Babasının ofisine girdiğimde, her şeyin bittiğini hissetmiştim. O an her şeyin sonu gibi gelmişti, ama bir yandan da içimde bir şeyler kıpırdamaya başlamıştı. Babam kağıtları karıştırırken bana bakmadı bile. Bir bakış, bir kelime bile etmedi. Ama ben o sessizlikte her şeyin daha da karmaşıklaştığını hissettim.
Baba, senin bu kadar soğuk olmanı anlamıyorum. İçimde patlayan bu duyguları sana nasıl anlatabilirim ki?
"Baba, lütfen," dedim, sesim titriyor ve kelimeler zorla çıkıyordu. "Emre'yle evlenmek istemiyorum."
Babam başını bile kaldırmadan, sakin bir şekilde, "Bu senin iyiliğin için, Güneş," dedi. "Emre çok iyi bir adam, geleceğini şekillendirecek biri."
Bununla birlikte, bir an düşündüm. Ne kadar iyi olabilir ki? Benim içimdeki bu savaş ne olacak? Gerçekten bana hiçbir şey sormadan, kendisinin en iyi bildiği şekilde bir hayat dayatması... Her şeyin içi boş bir plandan ibaret olduğunu düşündüm.
"Ben kendi hayatımı yaşamak istiyorum!" dedim, sesimdeki titremeyi gizlemeye çalışarak. "Evlenmek zorunda değilim. Hala üniversitedeyim, daha çok yolum var."
Bir an sustum, babamın bu kadar kararlı olduğunu gördükçe daha da çaresizleşiyordum. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. “Bunu senin için değil, kendin için istiyorum, baba,” dedim. Ama o kadar kalbime dokunmuştu ki, her şeyin biraz daha derinleşeceğini hissediyordum.
Babam bu kadar sessizken, her şeyin kontrolünü kaybettiğimi fark ettim. Ne yapacağım? Bütün bu baskıyı, gözlerindeki kararlılığı kırmak için daha ne kadar dayanabilirim?
Kapıdan çıkarken, içimdeki her duyguyu bir anda birbirine karıştırıp dışarıya doğru saldım. Bir yanda babamın söylediklerinin doğruluğuna inanmak isterken, diğer yanda tamamen farklı bir hayat kurmak istiyordum. Ama ben, bir yanda kaderimi şekillendirecek olan bu adamla tanışmaya zorlanıyordum.
Bir süre yürüdüm. Yağmurda ıslanırken, her şey biraz daha silikleşiyordu. Bunu yapmalı mıyım?
Yavaşça, yavaşça her şeyin nasıl bir şekil alacağına karar vermek zorunda kaldım. Kafamda binlerce düşünce, fakat bir tek kelime dahi edemedim.
Ofisten çıktıktan sonra, içimdeki karmaşık duygularla yürürken yağmur aniden başlamıştı. Bir anda, şiddetini arttırarak beni ıslatmaya başladı. Hızla yürüdüm, ama yağmurun hiç dinmeye niyeti yoktu. İçimdeki düzensiz düşünceler, yağmurun soğukluğuyla birleşince daha da karmaşık hale gelmişti.
Telefonumu cebimden çıkarıp Emre'yi aradım. Bir an tereddüt ettim, ama kararımı verdim. Eğer bu adımı atmazsam, hiçbir şeyin değişmeyeceğini biliyordum.
"Emre," dedim, sesimdeki titremeyi hissettim. "Yanıma gelir misin? Havanın bu kadar kötü olduğunu bilmiyordum... biraz yardıma ihtiyacım var."
Emre'nin cevabı anında geldi, sesinde şaşkın ama samimi bir tını vardı: "Tabii ki, hemen geliyorum."
Yağmurun altında dururken, kısa bir süre sonra Emre'nin arabasını gördüm. Hızla yanına gittim, kapısını açtığında bana doğru gülümsedi. Gözlerimdeki belirsizlikleri fark etmişti, ama o kadar sakin ve kararlıydı ki, içimdeki fırtına bir an olsun durdu.
"Gel, hemen içine geç," dedi, şefkatle.
Araba, ıslak camlardan dışarıyı izlerken sessizdi. Emre, hiç istemediğim kadar samimi ve rahat bir şekilde, bana bir havlu uzattı. "Kendini rahat hisset," dedi, sakin bir sesle. "Beni korkutma, sağlık önemli."
Gözlerimi ona çevirdim, önce biraz çekindim, sonra birden kendimi rahatlamış hissettim. İçimdeki gerginlik, o sakinlik ve güvenle yok olmaya başladı. "Teşekkür ederim," dedim, hafifçe gülümsediğimi fark ederek.
Emre, bir süre sessizce bana baktı ve sonra ciddiyetle, "Seninle ilgili her şeyin farkındayım, Güneş," dedi. "Ama kendini yalnız hissetmene gerek yok. Ben buradayım, her zaman... Bunu sana gösterdim ve sana gerçekten yardımcı olmak istiyorum."
Bir süre hiç konuşmadan, sadece birbirimize baktık. Yağmurun gürültüsü, tüm diğer sesleri boğuyordu. Ama Emre'nin içindeki sıcaklık ve samimiyet, beni her şeyden daha çok sarıp sarmalıyordu. Bu kadar kısa bir zaman içinde, bana gösterdiği bu ilgi beni tamamen etkisi altına almıştı.
Sonunda, derin bir nefes aldım ve onunla göz göze geldim. "Gerçekten çok teşekkür ederim," dedim. "Hadi gidelim."
Emre’nin gözlerinde bir güven vardı. Bunu hissettiğimde, içimdeki endişeler biraz olsun azalmıştı. Bir şeyler değişiyordu, adım atmanın zor olduğunu biliyordum ama belki de Emre ile bu yolculuğa devam etmek, doğru bir karardı.
Ve o an, her şeyden biraz daha netleşti... Yağmur, belki de bir temizlenme işaretiydi. Zihnimdeki karışıklık yavaşça silinmeye başlamıştı.
Emre'nin arabası, şehri geçip sessizce ilerlerken, içimdeki huzursuzluk biraz daha azalmıştı. Yağmurun hızla dinmesiyle birlikte, şehir ışıkları gecenin karanlığında daha bir parlak görünüyordu. Ama ben, sadece Emre’nin yanında olmaktan biraz daha rahatlamıştım. O sakin tavırları, bana güven vermişti. İkimiz de bir süre sessiz kaldık.
Emre, arada bir bakışlarını benden kaçırmadan yavaşça konuştu. "Güneş, seni anlıyorum. Hiç kolay değil, bunu kabul ediyorum. Ama şunu unutma; her şeyin üstesinden birlikte geliriz."
Gözlerim doldu, ama ağlamadım. Bunu hissettiren tek şey, onun içtenliği ve anlayışıydı. “Teşekkür ederim,” diyebildim sadece. Şu an yaşadığım kafa karışıklığı, duygusal fırtınam bir anda durulmuştu. Emre’nin yanında, doğru hisleri duyuyordum.
Arabadan indiğimizde, yağmurun tamamen kesildiğini gördüm. Gökyüzü hâlâ kararmıştı, ama bulutlar dağılmaya başlamıştı. Emre, bana yardımcı olmak için hemen yaklaştı. Beni bir kez daha gözleriyle tarayarak, "Hadi, seni içeri alalım," dedi. "Burada, senin için her şeyimle varım. Gerçekten."
Bir an durakladım, sonra onunla birlikte eve doğru adım attım. İçerisi sıcak ve huzurluydu. Emre, bana yardımcı olmak için fazlasıyla çaba gösteriyordu ve ben de ona güveniyordum. Kafamdaki karışıklığı bir kenara bırakıp, bu anı içimdeki belirsizlikleri azaltmak için bir fırsat olarak görmeye karar verdim. Her şeyin bir şekilde düzene gireceğini düşünmeye başladım.
İçeri girdik, kapı kapanırken Emre derin bir nefes aldı. “İçeri geçip biraz rahatla, sonra birlikte konuşuruz,” dedi.
O sırada, “Bu kadar teşekkür etmeme gerek yok, değil mi?” dedim gülümseyerek.
Emre’nin gözleri parladı, sanki gerçekten ne kadar değerli olduğumu hissettiriyordu. “Hayır, çok fazla… Çünkü sen hak ediyorsun. Seninle olmak, gerçekten doğru olanı yapmak, benim için her şeyden daha değerli.”
Sözleri içimde farklı bir sıcaklık bıraktı. Belki de gerçekten bir şansı hak ediyordum. Birlikte yola çıkmak, belki de en doğru karar olacaktı. Ve kim bilir, belki de bu karşılaşma, hayatımda yeni bir başlangıç olurdu.
Emre’nin evinde birkaç dakika boyunca sessiz kaldık. Gözlerim, odadaki her detayı incelemeye başladı. İçimdeki karışıklığı dindirmek için her türlü dış faktöre odaklanıyordum. Emre ise, sakin ama derin bir nefes aldı. Sonunda, bana bakarak konuşmaya başladı:
“Babam, başta bana da çok baskı yaptı. Hedefim belliydi: Her şey kontrol altında olmalıydı. Ama seni gördüğümde, her şey değişti. O an… bir şeyler hissedim. Hani, çok şey planlasan da, bazen plansız anlar sana en iyi yolu gösteriyor ya, işte tam öyle oldu.” Emre’nin sesi yavaş, ama kararlıydı. “Seninle tanıştıktan sonra, sadece hayatımı değil, geleceğimi de tekrar şekillendirmek istedim. Sana gerçekten şans vermek istiyorum, çünkü seninle bir şeyler hissediyorum.”
Sözlerinin her biri içimi daha da rahatlatıyordu. Emre’nin bu kadar içten ve düşünceli olması, aslında bana doğru yolu bulmamda yardımcı oluyordu. Her şey o kadar karmaşık ve zorlayıcıydı ki, ama belki de ilk kez birinin gerçekten bana değer verdiğini hissediyordum.
Bir an gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Ardından, gözlerimi Emre’ye doğru çevirdim ve hafifçe gülümsedim. "Teşekkür ederim, Emre. Gerçekten... İçimi dökebileceğim biri olduğunuzu düşündüm."
Emre gülümsedi, ama bir süre sessiz kaldı. Gözlerinde bir anlam vardı, belki de bana daha yakın birini bulduğuna dair bir güven. Ama ben hala kafamdaki sorularla boğuluyordum. Fakat, o an Emre’nin bana duyduğu güveni, sözlerinin içindeki samimiyeti görüyordum.
Kısa bir sessizlikten sonra, aklımdan bir şeyler geçti. Belki de bu geceyi bir şans olarak görebilirdim. İyi ya da kötü, her şey bir şekilde yoluna girebilirdi. Emre’nin bana duyduğu ilgi, umurumda olmamalıydı. Belki de artık, benim de bir şeylere cesaret etmem gerekirdi.
Emre’nin söyledikleri beni derinden etkiledi, ama bir yandan kafamda başka düşünceler de yankı buluyordu. Gözlerimi Emre’nin üzerinde gezdirirken, onun fiziksel görüntüsüne dikkat etmeye başladım. Uzun boylu, ince yapılı bir adam değildi ama güçlü bir duruşu vardı. Kendine güvenen bir havası vardı. Sadece fiziksel değil, ruhsal olarak da derinliği vardı, bu da onun beni etkileyen yönlerinden biriydi.
O kadar da sıradan bir adam değildi. Yüzü, gülümsemesi, mimikleri… Hepsi beni cezbetmeye başlamıştı. Kendine has bir tarzı vardı; her hareketiyle bir şeyler anlatıyordu. Kısa, kahverengi saçları, derin kahverengi gözleri, tam olarak aradığım türden bir çekiciliğe sahipti. Giydiği kıyafetler her zaman doğru seçilmişti; bir yanda ciddi, bir yanda rahat. Onu her gördüğümde, onunla daha fazla vakit geçirmek istiyordum. Ama bir yandan da, buna bir anlam yüklememek gerektiğini biliyordum.
Bu düşünceler, kafamı karıştırıyordu. Emre’yi yakından görmek, bana onun içindeki zayıf ve güçlü yönlerini görme fırsatı vermişti. Başarılı ve kendinden emin bir adamdı ama bu özgüvenin ardında ne vardı? O kadar basit bir adam değildi. Yüzünde taşıdığı hafif ciddi ifade ve bazen bir anda parlayan o yumuşak gülümseme, gerçekten derinlik taşıyan bir kişiliğe sahip olduğunu düşündürüyordu.
Bir yanda ona karşı içimde büyüyen bir ilgi, bir yanda ise geçmişin izleri... İçimdeki karmaşa büyüyordu. Ama bir şey kesindi: O, bana hayatımda fark yaratabilecek bir insandı. Ama buna nasıl yaklaşacağımı bilmiyordum.
O an kendimi, bir bilinmeze doğru adım atmaya hazırlanan bir insan gibi hissediyordum. Bu kadar zamandır duygusal olarak sessiz kalmışken, şimdi duygularımın karşısında savunmasız kalmıştım. Emre bana olan ilgisini net bir şekilde belirtti, ama ben ona nasıl karşılık vereceğimi bilmiyordum. Gözlerim tekrar ona odaklandığında, sesimi biraz titrek bir şekilde çıkardım:
“Emre, seninle daha fazla vakit geçirmeyi gerçekten istiyorum,” dedim, bu kez içimden gelen hislere kulak vererek.
Emre, gülümseyerek başını salladı ve "Bunu duyduğuma sevindim, Güneş. Çünkü ben de aynı şeyi hissediyorum." dedi. O anda, sanki bütün dünyayı sadece ikimiz bir arada, bu sessiz anlayışla paylaşan iki insan gibi hissettim.
Ama kafamdaki sorular, hala yankı yapıyordu. Onunla olan bu rahatlık, bu samimiyet gerçekten beni etkiliyordu. Bir yanda hayatımı şekillendirmek isteyen babam, diğer yanda ise beni doğru şekilde anlamak isteyen Emre… Bu, hayatta yaşamak istediğim bir şeydi, ama bu kadar karışık bir durumda olmak ne kadar doğruydu?
Ona karşı ne hissettiğimi tam olarak kestiremiyordum, ama kesin olan bir şey vardı: Emre ile yeni bir yolun başlangıcındaydım.