SOYADI NE KADAR ÖNEMLİ?

1030 Words
Ertesi sabah okul çıkışı hava griydi. Ilgın, öğretmenler odasındaki kısa vedalaşmadan sonra montunu aldı. Mesaj geldiğini gördü: Aslı: Aynı yerdeyim. Bekliyorum. Şehrin merkezindeki küçük kafeye girdiğinde Aslı çoktan cam kenarına oturmuştu. Onu görünce ayağa kalktı; “Yüzüne bakılırsa düğün konuşması değil savaş konseyi yapılmış.” Ilgın çantasını sandalyeye bıraktı; “Savaş değil,” dedi. “Strateji.” Aslı kaşlarını kaldırdı; “Anlat.” Ilgın dün geceyi baştan sona anlattı. Babasının masadaki tavrını. Oktay’ın araya girmesini. “Ilgın konuşsun,” dediği anı. Aslı dikkatle dinledi; “Peki sence gerçekten senin tarafında mı?” diye sordu. Ilgın tereddüt etti; “Yanımda durdu. Ama neden durduğunu bilmiyorum.” Aslı eğildi; “Bence iki ihtimal var. Ya seni ciddiye alıyor… ya da seni güçlü görmek işine geliyor.” “Aradaki fark ne?” “Biri ortaklık. Diğeri yatırım.” Ilgın dudaklarını sıktı; “Bir ay sonra evleniyorum Aslı.” Aslı sessizleşti; “Korkuyor musun?” “Hayır.” “Emin misin?” Ilgın pencereden dışarı baktı; “Kontrol edilmekten korkuyorum. Yanlış anlaşılmaktan daha çok.” Tam o sırada kafeden içeri uzun boylu biri girdi. Siyah mont, sakin bakış. Kutay... Ilgın onu fark etmedi ama Kutay onları gördü. Masaya yaklaşmadı. Sadece sipariş verdi, arka masaya geçti. Aslı konuşmaya devam ediyordu; “Okuldaki mevzu ne oldu bu arada?” Ilgın’ın yüzü gerildi; "Konuşup kapattım, herkes yüzüme gülüyor. Ama evlendikten sonra neler diyecekleri asıl mesele..." Aslı şaşırdı; “Nasıl yani asıl mesele?” “Babam için evlenmem imaj meselesi. Oktay’ın çevresi için de olabilir. Ama ben onlara sevdiğim için nişanlandım dedim. Bir ay içinde evlendiğimi duyunca ne olacak sanıyorsun?” "Mecburiyet olduğu kesinleşecek, ya da saçma sapan saftalar yiyeceksin." Ilgın omuz silkti; “Müdüre ‘Ben işimi yapıyorum’ dedim. Daha fazla konuyu uzatmak istemiyorum.” “Peki Oktay?” “Bilmiyor.” “Bilse ne olur?” Ilgın düşünmeden cevap verdi; "Şuan ne yapacağını bilemiyorum onu tanıyamıyorum ki, hele ki dünden sonra..." Arka masada oturan Kutay cümleyi net duydu. Telefonunu sessizce çıkardı. Mesaj attı: Kutay: “Ilgın Hanım Aslı isimli arkadaşıyla merkezdeki kafede. Okul meselesinden bahsediyor. Evlilik konusunu pek de savunmamış gibi duruyor.” Cevap hızlı geldi; Oktay: “Netleştir.” Kutay bir süre daha dinledi. Aslı’nın sesi alçaldı; “Peki soyadını değiştirmeyecek misin?” Ilgın kararlıydı; “Resmiyette ne gerekiyorsa olacak. Öğretmen olmaya karar verdiğimde ikinci ismimi soyadı olarak kullanabiliyordum. Ama artık herkes kiminle nişanlandığımu biliyor, soyadını saklamanın bir manası yok.” “Bunu Oktay’a söyledin mi?” “Hayır. Gerek görmedim.” Kutay mesaj attı: Kutay: “Soyadı konusu halloldu. Ama okulda ki dedikodu bitmez.” Bu sefer cevap gelmedi. Aynı saatlerde Oktay ofisindeydi. Masasında açık dosyalar. Ama zihni başka yerdeydi. Kutay’ın mesajını okudu. Soyadı meselesi. Okulda konuşulanlar. Ilgın’ın sessiz kalması. Bilgisayarı kapattı. Bir telefon açtı; “Okul müdürüyle görüşmek istiyorum.” On dakika sonra bilgi geldi; Veliler arasında konuşma olmuş. “Evleneceği aileye mesafeli davranıyor.” denmiş. “Soyadını kullanmayacakmış.” diye yorum yapılmış. Müdür tarafsız kalmış. Ama Oktay’ın kulağında tek cümle çınladı: Savunmadı... Ayağa kalktı. Bu bir soyadı meselesi değildi. Bu bir konum meselesiydi. Onu masada savunmuştu. Babasının karşısında. Peki Ilgın onun adını savunmuş muydu? Akşam Ilgın eve geldiğinde hava sertleşmişti. Rüzgâr kapıyı zorladı. Salon karanlıktı. Işıklar bir anda yandı. Oktay. Ayakta. Burada ne işi vardı? “Kapıyı çalmayı öğrenmedin mi?” dedi Ilgın. “Gerek görmedim.” “Babam nerede?” “Yok.” İki kelime. Soğuk. Ilgın çantasını bıraktı. “Ne oldu?” Oktay yaklaştı. Yüzü sertti; “Okulda benimle ilgili konuşmalar olmuş.” Ilgın kaşlarını çattı; “Ne konuşması?” “Soyadı.” Ilgın bir an anladı; “Bunu kim söyledi sana?” “Önemli değil.” “Benim özel hayatımı mı dinletiyorsun?” “Özel değil. Artık benimle ilgili.” Ilgın’ın sesi yükseldi; “Ben kimliğimi koruyorum.” “Benim adımı reddederek mi?” “Reddetmedim!” “Savunmadın.” İşte mesele buydu. Ilgın bir adım geri çekildi; “Ben okulda işimi yapıyorum. Magazin değil.” “Ben masada seni savundum.” “Beni savunmadın! Bana alan açtın.” “Ve karşılığında sessizlik mi aldım?” Ilgın’ın gözleri parladı; “Ben kimsenin soyadının arkasına saklanmam.” Oktay’ın çenesi gerildi; “Bu evlilik bir birliktelik. Tek taraflı özgürlük değil.” “Ben özgürlük istemiyorum. Saygı istiyorum!” “Saygı iki yönlüdür.” Ilgın nefes aldı; “Sen benim susmamı savunmak sanıyorsun.” “Ben benim yanımda durmanı bekliyorum.” “Ben yanında duruyorum. Ama altında değil.” Sessizlik. Gerilim. Oktay telefonu çıkardı. Bir arama yaptı; “Yarın sabah okul yönetimiyle görüşeceğim.” Ilgın dondu; “Ne yapacaksın?” “Gerekeni!" “Hayır!” Ilgın bir adım yaklaştı. “Okuluma karışamazsın.” “Adımın tartışıldığı yere kayıtsız kalmam.” “Bu güç gösterisi mi?” “Bu sınır çizmek.” Ilgın’ın sesi titredi ama geri adım atmadı; “Eğer okuluma gelirsen… bu evlilik başlamadan biter.” Oktay ilk kez durdu. Bu tehdit miydi? Hayır. Bu bir çizgiydi. Ama o an içinde bir şey kırılmıştı; “Demek bu kadar,” dedi soğukça. Kapıya yöneldi. Ilgın arkasından baktı; “Beni yanlış anlıyorsun,” dedi daha alçak bir sesle. Oktay durmadı. Kapı kapandı. Ilgın yalnız kaldı. Telefonuna baktı. Mesaj gelmişti; Oktay: Yarın okula gelmeyeceğim. Ama şunu bil; yanımda durmayan biriyle aynı masada oturmam. Ilgın’ın içi yandı. Yanında durmamış mıydı? Yoksa o, yanında durmayı sahiplenmek sanmıştı? Gece boyunca uyuyamadı. Sabah okulda bir hareket bekliyordu. Çünkü Oktay gerçekten gelmemişti. Ama gönderdiği şey gelmişti. Okulun bağış listesinde yeni bir isim vardı: Oktay Karahan Yüksek miktarlı bir bağış. Sessiz bir mesaj. Güç gösterisi mi? Yoksa “Ben buradayım” deme şekli mi? Ilgın listeye bakarken içinden tek bir şey geçti: Bu adam kızdığında bağırmıyor. Konum alıyor. Ve bu, bir bağırıştan çok daha tehlikeli. Aslı’ya kısa bir mesaj atarak, Oktay’ın yaptığını özetledi. Aslı’da her zaman ki klasik yorumlarından birini yaptı; "Boşver sen onu, güç gösterisi yapmış. Bugün izinlisin güzel bir duş al yarın öğlene kadar uyu, ertesi gün pazar. Kahvaltıdan akşama kadae benimlesin. Çünkü evleniyorsun, gelinliğini seçmemiz gerekiyor." Ilgın, Aslı’nın umursamaz tavırlarını hem seviyor hem de hevesleniyordu. Keşke o da umursamaz olup, hayatını yaşamaya devam edebilseydi. Gelinlik için değil de kış veya yaz sezonu için alışverişe çıkabilseydi. Ama artık en azından bir arkadaşı vardı. Her şeyi anlatabildiği paylaşabildiği. Ama Ilgın, arkadaş konusunda çok saftı. Başına geleceklerden habersiz Aslı’ya güveniyordu...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD