Bölüm 5
Cafe’nin son müşterisini uğurladıktan sonra kapalı yazısını çevirip hazırlığa dönen selin önlüğünü takıp Ertan’ın yanına geçti, Nejat’ın en sevdiği böreği gösterip “45 dakika fırın, sonrası olay!” dedi eğlenerek.
Selin gülümseyerek tezgahtaki hazırlığa baktı. “Keşke balık hazırlayalım dediğinde seni dinleseydim!” deyip marine olmuş eti ısıttığı tavaya koydu.
“Dert etme patron,” dedi Ertan, yarım ağız gülümseyerek “Balık kokusu diğer ürünlere geçebilirdi, iyi karar verdin!” diyerek onu destekledi.
Beraber ön hazırlıkları tamamladıktan sonra Selin hariç cafe de kimse kalmamıştı. Nejat’ı cafeye gelmesi için aradı ama ulaşamadı. Bugün toplantısı olacağını biliyordu, kapalı unutmuş olacağını düşünerek sesli mesaj bıraktı.
Saat 7’ye gelirken kara bulutlar bir araya toplanmıştı, yağmur yağacaktı.
En sevdiği masayı hazırlamaya koyuldu, titizlikle servis açtı, bombeli kadehleri yerleştirdi. Nejat’ı yeniden aramak için telefonunu aldığında cafenin kapısı açıldı.
Yeni komşusu Leyla gülümseyerek “Merhaba!” dedi.
Selin onu gördüğü için şaşırsa da hemen toparlayarak “Merhaba, hoş geldin!” dedi.
Leyla biraz mahcup boş olan cafe de gözlerini gezdirerek “Kapattınız sanırım.” Diye fikrini söylerken Selin ona yaklaştı.
“Evet, bugün Nejat’la tanışma yıldönümümüz, her sene mutlaka hatırlardı ama bu ara çok yoğun çalıştığı için bu kez ben sürpriz yapayım dedim. O yüzden erken kapattım.”
Leyla, Selin’in gösterdiği masaya bakınca pişmanlık duyarak “Yaa, ne güzel!” dedi. “Kaçıncı seneniz bilmiyorum ama tebrik ederim!” diye ekledi.
Selin ona karşılık teşekkür ettikten Leyla “Ben gideyim o halde.” Diyerek çıkmaya yeltenince Selin biraz soğuk davrandığını düşünerek “Aslında Nejat henüz gelmeyecek, uzun sürecek toplantıları vardı bugün. Zamanın varsa bir kahve içelim.” Diyerek ona kalmasını teklif etti.
Leyla onun lafın gelişi söylemediğini bilerek “Bizde Fırat’la yemeğe çıkmıştık, hava yağmak üzere olunca benim trençkotu almak için arabaya gitti, bende o gelene kadar sana selam vereyim diye düşünmüştüm.” Diyerek neden geldiğini açıkladı.
“Güzel, sen istediğin bir yere geç bende kahveleri getireyim, çalışanların hepsi ayrıldı.” Leyla başını sallayıp dar sokağı gören masalardan birine geçti. Fırat’ı görebileceği yere oturdu. Fransız beresini çıkarıp Selin’in dediği gibi sevimli, sıcak görünen cafe de gözlerini gezdirdi.
Selin tezgahın arkasına geçip kahveleri hazırladı, yanına hafta sonuna özel hazırladıkları karamel, çikolatalı petifürlerden koydu.
Leyla’nın yanına geldiğinde yağmur damlaları yere düşmeye başlamıştı.
“Gerçekten çok samimi bir yer.” Diyen Leyla beğenisini dile getirince Selin gülümsedi.
“Burası bazen evden daha çok huzur veriyor.”
Sokağın verdiği hissiyat, cafenin sevimliliği karşısında ona hak vererek “İnanırım!” dedi. Leyla kahvesinden bir yudum aldı, “Kızlar nerede?” diye merak ederek sordu.
Selin saçlarını düzeltip “Annemler aldı onları, yarın gelirler. Evleri şehir dışına yakın, bazı hafta sonlarını orada geçiriyorlar, havalar daha da soğumadan biraz zaman geçirmek istediler.” Diye açıkladı.
“Baş başayken aklın kalmaz, şanslısın.”
Selin “Öyle.” Derken onun ikramlardan yemediğini görünce “Tatsana, buranın özel lezzetlerindendir.” Diyerek petifürlerden yemesi için ısrar etti.
Leyla biraz çekinerek “Yemek öncesi iştahım kapanmasın diye yememiştim.” Diyerek bir tanesini aldı. Ağzına yaklaştırdığında karamel ve yoğun çikolata kokusu dikkatini çekti.
“Çok güzel kokuyor.” Diyerek ısırdığında damağına yayılan tatla gözlerini kapattı.
Başını sağa sola sallayıp “Sırf bunun için buranın müdavimi olabilirim.” Deyince Selin’in ağzı neredeyse kulaklarına varasıya kıvrıldı.
“Beğenmene sevindim.” Dedi haklı bir gururla.
Yağmur bir an şiddetlenirken gözleri beklediği kocasını arayan Leyla’nın telefonu çaldı.
Fırat onun nerede olduğunu soruyordu, yağmur birden bastırdığı için arabada kaldığını, biraz durulunca geleceğini söyleyerek kapattı.
Hızla yağan yağmura bakan Leyla “Hay Allah!” dedi. “Biraz daha beklesem sorun olur mu?” diye Selin’e sordu.
“Elbette olmaz, hem Nejat henüz gelmedi.” Deyip biraz kırılgan bakan kadını rahatlatmak istedi.
Leyla bir müddet dışarıyı seyrettikten sonra “Tanıştığınız günde böyle yağmurlu muydu?” diye sordu.
Beklemediği soru karşısında geçmişe giden Selin biraz hüzünlendi. Ardından gülümseyerek “Hayır, hava soğuktu ama güzel bir akşamdı.” Dedi.
Leyla onun yüzünün değişimlerini ayırt etmeye çalışırken Selin “Arkadaşımın klinik açılışı vardı, tüm ikramları benim hazırlamamı istemişti, o zamanlar burası yoktu tabi, başka birinden devraldığım bir yeri işletiyordum, akşam olduğunda sadece yakın arkadaşlar olarak kalmıştık, Nejat o zaman gelmişti, arkadaşımın kuzenine eşlik ediyordu. Gençtik, şakalar, muhabbet, gırgır hoş bir akşam yaşıyorduk. Akademi de yaşadığı bir olayı anlatmaya başladığında benim için duygular değişmeye başladı, o an bile hissediyordum.” Diye tebessümle anlattı.
Anlatma isteği o kadar açıktı ki Leyla merak etmese de konuşması için “Sen mi adım attın?” diye sordu.
Başını hayır dercesine salladı. “Birkaç gün sonra ondan mesaj aldım, daha yakından tanımak istediğini yazmıştı, kabul ettim ve böylelikle başlamış olduk. Tabi tanıştığımız akşam ona ilgi duyduğumun farkına varmış, arkadaşının da aynı şeyi söylemesiyle neden olmasın diye düşünmüş ve on iki senelik beraberlik!”
Yağmur biraz yavaşlarken Leyla “Nice yıldönümlerinize!” deyip kahvesini Selin’e kaldırdı.
“Siz nasıl tanıştınız?”
Sorusuyla bakışları değişen Leyla başını hafifçe yana eğdi, “Benzer bir karşılaşmayla ama daha farklı gelişen olaylarla diyebilirim!” derken cafenin kapısı açıldı.
Fırat şemsiyesini kapatıp dışarıda bıraktı, elinde Leyla’nın trençkotuyla içeri adımlarken “Selamlar.” Dedi.
Selin Leyla’ya yaptığı gibi sıcak bir halde onu karşıladı.
“Oturun, size kahve ikram edeyim!” deyince Fırat “Çok teşekkürler, yemek için yer ayırtmıştım. Yağmurda yavaşlamışken kaçalım.” Diyerek zamanlarının olmadığını belirtti.
Leyla ayağa kalktı, “Kahve ve sohbet için teşekkür ederim, bizim evde devamını getirelim.” Diyerek sonrası için söz verdi.
“İyi akşamlar.” Dileyerek ayrıldıktan sonra Selin telefonunu alıp yeniden kocasını aradı. Hala ulaşılmadığını duyunca şirketi aramaya karar verdi.
Birkaç çalıştan sonra telesekretere düşünce yavaşça telefonu kapattı.
Kapı açılıp içeri bir adam girdiğinde, açılmayan telefona duyduğu öfkeyi içinden atmak isteyen Selin “Kapalıyız!” dedi sert bir tonda.
Yağmurdan korunmak için başına yağmurluğunun kapüşonunu geçiren adam panikle ellerini göğsünün hizasına kaldırdı.
Şaşkınlığa uğramış, bakışlarıyla ne diyeceğini bilemez bir havaya girip “Çok yağmur yağıyordu, ıslandım ve belki sıcak bir şeyler içerim diye bulduğum ilk kapıdan içeri girdim!” diye açıkladı.
Selin adamın halinden tavrının ne denli sert olduğunu fark etti, koyu gri kargo pantolonu baya ıslanmış görünüyordu. “Kapıda kapalıyız yazıyordu.”
Adam onun bakışlarından suçluluk duyarak neden direkt daldığını “Doğrusu yazıyı okuyacak kadar vaktim yoktu, ışıkların yandığını ve içeriden birilerinin çıktığını görünce direkt girdim!” diye açıkladı. “Kusura bakmayın!” deyip arkasını döndü.
Kapıdan çıkacakken Selin sözlerinden pişmanlık duyup “Siz kusura bakmayın, başka bir şeyle meşguldüm, siz birden girince tepkime engel olamadım, yağmuru unutmuşum!” dedi.
Adam omuzlarını kaldırıp “Olabilir, yeniden kusura bakmayın!” dedi. Yine çıkmak için davrandığında Selin “Kahvem var, içinizi ısıtmak için yeterli olur herhalde, tabi beklerim derseniz çayda yaparım.” Dedi.
Adam “Kapalı olduğunuzu söylemiştiniz!” diye hatırlattığında Selin gözlerini kapatıp açtı. “Öyleyiz, kabalığımı telafi etmek isterim.” Diyerek neden davet ettiğini açıkladı. Kendine kızarak adamın davetini kabul etmesini ve içini rahatlatmayı umdu.
Adam bir yağan yağmura bir de Selin’e baktı. “Hayır demek isterdim ama diyemeyeceğim.” Deyip gözüne kestirdiği masalardan birine oturdu.
Selin onun yanına gelip “Ne alırdınız?” diye sordu.
“Tek kahve yeterli olur.”
Selin Leyla’nın oturduğu masadan fincanları alıp tezgahın arkasına geçti.
Adam kapüşonunu indirip yağmurluğunu çıkardı. Sırt çantasının içinden birkaç not defteri ve ondan daha büyük bir defter çıkarıp bir şeyler yazmaya başladı.
******
İrem’in duşa girmesini fırsat bilen Nejat daha fazla yüz göz olmamak için gitmeye karar verdi. Üzerini giyinirken telefonun uçak modundan çıkardı.
“Kızlar dedeleriyle gitti, cafe de yalnızım, geç kapatacağım, belki yanıma gelirsin.”
Selin’in mesajını dinledikten sonra onun neden çağırdığını düşündü ve bulması uzun sürmedi. Bugün tanışma yıldönümleriydi, Nejat’ın aklından tamamen çıkmıştı.
Hiçbir eşyasını bırakmamaya dikkat ederken evden çıktı. Asansörün bulunduğu kata geldiğini gördüğünde bekledi. İçinden iki adam çıktıktan sonra bindi ve oradan ayrıldı.
*****
Kahvenin olmasını beklerken geldiğinden beri durmadan yazan adamı izliyordu. Siyah saçları omuzlarına kadar iniyordu, yeşil gözleri vardı, boyu uzun ve zayıftı. Dikkati, kaleminden dökülen kelimelerindeydi.
Üçüncü kahvesini hazır ettiğinde tepsiye koyup yanına gitti. Bu kez fincanı koyma bahanesiyle ne yazdığını okumaya çalıştı ancak adamın elini uzatıp kahveyi alması ve kendisine teşekkür etmesiyle başaramadı.
Tezgahın arkasına ilerlerken adam hızla kahvesini bitirdi. Selin’in getirdiği ikramlardan hiçbirini yemedi. Son kez hızlı hızlı dikkatle bir şeyler yazdıktan sonra defteri kapattı.
Çantasına koydu, yağmurluğunu geçirip geldiği gibi bir anda cafeden çıktı.
Selin kapının kapanma sesini duyunca başını masaya çevirdi. Adam gitmişti.
Tuhaf biri olduğunu düşünerek masaya gidip boş fincanı aldı, ikram tabağını kaldırınca para bıraktığını gördü. Oysa kaçar gibi gidişini ödeme yapmak istemediğine bağlamıştı. Gidecekken yere düşmüş olan not defterlerinden birini gördü.
Tepsiyi masaya koyup defteri yerden aldı.
İlk sayfasında “Bugüne sığdırdığım düşler.” Yazıyordu. Sayfayı çevirip okumaya başladığında yine beklemediği bir anda kapı açıldı.
Selin adamın defteri almaya geldiğini düşünürken arkasına döndüğünde kocaman gül buketiyle kocasını gördü.
Unutmamıştı. Defteri yavaşça masaya koyup Nejat’a doğru ilerledi.
“Seni merak ettim!” derken sesinde hafif kızgınlık vardı. Nejat onu belinden tutup kendine çekti, dudaklarına küçük bir öpücük bırakıp “Telefonu açmayı unutmuşum! Stresli bir gündü.” Diye açıkladı.
Selin gülümserken Nejat “Bunlar senin için, iyi ki o akşam o açılışa gelmişim!” dedi samimiyetle.
Selin ona sıkıca sarıldı. “İyi ki!”