Dağhan ailesine durumu belli etmek istememiş olmasına rağmen başarılı olamadığını akşama doğru öğrendi. Annesi nezaketle ona akşam yemeğini dışarıda yiyeceklerini ve isterse eve hiç uğramadan Eskişehir’e dönebileceklerini haber vermek için aramıştı.
Normal şartlarda böyle bir şeyi kabul edemezdi ama Nisan ile hoş bir konuşma yapmayacaklarının farkındaydı. Bu yüzden yalan söylemek yerine geç gelebileceklerini ve onlarla vedalaşmadan gitmelerini istemediğini söylemişti. Annesi de sorgulamak yerine “Sen nasıl istersen,” demekle yetindi. “Doğuhan bizim yanımızda olacak, endişelenme.”
İşin aslı bunu pek düşünmüyordu çünkü kardeşi zaten Nisan’ı gördüğü çoğu zaman evden kaçıp gidiyordu. Bunu onları baş başa bırakmak için mi yapıyordu yoksa nişanlısını görmek istemediği için mi, emin değildi. Belki sebebi ikisi de olabilirdi.
Huzursuz bir şekilde kalan işlerini de tamamladı. Bugün şirketten daha erken çıkmıştı. Bu akşam Nisan ile konuşmak zorundaydı. Öfkesi hafiflediği için artık bunu yapabileceğini düşünüyordu ama sebebi Erna’ya bağlayacağını bildiği için canı sıkkındı. Mesele sahiden de Erna değildi. Elbette onun payı yadsınamazdı. Bu kadar zor durumda olan ve elinden geldiğince hayatını düzeltmeye çalışan birine böyle davranılması adamı rahatsız ediyordu. Erna dürüst, neşeli, çalışkan biriydi. Belki mükemmel değildi ve bir profesyonel kadar maharetli olmadığı da kesindi ama evi çekip çeviriyor, elinden geleni yapıyordu. Neden Nisan böyle birine saygı duymak yerine hakaret ediyordu ki? Bir insana nasıl ‘parazit’ derdi?
O anı hatırlayınca kaşlarını öfkeyle çattı. Erna’nın solan yüzü, dolan gözleri ve dehşet içinde öylece kalışı Dağhan’ın içinde bir yerlere dokunmuştu. Bunu asla yapmazdı ama bir an neredeyse kızı kucaklayacak gibi olmuştu. En azından aklından bunu geçirmişti. O kadar üzgün görünüyordu ki onu teselli etmek istemişti. Erna böyle bir hakareti hak etmiş olamazdı. Nisan’ın yaptığı şey yanlıştı. Bir şey yüzünden kıza sinirlendiyse bile hakaret etmesi yanlıştı.
Elbette Dağhan da mükemmel değildi, öyle birini aradığı da yoktu fakat şu bir gerçekti ki artık kendini Nisan ile evli olarak düşünemiyordu. Hayatı boyunca biriyle tartışmak, küsmek, barışmak, sebepsiz kıskançlıklar için hesap vermek istemiyordu. Bu yüzden korkaklığı bir kenara bırakıp gereken neyse yapacaktı. Bu sabah gördükleri onun üzerinde hiçbir etki oluşturmasaydı bile harekete geçmesine yetecek kadar öfkelenmesine sebep olmuştu. Belki bu da bir şey sayılırdı.
Aklında bu düşüncelerle eve girdiğinde ilk olarak mutfağa geçti, Erna’nın orada olacağını düşünüyordu. Nisan’ı da içeride görünce bir an şaşırsa da tepki vermedi.
“İyi akşamlar.”
“Dağhan…”
Nisan onu görünce ayaklanıp yanına geldi. Erna da ona bakmadan başını hafifçe salladı.
“Hoş geldiniz Dağhan Bey.”
“Yemek hazır mı Erna?”
“Üzgünüm ama değil. Yaklaşık kırk dakika sonra hazır olur.”
Sesi korku doluydu ama Dağhan bununla vakit kaybetmek yerine başını bir kez öne eğdi. “Güzel, benim zaten yapmam gereken şeyler vardı. Bir saat sonra gelirim.”
“Nasıl isterseniz…”
Onlar konuşurken sessizce bekleyen Nisan, konuşmaları bittiğinde adama yaklaşıp koluna girdi.
Bunu yapmasının tek sebebi Erna’ya yerini bildirmek olsa da Dağhan onu itmeye kalkışmadığı için gerçekten rahatlamıştı. Sabah elini tutmak istemediğinde buna o kadar içerlemişti ki ağlamamak için kendini zor tutmuştu. İkinci kez öyle bir muameleye tahammül edemezdi.
“Hoş geldin,” diyerek adamın yanağını hafifçe öptü.
“Hoş buldum.”
Dağhan ona karşılık vermeden yürümeye başladı, Nisan da adama eşlik etti.
Evin ikinci bölümüne geçip yatak odasına girene kadar ikisi de konuşmadı. Nisan içtiği lezzetli çayın ardından biraz rahatlamıştı. Erna ona cevap vererek canını sıkmış bile olsa son anda ona haddini bildirebildiği için öfkesi hafiflemişti. Bu yüzden şu an nişanlısıyla kavga etmek değil, keyifli bir vakit geçirmek istiyordu. Hem Dağhan da sakinleşmiş gibi görünüyordu. Tabii ya çok yorgundu ya da canı sıkkın gibiydi ama öfkeli olmadığı belliydi.
“Günün nasıl geçti?” diye sordu nazikçe.
Dağhan kolunu çekip çantasını kapının kenarına bıraktı. Bir yandan ceketi ve kravatını çıkarırken bir yandan da Nisan’a bakıyordu.
“İyiydi, senin?”
“İdare ederdi. Şimdi daha iyi…”
Nisan ona gülümserken Dağhan gözlerini kaçırdı. Belli ki sabahki hırçınlığı geçmişti ve şimdi onunla kavga etmek istemiyordu. Dağhan da bunu istemediği için bir yanı rahatlamış olsa da aklındakileri dile döktüğü an nişanlısının tavır değiştireceğinden emindi.
“Dağhan…”
Nisan birden uzanıp kollarını adamın boynuna sardı. Dağhan dengesini kaybedip sırtüstü yatağına düşerken refleks gibi tek kolunu beline sararak kadını tuttu.
“Nisan, ne yapıyorsun?”
“Pardon, bir an kendimi tutamadım.”
Sevimli bir tebessümle adama baktı. Yorgun olmasına rağmen nasıl bu kadar harika görünebildiğini anlayamıyordu. Resmen adamın suratına karşı zaafı vardı. Şimdi tek istediği onunla birlikte olmaktı. Oysa sabah sahiden çok sinirlenmiş ve Dağhan’ın da canını yakmak istemişti.
“Dağhan,” dedi o bir şey söylemeyince.
“Nisan, konuşmamız gerekiyor.”
Ellerini adamın göğsüne kaydırıp düğmelerinden ikisini açtı. “Bence gerekmiyor.”
“Sabah-”
Onu susturmak için araya girmek yerine başını eğip adamı öptü. İkisi de öfkelenmiş olabilirdi ama sonuçta şu an sakinlerdi, değil mi? Tartışmaya ne gerek vardı?
Bir an hep olduğu gibi Dağhan’ın yumuşamasını, bıkkınlıkla iç çekmesini ama onu sıkıca tutarken dudaklarını aralamasını bekledi. Çok kızsaydı bile Nisan’ı reddetmezdi. Bunu hiç istemese bile incinmesini istemezdi. Nisan bunu çok iyi biliyordu çünkü adamı öfkelendirdiğine bunu muhakkak kullanırdı.
Oysa Dağhan birden onu kendine bastırarak doğruldu, dudaklarını onunkilerden ayırdı ve Nisan’ı bırakıp ayağa kalktı.
“Nisan, konuşmamız gerek.”
Hayretle adama bakarken ellerini iki yanına yerleştirdi. Dağhan öfkeli görünmüyordu ama onu istemiyor muydu yani?
“Ne konuşacağız?” diye sordu sessizce.
Tuhaftı ama kalp atışları hızlanmaya başlamıştı, Dağhan’ın yanındayken bu normal olmalıydı ama kendini iyi hissetmiyordu. Sanki bu kez sebebi heyecan ve aşktan farklıydı.
“Ben… Bir süredir seninle konuşmak istiyordum.”
“Erna hakkında mı?”
Sesi önce tizleşti, ardından azalarak kayboldu.
Dağhan yüzünü buruşturarak başını iki yana salladı. “Hayır, onunla bir ilgisi yok.”
“Sabah öyle söylememiştin!” dedi hırçınlıkla.
“O başka bir mesele, yaptığın çok yanlıştı.”
“Hiç de değil!”
“Elbette öyle ama şu an bunu tartışmak istemiyorum. Erna’dan özür dilemeyeceğini biliyorum.”
“Özür mü?”
Nisan hakarete uğramış gibi elini göğsüne bastırdı. Dağhan’ın geri adım atmasını beklemişti ama adam bunun yerine ciddiyetle başını salladı.
“Evet. İnsanlar hata yaptığında özür dilemelidir.”
“Ben hata yapmadım.”
“Nisan, lütfen beni zorlama.”
Birden yerinden kalkıp adamın karşısına geçti. “Ne için?”
“Haksızsın ve ne söylersen söyle beni aksine ikna edemeyeceğini biliyorsun. Bunu bile bile neden tartışmak istiyorsun?”
“Asıl hatalı olan sensin Dağhan. Benim tarafımı tutman gerekir! Ben senin nişanlınım. O ise daha dün tanıştığın bir hizmetçi!”
Nisan öfkeden kızarmaya başlamıştı. Kendini tutamayarak Dağhan’ın omzunu sıkıca tuttu. Nasıl ona böyle şeyler söylerdi? Onu çocuk gibi azarlardı? Bu kadarı biraz fazla değil miydi?
“Zaten nişanlım olduğun için bu durum beni böyle rahatsız ediyor. Anlamıyor musun?”
“Ne?” dedi hayretle. Elleri şimdi adamın omzunu daha çok sıkıyordu. “O da ne demek?”
“Nisan, ben mükemmel bir adam olmadığımın farkındayım. Seni ihmal ediyorum, bazen yalnız hissetmene sebep oluyorum, vaktimin çoğunu işime harcıyorum ve tüm bunlar yüzünden gerçekten çok üzgünüm. Seni incitmemek için elimden geleni yapsam da işimi seviyorum.”
Nisan aniden ağlamaya başlarken Dağhan güçlükle yutkundu. Şimdi sırf o üzülmesin diye geri adım atamazdı. Bu kez gerçekten bunu yapamayacaktı.
“Senden de mükemmel olmanı beklemiyorum.”
“Ama?” dedi kadın titreyerek. Belli ki ağladığının farkında değildi.
“Bunlar benim için çok fazla. İnsanları aşağılıyorsun. Tüm çalışanlarımla sorun yaşamama sebep oluyorsun. Sürekli kafanda kurduğun kıskançlık öyküleri yüzünden kriz geçiriyorsun.”
Dağhan sakince konuşmaya çalışıyordu ama Nisan’ın titreyen elleri omzunu sıkarken vicdan azabı çekmemek çok zordu. Gerçekten onu incitmek istemiyordu ama aklından ve kalbinden bunlar geçerken başka ne yapabilirdi ki?
“Artık kendimi çok yorgun hissediyorum. Seni üzmemek için rol yapmaya, eskisi gibi olmaya çalışıyordum fakat böyle yaşayamayacağımı anlamaya başladım. Nisan, gerçekten çok üzgünüm.”
Uzanıp istemsizce kadının gözyaşlarını sildi.
“Üzgün olan benim, görmüyor musun?” diye fısıldaması üzerine iç çekti.
“Nisan-”
“Ne söylemeye çalışıyorsun Dağhan?”
Birden kadın onun elini itti, geri çekildi ve sanki Dağhan ona hakaret ediyormuş gibi gardını aldı. Gözyaşlarını iki eliyle silerken bu kadar mağrur görünebilmesi şaşırtıcıydı.
“Ben ayrılmak istiyorum.”
Ara vermek demeyi düşünmüştü. Bir süre görüşmek istemiyorum, diyebilirdi belki de. Önce onu ayrılık fikrine alıştırmak istemişti. Bu da korkaklığın bir başka şekliydi. Ama ağzını açtığında kalbinden geçen esas istek resmen kendiliğinden dışarı çıkmış, Dağhan omzundan bir yük kalkmış gibi rahatlamıştı.
“Ayrılmak mı?”
Nisan ağzı açık bir hâlde ona bakıyordu. Böyle bir şey söylemesini sahiden de beklemiyormuş gibi…
“Evet, Nisan. Ben artık seni sevmiyorum. Seninle evlenemem.”
“Saçmalama Dağhan!”
Kadın hayretle ona tekrar yaklaştı. Gömleğinin yakasını iki eliyle kavrayıp yüzlerini birbirine yaklaştırdı.
“Ne demek ayrılmak istiyorum?”
Dağhan bir şey söylemeden öylece kadının gözlerine bakıyordu. Bunu defalarca söylemesine gerek yoktu. Nisan’ın şu an kızgınlıkla tepki verdiğini biliyordu.
“Dağhan! Kendine gel lütfen.”
Nisan çaresizlik hissini en son ne zaman tattığını hatırlamıyordu ama bu histen hiç hoşlanmamıştı.
“O kız yüzünden, değil mi? Erna denen hizmetçi yüzünden!”
İşte yine başlıyordu. Dağhan bıkkınlıkla iç çekti. “Onunla bir ilgilisi yok.”
“Onun güzel olduğunu inkâr mı ediyorsun?”
“Erna’nın güzel olup olmamasının bizim ilişkimizle bir alakası yok.”
“Ne demek yok?” Nisan yumruklarını sıkarak Dağhan’a biraz daha yaklaştı. “Dikkatini dağıtmış olmalı! Benden soğumana sebep oldu!”
“Nisan, lütfen…”
“Ne? Lütfen ne Dağhan?”
“Yine başlama… Bu kıskançlık krizlerinden çok sıkıldım. Bunu niye anlamıyorsun ki?”
“Onunla yattınız mı?”
İnleyerek saçlarını tek eliyle tuttu. “Söylediklerimin hiçbirini neden duymuyorsun?”
“Doğuhan ona asılmadığı için durumu anlamam gerekirdi. Seninle ilişkisi olduğu için o kızdan uzak duruyordu, değil mi?”
Sanki adam ne söylerse söylesin, Nisan başka bir şey duyuyordu.
“Nisan, saçmalama lütfen. Benim kimseyle bir ilişkim yok. Kimseyle yatmadım. Erna ile hiçbir alakam yok. Senden soğumamın tek sebebi sensin. Anlamıyor musun?”
Bu kez sesi hiç olmadığı kadar yüksek ve sertti. Yine de kadının ellerini üzerinden çekerken nezaketle hareket ediyordu. Çok öfkelenmişti, bu konuşmaya daha fazla devam etmek istemiyordu ama onu kovacak da değildi. En iyisi odadan çıkıp gitmekti.
Nisan hıçkırarak ağlamaya başlarken Dağhan kendini banyoya attı. Üzerindeki kıyafetleri hışımla çıkarıp yere fırlatırken elleri öfkeden titriyordu. Sıcak suyun altında bekleyerek sakinleşmeye çalışsa da nafileydi. Duyduğu onca söz kulağında çınlamaya devam ediyordu.