Herkes düğünden sonra evine dağılmıştı. Biz ailecek açlığımızı gidermek için bir restorana gitmiştik; tabi kimlerle? Resul hocalarla.
“- Ne yiyeceksin kızım?”
“- Anne, vallahi ben bir döner alsam olmaz mı? Döner pilav.”
“- Tamam.”
“- Resul oğlum, sen ne istersin?”
“- Ben de aynısından alırım, Handan abla.”
“- Peki.”
Siparişlerimiz geldiğinde, yemek yerken birbirimize bakmadan duramıyorduk. O ayrı; abim yaşında ama yakışıklı da bir adam.
“- Ne düşünüyorsun öyle, gözlerin kısık bir şekilde Eda Hanım?”
“- Ney? Ben mi? Hiç öylesine dalmışım.”
“- Allah Allah… Bir gün bana dalacaksın diye çok korkuyorum, biliyor musun?”
“- Ona da az kaldı, Hoca Bey.”
Sanki komik bir şey söylemiş gibi herkes bana bakıp gülüyordu. Allah’a şükür, yemeklerimizi yedik ve herkes evine dağıldı. Yarın okul tatildi; hocanın yüzünü görmeyecektim.
“- Anne, ben kızlarla dışarı çıkacağım, haberin olsun.”
“- Tamam kızım, fazla kalma dışarıda.”
“- Peki.”
Üstüme pudra renginde uzun bir elbise giydim; günlük bir elbiseydi. Desenli şalımı takıp aşağıya, kızların yanına indim. Tamam, tamam diyebilirsiniz; bu özgüven nereden geliyor? Biliyorum, havalıyım 🤭 (espiri gülün diye).
“- Eee, bugün hangi kafeye gidiyoruz kızlar?”
“- Ya, sokağın üstünde yeni bir kafe açılmış, tatlıları enfes diyorlar. Oraya mı gidelim?”
“- Olur, hadi.”
Yolda kızlarla giderken birden pencereden saksı düştü! Neredeyse kafam yarılıyordu. Bir anda bayıldım 😅
“- Eda! Eda, aç gözünü güzelim!”
“- He… Şey, ne oldu bana? Ben neredeyim?”
“- Eda, bizi tanıyor musun?”
“- Evet… Siz Pınar, Ceyda, Elif. Evet, hatırlıyorum.”
“- Sen bizi hatırlıyorsun, peki en son ne olmuştu sana?”
“- Ben en son okulda bayılmıştım. Sonra galiba bana bir şey oldu, ondan sonrası yok.”
“- Yani bundan sonrakileri hatırlamıyor ama öncekiler aklına gelmiş.”
“- Evet.”
“- Peki, söyle… Ne yapacağız? Önce bir kahve içelim, sonra hastaneye gidelim.”
“- Elif, sen iyisin değil mi? Kızın kafasına saksı düştü, hastaneye gidelim.”
“- Peki.”
Beni kaldırıp hastaneye götürdüler. Doktor bir sürü aletten geçirdi; başım şişmişti.
“- Evet kızlar, arkadaşının aklı yerine gelmiş. Sarsıntı yaşamış, o kadar.”
“- Desenize, ayarları geri döndü.”
Hep bir ağızdan:
“- Eliiiif!!!”
“- Ne ya, tamam tamam, sustum.”
Zaten hastaneden çıkana kadar akşam olmuştu. Eve giderken Resul hoca ile karşılaştım.
“- Ooo, çingene güzeli! Nasılsın?”
Allah Allah… Bu hoca bana neden öyle diyor?
“- Hocam, iyisiniz değil mi?”
“- Neden ki?”
“- Bana siz öyle demezdiniz.”
“- Nasıl dermişim?”
“- Normal, düz Eda.”
“- Bakıyorum, aklın yerine gelmiş.”
“- Şey… evet, geldi hocam.”
“- Peki, dünkü olayı hatırlıyor musun?”
“- Hangisini?”
“- Düğünde, hayır diye bağırdığın olayı.”
Hay be… Aksi ben onu Rüya sanıyordum.
“- Evet, hatırlıyorum.”
“- Peki, anlat bakalım, neye hayır dedin?”
“- Ama hocam…”
“- Anlat, hocan olarak soruyorum.”
Her şeyi hocaya teker teker anlattım.
“- Hahaha, Eda sen ciddimisin? 😂”
“- Of hocam, anlattığıma pişman etmeyin.”
“- Tamam, tamam. Gel, ben seni eve bırakayım.”
“- Peki hocam.”
Eve kadar sessizce ilerledik, ta ki karşımıza Atakan çıkana kadar.
“- Merhaba hocam, merhaba Eda.”
“- Merhaba Atakan. Ne işin var burada?”
“- Ya hocam, Çınar bu mahallede. Ona ödevi soracaktım, ondan geldim.”
“- Anladım. Peki, yarın okulda görüşürüz.”
“- Görüşürüz hocam.”
Atakan’ın iç sesi:
Siz durun, Hoca ile Eda bir şeyler karıştırıyor ama kokusu çıkar.
“- Hadi, iyi geceler Eda’m.”
“- Size de hocam.”
“- Yarın okulda görüşürüz.”
“- Görüşürüz.”
Ertesi sabah kalkıp Çınar, ben, Pınar okula gittik ama herkes bana alaycı gözlerle bakıyordu.
“- Hayırdır gençler, neye bakıyorsunuz?”
“- Kimle dolaştığına iyi bak. Çınar, hoca ile çıkıyor bu kız.”
“- Kim?”
“- Eda.”
“- Hangi hocayla?”
“- Resul hoca ile. Okul tatilinde birlikte yakalanmışlar.”
“- Ne diyorsun sen?”
Arkadan gelen sesle irkildim; arkama döndüğümde Resul hoca duruyordu.
“- Sen ne diyorsun oğlum?”
“- Öyle değil mi hocam? Utanmıyor musunuz, kardeşin yaşındaki kızla çıkmaya?”
Tabi, bunlara iyice sinirim bozulmuştu ve ağlayarak kızlar lavabosuna çıktım.
“- Eda, dur! Eda, bunun hesabını sana soracağım!”
Eda’nın arkasından yetişmeye çalıştım ama çoktan kaybolmuştu ortadan.
(ANLAŞMA)
“Hayat bana neden böyle yapıyor, gerçekten bilmiyorum. Ben kimseye kötülük yapmadım ki… Sadece kendi halinde bir kızım.”
“Edaaa, gelsene buraya!”
“Gelmek istemiyorum… Zaten bir adım çıkmadığım kalmıştı, o da oldu. Artık dışarı çıkmak istemiyorum.”
“Bulacağız kimin çıkardığını bu yalanın, merak etme. Hadi gel.”
“Pınar, ben insanların yüzüne nasıl bakacağım?”
“Eda, insanların ne dediği değil, senin ne dediğin önemli. Sen böyle saklanırsan gerçekten bir şey var sanacaklar.”
“Hayır! Ortada öyle bir şey yok.”
“O zaman çık dışarı.”
“Çıktı mı?”
“Hayır hocam, hâlâ çıkmadı.”
“Eda kızım, dışarı çıkar mısın?”
“Hocam duymadınız mı? İkimizin de adını ne hale getirdiler.”
“Eğer böyle düşünüyorsan aklıma bir fikir geldi. Gel, biraz konuşalım.”
“Ama hocam…”
“Aması yok, gel bakalım.”
“Peki hocam…”
Onu o halde görünce içim parçalandı. Haklıydı… Çünkü Eda’nın hiçbir suçu yoktu. Kendine gelmesi için ona bir bardak su verdim. Daha rahat konuşabilmek için boş bir sınıfa geçtik.
“Bak Eda, sana bir şey söyleyeceğim. Eğer bu dedikodu böyle devam ederse ben tayin dilekçesi yazarım. En azından seninle uğraşamazlar.”
“Hayır hocam, olmaz! Benim yüzümden okuldan ayrılmayın.”
“Bu senin yüzünden değil.”
Tam konuşmaya devam edecekken kapı açıldı ve Pınar içeri girdi.
“Resul hocam! Bu dedikoduyu kimin çıkardığını öğrendik.”
“Kimmiş?”
“Atakan hocam.”
Resul hoca bir anda hızla sınıftan çıktı. Ben de arkasından koştum.
“Atakaaaan!”
“Hocam…”
Resul hoca hızla yanına gidip kolundan tuttu.
“Oğlum, senin derdin ne benimle ya da Eda’yla?”
“Hocam ben sadece şaka yapmıştım.”
“Senin şaka dediğin şey insanların kalbini kırıyor, farkında mısın?”
“Hocam gerçekten bilmiyordum.”
“Ben şimdi sana ne yapacağım biliyor musun?”
“Ne yapacaksınız hocam?”
“Aileni çağıracağım. Seni yatılı okula göndermelerini isteyeceğim. Belki o zaman aklın başına gelir.”
“Hocam lütfen, yapmayın.”
“Artık seninle başa çıkamıyoruz.”
Dersler bitmişti. Herkes yavaş yavaş evlerine dağılıyordu.
“Eda, gel. Sizin eve gidelim, biraz konuşmamız lazım.”
“Peki hocam.”
Resul hocanın arabasına binip yola çıktık. Yol boyunca ikimiz de sessizdik. Kısa bir süre sonra evin önüne gelmiştik.
“Eda, korkma. Sana kötü bir şey söylemeyeceğim. Sadece konuşup bu sorunu çözmek istiyorum.”
“Tamam hocam.”
Kapıya vardığımızda bizi Nebahat Hanım karşıladı.
“Hoş geldiniz çocuklar.”
“Hoş bulduk.”
Direkt odama çıktık ve sınıfta yarım kalan konuşmaya devam ettik.
“Evet Eda’cığım, söyle bakalım. Sen ne düşünüyorsun?”
“Hocam gerçekten olmaz. Gerekirse ben giderim. En azından sizin bir mesleğiniz var. Benim yüzümden mesleğinizden olmanızı istemem.”
“O zaman şöyle yapalım. Biliyorsun yan tarafta erkek okulu var. Tamamen erkek öğrencilerden oluşuyor. Ben tayinimi oraya isteyebilirim. Böylece kimse konuşamaz.”
“Şey hocam… Siz nasıl uygun görürseniz. Ya da sınıfta bir oylama yapalım. Git diyenler, gitme diyenler…”
“Aslında bu da olabilir. O zaman yarın sınıfta konuşuruz, olur mu?”
“Olur hocam.”
“Çocuklar, yemek hazır! Hadi gelin.”
“Hadi kalk, annenler çağırıyor.”
Resul hoca elini uzattığı anda bir an duraksadım. Ne yapacağımı bilemedim…
(Sayın okurlar, sizce ne yapmalıyım?)