BÖLÜM 10: İLK SABAH

367 Words
Sercan kadınların odadan çıkmasıyla beraber yönünü banyo yöneltti ve banyonun kapısında Helen’e dönerek; " hazırlan sende, Kahvaltıya ineceğiz." dedi. Aşağıda, oyun başladı. Büyük merdivenlerden inerken, Sercan'ın eli Helen'in belinin yakınında gezindi asla dokunmadı, ama izleyen herhangi bir hizmetçiye sahiplik izlenimi verecek kadar yakındı. Kahvaltı masasında, Hafize Hanım'ın kartal gibi bakışları ve Hasan Ağa'nın sessiz gözlemi altında rollerini oynadılar. Helen, Sercan'a çay doldurdu; Sercan da tabağına en güzel zeytinleri koydu. Bu, boğucu bir evlilik mutluluğu gösterisiydi. Kahvaltı masasında çatal bıçak sesleri, Mardin’in sessiz sabahında yankılanan tek melodiydi. Hafize Hanım, gümüş çay kaşığını bardağına vururken gözlerini Helen’in üzerinde gezdirdi. Hasan Ağa, masanın başında heybetli bir kaya gibi oturuyordu. "Şimdi," dedi kalın ve otoriter sesiyle, "Meselelerin hallolduğunu görmek güzel. Korkmazlar’ın şanı yürüsün. Ama asıl güç, bu konaktan yükselecek çocuk seslerindedir." Helen’in elindeki çaydanlık bir an titredi. Sercan, sesi sakin ama kararlıydı. "Daha dün akşam bitti düğün telaşı. Hele bir nefes alalım." Helen yavaşça başını kaldırdı. Sercan’ın tabağına koyduğu o kusursuz zeytinlere baktı. Onlar birer lütuf değil, birer prangaydı. Bakışlarını Hasan ağaya dikti. İçindeki hukukçu, bu adaletsiz mahkemede savunma yapmaya hazırdı. "Hasan ağa," dedi Helen, sesi buz gibi bir berraklıktaydı. "Benim geldiğim yerde yasalar insanlar içindir, insanlar yasalar için değil. Ben bu aileye kardeşimin canı için bir söz verdim ve o sözü tuttum. Ancak kimliğimi bu sofrada bırakmamı bekliyorsanız, yanılıyorsunuz." Masada ölümcül bir sessizlik oldu. Hasan Ağa’nın kaşları çatıldı, Hafize Hanım’ın dudakları hiddetle büzüldü. Sercan, Helen’in bu cesaretine içten içe hayran kalsa da durumun nereye varacağını biliyordu. Hızla araya girerek gerilimi dağıtmaya çalıştı. "Alışacak," dedi Sercan, sesini biraz yükselterek. "Hâlâ İstanbul’un tozu üzerinde. Zamanla Korkmaz olmanın ne demek olduğunu öğrenecek." Kahvaltı biter bitmez Sercan, Helen’i kolundan hafifçe tutarak avluya, kalabalıktan uzağa çekti. "Sen ne yapmaya çalışıyorsun?" diye fısıldadı dişlerinin arasından. "dedemle böyle konuşamazsın. Burası senin mahkeme salonun değil." "Burası bir hapishane, Sercan," dedi Helen, kolunu sertçe çekerek. "And olsun ki gardiyanıma kibar davranmayacağım. Dün gece kanını akıttın diye sana minnettar kalacağımı mı sandın? O sadece senin kendi onurunu kurtarma operasyonundu." Sercan bir adım yaklaştı, aralarındaki mesafe kapandığında Mardin’in sıcak güneşi yüzlerine vuruyordu. "O operasyon olmasaydı, şu an o sofrada değil, köyün meydanında yargılanıyor olurdun. Benim dünyama girdin Helen Korkmaz. Şimdi kuralları öğrensen iyi edersin, çünkü düşmanların sadece bu konakla sınırlı değil."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD