha da kışkırttı. Birden, bir grup insan kapıya doğru yürüdü ve içeri girmek için zorlamaya başladı. Haldor ve muhafızlar hemen harekete geçti, kapının önünde bir barikat oluşturdular. Muhafızlar kalkanlarını kaldırıp halkı geri itmeye çalışırken, kalabalık muhafızları ve Haldor’u geri itiyordu. Büyük bir kargaşa patlak vermişti. İnsanlar muhafızlara bağırıyor, elleriyle onları itiyordu. Muhafızlar ise ellerindeki kalkanlarla halkı geri püskürtmeye çalışıyor, arada birkaç sert yumruk ve itiş kakış yaşanıyordu. Haldor, dev gibi vücuduyla kalabalığı durdurmaya çalışırken, gözlerinde öfke ve çaresizlik vardı. Kargaşa devam ederken, halkın öfkeli sesleri büyük salonun taş duvarlarından yankılanarak içeriye kadar uzanmıştı. İttiş kakışın ortasında, kalabalığın içindeki sesler giderek yükseliyor, kimse geri adım atmaya niyetli görünmüyordu. Muhafızlar ve halk arasındaki bu gerilim doruğa ulaşmak üzereyken, birden büyük salonun kapısı sessizce aralandı. Kapının açıldığını ilk başta kimse fark etmemişti. Ancak tam o anda, içeriden güçlü bir ses yankılandı, bir komut gibi: "Susun!" Bu ses, rüzgar gibi her tarafa yayıldı ve bir anda tüm kargaşa durdu. Kalabalık, o anın şokuyla aniden sessizleşti ve gözler kapıya doğru çevrildi. Kapının hemen önünde, Erik, yılların yorgunluğuna rağmen dimdik ayakta duruyordu. Güçlü omuzları, eskisi gibi geniş ve kaslıydı, altın gibi parlayan kızıl saçları yaşlanmasına rağmen hâlâ göz kamaştırıyordu. Sakalları beyazlamıştı, ama o sert ve bilge bakışları hiç değişmemişti. Gözlerinde hâlâ aynı ateş vardı. Kalabalık, kralın karşısında şaşkınlık içinde bir an duraksadı, sonra yavaş yavaş diz çökmeye başladılar. Erik’in varlığı, aralarındaki tüm öfkeyi ve kaosu bir anda dindirmişti. Halk, kendiliğinden kralının önünde eğildi, saygıyla başlarını öne eğdiler. Haldor hariç herkes diz çökmüştü; Haldor, kralının yanında dimdik duruyordu, onun en sadık savaşçısı olarak. Erik’in bakışları, kalabalığın üzerinde gezindi. Yılların yorgunluğu yüzüne kazınmış olsa da, o güçlü ve sarsılmaz duruşu hiçbir şekilde zayıflamamıştı. Herkesin gözleri ona çevrildi, sessizlik hâkim oldu. Halkın içindeki şüphe ve korku, bir anda yerini derin bir saygıya bırakmıştı. Kralı karşılarında görmek, onlara kaybettikleri güveni geri getiriyordu. Erik, halkına bir adım daha yaklaşarak, derin ve güçlü bir sesle konuşmaya başladı: "Ben hâlâ buradayım. Hjaldaland’ı korumaya devam ediyorum. Bunu asla unutmayın." Erik, halkının önünde güçlü duruşuyla bir süre daha sessizce onları süzdü. Gözlerindeki kararlılık, huzursuz kalabalığın yüreklerine güven aşılamıştı. Tek bir kelime daha söylemeden, arkasını döndü ve büyük salona geri girdi. Uzun adımları, salonda yankılanan güçlü bir liderin gölgesini geride bırakarak kayboldu. Haldor ve Sigmund, Erik’in ardından hemen içeri girdiler. Muhafızlar, kralın arkasından kapıyı sessizce kapattılar. Kapıların kapanmasıyla birlikte, dışarıda kalan halk derin bir nefes aldı. Erik’in görünmesi, içlerindeki en büyük korkuyu geçici olarak yatıştırmıştı, ama endişe tamamen silinmiş değildi. Yavaş yavaş, herkes sessizce ayağa kalktı. Fısıltılar eşliğinde kalabalık dağıldı; ancak içlerinde hâlâ birçok soru ve belirsizlik vardı. Erik’in bir anlığına görünmesi, onların krallarının yaşadığına dair güvence vermişti, ama daha fazlasını öğrenmek için sabırsızlanıyorlardı. Kral hâlâ yaşıyordu, ama bir şeyler değişmek üzereydi.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Geyna-Layon'un Fısıltısı

read
1.4K
bc

AŞKIN KÜLLERİ [ YENİDEN DOĞMAK ]

read
8.2K
bc

İNCİ TANESİ

read
11.8K
bc

Hayaletin Avukatı

read
20.5K
bc

ATEŞİN HÜKMÜ

read
7.5K
bc

KARANLIĞIN GİZEMİ

read
6.7K
bc

ŞAHİT OLDUM!

read
4.5K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook