20

956 Words
“Doğuhan, kardeşinle uğraşma lütfen.” Dağhan yüzünde bir tebessümle kadını kucaklamak için uzandı. Zaten annesi genelde onun tarafını tutardı. “Uğraşmıyorum anne, gerçeği söylüyorum. Ben olmasaydım Dağhan sıkıntıdan ölürdü.” Geri çekildiğinde annesi gülümsüyordu ama ikizine cevaben gözlerini devirdi. “Sıkılırdım, bu doğru,” diyen Dağhan, kardeşinin omzuna hafifçe vurdu. “Ama sıkıntıdan ölmezdim.” “Her neyse!” Babasını da kucaklayıp “Hoş geldiniz,” diyerek memnuniyetini dile getirdi. “Ben de sizi aramak istiyordum ama anlaşılan annem uçakta olduğu için telefonu kapalıymış.” “Ayrıca ikizin bunun ‘sürpriz’ olması konusunda ısrarcı olduğu için seninle konuşamazdık.” Babası neşeyle onları iki kolunun altına aldı. Aslında adam onlardan kısaydı ama çocukluklarından beri onları aynı anda tutmayı severdi. “Eh, artık salona mı geçsek? Kapının önünde daraldım.” Annesi önden yürürken babası da onları çekiştirerek kadını takip etti. “Biz yokken kavga etmiyordunuz, değil mi?” “Elbette hayır,” dedi Dağhan ciddiyetle. “Bu çok uygunsuz olurdu.” “Biz hiç kavga etmeyiz ki!” diye haykırdı Doğu da. “Sonuçta ikiz olmak böyledir.” “Ne kadar kızsan da kendi parçana küsemezsin!” “Zevzeklik etmeyin,” diye uyardı babaları ikisi de bir yana iteklerken. İkizler bunun üzerine sesli bir şekilde gülmeye başladı. Lisedeyken ne zaman kavga etseler bu konuşma yapılırdı ve onlar da büyüdüklerinden beri babalarıyla bu konu hakkında alay etmeyi severdi. Yakında 26 yaşına gireceklerdi ama maaile bir araya geldiklerinde çocukluk etmedikleri zamanlar parmakla sayılacak kadar nadirdi. “Demek sen Erna’sın.” Annesi şimdiden yardımcılarını karşısına oturtmuş, sorgulamaya başlamıştı. Doğu şımarıklığı bir yana bırakıp koşar adımlarla Erna’nın yanına oturdu. Annesinden korkması için ortada hiçbir sebep yoktu ama uzun boyu, vakur duruşu, jilet gibi ütülenmiş gömleği, griye çalan saçları ve buz mavisi gözleriyle Ayla Işık biraz göz korkutucu olabiliyordu. Özellikle de onu tanımayan insanlar için… “Evet, efendim. Hoş geldiniz.” Erna yerinde huzursuz bir şekilde kıpırdansa da ona bakmadı. Bu arada Dağhan gelip annesinin yanına oturdu, babaları da buzdolabını karıştırmaya başladı. “Doğuhan bana 19 yaşında olduğunu söyledi.” “Evet, öyleyim.” Erna yutkunurken Doğu araya giremediği için somurttu. Sahiden gözü korkmuştu, değil mi? Gözlerini annesinden başka bir yere çeviremiyordu. “Aileni kaybetmişsin.” “Evet.” “Bunun için gerçekten de çok üzüldüm. Başın sağ olsun.” “Teşekkür ederim.” Erna başını üzüntüyle eğerken Ayla Hanım durumu fark etse de kıza karşı merakı ağır basıyordu. Doğuhan ona abisinin tanımadığı birini sırf acıdığı için işe aldığını anlatınca biraz gerilmişti. Dağhan akıllı, dikkatli ve titiz olabilirdi ancak insanların içindeki iyiliğe canı gönülden inanacak kadar hassas bir kalbe sahipti. Bunu belli etmemeye çalışır, herkesin onu sert gördüğünü düşünürdü ama yakın çevresinde herkes o ciddi yüzün arkasındaki hassasiyeti bilirdi. Bu yüzden kandırıldığını düşünmek istemiyordu, kızı soruşturduğundan da şüphesi yoktu fakat sahiden de meraklanmıştı. “Gerçekten yanında kalabileceğin bir akraban yok mu?” İfadesiz bir yüzle öne eğildi. Erna çok saf birine benziyor, ona çekingen bakışlar atıyor ve konuşurken ağlayacakmış gibi duruyordu. “Anne,” diyen Dağhan’ın sesini duyunca tek kaşını kaldırdı. Ona kalsa Doğuhan’ın araya girmesini beklerdi. “Evet?” “Şimdilik bu kadar soru yeterli. Erna’nın evde yapması gereken işler var. Değil mi?” Erna hemen ayaklanıp başını salladı. “Evet, aslında siz gelmeden önce yemek hazırlıyordum. Sizin için yapmamı istediğiniz özel bir şey var mı? Baharat kullanıyor musunuz? Nisan Hanım da gelecek mi?” Kız nefes nefese konuşurken Dağhan bir an onun hâline acıdı. “Biz bize olacağız Erna. Yemeği normal bir şekilde hazırlayabilirsin.” O koşar adımlarla yanlarından kaçarken babaları da odaya geldi. “Ayla, ilk günden kızın ödünü mü patlattın canım?” “Elbette hayır.” Annesi rahat bir şekilde arkasına yaslanırken Doğu kaşlarını çattı. “İfadesiz bir ses ve yüzle konuşurken ne kadar korkutucu göründüğünü unutuyorsun anne.” “Korkutucu mu?” Ayla Hanım yüzünü buruştururken Dağhan da başını salladı. “Epeyce…” “Siz ne zamandan beri bir konuda aynı fikirde oldunuz ki?” Suçunu kabul etmeyen bir tavırla çenesini kaldırsa da endişeyle Erna’nın gittiği tarafa bakmadan edemedi. Kızın hâline o da üzülmüştü ve elbette onu korkutmak gibi bir gayesi yoktu. Acaba fazla mı meraklı davranmıştı? “Nisan niye gelmiyor?” Babası elindeki meyve suyunu yudumlarken Dağhan sıkıntıyla iç çekti. “Sizin geleceğinizi bilmiyordu.” “Evet ama siz genelde hafta sonu birlikte vakit geçirmez miydiniz?” Babası ona merakla bakarken Doğuhan ve annesinin konuşmalarını pür dikkat dinlediğini hissedebiliyordu. “Ben bir sözleşme yüzünden bu aralar çok yoğunum.” “Hım…” Bu ses annesine aitti. Dağhan istemsizce ikizine baktı. Doğuhan gözlerini kısarak onu izliyordu. “İstersen geldiğimizi haber verebilirsin.” Bir an durup düşünmek, bu konuşmayı da ertelemek ve ikizinin olmadığı bir anda cesaretini toplamaya çalışmak gibi onlarca fikir aklından geçersiz sessizce bekledi. Tüm ailesi onun konuşmasını bekliyordu. Daha ne kadar kaçabilirdi ki? Korkaklık ve aptallık etmek de bir yere kadardı! Yaşına ve konumuna yakışır şekilde davranmalı ve dürüst olmalıydı. “Aslında bir süredir sizinle bu konu hakkında konuşmak istiyordum.” ** Erna, kapı çaldığı andan beri neye uğradığını şaşırmıştı. Nisan gelince bile o kadar geriliyordu ki Dağhan Bey’in anne ve babasını karşısında görünce bir an paniklemeden edememişti. Bunun anlamsız olduğunu biliyordu fakat ikizlerin ailesinin de Nisan gibi onu aşağılayarak konuşmasından çekinmiş, anında bu evden kovulacağından endişelenmişti. Anneleri çok sert ve acımasız görünüyor, babaları da neşeyle sırıtıp duruyordu. Adamın obur, tonton bir televizyon karakterine benzemesi rahatlatıcı olsa da karısı yanında heykel gibi dikilip gözlerini onunkilere dikerken neşelenmek zordu. Neyse ki kovulmamıştı, değil mi? Belli ki hayat hikâyesinin gerçekliği konusunda annelerinin tereddütleri vardı ama ona kötü davrandığı söylenemezdi. Sakinleşmeye çalışarak akşam yemeği için buzdolabından malzemeleri çıkarmaya başladı. Nisan olmadığına göre en azından baharatsız ayrı yiyecekler hazırlaması gerekmeyecekti. Hem evin her yeri temiz ve düzenliydi. Ortada hiçbir sorun da yoktu. Kimsenin onu kovmak gibi bir niyeti olduğunu sanmıyordu. Dağhan Bey’e yalan söylemediğine göre endişeleri yersizdi, değil mi?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD