"İçsel Çalkantılar"4

1286 Words
Emre'nin söylediklerinin ardından içimdeki karışıklık daha da büyüdü. Kafamda yankılanan sesler, kalbimde çırpınan duygular beni bir türlü sakinleştiremiyordu. Bir yanda babamın baskısı, diğer yanda Emre'nin samimi yaklaşımı… Ve nihayetinde, kendimi burada, bu çıkmazda bulmuşken, bir çözüm bulmak gerçekten zorlaşıyordu. Gözlerim Emre'nin yüzünde dolaşırken, onun bana yaklaşmak için gösterdiği çabayı hissediyordum. Bu, normalde bana ters gelen bir durum olmalıydı ama bu kez farklıydı. Sanki her adımı izleyen, her hareketimi dikkate alan bir insanla tanışıyordum. Ve bu bana garip bir şekilde hoş geliyordu. Hem de daha önce hiçbir erkekle hissetmediğim bir şekilde. Ama ne kadar hoşlansa da, bu durum beni bir o kadar da rahatsız ediyordu. İçimdeki ses, her ne kadar ona doğru kaysam da, hâlâ duygusal olarak bu ilişkiye tamamen adım atmak için hazır olmadığımı söylüyordu. Emre bana yavaşça yaklaşıp, sakin bir ses tonuyla konuşmaya devam etti. “Seninle vakit geçirmek, seni daha yakından tanımak istiyorum, Güneş. Ama bunun bir anda olması gerektiğini düşünmüyorum. Bu kadar basit değil. Ben sana bir şans veriyorum, ama senin de bana bir şans vermen gerek. Sana kendimi göstermek istiyorum.” Sözleri yavaşça içimde yer etmeye başladı. O kadar anlamlı ve netti ki, ne diyeceğimi bilemedim. Bir yanda, Emre’nin söylediklerine katılıyordum, ama diğer yanda hâlâ bir geri çekilme, temkinli bir duruş hissediyordum. Bunu hemen kabul etmek istemiyordum. Derin bir nefes alarak, gözlerimi ondan kaçırarak konuşmaya başladım. “Emre, ben… benim için her şeyin ne kadar zor olduğunu anlamadığını hissediyorum. Ama seninle vakit geçirmek… belki de… zamanla daha iyi bir şeylere dönüşebilir. Bunu anlamama izin ver. Zamanla, belki…” Emre yavaşça başını salladı. “Zaman… Bunu biliyorum, Güneş. Acele etmek istemiyorum. Ama ben sana değer veriyorum, her şeyin kendi zamanında gelişmesi için buradayım.” İçimdeki karmaşanın biraz olsun dağıldığını hissettim. Ama hala tam anlamıyla rahatlayamamıştım. Bir yanda, Emre’nin dürüstlüğü ve sabrı, diğer yanda babamın beni bir yöne sürükleyen baskısı… Ve bir de, kafamı karıştıran bir başka düşünce vardı: Yavaşça, ama kesin olarak Emre’ye doğru kayıyor muyum? Emre, bir an sessiz kaldı. Gözlerinin içine baktığımda, içinde barındırdığı huzuru, güveni ve sabrı hissettim. Bütün bu duygusal fırtınanın içinde, ona biraz daha yaklaşmak istedim. Ve sonunda, belki de bu kadar uzun süre düşündükten sonra, ona bir fırsat vermenin doğru olacağına karar verdim. “Tamam,” dedim, sesi daha kararlı bir şekilde. “Bir şans verelim. Ama sadece zamanla…” Emre'nin gözlerinde bir parıltı belirdi. Bu, belki de gerçek bir başlangıcın ilk adımıydı. Ve o an, ilk kez gerçekten rahatladım. Emre, sözlerini bitirdikten sonra derin bir nefes aldı, ancak tam o sırada karnımın guruldayan sesi her şeyi alt üst etti. İçimden birisi tüm gücüyle karnımın susturulması gerektiğini söylüyordu. Yüzümde derin bir mahcubiyetle, hemen yere baktım. "Ne kadar da açmışım," diye mırıldandım, ama yine de sözcüklerim çok kısık çıkmıştı. Emre, gülümseyerek bana doğru döndü ve gözlerinde eğlenceli bir ışık parladı. Sonra, gür bir kahkaha attı. Sesinin derinliği, rahatlamış ve samimi tavrıyla bana oldukça farklı bir izlenim bırakıyordu. “Sanırım karnın biraz daha fazla ilgi istiyor, Güneş,” dedi, şaka yollu. "Ne dersin, birlikte yemek yapalım mı? Hem ben de sana birkaç pratik tarif gösterebilirim. Yalnız..benim mutfakta birkaç numaram var, dikkat et!" İçimdeki utangaçlık, bir anda kaybolup yerini hafif bir gülümsemeye bıraktı. Gözlerim onun yüzüne kayarken, içimde bir sıcaklık dalgası yükseldi. Emre'nin bu kadar rahat olması, bana biraz da huzur veriyordu. Şaşkınlıkla ve aynı zamanda eğlenceli bir şekilde cevap verdim: "Mutfakta birkaç numara mı? Görelim o zaman, ben de pek kötü sayılmam." Emre, bana yaklaşarak, "Bunu görmek için sabırsızlanıyorum," diyerek gülümsedi ve mutfağa doğru yöneldi. Adımlarını izlerken, derin bir rahatlama hissettim. İlk başta her şey karışıktı, karmaşayla doluydu, ama onunla geçirdiğim bu birkaç dakika, bana kendimi daha iyi hissettirmişti. Yavaşça mutfağa doğru ilerlerken, bir yandan da içimdeki küçük çatışmalar bir nebze olsun dinmişti. Mutfakta, Emre'nin liderliğinde yavaşça yemek yapmaya başladık. Onun her hareketini izlerken, aramızda bir bağ oluşuyordu sanki. Gülüşmelerimiz, yemek yaparken birbirimize attığımız küçük şakalar ve hoş bir atmosferin içinde, zaman nasıl geçtiğini anlamadım. Her şey o kadar doğal ve rahat ilerliyordu ki, bu anın tadını çıkararak daha çok zaman geçirmek istedim. Emre’nin yardımıyla yemekler hızla hazırlandı. Çeşit çeşit sebzeler, mis gibi kokan etler, renkli garnitürler... Her şeyin mükemmel bir uyum içinde olduğunu fark ettim. Bir yandan mutfakta hazırlık yaparken, diğer yandan Emre'nin yemek yapma konusunda gerçekten ne kadar yetenekli olduğunu keşfettim. Gözlerinde, mutfağın derinliklerine kadar işini ne kadar ciddiye aldığını görebiliyordum. Birkaç dakika sonra, mutfak kapısını açarak terasın yolunu tuttuk. Güneşin batmaya başlamasıyla, dışarıdaki kış bahçesi her zamanki gibi büyüleyici bir manzaraya sahipti. Havanın soğuk olmasına rağmen, bahçedeki ışıklar, masanın üzerindeki mumlar ve sıcaklıkla birlikte içeriye taşan huzur, burayı bir cennet gibi yapıyordu. Kışın karla kaplanmış bahçenin manzarası, içerideki sıcacık atmosferle mükemmel bir kontrast oluşturuyordu. Emre, sofrayı kurarken bana dönüp gülümsedi. “Burası tam senlik bir yer değil mi?” dedi. “Bazen şehre uzak, doğayla iç içe olmak iyi geliyor.” Sofrayı oturmak için davet ettiğinde, masanın etrafında birbirimize yakın oturduk. Şarap kadehleri, masanın ortasında zarif bir şekilde duruyordu. Emre, şişeden şarap doldururken, gözleriyle beni izledi. "Şarap?" diye sordu, şişeyi bana uzatarak. “Tabii, çok güzel bir akşam yemeği için,” dedim, gülümsedim. Onunla bu anı paylaşıyor olmak, bir şekilde içimdeki tüm stresin kaybolmasına neden oluyordu. Kadehlerimizi kaldırıp, şarapları yudumlamaya başladık. Yavaşça, sohbetin akışına kapıldım. Emre, bana ailesi, hayatı ve iş hayatı hakkında pek çok şey anlattı. Onun hayatına dair öğrendikçe, aslında sadece dışarıdan bakıldığında değil, iç dünyasında da çok daha farklı bir insan olduğunu fark ettim. Yemekler, sohbetler derken, akşam ilerledikçe ikimiz de rahatlamıştık. Yavaşça yemeklerimize odaklanarak sohbetimizi sürdürdük. Bazen, yemeklerin ve şarabın tadına varırken, gözlerimi ondan alamadığımı fark ettim. Bu kadar samimi ve doğal bir atmosferde, bir yabancı gibi gelmiyordu. İçimdeki duyguların farkına vardım ve huzurlu bir şekilde gülümsedim. “Emre, gerçekten çok teşekkür ederim, yemek ve bu akşam için,” dedim, içtenlikle. “Ne demek, Güneş,” dedi, hafif bir gülümseme eşliğinde. “Bunu hak ettin. Bu akşam seninle geçirdiğim en güzel akşamlardan biri oldu.” Her şey ne kadar doğal ve samimi geliyordu, o kadar sıcak bir atmosferin içinde, tüm kaygılarım yerini huzura bırakmıştı. Yemekten sonra, gece iyice kararmıştı. Emre, beni evime bırakmayı teklif ettiğinde, kabul etmeden edemedim. Her ne kadar başlarda mesafeli olmaya çalışsam da, geceyi birlikte geçirdiğimizde birbirimize dair fark ettiğimiz küçük detaylar, ilişkimizin gidişatını bambaşka bir boyuta taşımıştı. Evime kadar sessiz bir şekilde ilerlerken, yol boyunca Emre'nin yanımda olması, bir nebze de olsa içimi rahatlattı. Sokak lambalarının ışığı, geceyi daha da huzurlu kılıyordu. Emre’nin sakin tavırları, bana güven veriyordu. Onun yanında kendimi rahat hissediyordum, sanki her şey yerine oturmuş gibiydi. Evin kapısına kadar birlikte yürüdük, evi bizim evden yürüyerek on dakikalık mesafedeydi. İçimdeki karmaşık duygularla birlikte, Emre’nin yanında kendimi daha huzurlu hissettiğimi fark ediyordum. Her şey o kadar doğal ilerliyordu ki, neredeyse zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Kapıya geldiğimizde, Emre bir adım geri çekildi ve bana dönerek, “İyi geceler, Güneş,” dedi, sesindeki sıcaklık her zamanki gibi içimi ısıttı. Ama bu sefer, ben farklı bir şeyler hissettim. İçimde bir şeyler kaynamaya başlamıştı. Bir adım daha atmam gerektiğini düşündüm. Derin bir nefes aldım, tam o sırada Emre’nin gözleri benim gözlerime takıldı ve aramızdaki mesafe bir anda yok oldu. Hızla belimi tuttu, elleri belimde beni nazikçe yakaladı ve bir adım daha yaklaştırdı. “Güneş,” dedi, sesi sakin ama kararlı bir şekilde. “Gerçekten bu akşam seninle vakit geçirmek çok güzeldi.” Bunu dediği an, içimdeki her şey devrim gibi bir hızla değişti. Emre’nin yaklaşmasını engellemeye çalışmadım, ne de olsa aramızda bir şeylerin başladığını hissediyordum. Ve sonra… Yavaşça yanağımdan bir öpücük aldı. Nazik, kısa ama anlamlı bir dokunuştu. O an ne kadar beklemişse, o kadar anlamlıydı. “İyi geceler,” dedi, sesindeki o güven verici tını beni yeniden sarhoş etti. Yavaşça aramızdaki mesafeyi yok etti ve elini belimden çekti. Hafifçe gülümsedim, hem şaşkın, hem de mutlu bir şekilde. “İyi geceler,” diyerek kapıyı hafifçe araladım, “Tekrar görüşmek üzere.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD