Başsavcı Turgut Bey’in odası, sigara dumanı ve ağır kolonya kokusuyla harmanlanmıştı. Kel, göbekli ve yılların verdiği yılgınlıkla omuzları düşmüş bir adamdı Turgut Bey.
Helen içeri girdiğinde ayağa kalkma zahmetine bile girmedi, sadece gözlüğünün üzerinden baktı. "Otur kızım," dedi babacan ama mesafeli bir tavırla. "Duyduğuma göre arı kovanına çomak sokmaya niyetliymişsin." Helen dik oturdu. "Arı kovanı dediğiniz şey bir cinayet dosyasıysa ve çomak da adaletse, evet Sayın Başsavcım.
Niyetim tam olarak bu." Turgut Bey derin bir iç çekti, sigarasını kül tablasında ezdi. "Bak Helen Hanım. Sen buraların yabancısısın. İstanbul’da öğrendiğin hukuk, buraların sıcağında erir.
Zelal dosyası kapandı. Aile şikâyetçi değil, tanık yok. Kaza dendi, geçildi. Neden kaşıyorsun?" Helen, elindeki dosyayı masaya sertçe bıraktı. "Çünkü o kaza raporu yalan. HTS kayıtları elimde. Zelal o gece yalnız değilmiş.
Bedirhan Şahmeran ile görüşmüş. Ve sinyaller, kızın cesedinin bulunduğu yerden çok farklı bir noktayı, Şahmeranların deposunu işaret ediyor." "Bedirhan mı?" Başsavcının yüzü kireç gibi oldu. "Kızım sen ne dediğinin farkında mısın? Şahmeranlar, devletle iç içedir, güçlüdür.
Korkmazların gelini olman seni bir noktaya kadar korur ama bu... bu kan davası başlatır." "Ben Korkmazların gelini olarak değil, Cumhuriyet Savcısı olarak buradayım," dedi Helen, sesi buz gibi keskinleşerek. "Ve sizden izin istemiyorum Başsavcım, bilgi veriyorum. Bedirhan Şahmeran ifadeye çağrılacak." Turgut Bey sandalyesinde geriye yaslandı, gözlerinde acıma karışımı bir korku vardı.
"Ben seni uyardım Helen Hanım. Bu dosyanın altından çıkacaklar, senin boyunu da aşar, benimkini de. Ama madem ısrarlısın... imza senin, vebal senin." Helen odadan çıktığında kalbi ağzında atıyordu. Korkmuyordu ama tehlikenin somutlaştığını hissediyordu. Artık geri dönüş yoktu.
Haber, Mardin’in taş sokaklarında rüzgârdan hızlı yayıldı. "Korkmazların Savcı gelini, Şahmeranların oğluna kafa tutmuş." Öğleden sonra Helen odasında çalışırken, adliyenin önünde bir hareketlilik oldu. İki siyah lüks araç, protokol girişine yanaştı.
Araçtan inen, takım elbiseli ama bakışları bir eşkıyanınkini andıran avukat, yanında iki korumayla birlikte doğrudan savcılık katına yöneldi. Sekreter Leyla Hanım, rengi atmış bir halde Helen’in odasına girdi.
"Savcım... Avukat Cemil Bey geldi. Bedirhan Şahmeran’ın vekili. Israrla görüşmek istiyor." "Al içeri," dedi Helen, dosyasının kapağını sakince kapatarak. Avukat Cemil, odaya girdiği an, pahalı parfümü ve küstah tavrıyla mekânı işgal etmeye çalıştı.
"Sayın Savcım," dedi elini uzatmadan, doğrudan sandalyeye oturarak. "Müvekkilim hakkında bir ifade çağrısı çıkarmışsınız. Bir yanlış anlaşılma olduğunu düşünerek geldim." "Yanlış anlaşılma yok Avukat Bey," dedi Helen, başını kaldırmadan.
"Müvekkiliniz bir cinayet soruşturmasında şüpheli. Gelip ifadesini verecek." Cemil Bey güldü; soğuk, tehditkâr bir gülüştü bu. "Cinayet mi? Zavallı bir kızın talihsiz kazası ne zamandır cinayet oldu? Bakın Helen Hanım, siz yenisiniz, heyecanlısınız.
Sercan Ağa’nın hatırına bu fevri davranışınızı görmezden gelebiliriz. Dosyayı kapatın, biz de bu tatsızlığı unutalım." Helen kalemini masaya bıraktı.
Gözlerini adamın gözlerine dikti. "Siz beni tehdit mi ediyorsunuz Avukat Bey? Hem de makamımda?" "Haşa," dedi adam, öne eğilerek. "Sadece dostça bir tavsiye. Mardin’in gecesi karanlıktır, yolları virajlıdır. Savcılar gelir geçer, ama aşiretler bakidir.
Müvekkilimi rahatsız etmeyin." Helen elini masanın altındaki butona götürdü ve güvenliği çağırdı. "Bu odayı derhal terk edin. Ve müvekkilinize söyleyin, yarın sabah 09.00’da burada olmazsa, hakkında zorla getirme kararı çıkaracağım.
O virajlı yollardan onu polis eskortuyla aldırmamı istemezsiniz sanırım." Avukatın yüzündeki gülümseme dondu. Ayağa kalkarken gözlerinden nefret akıyordu. "Bunu yaptığınıza pişman olacaksınız Savcı Hanım.
Sercan Ağa bile sizi bu ateşten kurtaramayacak." Kapı çarpılarak kapandığında Helen derin bir nefes verdi. Elleri titriyordu ama korkudan değil, öfkedendi. Telefonuna uzandı. Sercan’ı aramalı mıydı? Hayır. Henüz değil. Kendi savaşını kendi vermeliydi. Ancak telefon o dokunmadan çaldı. Arayan Sercan’dı. "Aşağıdayım," dedi Sercan, sesi gergindi. "Hemen iniyorsun. Konuşmamız gerek.