4.Bölüm

1886 Words
HATIRLATMA (Uzun zaman oldu diye hatırlatma ekleyem dedim?) "Üsteğmen Adel Atay, Ankara." Albay ayağa kalkıp askerinin yanına ilerledi. Onu böyle görmeyi o kadar özlemişti ki gözleri doldu. Karşısında ki kadın kendi kızından farksız değildi. Diğer tüm vatan evlatları gibi, ülkesi için çok bir göreve girmiş ve alnının akıyla sonlandırmıştı. "Hoşgeldin Üsteğmen Atay." ***** Adel kendisi için ayrılmış yere oturup Bordo Beresini masanın üzerine bıraktıktan sonra Albay'a odaklandı. Masada ki diğer askerlerle göz teması kurmamış, bakma gereği bile duymamıştı. Kimseyi merak etmiyordu açıkçası. Uzun zaman sonra evim dediği yere dönmüş ve babası yerine koyabileceği adamın yanına oturmuşken başkalarıyla zaman kaybedemezdi. "Uzun zaman olsu Üsteğmen, özlemişsindir burayı." "Özlemek az kalır komutanım." Albay hafifçe gülümsedikten sonra son kez Adel'in gözlerine bakıp diğer askerlerine döndü. Hepsi merakla komutanı ve yeni gelen asker arasında ki diyaloğu seyrediyordu. Adel içeri girdiğinden itibaren kimseye bakmaması hepsinin dikkatini çekmiş ve ufaktan gıcıkta olmuşlardı. Görmezden gelinmeye alışık değillerdi nede olsa. "Adel Atay, 5 yıl önce devleti uğruna hain ilan edilmeyi göze alan silah arkadaşınız. Hikayesini ben anlatmayacağım isterse kendisi anlatacaktır. Bundan sonra timinizin yeni üyesi kendisi. Bir kaç gün kaynaşmaya çalışın, 1 hafta sonra göreve gidiyorsunuz. Şimdi kaybolun." Timle beraber Adel'de odadan çıkmış ve onların peşine takılarak kantine girmişti. Kantine oturan askerler onları görünce ayağa kalkmış tim komutanı Kurtbey Türkoğlu emriyle oturmuşlardı. Adel kendisine ve tim arkadaşlarına sormadan çay alıp yanlarına geçti. Hiç biri bunu beklemediği için şaşkındı. "Sormadım ama.?" "Teşekkür ederiz." Mira hepsinin adına teşekkür ettikten sonra gülümseyip bardakları dağıttıktan sonra Adel'e döndü. "Tanışmadık, Üsteğmen Mira Bulut, time hoşgeldin." Mira'dan sonra elini uzatan timin en suratsız olanı Miran olmuştu. Dış görünüşü kadar içide sert olan bu adam Adel'in fazlasıyla dikkatini çekmişti. "Yüzbaşı Miran Bayraktar." Adel adamın nasırlı ellerini sıktıktan sonra kafasını sallayıp memnun olduğunu belirtmiş ve hedefini Miran'ın yanında oturan adama çevirdi. "Teğmen Yaman Korkmaz." Onunla da tokalaştıktan sonra sonun da sıra tim komutanına geldi. Adel gözlerini adamın çakmak çakmak olan gözlerine çevirmiş ve sert bakışlarına aynı şekilde karşılık verdi. "Binbaşı Kurtbey Türkoğlu aileye hoşgeldin." Adel kafasını salladıktan sonra hafifçe gülümsemeye çalışıp, çayını yudumladı. "Efsanenin kızı diye bahsediyorlar senden. Nasıl bir duygu.?" Adel elinde ki bardağı masaya bıraktıktan sonra saçlarını karıştırdı. "Öyle dediklerini bilmiyordum. Çok uzun süredir içinizde değilim haberim yok kim ne diyor." Omuz silkmiş ve Mira'nın gözlerinin içine bakmıştı. Mira gözlerin kaçırıp kafasını sallamıştı. Karşısında ki kadının gözleri öylesine canlı maviydi ki sert bakışları da işin için girince fazla derin bakıyordu. "O durumda olmak....Nasıldı.?" Yaman'ın sorusuyla kafasını yavaşça olumsuz anlamda salladı. O durumda olmayı hiçbir kelimeyle tarif edemezdi. "Anlatılmaz yaşanır derler ya yaşanmaz bile. " Yaman başını eğip elinde ki tespihi çekmeye devam etti. O durumda olmayı kesinlikle istemezdi. Görev olsaydı hepsi kuşkusuz kabul ederdi fakat gerçek manada o duruma düşmek bu tim için dünyada ki en korkutucu şey olabilirdi. Tim sessizleşmiş ve Adel'in yerine kendilerini koymaktan alıkoyamamışlardı. Hepsi hain ilan edilen bir asker olduğunu ve o askerinde Efsane'nin Kızı olduğunu biliyorlardı fakat görev gizliliği nedeniyle iç durumdan haberdar değillerdi. Time Adel gelmeden önce Albay hepsine ayrıntılarını fazla vermeden bu durumdan söz etmiş ve onları haberdar etmişti fakat her şeyi öğrenememişlerdi. "Ben biraz atış yapacağım. Sonra görüşürüz." Bir şey demelerine müsade etmeden masadan kalkıp bildiği yollardan poligona gitti. Silahlardan en çok sevdiklerini sırayla masanın üstüne bırakıp hedefe odaklandı. 3 delik, tüm şarjör. Bütün silahları kullanıp, hepsini yerlerine bıraktı. Hedef kağıdını kendisine yaklaştırıp yenisiyle değiştirdikten sonra elindekileri çöpe bırakıp bahçeye çıktı. 1 saatten beri poligondaydı ve hava kararmıştı bile. Bahçede ki çardaklardan birine oturup cebinden telefonu çıkardı. Annesinden ve ikizlerden gelen mesajlara cevap verip tamamen telefonu kapadı. Askeriye de telefon kullanmayı sevmediği için kapatıyor ve odasında bırakıyordu. Biraz daha orda durduktan sonra odasına geçmiş ve yeşil pijamalarını giyip yatağına uzandı. Yüzünde oluşan gülümseyi hissettiğin de daha çok güldü Adel. Hayallerinin, hayatının olduğu yerdeydi. Vatanını koruyacak, şerefsizleri ait oldukları yere uğurlayacaktı. Yeni bir ailesi ve koskocaman evi vardı. Hepsini sevecekti. Biliyordu. Hepsi ona çok iyi gelecekti. ***** Saat 5.00 gösterdiğin de gözlerini anında açmış ve hiç oyalanmadan işlerini halledip, üstünü giyinmiş ve içtima alanına çıkmıştı. Daha hava karanlıktı ve in cin top oynuyordu. Diğerleri gelmeden ısıman amaçlı koşmaya başladı. Hem koşuyor hemde bahçenin her bir karışını dikkatli gözlerle tarıyordu. Her hangi bir aksi durum yoktu fakat sol tarafta ki çardakta biri oturuyor ve Adel'in her hareketini izliyordu. Bunu fark etmişti. Hızını arttırdıktan sonra binanın arkasına geçip, ağaçların arkasından çardağın oraya dolandı. Boştu. Bir kaç adım arkasında hissettiği nefesle hiç hareket etmeden durdu ve tahmin ettiği kişi yaklaşana kadar bekledi. Omzuna atmak üzere olduğu yumruktan eğilerek kurtulduktan sonra ayağıyla arka tarafa doğru tekme savurup geri kaçtı. Karanlıktan yüzünü zor seçtiği heybetli adamla aralarında başlayan küçük savaş hoşuna gitmişti. Yerde sürünüp arkasına geçtikten sonra beline doğru tekme savurmuştu fakat karşısında ki adamın da iyi olduğu tekmeyi havada yakalayıp geri savurmasından belliydi. Sırt üstü yere çakıldığın da sırtına batan taşla hafifçe inleyip ayağa kalktı. Kavgaları şimdi bahçenin ortasına taşınmış ve hareket alanları fazlasıyla artmıştı. Adel kemiklerini esnettikten sonra karşısında ki adama gülümsedi aldığı karşılık ise dümdüz bir surattı. Gülümsemesi genişlemiş ve sırıtmaya döndü. "O güzel gülüşünü dağıtacağım." "Elinden geleni ardına koyma dev adam.!" Sonunda düz suratı biraz yumuşamış ve dudağının sağ tarafı yukarıya doğru kıvrılmıştı. Miran öne doğru atılıp yumruk savurmuş fakat Adel'in atik hareketiyle yumruğu boşuna gitmiş birde üstüne bel boşluğuna dirsek yemişti. Belini tutarak bir kaç adımı geriye yürümüş ve diğer elinin işaret parmağını kızarmış gibi salladı. Adel önüne gelen saçlarını ensesinde topladıktan sonra toplanan tişörtünü düzeltip Miran'ın üstüne koştu. Üstüne atlayacak gibi yapmış fakat savurduğu tekmeyle yere kayıp oda bacağına tekme atmıştı. Miran Adel'in düşmesini fırsat bilip üstüne doğru çıktıktan sonra elini silah gibi yapıp başına dayadı. "Öldün." Adel hızlı hızlı nefes alırken sinsice gülümsemiş ve Miran'ın bacak arasına hedef aldığı elini gösterdi. "Sende." Miran onaylamaz bir şekilde kafasını salladıktan sonra ayağa kalkıp, Adel'i de kaldırdı. 15 dakika sonra diğerleri de gelmiş ve tim tamamlanmıştı. "45 kg , 30 tur." Hepsi çantaları ve silahları yüklendikten sonra Kurtbey'in arkasından koşmaya başladı. Adel uzun zamandır bu şekilde içtima yapmamıştı fakat 5 yıl boyunca sporunu hiç bırakmamıştı. Bu yüzden onlara ayak uydurmak onun için zor değildi. Bu durum timinde dikkatini çekmiş ve hepsinin hoşuna gitmişti. *** Koşu bittikten sonra sırasıyla diğerleri de yapılmış ve en sonunda bitmiş ve odalarına çekilmişlerdi. Hepsi hızlıca duşunu almış, yemekhanede ki yerlerini almışlardı. Miran, Adel gelmeden onun için tepsi almış ve yanında ki boşluğa bırakmıştı. Bu hareketi timin ve onu izleyen diğer askerlerin dikkatinden kaçmamıştı fakat hepsi Miran'dan çekindikleri için bir şey diyemiyorlardı. Bir kaç dakikanın ardından Adel'de yanlarına gelmiş ve kendisine tabldot almaya yönelmişti fakat Miran'ın seslenmesiyle almadan geri döndü. "Teşekkür ederim komutanım." Miran cevap vermeden sadece kafasını sallamış ve yemeğine devam etmişti. Adel'de hepsine afiyet olsun dedikten sonra yemeğe başladı. ****** GÖREV GÜNÜ - ÖĞLEN 15.47 "Uzun zamandır dağda olan adamımızdan haber geldi. Şerefsiz piç kuruları bu gece köye iniyorlarmış. Köylü hepsinden çok şikayetçi. Ellerinde ki paraları alıyorlar ve gıdalarına el koyuyorlarmış. Bir nevi kendilerine çalıştırıyor sokuklar. Gelen habere göre bu akşam saat 9'da köye gidecekler ve toplayabildikleri kadar malzeme toplayıp geri döneceklermiş. Köye 15 kişi iniyor. Hiçbirinin ölmemesi gerek hepsini sağ istiyoruz ki bilgi almak kolay olsun. Binbaşı önünde ki dosyada köyün bilgileri mevcut. Hazırlanın saat 7'de burdan ayrılıyorsunuz." Albay odadan ayrıldıktan sonra Binbaşı Kurtbey ayağa kalkmış ve dosyada ki bilgileri sırasıyla timine aktardı. "Atay gözümüz sensin. Öldürmüyorsun ama süründürebilirsin. Öldürmeyeceğini söylememe gerek var mı.? " Adel gülerek başını olumsuz anlamda sallamıştı. Bundan önce süprizden çıkan görevde öldürmemesi gereken kişiyi yanlışlıkla(!) öldürdüğü içindi Kurtbey'in baskıcı uyarısı. Yoksa biliyordu ki karşısında bu kadın yine rahat durmayacaktı. "Yeni bilişimcimiz geliyormuş fakat bu göreve yetişemiyor. Unutturmayın dönüşte tanışacağız. Mira yanında roketatar görmek istemiyorum bu öyle bir görev değil unutma. Yaman sende sakız çiğnemeye kalkma, yanlışlıkla bomba atmayayım koçum. Anlaştıysak odalara dağılın saat tam 6.30da bahçede görücem. " Hepsi odalarına çekildikten sonra görev kamuflajlarını giydi. Adel silahların almak için silah odasına girmiş ve sol duvarda onu bekleyen bebeğine ilerledi. "Özledim seni güzel kız. Gel de son kez kontrol edelim seni. " Son derece dikkatli bir şekilde asılı olduğu yerden çıkarıp ortada ki masaya bırakmış ve diğer masada gerekli olan şeyleri alıp sandalyeye kuruldu. Bütün parçalarını tek tek çıkartıp hepsini siliyor, yağlıyor tekrar siliyor ve yerlerine takıyordu. En sonunda bütün parçalarını birleştirmiş ve dürbünün ayarını bulunduğu ortama göre ayarlamıştı. Köyde değiştirecekti fakat bir sorun olup olmadığını anlamak için böyle yapıyordu. Silahını kılıfına yerleştirip bipod ayağıda aldıktan sonra yedek şarjör ve mermilerini de almış ve gitmek için hazırdı. Odadan çıkmak üzereyken içeriye giren Miran'la bir kaç adım geri çekilip geçmesi için yer açtı. "Hazır mısın.?" Miran'ın sorusuyla kafasını olumlu anlamda salladı. "Doğuştan." Miran'da bir şey dememiş sadece kafasını sallayıp silahlarını almaya başlamıştı. Adel onu yalnız bırakıp bahçeye çıktı. Boş çardaklardan birine oturduktan sonra cebinden çıkardığı sigarasını yakıp ateşledi. En pis huylarından biride buydu fakat gizli görevindeyken alışmıştı ve bırakmak istemiyordu. Zevk falan vermiyordu. Sadece dumanını seviyordu o kadar. Kendisine doğru gelen Kurtbey'le hızlıca ayağa kalkmış ve sigarasını yerde sürterek söndürdükten sonra çöp kovasına attı. Kurtbey onun bu hareketiyle hafifçe kaşlarını çatsa bile eski halini almıştı. Sigara içtiğini görmemişti. Kokusundan dolayı biliyordu fakat içerken görmediği için fazla bağımlı olmadığını anlamıştı. "Hazır mısın.?" "Hazırım komutanım. " Kurtbey kafa salladıktan sonra yanına oturup kafasını geriye doğru yasladı. "İyi misiniz komutanım." Tek gözünü açıp Adel'e bakmış daha sonra gülerek kapamıştı. "Gerçekten merak mı ediyorsun Üsteğmenim.? " "Hayır komutanım." Kurtbey kafasını kaldırıp dişlerini göstererek sırıttıktan sonra keyifle bacak bacak üstüne atmıştı. Askerinin açık sözlü oluşunu sevmişti. Aralarında ast üst ilişkisi vardı ve Adel bu sınırı aşmadan kendisine çok güzel laflar sokuyordu. ****** Mermi timi araca binmiş ve gidecekleri köye doğru yola çıkmışlardı. Mira yanında oturan Adel'in omzunu dürterek kendisine dönmesini sağladı. Adel yanında ki kadına kaş göz işaretiyle ne olduğunu sormuş ve karşılığında aldığı sinsi sırıtmayla gözlerini kısmıştı. Time geleli 15 gün olmuştu ve bu süre içinde öğrendiği bir şey varsa eğer Mira'nın bu gülüşünün hayra alamet olmadığıydı. "Yarın cumartesi ya." "Ee.?" "Şöyle güzel bir sofra kurup rakı balık yapalım mı.?" Adel aldığı teklif karşısında fazla düşünmemiş ve onayını vermişti. Alkolle arası fazla yoktu yılda bir kaç kere dışında içmezdi ama bu teklifi geriye çeviremezdi. Görev bitişi, askeriyeye dönüş, yeni time giriş derken daralmıştı ve rahatlamaya ihtiyacı vardı bu yüzdendi kabul edişi. "Yeni gelecek bilişimci kadınmış oda isterse onuda çağırırız. Zaten koca askeriye de 3 kadın olacağız." Adel kafasıyla onay verdikten sonra önüne dönüp karşısında oturan tim arkadaşlarını süzdü. Yaman, Kurtbey'e takılıyor, Kurtbey hayatı sorguluyor gibi duruyor, Miran ise elinden düşürmediği kehribar tesbihiyle uğraşıyordu. Adel onların bu haline gülümsedi. Tim arkadaşlarını sevmişti. Hepsiyle güzel anlaşmıştı. 15 dakikanın ardından aracı kullanan askerin cama tıklatmasıyla hepsi ayaklanmış ve aracın kasasından atlayarak inmişlerdi. Köy ile aralarında ki mesafe yarım saat kadardı ve bundan sonrasını yürüyerek devam edeceklerdi. "Adel sen ayrıl ve kendine uygun bir yer bul. Dikkat et kimseyi yanlışlıkla(!) öldürme." "Anlaşıldı komutanım." Timin yanından ayrılmış ve koşarak yüksek yerlere çıkmaya başlamıştı. 15 dakikanın ardından tepelik bir alana gelmiş ve kendisi için en uygun alanı seçip konuşlanmıştı. "Nişancı yerini aldı." "Beklemede kal. Aksi durum bildir." "Anlaşıldı." Tüfeğinin dürbününü ayarladıktan sonra köyü baştan aşağıya taramaya başladı. Tam bir yeri geçmiş ve gördükleriyle anında o yere tekrar dönmüştü. "Sikeyim." "Noldu Adel.!?" Cevap vermeden dürbünü biraz daha yaklaştırıp kaç kişi olduklarına baktı. 8 masum insan. "Orospu çocukları köylüyü rehin almış.!" ********* Helllöööööööö Uzun zaman oldu yahu. 1 hafta falan. Uzun yazmaya çalıştım fazla da uzun yazmayı sevmem bilen bilir. O yüzden kendi açımdan yeterli olduğunu düşündüğüm için ve azıcıkta heyecan katmak için burada bırakıyor ve gidiyorum. Yorumlara bekleniyorsunuz. Ünlü düşünür E.Ü ne demiş.? Yıldızımız parlasın ?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD