25

1276 Words
Nisan gün boyu rol yapmaktan öylesine bunalmıştı ki Dağhan’a çok kızgın olmasaydı büyük ihtimalle eve dönmesini beklemeden çekip giderdi. Ama bu kez geri adım atmayacaktı. Bir hizmetçi parçası için ona bu şekilde davranmasına müsaade edemezdi. Erna daha bir aydır bile hayatlarında yoktu ve o tutup nişanlısı yerine ne idüğü belirsiz birini mi tercih ediyordu? Hem de ortada hiçbir sebep yokken! Kız beceriksiz, alığın tekiydi. Ondan hiç hoşlanmamış olması bir yana, Erna’nın tuhaf varlığı onu rahatsız etmiyor olsaydı bile böyle beceriksiz birinin evinde çalışmasını istemezdi. Söylediği şeylerin çoğuna aval aval bakmak dışında tepki bile veremiyordu. Onu küçümsediğinin farkındaydı ama söylediklerinin doğru olduğunu Dağhan da kabul etmeliydi. İstediği beceriksiz bir yardımcıysa Nisan’a bunu açıklaması gerekirdi. Evet, hiçbir işe yaramıyor ve söylenenlerinin yarısını ikinci tekrarda anlıyor ama onu bu evde istiyorum çünkü… Ne diyecekti ki? Çok güzel diye mi? O kadar da güzel değildi! Dişlerini sıkarak telefonunu karıştırırken salona giren Ayla Hanım’ı fark edince hemen oturuşunu düzeltti, telefonunu da bir kenara bıraktı. “Hazırlıklar bitti mi Ayla anne?” “Evet, zaten çok fazla eşya getirmemiştik. Eve dönüp biraz kendimize gelelim diyoruz. Belki hafta sonu tekrar buraya döneriz.” “Öyle olursa lütfen yemeği bizde yiyelim. Annemler de çok sevinir.” Yüzüne her zamanki sevimli tebessümünü yerleştirerek kadının gözlerine baktı. Onun biraz şüpheci göründüğünü düşünmeden edemiyordu. Sanki Nisan’ın rol yaptığının farkındaymış gibiydi. Ama bu mümkün olamazdı. Nisan duygularını gizlemekte daima iyi olmuştu. Özellikle de yaşlı insanların yanındayken bunu alışkanlık hâline getirmişti. “Bunu birkaç gün içinde kesinleştiririz.” “Harika!” “Çetin ve ben biraz yürüyüşe çıkacağız, sen de bize katılmak ister misin?” Saate bakıp kaşlarını hafifçe çattı. Dağhan her zamanki saatinde eve dönecekse beklemesi daha iyi olmaz mıydı? Hem ailesi ortalıkta olmadığı için daha rahat konuşabilirlerdi. Zaten Doğuhan da kahvaltıdan sonra çekip gitmişti. Belki o burada diye kaçmış da olabilirdi. Nişanlısının ikizini anlamak oldukça güçtü. “Teşekkür ederim, ben evde kalayım sakıncası yoksa…” “Sen nasıl istersen.” Ayla Hanım ona gülümsedikten sonra Nisan’ı odada yalnız bıraktı. Bir süre televizyonun oluşturduğu kısık sesli gürültü kirliliği eşliğinde öylece oturdu. Dağhan gittikten sonra Nisan biraz adamın ofisinde oturup somurtmuş, ardından ailesiyle vakit geçirmiş, öğlene doğru kıyafetlerini değiştirmek için eve dönmüş ve bu kez kendi arabasıyla nişanlısının evine tekrar gelmişti. Erna denen kızı kahvaltıdan beri görmediği için sakinleşmesi gerekirdi ama niyeyse ruh hâli hiç de iyileşmemişti. Dağhan’ın ona hiç bakmadan kızın yanına koşması ve kolunu tutup Erna’yı kenara çekmesi aklına gelip duruyordu. Düşünmemek sahiden de zordu. Belki onu biraz köşeye sıkıştırmalıydı? Böylece kendiliğinden fazlalık olduğunu hissedip onları rahat bırakırdı? Hem Dağhan ona zaten kızgındı. Bir şey yapsa bile durum değişmeyecekti. Bari öfkesini içinden atsaydı, değil mi? Birden yerinden kalkıp televizyonu kapattı. Topuk sesleri harici sessizliğin hüküm sürdüğü dairede yavaş adımlarla dolaşıp Erna’yı mutfakta buldu. Çoğu zaman burada oluyordu. Şimdi de anlaşılan akşam yemeği için hazırlık yapıyordu. “Seninle biraz konuşalım.” Buyurgan sesiyle kızı korkutsa da aldırmadan ilerledi, bitişikteki koltuklardan birine oturdu ve bacak bacak üstüne attı. Gözlerini tam karşısındaki duvara çevirmişti. Erna’nın gelmesini beklerken yüzü ifadesizdi. Erna isteksizce ellerini kurulayıp kadının söylediğini yaptı. Evde kimse olmadığı için bir şekilde bu duruma düşmekten çekinmişti ama iki gündür beklediğinin aksine Ayla Hanım değil, Nisan onu çağırmıştı. Kaçıp gitmediği, gidemediği için yüreği üzüntüyle dolsa da olabildiğince sakin durmaya çalışarak Nisan’a baktı. “Sabah biraz öfkeli davrandım, o şekilde söylemem doğru değildi.” Bu bir özür değildi, orası kesindi. Nisan ona her zamanki gibi aşağılayarak bakıyordu. Anlaşılan kadın söylediği sözün duyulmasından başka bir şeyi sorun etmiyordu. Dağhan Bey duymasaydı acaba Erna’yı önemser miydi? “Bir daha sizinle aynı masada yemek yemeyeceğim, endişelendiğiniz şey buysa.” Bunu söylemek onun için gerçekten güç olmuştu ama kadın ona sanki suçluymuş gibi yukarıdan bakıp bir özrü bile çok görürken Erna bile ağlamak yerine öfkelenmeye başlamıştı. Sahiden anlamıyordu, kadının onunla derdi neydi? “Bir endişem yok,” dedi Nisan. “Sen kimsin ki beni endişelendireceksin?” Nisan gözlerini bıkkınlıkla devirirken Erna çenesini kaldırdı. “Öyleyse konuşmak istediğiniz şey ne?” “Benim evimde çalışan hiç kimse böyle hadsizlik etmez. Bu yüzden senin tuhaflıklarına alışmakta güçlük çekiyorum.” “Belki bunu nişanlınızla konuşabilirsiniz. Ben onların izni dışında hiçbir şey yapmıyorum.” “Bana cevap mı veriyorsun sen?” Nisan birden öne doğru eğilince Erna onu kızdırabildiği için kendini tebrik etti. Çoğu zaman kadından çekiniyor, kovulmak istemediği için alttan almaya çalışıyor, sürekli ne söylese duymazdan geliyordu ama onu karşısına çağırıp bir kez daha aşağılamasına tepki vermemek zordu. Artık o da bu durumdan öylesine yorulmuştu ki belki kovulsa bile bunu dert etmemeliydi. Sonuçta tamamen iyileşmişti, gidip başka bir iş arayabilirdi. Tabii bu gitmek istediği anlamına gelmiyordu ama Dağhan onu nişanlısının hakaretlerine daha fazla sessiz kalamadığı için kovacaksa Erna da defolup giderdi. Buradan da giderdi, ne olmuştu yani? Arkadaşı bile sapık sevgilisini ona tercih etmişti. Kendini bir yere ait hissetmek onun için lüksten öte bir istek olurdu. “Seninle biraz konuşalım, demiştiniz. Sadece dinlememi istiyorsanız öyle söyleyebilirdiniz.” Nisan alaycı bir kahkahayla gülerek başını geriye attı. “Bakıyorum da evde kimse yokken bana karşı tavrını değiştirmeye karar vermişsin.” “Hayır,” dedi net bir şekilde. “Sabahki söylediğinizin ardından özür dilemek bir yana beni tekrar aşağıladığınız için yaptığınızdan rahatsız oldum. Bu yüzden içimden geldiği gibi konuşmaya karar verdim.” “Sen gerçekten de benimle böyle konuşabileceğini mi sanıyorsun?” Omzunu hafifçe silkti. Titreyen ellerini sımsıkı yumruk yapmıştı, kalbi ağzında atıyordu ve kendini bırakırsa hıçkırıklara boğulurdu ama ona bu zevki yaşatmak istemiyordu. Sahiden canına tak etmişti. “Cevap ver bana!” “Ben sizinle gayet saygılı konuşuyorum Nisan Hanım.” Erna yerinden kalkıp kadına dik dik baktı. Bunu daha fazla sürdürmesi zordu. Zaten kadının ona hakaret etmek dışında bir şey söylemeye niyeti olduğunu sanmıyordu. “Bir isteğiniz yoksa artık işe dönmem gerekiyor. Merak etmeyin, sizin için baharatsız yiyecekler de hazırlıyorum.” Nisan sadece bir an yerinden kalkıp ona okkalı bir tokat atmayı hayal etti. Buna değmezdi belki ama böyle bir şey yaparsa o çirkin ağzını kapatıp ağlayarak kaçacağından şüphesi yoktu. Hadsiz olduğu gibi densizdi de! Kendini bu evin bir üyesi mi sanıyordu? Parayla tutulmuş bir çalışan olduğunu anlaması için tam olarak ne yapması gerekirdi? Derin bir nefes alıp kollarını göğsünde birleştirdi. Erna yüzsüzce ona bakıyordu ve Nisan ne kadar sinirlenmiş de olsa bir çalışanla kavga ederek seviyesini düşürecek değildi. Tek yapması gereken ona kendi seviyesini hatırlatmaktı. Bu daima işe yarardı. “Gidip bana chai tea latte ve glutensiz, şekersiz, bademli kurabiye al.” Erna böyle bir şey söylemesini beklemiyor olmalıydı. Her zamanki alık bakışıyla kadına öylece bakakaldı. “Hı?” “Anlaman için yazmam mı gerekiyor?” “H-Hayır,” dedi dudağını kemirerek. “Şimdi mi istiyorsunuz?” “Evet. Biraz hızlı ol, acıktım.” Erna mutfak tezgahına sıkıntıyla baktıktan sonra başını salladı ve Nisan’ın istediklerini sesli bir şekilde tekrarladı. Bunu yaparken utancından kızarsa da doğru şeyi alacağından emin olmak istemişti. “Çantam Dağhan’ın odasında, gidip getir de sana parasını vereyim.” Yumruklarını tekrar sıkıp söyleneni yaptı. Bu ev onun değildi ama adamın nişanlısı olduğunu biliyordu. Sırf ona eziyet etmek için böyle yaptığının farkında olsa da tartışmanın anlamı yoktu. Kadın cüzdanından çıkardığı paraları ona sadaka verir gibi uzatırken sessizce bekledi. “Üstü kalsın.” Anahtarını ve hırkasını alıp hızla evden çıktı. Yemek büyük ihtimalle vaktinde hazır olmayacaktı ama gördüğü onca kötü muamelenin ardından Dağhan Bey’in buna laf edeceğini sanmıyordu. Zaten Nisan ısrarla adamın dönmesini beklediğine göre patronu yemekten önce nişanlısıyla konuşmak zorunda kalabilirdi. Belki kadın adama onu kovmasını söyler, belki Erna’nın az önce ona karşılık verdiğini anlatarak kızı adama kötülerdi. Tüm bunlar aklından geçerken yine de yaptığı şeyden pişman olmadığını fark etti. Hatta ona soracak olursanız Nisan’a cevap vermekte geç bile kalmıştı. Sabah ona parazit dediğinde belki aptal gibi tabağı elinden düşürecek kadar şaşırıp kalmak yerine “Benimle böyle konuşamazsınız!” diye tepki verseydi gün boyu kendini böyle berbat hissetmezdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD