Bu bir nişan değil DUYURU

1055 Words
Nişan salonunun kapıları arkalarında kapanırken Ilgın ve Oktay kendilerini dışarıya zor atmıştı. Yapmacık tebrikler, alkış sesleri saçma sorular kulaklarda ve beyinde yankılanıyordu, gece serindi. Bazı kızların bakışları. Ilgın için onların konuşması bile gereksizdi, bakışlarından herşey anlaşılıyordu. Oktay arabanın kapısını açtı. Arabaya bindiğinde çalıştırmadı. Ilgın ilk başta üstüne alınmadı, ama sonra etrafta kimse olmadığını farkedince arabaya bindi. İlk defa Kutay yoktu. Gerçi her zaman aynı yerde olur mu bilmiyordu ama hep aynı yerde görmeye alışkındı. İçeride yalnızca motorun homurtusu ve aralarındaki mesafe vardı. Araba hareket etti. Bir süre konuşmadılar. Ilgın camdan dışarı baktı. Yüzüğün ağırlığı parmağında yabancı duruyordu. Sonra başını hafifçe çevirdi; “Kutay nerede?” Oktay gözünü yoldan ayırmadı; “Neden sordun?” Sesinde düz bir merak vardı. Savunma değil. Ama dikkat. Ilgın omzunu koltuğa yasladı; “Aranızda en insancıl olan o.” Oktay’ın parmakları direksiyonun üzerinde çok hafif sıkıldı. Yüzü değişmedi; “İnsancıl mı?” “En azından bakarken tartmıyor, sadece bakıyor.” Kısa bir sessizlik oldu. Oktay bu cümleyi zihninde çevirdi. Tartmak, hesaplamak, ölçmek. Araba kırmızı ışıkta durdu. Sokak lambasının sarı ışığı Ilgın’ın yüzüne vurdu. Siyah elbise geceyle birleşmişti. Yumuşak görünmüyordu. Kırılgan da değildi. Oktay ilk kez doğrudan ona baktı; “Siyah,” dedi. “Bilinçli bir tercihti.” Ilgın bakışını kaçırmadı; “Evet.” “Annem gördü.” “Fark ettim.” Yeşil yandı. Araba tekrar hareket etti; “Annem bunu unutmaz,” dedi Oktay sakin bir tonla. “Ben de,” dedi Ilgın. Bu kez sessizlik daha yoğundu. Bir meydan okuma yoktu. Ama geri çekilme de yoktu. Oktay hafifçe başını yana eğdi; “Bu evde savaşarak kalamazsın.” Ilgın’ın sesi ne yükseldi ne yumuşadı; “Ben savaşmak için gelmedim.” “Peki ne için geldin?” Ilgın birkaç saniye sustu. Cevabı hazırdı ama kolay değildi; “Kaybolmamak için.” Bu kelime arabada asılı kaldı. Oktay’ın bakışları tekrar yola döndü ama zihni o kelimenin üzerinde durdu. Kaybolmak. Onun dünyasında insanlar kaybolmazdı. Elenirdi. Çıkarılırdı. Susturulurdu. Ama kaybolmak… daha sessiz bir şeydi; “Kaybolmaman,” dedi Oktay, “kontrollü olmana bağlı.” Ilgın hafifçe gülümsedi. İlk kez; “Kontrol edilmekle karıştırıyorsun.” Oktay’ın dudak kenarı neredeyse fark edilmeyecek kadar kıpırdadı; “Cesursun.” “Hayır,” dedi Ilgın. “Alışığım.” Bu cevap Oktay’ın beklediğinden daha ağırdı. Araba Sancakların evine yaklaşırken hava daha da sessizleşti; “Annemle doğrudan karşı karşıya gelme,” dedi Oktay. “O sabırsızdır.” “Ben sabırlıyım." Oktay arabayı durdurdu. Motoru kapattı. Karanlıkta bir an birbirlerine baktılar. Bu bir romantik an değildi. Bu iki güçlü karakterin birbirini ilk kez gerçek anlamda fark ettiği andı. Ilgın arabadan indi, kapı kapandı. Ilgın eve girdiğinde üstünde ki elbiseye elinde ki yüzüğe çok baktı. Ama salonda ağlayamazdı, yine en güvenilir yer odasıydı. Her ne kadar kendi evi olmasa da küçükken o odada kalıyordu. Hala bazı güzel anıları vardı o odada. Ama şimdi başka bir yere ihtiyacı vardı. Annesinin odasına, aslında annesine ihtiyacı vardı. Ama şimdilik onun kokusuyla yetinecekti. Her ne kadar babasını sevmese de, mafyanın içinde olsa da bazı duyguları vardı. Annesinin kaldığı odayı hiç değişmedi, temizlik dışında o odaya kimse girmedi, babası bile. Çalışma odasına uyumak için bir yatak koydu, çoğu zaman orada kalıyordu. Çalışırken uyuyordu çünkü, kendini işine veriyordu. Ama Ilgın için onun işinin bir değeri yoktu. Annesinin odasına girdi, giysi dolabını açtı. Her zaman giydiği kıyafetlerden birisini buldu. Onu alıp odasına gitti, fotoğrafını çıkarıp ikisini yan yana koyup yaşadıklarını anlattı. Ağladı, anlattı ama rahatladı. Parmağında ki alyansı çıkarmak istedi, ama nasıl bu eve tekrar alıştıysa ona da alışması gerekiyordu. Bu eve de fazla alışmamalıydı, çünkü nişan bu kadar hızlı olduysa düğün için fazla beklemeyeceklerdi. Karahan ailesinin evine de alışması uzun süre alacaktı. İyi ki sözleşmeye özel alan eklemesi yaptım diyorsu Ilgın. Derdi babası veya onun evi değildi, annesi ve kardeşinden kalan anılarıydı. Bu evde ne kadar çocukluk denmese de yaşadığı günlerdi... Kıyafete ve fotoğrafa sarılarak uyuya kaldığını farketti. Sabah erken kalkmaya alışıktı. Sabah kalktığında tekrar elinde ki alyansı farketti, çıkarmak istedi. Çünkü kimseye söylememişti. Söyleyecek pek kimsesi de yoktu. Ama bu nişanın bir duyuru olduğunu unutmuştu... Oktay direksiyon başında birkaç saniye daha oturdu. Sonra arabayı hareket ettirip, Karahanlı malikanesine doğru yola çıktı... Yoldayken tek düşündüğü şeyin, Ilgın’ın hareketleri veya yüzü değilde konuşması olduğunu farketti; İnsancıl.... Bu kelime ona söylenmemişti uzun zamandır. Ve ilk kez şunu düşündü: Ilgın, onun alıştığı hiçbir kadına benzemiyordu. Ve bu, tehlikeli olduğu kadar… dikkat çekiciydi. Oktay eve döndüğünde saat geceyi geçmişti. Kapıyı kendi anahtarıyla açtı. Salonun ışıkları hâlâ yanıyordu. Kemal Karahan koltuğunda oturuyordu. Meliha Hanım ayakta, pencerenin önünde duruyordu. Belli ki beklemişlerdi. Oktay ceketini çıkarıp sandalyeye bıraktı. Sessizlik kısa sürdü. Meliha Hanım döndü; “Bu kız söz dinlemeyecek,” dedi. Sesi yüksek değildi ama keskinliği saklanmıyordu; “Çok başımız ağrıyacak." Oktay annesinin bakışındaki kini görmemek için özel bir çaba harcamadı. Gördü, not etti... “Belli etti,” diye devam etti Meliha. “Daha ilk geceden.” Siyah elbise zihninde hâlâ netti. Oktay kravatını gevşetti. Sesi düz, neredeyse alaycıydı; “Bilseydim, kıyafet seçimi maddesini de sözleşmeye eklerdim.” Meliha Hanım’ın yüzü gerildi; “Ben ciddiyim, Oktay.” “Ben de,” dedi sakin bir tonla. Kemal Karahan o ana kadar konuşmamıştı. Bakışları önce oğluna, sonra eşine kaydı. Meliha yeniden söze girecekti ki Kemal başını hafifçe çevirdi. Tek bir bakış. Yılların alışkanlığıyla kurulmuş bir dengeydi bu. O bakışta uyarı vardı. Sınır vardı. “Yeter” vardı. Meliha sustu. Çenesini kapattı. Ellerini birbirine kenetledi. Geri çekildi ama geri adım atmış sayılmazdı. Sadece zamanı değiştirmişti. Kemal sonunda konuştu; “Bu evlilik bir gösteri değil,” dedi ağır bir sesle. “Kontrol bizde olduğu sürece sorun yok.” Oktay gözlerini babasına çevirdi; “Kontrol,” dedi. “Göreceli bir kavram.” Kemal’in kaşı hafifçe kalktı; “O kız,” dedi Meliha dayanamayarak, ama sesi artık daha ölçülüydü, “bizi zorlayacak.” Kemal bu kez eşine değil, oğluna baktı; “Zorlanmak kötü değildir." dedi. Oktay’ın yüzünde belirsiz bir ifade vardı; “Ya bu zorlanma sonucu, onların gücü ortaya çıkarsa?” diye sordu. Salon bir an sessizliğe gömüldü. Kemal Karahan arkasına yaslandı; “Bu evde güç tek olur,” dedi net bir şekilde. Oktay başını hafifçe eğdi. İtiraz etmedi. Kabul de etmedi. Meliha’nın bakışları sertti. İçinde tek bir düşünce netleşiyordu: Ilgın Sancak ya uyum sağlayacaktı… Ya da uyum sağlamayı öğrenecekti. Oktay merdivenlere yöneldi. Annesinin sesi arkasından gelmedi. Babasının bakışı sırtındaydı. Odasına çıktığında gece artık sessizdi. Ama Oktay şunu biliyordu: Bu evde ilk kez biri kuralları zorlamaya başlamıştı. Ve en tehlikelisi, onun bundan rahatsız olmamasıydı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD