10

1184 Words
Erna ve Doğuhan kızın burada çalıştığı süre boyunca kalmayı umduğu küçük odaya girerken kız acaba ona odayı benim temizlediğimi söylesem mi diye düşünüyordu. Evin giriş kısmına yakın olan bu oda belki patronunun rahata düşkün kardeşi için küçük ve renksiz görünebilirdi ama Erna için son zamanlarda başına gelen en güzel şeydi. Mektup arkadaşıyla paylaştıkları stüdyo daire, bitmeyen dağınıklık kakofonisi ve asla özel alana sahip olamama hissinin içini kemirdiği bir yerdi. Orada kalmasına izin verdiği için her şeye rağmen Ahu’ya minnettar olsa da şu an kendine ait bir odaya sahip olma fikri bile içini kıpır kıpır ediyordu. Onun düşüncelerinden bihaber görünen Doğuhan kapıyı açarak neşeyle bağırdı. “İşte burası!” Önce Erna peşinden de Doğu odaya girdi. Doğu onun pek de heyecanlı görünmediğinin farkındaydı, odayı zaten gördüğünü düşünüyor olmalıydı ama bilmediği bir şey vardı. Erna banyodayken getirilen yatak artık köşede duruyordu. Şu an için yerdeki beyaz halı, beyaz tüller ve yatak dışında içeride hiçbir şey yoktu ama sadece bunun bile kızı mutlu edeceğini düşünüyordu. “Yatak ne zaman geldi?” Erna geniş bir tebessümle Doğu’ya doğru döndü. “Sen banyodaydın,” diye açıkladı Doğu. “Oda ufacık ve içeride pek eşya yok. Biraz sıkıcı, değil mi?” “Hayır, hayır! Gerçekten çok güzel... Ahu’yla kaldığımız yer buradan daha küçüktü ve bir odayı bırak yatağım bile yoktu.” Doğu onun yine aptal arkadaşını hatırlamasını istemiyordu. “Yine de bir centilmen olarak sana güzel çiçekler alabilirim. Belki birini de saçına koyarız, böylece sevimliliğin ikiye katlanır. Ne dersin?” Erna, Doğu’nun bakışları karşısında hafifçe kıkırdadı. “Komik olma lütfen…” “Ben ciddiyim!” derken kaşlarını oynatıyordu. Ciddiyetin böyle bir şey olmadığını bilse de adam onu neşelendirdiği için itiraz etmedi. “Şimdi odanızdan eşyalarımı almam gerekiyor.” “Yine mi siz oldum ben?” Dudaklarını ısırarak gözlerini kaçırdı. Nisan onu öylesine germişti ki konuşurken tereddüt ediyor, Doğu’nun ona söylediklerini bile unutuyordu. “Neyse, hadi gidelim.” Odadan birlikte çıktılar ve evin ikinci bölümüne ayrılan kapıyı geçtiler. Nisan ve Dağhan ortalarda yoktu, bu yüzden Erna istemsizce rahatlamıştı. Salondan gelen televizyon sesini duyabildiğine göre orada olabilirlerdi. Kimseye yakalanmadan eşyalarını alabilirse çok mutlu olurdu. Bir bardak da su aldıktan sonra kendini odasına kapatacak ve kahvaltı saatine dek dinlenecekti. Doğuhan’ın odasına girdiklerinde adam “Bu nevresimi çok sevdiğini duydum, onları senin odana götürelim,” diyerek yastıklardan birini eline aldı. “Hayır, öyle bir şey yok!” Erna adama şaşkın şaşkın bakıyordu. Nasıl böyle bir şeyi kabul edebilirdi ki? “Sevmedin mi yani?” “Sadece çok güzel…” “İyi ya işte, bu güzel nevresime sarılarak uyuyabilirsin.” “Ama o senin en sevdiğinmiş?” “Eee, ne olmuş?” “Ama-” “İtiraz etmeyi bırak! Ben almanı istiyorum, bu yüzden alacaksın.” Sırıtarak elindeki kılıfsız yastığı kenara koydu ve diğerine geçti. “Nevresimlerini ser, bugün aldığın seksi geceliğini giy, saçlarını tara ve yatıp uyu.” Erna hayretle kızarırken “Ben öyle bir şeyler almadım!” diye bağırdı. Bazen adamın bu rahat ve umursamaz konuşma tarzı onu sinir ediyordu. Üstelik böyle konuşurken çok alaycı olabiliyordu. “Ya?” dedi Doğu tek kaşını kaldırarak. “Yoksa pijama mı aldın?” Bunu neden böyle eğlenerek söylemişti ki? Erna dudağının kenarını ısırarak yutkundu. “Evet?” “Dur tahmin edeyim…” Doğuhan şimdi yastık kılıflarını çıkarmış sırıtıyordu. “Ne?” dedi Erna şaşkın şaşkın. “Neden gülüyorsun öyle?” “Pijaman ayıcıklı, değil mi?” Dudaklarını birbirine bastırarak tüm torbalarını hızlıca topladı. Şu yüz ifadesini gördükten sonra bu soruya cevap veremezdi. Bir an önce buradan kaçıp gitmezse kesin Doğuhan onunla alay edecekti. “Değil mi?” “Evet, ne olmuş?” Yüzünü adamdan gizleyerek utancını gizlemeye çalışsa da belli ki onun yaşlarında birinin ayıcıklı pijama giymesi alay konusu olabiliyordu. “Onu görmem gerek Erna!” Doğu çarşaflarla olan savaşını bitirip kızın peşine düşerken Erna odanın kapısına yürüyordu. “Hayır, seni ilgilendirmez!” “Erna…” Sesi aralarına karışırken kolunu kızın omzuna attı. “Hiçbir yere kaçamazsın!” “Onlar benim özelim!” diye itiraz etti. “Ayrıca benimle alay ediyorsun.” “Elbette alay etmiyorum!” Kaşlarını oynatarak kızın eline uzanırken kapı birden açıldı. Doğuhan sırıtarak Erna’yı bırakırken abisi ikisine sırayla bakarak kaşlarını çattı. “Ne oluyor Doğuhan?” “Bir şey yok, sadece Erna odamdan eşyalarını alıyordu.” Dağhan başını hafifçe sallasa da açıklamasından hoşlanmış gibi durmuyordu. “Sen ne istemiştin?” diye sorarak ondan adım adım uzaklaşan Erna’ya kısa bir anlığına baktı. Dağhan kızın geçmesi için kenara çekilirken “Seninle konuşmak istiyorum,” diye cevap verdi. “O pijamayı öyle veya böyle göreceğim Erna!” Kaçan kızın peşinden gülerek seslendikten sonra abisine bakarak yatağının kenarına oturdu. “Konuşalım.” Dağhan odaya girip kapıyı arkasından kapattı. Bu konuda şüpheci ve güvensiz olmak istemiyordu ama ikizinin davranışlarının normal hâlinden farklı olduğunu görebiliyordu. Sonuçta dünyada birbirlerini onlardan daha iyi kim tanıyabilirdi ki? “Erna ile fazla samimi olduğunuzu düşünüyorum.” Doğu tek kaşını alayla kaldırdı. “Sen mi böyle düşünüyorsun yoksa Nisan mı?” “Ben.” Omzunu hafifçe silkti. “Erna çok sevimli, onunla vakit geçirmek hoşuma gidiyor.” “Doğuhan…” Abisi uyarı dolu bir sesle ona yaklaşırken neredeyse gözlerini devirecekti. “Seni uyardım, değil mi? Erna’nın paraya ve kalacak bir yere ihtiyacı var. Benim de bir yardımcıya… Ona asılamazsın. Senden etkilenmesi için uğraşamazsın. Tek yapman gereken kızı kendi hâline bırakıp çalışmasına izin vermek. Neden sözünü tutmuyorsun?” “Ben Erna’ya asılmıyorum!” Ellerini iki yana kaldırırken hakarete uğramış gibi görünüyordu ama Dağhan hiç de geri adım atmayı düşünmedi. Kardeşinin nasıl biri olduğunu biliyordu. “Yemin ederim Dağhan!” “Doğuhan, senin sözlerini ne kadar kolay bozabildiğini benden daha iyi bilen hiç kimse yok.” İtiraz etmek istediğini görerek tek elini kaldırdı. “Seni bir kez daha uyarıyorum. Eğer Erna’ya asılırsan ya da daha kötüsü, onu kendine âşık edersen kızı kovacağım. Senin yüzünden yine kimsesiz ve evsiz kalacak. Sözlerim yeterince açık mı?” “Öyle bir şey yapamazsın!” Doğuhan üzüntüyle sesini yükseltmiş olsa da söylediği şeyleri yapabileceğini ikisi de çok iyi biliyordu. Bu yüzden derin bir nefes aldıktan sonra “Abi,” dedi ciddiyetle. Bu kelimeyi çok sık kullanmazdı çünkü aralarında yalnızca birkaç dakikalık yaş farkı vardı. “Ben gerçekten ona asılmıyorum.” “Güzel, öyle yapmaya devam et.” “Bundan sonra daha dikkatli olurum,” diyerek başını salladı. Ardından sırıtmadan edemedi. “Özellikle de Nisan buralardayken…” “Ondan hoşlanmadığını biliyorum ama Nisan yine de benim nişanlım. Baharat meselesine ses çıkarmamamın tek sebebi yorgun olmam. Bir daha ortalığı karıştırmaya çalışırsan bunun bir sonucu olur.” “Tamam, tamam!” dedi somurtarak. “Sadece eğlenceli olacağını düşünmüştüm. Nisan zaten pek bir şey yemiyor ki…” “Doğuhan…” Gözlerini devirerek kendini yatağına bıraktı. “Tamam dedim ya!” “İyi, ben şimdi duşa gireceğim. Sen de gidip Nisan’ın gönlünü al.” “Ama-” “Yarın kredi kartlarını kullanabilmek istiyor musun istemiyor musun?” Yerinden fırlayarak ikizine asker selamı verdi. “Hemen sevgili yengemin yanına gidiyorum! Zaten bir süredir sadece oksijen solumak beni rahatsız etmeye başlamıştı. Biraz parfüm koklayayım da aklım başıma gelsin!” “Doğuhan…” Dağhan bıkkınlıkla adını söylerken abisinin omzuna hafifçe vurup odadan kaçarcasına çıktı. Arkasından somurttuğunu biliyordu ama bunu pek de önemsemiyordu. Sonuçta söylediği yalan sayılmazdı, değil mi?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD