Doğal Afet

3424 Words
Esra odasının kapısını hızla çaptı. Yok! Yok, bu bir hayaldi yani bir gün daha nasıl kötü olabilirdi ki! Önce holding şimdi ise ev! O mutfak neydi öyle yerler su içinde her yer duman, is ve yanık kokusu! Hele o tezgâh! Sanki tencere de yanmıştı, zaten Melis’in girdiği mutfak iyi durumda olmazdı ki! Bu kıza yemek yapmak mahkeme kararı ile yasaklanması gerekiyordu. Ahh! Ya ev temizliği? Geçtiğimiz aylarda Melis hanım tuvalet ve banyoyu temizlerken hastanelik olmuştu! Tuz ruhu ve çamaşır suyunu bir insan nasıl bir arada kullanırdı ki! Hiç mi okumazdı bu kız üstündeki uyarı yazısını? Ya sirkeyle koltuk silme macerası! Bütün ev 3 gün boyunca sirke kokmuştu! Koltukları yıkamaya verdiklerinde 2 katı maliyetli olmuştu da adamlar resmen dalga geçerek “abla çok uğraştınız mı koltuklarınızı bu hale getirmek için demişti” ama Melis’te bahane de hazırdı. Neymiş kimyasal olmayan temizleyici! Hem ucuz hem hijyenik mikropları öldürüyormuş! Nerden öğreniyordu bu kız bunları! Ya geçen yıl çöpe attıkları güzelim el dokuması halılara ne demeli çamaşır suyu ve Arap sabununu karıştırıp silmişti ve o capcanlı renkler birbirine girmiş ortaya eciş bücüş bir halı deseni çıkmıştı! “Tamam, sakin ol Esra o senin çocukluk arkadaşın, bu kadar büyütme, halı gitti koltuklar iki katı maliyetle geri döndü, bir gecen hastanede geçti. Tencere, tavalar, ahh 9 yılda 8 fırın ama biri benim hatamdı. Ütüler, mahvolan kıyafetler. Sayma unut! En iyisi duş! Evet, su sakinleştirir.” genç kadın odasına girmiş kendi kendine konuşuyor ve sakinleşme seansları yapıyordu. Esra odasında Melis’in yaptıklarını saydırırken Melis yakalanmanın verdiği suçluluk pişmanlık ve utançla mutfağı temizlemeye koyulmuştu. Daha doğrusu eline geçirdi tüm yanık kırık ve mahvolmuş mutfak eşyalarını atmaya başlamıştı bile en iyi temizlik geçmişin izlerini yok etmekti. Oda öyle yapıyordu, her şeyi atmış mutfağı toparlamıştı yerleri ise sadece suyla silmişti. Yine bir hata yapıp Esra’yı hepten delirtmenin alemi yoktu. Tüm camları açmış ve evin havalanmasını da sağlamıştı. Ama Esra hala ortalarda yoktu. Melis’te üzgündü sadece ona sürpriz yapmak istemişti her zaman arkadaşı ona yemek hazırlar tüm işi o yapardı. Kendini yetersiz hissediyordu Esra’ya karşı. Mahcup bir ifadeyle Esra’nın odasına gitti kapıyı tıklattı ama ses gelmedi. Kafasını içeri uzattı arkadaşı görünürde yoktu. Banyoda diye düşünüp banyonun kapısına gitti ve tıklattı, yine ses yoktu. Melis’in içini bir korku sardı. Acaba mutfağı o halde görmek onda şok etkisi yarattı ve bayıldı mı? Ya da daha kötüsü Melis’ten kurtulamama düşüncesi galip gelip intihar mı etti? Yok, canım o imkânsız işte! Esra nelere göğüs germiş ne badireler atlatmıştı. Melis’i mi kaldıramayacaktı? Ya düşüp başını vurduysa! Ya küvette uyuduysa! Ya suda boğulursa! Kendi kendine felaket senaryoları yazmaya başlayan Melis iyice gaza gelip hışımla banyoya girdi ve o hızla Esra’ya çarptı. Ama ellerinin olduğu yer biraz yumuşak mıydı ne? Evet, oldukça yumuşak iki tepecik! Ve bir gümbürtüyle ikili yere düştü Melis ise bornozla kaplı o tepeciklerin üstüne! Yumuşak iniş diye buna derler! ‘’Bu kokuyu bir yerden tanıyorum’’ dedi içten içe! Egzotik çiçek kokusu olan harika duş jeli! Başını kaldırınca bir çift öfkeli kırmızı göz gördü Melis. Daha önce söylemiş miydim? Esra’nın gözleri çikolata kahvedir. Ama siz birde kızınca görün adeta kırmızı görmüş boğa gibi olur hele o iri gözler iyice pörtleyince! Melis şirince sırıtıp; “Düştün bayıldın sandım! Ya da uyudun! Ya da öldün. Tamam, sonuncuyu intihar eylemi olarak düşünmüştüm ama %0,0001 ihtimaldi zaten! Ciddiye alma!” Diyerek Melis hem şirince durumu açıklamaya hem de yavaşça banyodan kaçmaya çalışıyordu. “Kaç Melis kaç! Sence nereye gidebilirsin? En fazla odana! Peki! Git hadi! Nasılsa o odadan çıkacaksın! Ben o zaman sana sadece bunun hesabını değil son 8 yılın faturasını çıkarmayacak mıyım?” Esra öfkeyle ardından gidiyor bir yandan da Melis’i köşeye sıkıştırmaya çalışıyordu. “Ama isteyerek olmadı ki Esra! “ genç kadın masum bir yüz ifadesiyle ekledi. “Hangisi? Mutfağı o hale getirmek mi? Beni banyoda öldürmeye çalışmak mı? Yoksa son 8 yıldır kendine, bana ve bütçemize verdiğin akıl almaz zararlar mı? “Esra almış gazını saymaya devam ediyordu. Neler çekmişti bu ayaklı felaketten. Tamam aslında Melis’i her türlü seviyordu bu şapşal hallerini bile ama genç kadının arada bu şekilde çileden çıktığı da oluyordu “Son 8 yılı niye karıştırıyorsun ki? Geçmişte geçmiş de kaldı değil mi ama canım!” Geri geri giderken Esra’nın yatak odasının kapısına yaslanmıştı Melis! ‘Hayy benim elimin ayarına! Niye kapıyı kapatırım ki! Bu kapının kolu neredeydi ya ‘ içten içe söylenirken Esra’nın dolan gözleri ve kirpiklerinden süzülen bir damla yaşla olduğu yerde kalmıştı Melis. “Özür dilerim Esra mutfağı o hale getirmek istemedim. Sana zarar vermeyi de! Gerçekten senin için endişelenmiştim. O yüzden daldım banyoya öyle. Sana fırında makarna yapmak istemiştim. Hep sen benim için bir şeyler hazırlıyorsun benden daha yorgun olmana rağmen. Kendimi yetersiz ve yeteneksiz görüyorum ki zaten öyleyim. Mutfakta kasırga etkisi, temizlikte bir tsunamiyim. Hangi işe el atsam elimde kalıyor ve sen hep arkamı toplayan tarafsın. Özür dilerim. Ne olur ağlama! “Melis arkadaşının gözyaşlarıyla oda bir yandan ağlıyor bir yandan da kusurlarını sayarak özürler diliyordu. Melis konuştukça Esra’nın sessiz gözyaşları hıçkırığa dönüşmüştü artık. Sinirleri boşalmıştı genç kadının. Özellikle bugün olanlar genç kadın için bombanın pimini çekmişti. Aslında bu gece olanlar onların nerdeyse aylık rutiniydi o kadar büyütülecek bir şey değildi. Ama dolmuştu artık Esra! Günlerin, haftaların, ayların hatta yılların verdiği o birikimlerle dolmuştu! İçine at at nereye kadar! Melis'in kollarına bıraktı kendini hıçkırıkları haykırışlara dönüştü. Taa ki acısını zehrini akıtana kadar ağladı ağladı. Melis anlamıştı artık bu sadece bu gecelik bir şey değildi. Aklı yıllar öncesine gitmişti. En son 9 yıl önce bu kadar ağlamıştı dostu. En zor günüydü. ‘Ben artık bu şehirde kalmam, kalamam’ dediği gündü o gün. Öylede oldu. Önce bir süre Almanya’ya halasının yanına gitmiş ardından da İstanbul’a Melis’in yanına gelmişti. O gün bugün de birlikteydiler iki dost. “Anlat, dedi Melis. “Kim sana ne dedi ne oldu? Sen en son 9 yıl önce böyle dağılmıştın hadi söyle ne oldu? “Ardı ardına sorularını sıraladı genç kadın biliyordu ki bugün her ne olduysa bu kadının zincirlerini kırmıştı. “Bütün holding Günlerdir dedikodumu yapıyorlarmış. 10 yıl önce evli olduğumu öğrenmişler. Neler söylediklerini bir duysan Melis! Ne ahlaksızlığım kaldı ne şirretliğim! Herkes kafasından bir senaryo yazıp ona inanıyor! Ne yapacağım ben? Masumiyetimi nasıl kanıtlayacağım? Her şey onun ve ailesinin suçu, aile şerefiymiş! Keşke babamı dinleseydim aptal gibi ‘evet’ dedim. ''Arkandayım hiçbir şey olmaz korkma kızım'' demişti ama ben ne yaptım? Ailemin adına leke gelir lafına inanıp evet dedim hem de daha 2 ay tanıdığım birine! Sadece o zaman değil, şimdi bile geçmişin acısını çekiyorum Melis!” Esra o hırsla içinde ne varsa saydırmıştı. Ama biliyordu ki bu olayda suç diye bir şey yoktu. Tam tersi herkes mağdur herkes masumdu. Ama kader bazen böyle oyunlar da oynuyordu. Melis dinledi. Biliyordu ki arkadaşı öyle biri değildi. Her şeyin tanığıydı. Herkesin senaryosunu yazdığı o günlerin en büyük şahidiydi. Esra'nın o acı günlerindeki en büyük destekçisiydi. “O konuşanların saçlarından sürüyüp kafalarını duvarlara çarpmadın mı yani? Ben orada olacaktım ki o kıskanç cadıların saçlarından kıvılcım çıkartana kadar masa temizliği yapmaz mıydım? Terbiyesizler! Tanıyamamışlar mı seni hala! İnsan mı onlar bee!” bir hışımla ekledi genç kadın. Melis'in sesi resmen evde yankılanıyordu. O saate kadar ağlayan Esra ise Melis'in sözleriyle gülmeye başladı. Arkadaşı gerçekten de o dedikoducuların saçlarından ateş çıkarırdı. Gece boyunca kâh ağlayıp kâh güldüler. Ve o yorgunlukla ikili ne ara uyuduklarını bile bilememişlerdi. Sabah erkenden her iki arkadaşta işlerine doğru yola çıktılar. Esra günü nasıl atlatacağını düşünürken Melis ise Esra'nın işyerinde yapacağı katliamları düşünüyordu. Esra holdingden içeri girmiş asansörün gelmesini bekliyordu. Ortamda yine bir hareketlilik vardı. Her şeyi kendi üzerine yorduğu için fazla üstünde durmadı. Uğraşamayacaktı bu dedikoducularla. Arkadaşının dediği gibi konuşur konuşur susarlardı. Asansöre ilk bindiği için en arkaya geçmişti. Sevim ile Şule'nin de bindiğini görünce yüzünü buruşturdu. Artık bu ikiliye karşı hiçbir iyi niyeti kalmamıştı genç kadının. Onları görmek bile Esra'ya iyi gelmiyordu. “Şule yeni ortağın kim olduğunu bilmiyor musun gerçekten? Enişten bir şey söylemedi mi? “ Sevim merakla sordu. Bugünün konusu şirketin yeni ortağıydı. “Off Sevim! Ne bileyim. Daha bugün şirkete gelecekmiş. Söylediklerine göre çok genç ve yakışıklıymış. Üstelik oldukça başarılıymış. Yeni bir şirket açılıyor sonuçta ona güvenerek. Keza Murat Bey başarısız olacağı bir işe asla girmez. Ama beni asıl şaşırtan kendi başına da iş alabilmesi yani tamamen bize bağımlı olmayacak. Kısmi ortaklık. Demek ki Murat Bey çok güveniyor bu adama. “ Şule bir şey bilmediğini söylemişti ama saydıklarını da değme insan bilmiyordu. Bu kızın haber kanalları da epey sağlamdı. Sevim heyecanla “Ayy merak ettim şu yeni ortağı yaa! Gelse de bir tanışsak kim bilir yeni bir aşk doğar baksana adam bekârmış.” ekledi. Aklında birbirinden farklı düşüncelerle! “Yaa kesin o aşkta sana doğar değil mi? “Şule içten içe kızmaya başlamıştı Sevim’e. Asansör inecekleri kata gelmiş herkes ofislerinin yolunu tutmuştu. Esra duyduklarıyla hem şaşırmış hem de şirketin yeni bir dedikodu malzemesi bulmasına sevinmişti. Bu ilgiyi kendi üzerinden çekmeye yeterdi. Esra odasına geçmiş işlerinin yoğunluğuyla öğleden sonraya kadar hiçbir yere çıkamamıştı. Saat 3 gibi biraz rahatlayınca hem Zeynep'i görmek için hem de Murat beye son 1 haftanın raporlarını vermek için üst yönetim katına çıkmıştı. 10 katlı binanın son katında, Murat beyin ofisi dışında, büyük toplantı, salonu hukuk ofisi, arşiv ve 2 ofis daha vardı. Ofislerden birisi Mehmet beyin diğeri ise önemli misafirlerin ağırlandığı görüşme odası olarak kullanılıyordu. Esra asansörden indiğinde etrafta koşuşturan insanları görünce, Zeynep'e ''neler oluyor'' bakışıyla yaklaşmıştı. “Hayırdır Zeynep abla neler oluyor böyle? Tadilat mı var?” Esra içerideki inşaat malzemelerini ve işçi tulumlu insanları görünce sormuştu “Duydun mu bilmiyorum ama uzun süredir AR-GE çalışmaları yaptığımız İnşaat sektörüne yeni bir ortakla giriyoruz. Bu sabah imzalar atıldı. Şimdi de yeni ortağın ofisi hazırlanıyor. “Zeynep arkadaşını onaylayarak durumu açıkladı. “Hayırlı olsun ne deyim. Sonuçta uzun süredir planlanan bir şeydi. Tabi benim artan iş yükümü söylememe gerek görmüyorum bile! “Esra daha önce Murat beyle konuşmuştu. Esra'nın sözleri iki kadını da gülümsetmişti. “Murat Bey için geldiysen yeni ortağıyla 1 saat önce çıktılar. Artık gelmez. İstersen ben odasına bırakayım ne dersin? “Dedi. Esra'nın elinde ki dosyayı göstererek. “Tamam. Zaten bir şey olursa beni ararsınız. “Dosyaları arkadaşına vermişti bile genç kadın. “Emin olabilirsin. Malum bu aralar şirketin gözdesisin. Aranılan ve konuşulan kadın Esra Güven! “Zeynep şakayla karışık takılmıştı arkadaşına. Zeynep'in sözleriyle iki arkadaşta gülmeye başlamıştı. Zeynep arkadaşının biraz rahatlamasını istiyordu. Başarmıştı da. İki kadın gülüşürken şirketin telefonu çaldı. Arayan Murat beydi. “Buyurun Murat Bey! “Zeynep resmi bir sesle cevap verdi. “Zeynep, yarın saat 11'e toplantı ayarla! Tüm yetkili müdür ve genel müdürler bu toplantıya katılacak. Yeni ortağımızı takdim edeceğiz. Ve kendisiyle çalışacak birimleri belirleyeceğiz. “Patronu talimatları sıralarken genç kadın notlarını aldı. “Peki efendim! Murat bey, Esra Hanım burada, geçtiğimiz haftanın raporlarını getirmiş. Odanıza bırakıyorum.” Zeynep raporları da söyleyerek yükü üzerinden atmıştı. “Tamam Zeynep. Bugün Emir Ali beyin ofisinin işleri bitmiş olsun. Yarın kişisel eşyaları gelecek. Bir sorun yaşasın istemiyorum." Murat Bey son sözlerini söylemişti. “Merak etmeyin efendim. Akşama her şey bitmiş olur." Zeynep patronuna bilgi vererek telefonu kapattı. Zeynep, Esra'ya toplantıyı söyleyip diğer yetkililere bildirmek için işinin başına dönerken, Esra'da arkadaşının yanından yeni iş yükü müjdesiyle ayrılmıştı. Melis 12/A sınıfına girerken yine tedirgindi. Sınıfın en sorunlu öğrencisi Cem dersini yine sabote edecek, Melis'in tüm sabır sınırlarını zorlayacaktı. 2 yıldır bu Melis'in rutini haline gelmişti. Cem bu yılın başında başka bir okuldan transfer olmuştu ve sınıf arkadaşlarından 2 yaş büyüktü. Müdür özel bir öğrenci olduğunu mezuniyetine kadar idare edilmesini özellikle söylemişti. biraz daha kurcalayınca aynı yıl içinde ailesini kaybetmiş ve ablasının yanına taşınmak zorunda kalmıştı. ayrıca nüdürün dediğine göre ablası ile de pek anlaşamıyordu. Ama Melis için artık idare etmek zor olmaya başlamıştı. Öğrencilerin yanında onu küçümsemesi, hakaret içerikli sözleri, hatta bazen tacize varacak imaları Melis'e gerçekten zor anlar yaşatıyordu. Sınıfın kapısına geldiğinde derin bir nefes alarak kapıyı açtı. Melis için sinir harbi başlamıştı. “İyi günler arkadaşlar! Gördüğüm kadarıyla sınıf mevcudiyetimiz tam. İlk önce geçtiğimiz haftanın sınav sonuçlarını açıklayacağım. Ama önce söylemek istediğim birkaç şey var. Bu sınavda ne yazık ki çoğu arkadaşınız çok düşük not aldı. Hepiniz son sınıf olduğu için, dershaneye, özel derslere ve üniversite sınavlarına yoğunlaştığınızı biliyorum. Ancak bu size derslerinizi asma ve sınavlarınıza gelişigüzel çalışma hakkı vermez. Unutmayın! Üniversiteye gidebilmek için önce MEZUN olmanız gerek. “Melis dersin sonunda bu konuşmayı yapmak zorunda kalmıştı. Dersleri kötüydü öğrencilerinin. Hele ki bazıları sınıfı hepten aşağı çekti. “Bla bla bla! Hocam çok konuşmasanız da notları söyleseniz! Son günlerde bütün hocalardan aynı nutuğu dinliyoruz. “Evet! İşte başlamıştı. Cem Paşaoğlu, Melis Sepetçi savaşı! “Doğrudur Cem! Ben dâhil tüm hocalarınızdan bu NUTUK siz mezun olana kadar devam edecek! Çok şikâyetçiyseniz sınavlardan 45 yerine, 80-90 al ve bende dâhil tüm hocalarını sustur. Aynı sözler sizler içinde geçerli! Ne yazık ki bu sınavda sınıfımızın not ortalaması 45! Bu şekilde devam ederseniz yılsonunda pek çoğunuzun sınıf tekrarı yapacağını garanti ederim! “Melis sinirlenmişti! İlk kez öğrencilerine bu kadar sert konuşmuştu. Sebep belki Cem'in çıkışı gibi görünebilirdi. Ama asıl sebebi öğrencilerinin durumları kötüydü. Bu şekilde değil Üniversite, mezuniyetleri bile tehlikedeydi. İki arkadaşta günü stres ve yoğun tempo ile bitirmişlerdi. Akşam eve ilk önce Esra girmiş yemeği hazırlamıştı. Melis kapıdan girdiğinde Esra da masayı hazırlıyordu. “Ooo ziyafet mi var yoksa? “Melis mutfağa neşeyle girmişti. “Bu akşam senin sevdiğin yemekleri yaptım. Hem özür hem teşekkür mahiyetinde! “Esra mahcupça eklemişti. Dün akşam biraz üzmüştü arkadaşını. “ Wuhuu Esra! O halde beni sık sık üzebilir, canımı yakabilir üzerimde fiziksel ve psikolojik şiddet uygulayabilirsin canım!” Melis bu yemekler için Çin işkencesine bile katlanırdı. “Tabi sorun değil. Yalnız beni spor salonlarına diyet yemeklerine mahkûm etmemek şartıyla! “Esra’da bundan şikayetçiydi. Melis ne zaman kilo alsa spor salonuna yazılırken Esra’yı da yazdırıyordu. “Hah! Spor yapmak sağlık için! Arada vücudu detoksla dinlendirmek gerekli canım biliyorsun. “Yine üste çıkmayı başarmanın verdiği hazla arkadaşına öpücük atarak mutfaktan çıktı. “Ya ya! Bilmez miyim özellikle senin göbek ve kalçalarda yağ birikmeye başlayınca ortaya çıkıyor sağlıklı yaşam isteklerin. “Genç kadın mutfaktan çıkan Melis’in ardından hala söyleniyordu. Melis arkadaşının sözlerini duymuş ve omuz silkerek odasına girip üzerini değiştirmeye başlamıştı bile. Esra’nın bu konuda haklı olduğunu biliyordu. Melis kolay kilo alıp-veren bir vücut yapısına sahipti. Ama Esra da o güzel yemekleriyle hiç yardımcı olmuyordu. Melis odadan çıkıp salona girmiş ve masanın başında yemeklere bakarak iç çekiyordu. Kesinlikle az yemesi mümkün değildi bu akşam. Yayla çorbası, fırında tavuk, pilav, cacık. Üstelik gelirken aldığı kaymaklı ekmek kadayıfı da cabası. Melis kıkırdadı, kilolar gümbür gümbür geliyordu. Nasılsa bunların acısı Esra'dan çıkacaktı. Spor salonu üyeliğini ay sonunda yeniletmesi gerekiyordu ve Esra'da yeni dönemde ona eşlik edecekti. “Yemeklere bakacağına masaya oturup başla istersen Melis! Ayrıca o yüzündeki sinsi sırıtışı da sil. Beni korkutuyorsun. “Esra yan yan bakarak söylendi. “Tamam, tamam oturdum. Çorbadan bol koy ekmeksiz yicem! Of tavuk, pilav ikilisi var. Kaymaklı ekmek kadayıfı da harika görünüyor. Seni çok sevdiğimi biliyorsun değil mi Esra’cım?” dudaklarını şapırdatarak söylemişti Melis bu sözleri. “Bilmez miyim? Her yemek ve temizlik sonrası sevgin daha bir aşka gelip artıyor! “Diyerek genç kadın arkadaşına gülmüştü. “Gülme ya! Ne yapayım beceremiyorum işte! Herkes senin gibi mükemmel olamıyor işte! “Melis alınganca ekledi. Bu onun en büyük yarasıydı ne yapsındı. “Kim mükemmel ben mi? Şaka yapıyorsun galiba! Dün akşamı unutma Melis! Sen olmasan kesin depresyona girmiş evden dışarı çıkmayan sürekli kendine acıyıp ağlayıp sızlayan biri olmuştum. İşte herkesin yeteneği farklı. Senin olaylar karşısındaki pozitif tutumun ve motivasyonun bende yok! Ben yemek ve temizlikte iyiysem sende örgü ve el becerilerinde harikasın. “Evet, doğru duydunuz! Melis'in gizli yeteneği örgü ve birbirinden değişik tasarımlarıydı. Yaptığı kazak, hırka, yelek hatta etekler tam bir şaheserdi. En basit modeldeki dümdüz bir örgüyü bile birkaç küçük aksesuarla muhteşem bir tasarıma dönüştürebiliyordu. Yaptığı takılar eşsiz, ev aksesuarları kullanışlı ve gösterişli oluyordu. Ve bu konuda tam bir yeteneksizlik abidesi olan Esra için bunlar mucize gibiydi. “Aaa evet! Ayrıca senden daha iyi araba kullanıyorum da değil mi?” Melis neşeyle ekledi. Ah ah hiç mütevazi olamayacaktı bak bu konuda. “Hah! Şuna bak bende güzel araba kullanıyorum bir kere! Tek sorun erkeklerin hız sevdası! Ben kurallara uyan dikkatli bir sürücüyüm. Hem yavaş gitmek kötü değil ki! “Esra hemen savunmaya geçmişti ama yetersiz kaldığını kabul etmek zorundaydı. “Evet, yavaş gitmek kötü değil! Ama şehir trafiğinde ve sol şeritte 40-50 ile gitmek kötü canım! Bu konuda çok ciddiyim Esra bari sağ şeride geç. Kaç kez kaza yaptın. Allah'tan ciddi kazalar değildi. Çalıştığın tamir parasına gidiyor resmen. “Esra konudan sıkılmıştı. Melis fırsatı bulmuş vurun abalıya misali hep de onu eleştiriyordu. “Tamam, sende başlama abim gibi. Bak ne dicem hafta sonu abimlere gidelim mi? Kaç zamandır görmüyoruz. Ne dersin? “Diyerek abisinden bahsederek konuyu da değiştirmiş oldu. “Olur valla! Mine'ye söyleyelim pasta- börekleri hazırlasın. “Melis’in gözünden çıkan kalpler Esra’yı korkutmuştu doğrusu. Daha sonra konu işlerden açılmış Melis öğrencilerinden veryansın etmişti. Nasıl da yoruyorlardı onu ahh ahh hele o Cem! Bu çocukla ne yapacaktı? Kendi derslerinin kötü olduğu yetmiyordu sınıfı da aşağı çekiyordu. Onun yüzünden kaç öğrencisi bu sınavlarda kötü not almıştı. Esra ise şirketteki yeni ortaklıktan bahsederek, yakında eşyalarının geleceğini söylemişti. “Hadi yaa! Hani olmayacak gibi inşaat işi diyordun. Murat bey bulamamıştı ortak? “Melis biraz ilgilenmişti bu yeni ortaklık işiyle. “Ne bileyim bulmuş işte! İlk duyduğumda bende şaşırdım. Murat beyi ikna edebildiğine göre bayağı yetenekli biri olmalı. Yarın tanışacağız bakalım. “Esra umursamazca cevap verdi ama aklıda yarın ki görüşmede kalmıştı doğrusu. Sonuçta bu yeni ortakla çalışacaklardan birisi de kendisi olacaktı. “Hadi hayırlısı! Yeni patron belki uğurlu gelir. “Melis heyecanla söyledi nedense içi kıpır kıpırdı. Esra kaşlarını soru sorar gibi kaldırınca da ekledi “Yeni patron + çok iş = fazla maaş! Birde yeni personel gelecektir. Mimarlar, mühendisler, bulursun artık şöyle yakışıklı bir koca adayı belli mi olur? “ Melis ışıl ışıl gözlerle baktı Esra’ya. “ Meliiiss! Başlatma şimdi senin koca adaylarından sen niye bulmuyorsun bir tane? “Esra anında sesini yükseltmişti. Melis ise bu çıkıştan ürkerek; “Eee... Şeyy... Hafta sonu abine gidiyorduk değil mi?” Melis mırlarcasına dedi. “Kaç, kaç! Neyse ben arıyorum abimi şimdi. Ama bir daha bu konuyu açma! “Şakasına bile tahammülü yoktu Esra’nın “Pekâlâ! Açmam...” Melis eliyle ağzına fermuar çekiyormuş gibi yaptıktan sonra tabağını alarak mutfağa gitti. Bugün Melis yorulmuştu ve biliyordu ki Esra da en az onun kadar yorgundu. Masayı toplamaya yardım etti. Esra bulaşıkları yıkarken, Melis çayı hazırladı. İki arkadaş çaylarını içip biraz televizyon izleyerek geçirdikleri akşamlarını birbirlerine '' İyi geceler'' dileyerek sonlandırdı. Yarınların ne getireceğini kim bilebilirdi ki! Esra içinde, Melis içinde, yeni gün yepyeni sürprizlerle geliyordu. İyi veya kötü! Bunu ancak zaman gösterecekti. Yeni gün başlamıştı yeni ortak ve yeni iş yükü ile beraber. Ortak projelerin halkla ilişkilerini Esra’nın yürüteceği kesindi belki holding içi proje tanıtımları da buna dahil edilirdi. Şirket kapısından içeri girdiğinde gördüğü manzara tam bir kaostu. Başbakan ya da cumhurbaşkanını ortak aldılar da Esra mı bilmiyordu yoksa? Kadınlar en şık en güzel hallerinde, erkekler iki dirhem bir çekirdek giyinmiş ortalığı bir telaş kaplamış gidiyordu. Esra bir yanından geçen Arzu’ya baktı birde kendine! Arzu bugün olabildiğine şıktı! Esra ise, bildiğiniz Esra işte siyah takım elbisesi, beyaz ipek gömleği, siyah çerçeveli gözlüğü ve at kuyruğu yaptığı saçlarıyla her zaman ki Esra! Asansörün önündeki Şule- Sevim ikilisi değil miydi? Yok artık! Ünlü modacılar yeni kreasyonun podyumunu Şah Holding binasına mı kurmuş diye etrafına bir bakındı Esra ama yok yani bildiğin holding binasıydı. Ama bu kadınlara ne oluyordu böyle hayır elbise etek anlardı Esra ama süper miniler olabildiğine göz alıcı makyajlar ve yok artık, sabah sabah kuaföre mi gidilirdi yaa! Asansörle ofisinin olduğu kata gelmiş odasına doğru gidiyordu. Ama burada ki manzaranın da aşağıdan bir farkı yoktu! Odasına girip işe odaklanmaya karar verdi yoksa bugün geçmezdi. Saat 11 de toplantı için odasından çıkmış, üst yönetim katına çıkmak için merdivenlere yönelmişti. Kısa mesafeler için asansör kullanmayı sevmiyordu. Son basamakları tırmanırken siyah takım elbiseli boylu poslu bir adam merdivenlere arkası dönük sigara içiyordu. Esra için bu katlanılamaz bir durumdu. Çıksın balkonda ya da terasta içsindi canım, onun hava sahasını kirletmeye kimsenin hakkı yoktu! “Pardon beyefendi! Burada sigara içemezsiniz, balkona ya da terasa çıkın lütfen! “Sözlerini sert bir tonda söylemişti genç kadın Emir Ali duyduğu ses karşısında hem şaşkın hem öfkeliydi. Zaten bir sürü aksilik yaşamıştı sabah sabah! Birde kadının birinden mi fırça yiyecekti yani! Hem de ortağı olduğu şirkette! “Sabah sabah şaka mı bu? Neden sigara içemiyormuşum burada? Merdiven boşluğu için şirkette bir yasak yok öyle değil mi? “Hafif sinirli bir gülümsemeyle sözlerini arkasını dönerek söylemişti Esra şok geçiriyordu! Yok yok olamazdı herhalde! 20 milyonluk İstanbul’da insandan karşısına eski eşi çıkmıştı! Yoksa Emir Bey diye hitap ettikleri yeni ortak Emir Ali Karaduman mıydı? Bu isimden yüzlerce kişi vardı, hatta birkaç kere denk bile gelmişti o yüzden bu ismi duyunca umursamamıştı ya! Ama bu kader mi, şans mı yoksa şanssızlık mıydı?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD