5.Bölüm

2253 Words
Bölüm bittikten sonra üşenmeyip sonda ki notun hepsini okursanız çok sevinirim. ? İyi okumalar ♥️ ********* "Sikeyim." "Noldu Adel.!?" Cevap vermeden dürbünü biraz daha yaklaştırıp kaç kişi olduklarına baktı. 8 masum insan. "Orospu çocukları köylüyü rehin almış.!" Tim Adel'in dediği şeyle oldukları yerde durmuş ve fantezi dolu küfürlerinden etmeye başlamışlardı. "Kaç kişiler nişancı.?" Adel dürbünden kaç kişi olduklarını saymaya başladı. Gördükleri hoşuna gitmemişti çünkü tahmin ettiklerinden daha fazla kişi vardı. "Giriş ve çıkışlarda 6 kişiden 12 kişi, rehinelerin başında 9, köylülerin yanında 13. Toplam 34 kişi. 3 nişancıları var. " Kurtbey askeriyeyle iletişime geçip albayla konuşmayı istedi. Geri çekilemezlerdi ne olursa olsun köylüyü kurtaracaklardı fakat adet yerini bulsun diye izin almak zorundaydı. "Durum nedir Binbaşı.?" "Komutanım köylüden 8 kişi rehin alınmış, nişancılarıyla beraber toplam sayıları 37. Devam için izin istiyoruz.?" "Allah yar ve yardımcınız olsun." Kurtbey telsizi Yaman'a teslim ettikten sonra kulaklığından fısıldadı. "Başlıyoruz. " ******* 5 YIL ÖNCE- HER ŞEYİN BAŞLADIĞI ZAMANLAR. "Emin misin Adel.? Belki geri dönüşün olmayacak, mezarını bile kazmayacağız, al bayraklı tabutta taşımayacağız. Üsteğmen Adel Atay olarak anılmayacaksın. Kararını ona göre ver kızım." Adel aklında dolaşan binbir tilkinin arasında karar vermeye çalışıyordu. Düşünmesine gerek yoktu biliyordu. Tilkilerinin hepsi aynı fikirdeydi. Çıktığı bu yolda ölmek vardı ama dönmek yoktu. "Ne zaman başlıyorum komutanım.?" "Bu gece." ******* SON DAKİKA!! HAKKARİ/ ŞEMDİNLİ HUDUT TUGAY KOMUTANLIĞI'NDA ÇATIŞMA! Tugay Komutanlığında çıtan çatışma da 1 askerimiz şehit olurken, Albay İbrahim Kulluk yaralandı. Aldığımız bilgilere göre çatışmaya sebep olan şahıs, orada görev yapan bir asker. Kaçtığı öğrenilen şahıs için ülke çapında arama başlatıldı. Yakında adını ve fotoğrafını yayınlayacağı söyleyen Kara Kuvvetleri Komutanlığı durumun kontrol altında olduğunu bildirdi. Şehidimizin ailesine Allah'tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı diliyoruz. Televizyonu kapadıktan sonra elinde ki bardağı masanın üzerine bıraktı. 4 gündür son dakika haberlerin de kendisiyle ilgili haberleri görmekten sıkılmıştı. Kendi haberini kendisi sızdırmış olmasa belki her şey daha eğlenceli olabilirdi fakat hepsinden kendisi sorumluydu. Şimdide sızdırmadığı şeylerin bile nasıl abartılarak yayınlandığını izliyordu. Medya kötü bir şeydi. Masanın başında oturan adama doğru dönüp düz suratına aynı şekilde bakmaya başladı. 2 günden beri bu adamlaydı ve birbirlerinden haz etmeyecekleri bir araya geldikleri ilk an bile belli olmuştu. Şimdi ise uzun bir süre bir arada olacaklarını anlamıştı. "Fotoğrafını çekeceğiz ve bilişim fotoğrafın üzerinde ufak tefek ayarlamalar yaptıktan sonra basına sızdıracak. Bir kaç gün sonra tekrar bir olay yaratacaksın ve durumun ciddiyeti anlaşılacak. Kırmızı bültene düştüğün söylenecek ve artık ülke çapında aranan bir suçlu olacaksın. Her hafta böyle saldırılar düzenlediğin ortaya çıkacak ve en sonunda yakalanıp hapise atılacaksın, ordada infaz edileceksin. Olayın üstünü kapandığın da ise harekete geçeceksin. Sana verilecek olan dosyada görev hakkında her detay bulunacak onları hayata nasıl geçireceğin de sana kalmış. İnfaz haberinden sonra tek başına olacaksın. Sınırlı iletişime geçeceğiz. şimdi alt kata in ve poz ver. Ünlü olmana çok az kaldı." Adel bir şey söylemeden odadan çıkmış ve bilişim odasına inmişti. 6 kişinin olduğu odaya Adel gelmeden önce gırgır şamata hakimken şimdi onun yerinde yeller esiyordu. Adel'e nasıl poz vereceğini anlatan çocuk haricinden kimseden ses çıkmıyordu. Siyah fonun bulunduğu duvarın önünde hiç mimiksiz poz vermiş ve daha fazla oyalanmadan odadan ayrılmıştı. O çıktıktan sonra hepsi tuttuğu nefesi vermiş ve gerilen kaslarını gevşetmişti. "Bu kadın bir tek bana mı ölüm gibi soğuk geliyor ya.? Resmen yürüyen buzdolabı." "Aynı fikirdeyiz." Hepsi Gülçin'i onaylamış ve Adel'in gitmesinin rahatlığıyla işlerine dönmüşlerdi. Adel ise Müdür Erdinç Aran'ın odasına çıkmış ve yine karşında ki yerini almıştı. Müdür elinde ki küçük kağıdı Adel'e uzatıp, çekmecede ki anahtarları da masaya bıraktı. "Kağıtta ki adres güvenli evin adresi buda anahtarı bundan sonra orada kalacaksın. Şehire uzak olacaksın ve görev dışında evden ayrılmayacaksın. Koruma vermeme gerek var mı.?" "Korumanızı korumak mı istiyorsunuz yoksa beni mi.? " Müdür aldığı cevapla gıcıkça gülümsemiş ve son uyarılarını da yaptıktan sonra söyleyeceklerinin bittiğini gösterme amaçlı bilgisayarında ki işine dönmüştü. Adel elinde ki kağıdı masaya bırakıp anahtarları almış ve odadan çıkmıştı. Otoparka inip motoruna bindi. Uzak olan evine gitmek için yolları daha çok uzatmak zorundaydı. 5 dakika önce fotoğrafı her yere sızdırılmış ve artık açık hedef haline gelmişti. 1.5 saatin ardından sonra kendisi için ayarlanan eve gelmişti. Orman denilebilecek kadar izbe bir yerde ve şehire oldukça uzaktı. Bu Adel için iyi bir şeydi. Yalnızlığı severdi ve bu süreçte fazlasıyla yalnız kalacağı bir gerçekti. Bahçeye girmeden önce bomboş olan sokağı son kez kontrol etti. Yıkık dökük evler dışında hiçbir şey yoktu. Motorunu evin arka bahçesine gizlemiş ve içeri girmişti. Depodan eve döndürüldüğü belli olan yer epey pisti. "Piç herif bilerek buraya yolladı beni." Müdür'e saydırıyor aynı zamanda da odaları karıştırıyordu. Sonunda banyoyu bulduğunda dolabın içinden kova ve diğer temizlik malzemelerini çıkartıp kolları sıvamıştı. Madem iş başa düşmüştü, yapmak zorundaydı. ***** 2.5 saatin sonunda bütün her yer pırıl pırıl olmuş ve yaşam alanı denilebilecek kıvama gelmişti. Koltuğun üzerinde ki beyaz örtüleri atmış, camları sonuna kadar açıp evi havalandırmış, yerleri süpürüp silmişti. Psilikten dışarısının gözükmediği camlara ise dokunmamıştı. İç taraflarını silse bile dış kısımları aynı şekilde pis bırakmıştı. Bu gizlenmek için iyi bir yöntemdi. Biri içeriyi göremeyecek, görmeye çalışsa bıraktığı izlerden ise anlaşılacaktı. Hızlıca duşunu almış ve dolapta bulunan konservelerden birini tüketmişti. Şimdi sırada haberleri izlemek vardı. Eski tip televizyonunun fişini taktıktan sonra koyu kahverengi deri koltuğuna oturup önünde ki siyah sehpasına ayaklarını uzattı. Yapmayı en çok sevdiği ama annesi yüzünden yapamadığı bir şey varsa oda buydu. Sehpaya ayaklarını uzatmak. Haber kanallarından birinde durmuş ve kendisine sıra gelmesini beklemeye başlamıştı. 10 dakikanın ardından Son Dakika haberinin alt yazısı geçmiş ve bir kaç saniye sonra ekranın yarısında bugün çekildiği fotoğraf çıkmıştı. SON DAKİKA ! Hakkari- Şemdinli 34. Hudut Tugay Komutanlığı'nda çıkan çatışmada sıcak gelişme. 4 gün önce gerçekleşen olayda gelişme meydana geldi. Bugün öğle saatlerinde aldığımız bir bilgi doğrultusun da çatışmayı çıkaran şahsın fotoğrafı ve adı medyaya aktarıldı. Şahsın 22 Yaşında olan Adel Atay isimli genç kadın olduğu bilgisi elimizde. 1 askerimizin şehit düşmesine ve Albay İbrahim Kulluk'un yaralanmasına sebep olan Adel Atay'ın fotoğrafı ekranlarınıza yansıdı. Şahsı görme durumunda zanlıya yaklaşılmaması gerektiği Emniyet tarafından önemle duyrulmuş ve görüldüğü yerde hemen polislere haber verilmesi gerektiği söylenmiştir. Oldukça tehlikeli olduğu bilgisini tekrar hatırlatıyor ve vatandaşlarımıza dikkatli olmalarını söylüyoruz. (Benden spiker falan olmaz arkadaşlar. Tşk. Aksjshhsha) "Çok aşırı tehlikeli değilim ama yinede siz bilirsiniz." Televizyonunu kapadıktan sonra odasına çıkmış ve çarşaflarını değiştirdiği yatağına uzanmıştı. Her şey daha yeni başlıyordu. Bu durum ne zaman bitecekti, bitecek miydi bilmiyordu fakat elinden gelenin fazlasını yapacağını biliyordu. ***** GÜNÜMÜZ "Nişancıları temizle üsteğmen, mümkünse sessiz olsun." Adel çantasından gerekli ekipmanını çıkarmış ve tüfeğine takmıştı. "Çıt bile çıkarmam komutanım." "Hadi görelim seni." Dürbününden en uzakta ki nişancıyı hedef alıp nefesini tutmuş ve atışını yapmıştı. Aralarında ki mesafe 1.500 metreydi ve rüzgar 20 şiddetindeydi. Zordu ama imkansız değildi. Kurşun şerefsizin dürbünden girmiş, gözünden geçmiş ve kafasından çıkmıştı. Diğer şerefsiz için kurşunu yuvasına yerleştirip hedefe kilitlendi. Aralarında ki mesafe 800 metreydi. Çerezdi. Atışını yapmış ve birini daha uğurlamıştı. En sona bıraktığı nişancı için kurşunu yuvasına yerleştirmiş ve beklemeden hedefine atışı yapmıştı. "Nişancılar düştü. " "Giriş ve çıkışlardakileri aldıktan sonra abluka altına alıp ilerliyoruz. Nişancı yerinde kal rehinelerin başındakini koruyacaksın." "Anlaşıldı." Tim ikiye ayrılmış, giriş ve çıkışlarda ki köpeklerin yanlarına ilerlemeye başlamışlardı. Atış yapamazlardı yoksa diğerleri halka zarar verebilirdi. Kurtbey ve Mira köyün girişine giderken, Yaman ve Miran ise çıkışına gitmişti. Birbirlerine haber verdikten sonra iki tarafta saldırıya geçmiş ve 5 dakika gibi kısa bir sürede 12 adamı yere yığmışlardı. Yanlarında bulunan ip ve bantla onları kendilerine has tekniklerle bağlamış, kimse görmeyecek şekilde saklamışlardı. "Mira solda ki yavşağın ayağını görüyorum bi vurda gözükmesin." "Sen iste yeter ki gülüm." Mira, Adel'in isteği üzerine ayağı gözüken(!) adama tekme atmış ve görünmez hale getirmişti. "Ettaflarından dolaşıyoruz. Nişancı yakınlaştığımız da rehinelerin başında ki hariç diğerlerini indirmeye başla. Halktan kimseye zarar gelmeyecek." "Emredersiniz." Tim giriş ve çıkıştan içeriye doğru ilerlemeye başlamıştı. Adel ise şerefsizlerin yerlerini kontrol ediyordu. Kalan 22 kişi birbirlerine yakın şekilde durdukları için işleri biraz daha zordu. Tim halkın arkasından yaklaşmak zorundaydı. "Yerlerimizi aldık. Atışınla başlıyoruz nişancı. 2 kişiyi alabilirsen seviniriz." "İsteyin 3 yapayım komutanım." "2 yeterli Atay." Adel gülümsedikten sonra dürbünü gözünü dayayıp düşüreceği iki adamı seçti. Köylülerin önünde yan yana duran iki talihliyi gözüne kestirmiş ve derin nefes alarak ikisini de düşürmüştü. "Parti başladı." Tim adamların ikisi daha yere düşmeden temasa geçmişlerdi. Adel rehinelerin başında duran adamları koruyor, diğerleri kalan 13 adamı indirmeye devam ediyordu. "Atay rehinelerin başındakilerden ikisini bırak diğerlerini indir." "Anlaşıldı komutanım." Adel yüzünde ki sırıtmayı silmeden zaten hedefinde bulunan soysuzları indirmeye başladı. Her atışında daha fazla keyifleniyor, yüzünde ki sırıtma daha da büyüyordu. Kaçmaya çalışan son adamı da vurduktan sonra Kurtbey'e bilgi geçmiş ve tüfeğini topmaya başlamıştı. Tim ise köylünün yanında olan 13 adamı rahatlıkla temizlemiş, rehineleri kurtarmış, insanları evlerine yollamıştı. Sona bıraktıkları iki adamın da ellerini bağladıktan sonra bavul çeker gibi yerde sürükleye sürükleye çekiştiriyorlardı. "Sizin gibilerin Allah belasını versin. Pis köpekler. " Yaman'ın elinde ki adam bir yandan bağırıyor bir yandan da kurtulmaya çalışıyordu. Yaman'ın kalan son sabır taneside şerefsizin konuşmasıyla gitmiş ve adamı yere fırlattıktan sonra yanına çökmüştü. "Bana bak orospu Allahın adını o pis ağzına bidaha alırsan dilini keser köpeklere yem ederim anladın mı.? Kendi pis kanında boğulursun bir kişi bile çıkıp yardım etmez. Anladın mı lan kansız it." Şerefsiz korkusundan kafasını sallamıştı fakat onun bu hali Yaman'ın içini rahatlatmamış daha çok sinirlenmesine yol açmıştı. Daha fazla sabredemeden sıktığı yumruğu burnuna doğru geçirip içinin zerrecikte olsa soğumasını sağladı. "Bir an hiç yapmayacaksın sandım." Mira'nın eğlenen sesiyle ayağa kalkıp gülümsedi. Şerefsizi pis kıyafetinden tutmuş tekrardan sürükleyerek ilerlemeye devam etmişti. "Valla bende." Kurtbey etrafı kontrol ederek ilerlerken Mira'ya tugayla iletişime geçip gelmelerini söylemişti. Artık geriye dönüp diğerlerinin yerlerini öğrenmeleri gerekiyordu. ******** Tugaya geldiklerin de hepsi temiz üniformalarını çekmiş ve Albay'dan izin alarak sorguya hazırlanmışlardı. "Bu soysuzu ilk ben alayım mı komutanım.?" Adel'in sorusuyla Kurtbey biraz düşünmüş ve onun istekli bakışlarına daha fazla dayanamayıp izin vermişti. Adel aldığı izinle ellerini birbirine sürtüp gözlerini kocaman açmış ve gülümsemişti. Allah biliyor ya yapmayı en sevdiği şeyler arasında sorgulara girmekte vardı. Buraya dönmeden önce şerefsizleri yakalarken de kendi çapında küçük(!) sorgular yapıyordu. Şimdi ise daha güzeli vardı. "Öldürme, o bize canlı lazım." Miran'ın uyarısıyla omuz silkip gülümsedi. Bu onun dilinde 'söz veremem' demek oluyordu ve tim bunu kısa zaman içinde çözmüştü. Adel sorgu odasına girip şerefsizin karşısında ki sandalyeyi ters bir şekilde çevirmiş ve ağır hareketlerle oturmuştu. "Evet sünepe gelelim fasulyenin faydalarına. " Adam karşısında ki kadının güzelliğinde büyülenirken, ürkütücü bakışlarından ise korkuyordu. Masmavi gözleri biraz daha uğraşsa ateş çıkartacak ve kendisini tavuk gibi kızartacaktı bundan emindi. "Adın ne ondan başlayalım.?" "Abdurrahman." Adel kafasını anladım gibi sallamış ve kısa saçlarını bileğinde ki tokayla toplamıştı. "Abdurrahman sana bir kere soracağım ve sen bana doğruyu söyleyeceksin anlaştık mı.? Anlaşmışızdır. Başınızda ki büyük soysuz nerede saklanıyor açık adres istiyorum." Abdurrahman sertçe yutkunmuş ve başını eğmişti. Bu söyleyemem demek oluyordu. Kendisi bilirdi. Söylettirmek kolaydı. Adel aldığı cevap karşısında omuz silmiş ve sandalyeden kalkarak hızlıca kapıyı kilitlemişti. Başladığında başkaları tarafından durdurulmayı sevmiyordu. "Kaldık baş başa Abdurrahman. Şimdi sen cevap vermemeyi seçtiğin için bende seni sevmeyi seçiyorum. Hazır mısın.? Azıcık okşayacağım seni." Adel adamın kelepçelerini çözdükten sonra sandalyesinden kaldırıp en sevdiği hareketiyle sevmeye başlamıştı. Burnuna kafasını geçirmiş ve kemiğin kırılma sesiyle gözlerini huzurla yummuştu. Tabi bu huzur kısa sürmüş daha büyüğüne kavuşmak için işlemlerine kaldığı yerden devam etmeye başladı. Kurtbey, Adel'in kapıyı kilitlemesiyle böyle bir şeyi beklediği için tepki vermemiş sadece derince nefes almıştı. O adamı öldürmeden duracağını biliyordu fakat sakat halide işlerine yaramazdı neticede. "Bu gidişle öldürecek gibi. Anahtarı alalım mı.?" Mira'nın sorusuyla Kurtbey kafasını olumsuz anlamda salladı. Öyle bir şey yapmayacağını biliyordu. Adel kurallara uymaktan nefret etsede işine devam edebilmek için onlara uymak zorunda olduğunun farkındaydı. O yüzden hepsine uymasa bile işine devam edebileceği kadarına uyuyordu. "Hayır. Bırakalım biraz daha uğraşsın. " Duvarda asılı olan telefonu kaldırıp Adel'e seslendi. "Sakat bırakırsan işimize yaramayacaktır." Adel duyduğu sesle yumruk atmayı kesmiş ve nefes nefese ayağa kalkmıştı. "Yerlerini öğrenmiş olsaydım sakat bırakabilir miydim.?" Sorusuyla Kurtbey anlamasa bile onu onaylamıştı. Adel ise aldığı cevapla şeytani bir şekilde gülümsemiş ve işine kaldığı yerden devam etmeye başlamıştı. Adam iyice kendinden geçip bayıldığında ellerinde ki kanı onun üstüne sürmüş ve alnında ki teri koluna silmişti. Arada ki siyah cama yaklaşıp gülümsedi. "Görev için plan yapmaya başlayabiliriz. Adresi aldık." "Adres nerede.? Yazdın mı.?" Adel gülümsedikten sonra işaret parmağıyla kafasına vurmuştu. "Burada." ******** Selam güzellerim ben geldim. Uzun yazmaya çalıştım ve bence oldu. Bilen zaten bilir uzun yazmayı sevmem. O yüzden bence oldu. Her neyse geçmişe dönmeye başladık. Adel'in geçmişini tek bir bölümde anlatmak yerine böyle aralarda anlatmaya karar verdim. Bence daha güzel olur. Hem günümüzden bahsetmiş oluyorum hemde geçmişe yolculuğumuzu yapıyoruz. Umarım bu kararımı sizde seversiniz. Kesitleri olaylar başladığın da daha uzun yazacağım merak etmeyin. Yani geçmişte ki olaylar başladığın da. (Aşağı da yazacağım her şeyi lütfen herkes üzerine alınmasın. Öyle yorum yapan varsa onlar üzerine alınsın. Ben sadece söylemek istiyorum. Kimse de kızmasın bana çünkü 5-6 kitapta sürekli denk geldiğim şeyler o yüzden azıcık patlamak benim de hakkım. ?) Ve gelelim daha önemli konuya. Diğer hikayelerim de böyle bir şey yazdım mı hatırlamıyorum fakat ona gelen yorumlardan dolayı bu hikayemde peşin peşin söylemek istiyorum. Bu bir HİKAYE gerçekle bağlantılı olduğu tek şey böyle bir mesleğin var oluşu. Onun dışında gelişen olayların Gerçeklerle Hiçbir Şekilde bağlantısı yoktur. Böyle görevlere çıkmazlar, hain ilan edilip tekrar mesleklerine dönmezler, bu kadar sert olmazlar belki yada olurlar hepsi vardır bilemeyiz. İçinde değilim. Bordo bereli tanımıyorum etmiyorum ki tanısam da çıkıpta hiç biri böyle şeyleri anlatmazlar. Her neyse bu yazdıklarım sadece ve sadece HAYAL ÜRÜNÜDÜR. O yüzden lütfen ama lütfen yorumlarda; "böyle şeyler gerçekte olmaz. Bu ne böyle gerçekle alakası yok. Gerçekte kimse kimseye bu kadar teşekkür etmez... " falan filan yazmayın bebeklerim. Bunu zaten bende dahil okuyan herkes biliyor. Bende burda biyografi, otobiyografi yazmıyorum, hayallerimi yazıyorum. Diğer hikayelerinde nasıl gerçekle bağlantısı yoksa bunun da yok. Gözünüzü seveyim yani uyarıda bulunmayın. Sizi seviyorum. Diğer bölüme kadar Hoşçakalın ?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD