Maraldan...
Ak Er inşaattan çıktıktan sonra yine iş aramak zorundaydım... Aslında iyi bir referans özellikle son düzenlemelerini yapmak için kendimi karalayıp üstüne işten kovulmama neden olan proje çok beğenilmiş... Hatice abla arayıp haber verdi... Ama adamların bana yaptığına bak resmen geri dönmek için mobing uyguluyorlar.. Oysa bilmiyorlar ki hayat benim üzerimden silindir gibi defalarca geçmiş kolay kolay eyvallah etmem...
Çarpıştığım çocuk aradı beni Tam Allah ne verdiyse sayıp sövecektim ama bana iş bulduğunu ve Ak Er inşaatın engel olmayacağını söyledi.. Musluktan damlayan suyu bile sorgulayan biriyim yaşadıklarım bunu öğretti bana.. "Neden dedim bana neden yardım edesin ki.." Kesin varsı bir çıkarı... "Haksızlığa uğradığın için.." dedi... Allah Allah hala duyarlı insanlar vardı demek..
Büyük firmalara taşeronluk yapan orta ölçekli bir inşaat şirketi.. Kürşat bey.. "Yavuz kefilse sorun değil hemen başlayın.." dedi.. Şükürler olsun bir aydır Hilal'in yüzüne bakamıyordum... Başladım Patron benden memnun ama etraftakiler değil... İşimi ciddiye almam mı yoksa herkese mesafeli durmam mı rahatsız ediyor çözemedim bir türlü... Hatta görüşmeye gelen yılışığın birini de tokatladım ama bana git diyen olmadı...
Bir ay sonra tesadüfen lavaboya giren kızlar.. benim kabinde olduğumun farkına varmadan hakkımda konuşmaya başladılar ne kibirliliğim kaldı ne ukalalığım... Neymiş çok güzelmişim de onun havasını yapıyormuşum.. Hele Adil benim gözlerimde ne buluyorsaymış... Ay birde soğuk nevale dedi tıpkı yurt arkadaşlarım gibi Aman bu kadar yeter deyip çıktım... Karşılarında beni görünce şaşıran ikili hiç bir şey demeden kaçarcasına uzaklaştı... Akşam Hilal patronunun doğum gününe davet edildiğini söyledi.. "Eee git kızım bana ne.." dedim.. "Ya Kürşatta gelecek ben saçmalarım şimdi beni yanlız bırakma.." dedi.. Ah be kızım memlekette adam mı yoktu da patronun kardeşine kaptırdın gönlünü.. Gittik partinin yapılacağı yer benim şarkı söylediğim türkü bar ve bizim kızın aylardır dilinden düşürmediği Kürşat benim patronum çıktı.. Yavuz denilen çocukta burada ben yanlarında fazla durmak istemedim.. Bu çocukta tuhaf bir hava var rahatsız etmeyen ama ürküten.. Kaan beyin ısrarı ile kendimi sahnede buldum..
Kapadım gözlerimi aklıma ilk gelen şarkıyı söylemeye başladım... Şarkının sonunda araladığım da gözlerim bir çift siyah gözle çakıştı bakışlarım.. Bi daha diye bir gürültü koptu tam sahneden inecekken Kaan bey kulağıma Bir şarkı daha istediğini söyledi... Tamam dedim.. Mikrofonun başına geçerken bu kez çatılmış kaşlarlar bakıyordu aynı gözler..
Şarkının sözleri çok güzeldi...
Tenden kurşun geçerde
Geçmeyen bir sevdam var
Unutma her erkeği diz çöktüren bir kadın var.
Olmazsa olmazımsın Göz yaşım yaralarımsın.
Senden başka kimin var..
Kaan beyin eşi ile dans etmek için rica ettiği şarkıyıda söyleyip indim sahneden...
"Tebrikler güzel bayan sesinizde en az sizin kadar güzelmiş.." diye sırıtan adam "Ben Vedat.." dedi.. "Müsadenizle." deyip geçmek istedim ama adamın önümden çekileceği yok.. "Beyefendi önümden çekilir misiniz.." dedim.. Ama adamın pek çekilmeye niyeti yok gibi.. "Bir kadeh bir şey içelim çekilirim.." dedi.. Ya sabır "Beyefendi çekilin önümden.." dedim "Hadi ama neyin nazını yapıyorsun güzellik.." diye saçıma elini uzatınca. Eline vurup "Çek lan elini.." dedim... "Eee yeter be altı üstü bir kadeh bir şey içeceğiz amma naz yaptın.." diye koluma dokunduğu anda "Sana önümden çekil dedim demi.." diye tokadı bastım... "Lan kaltak sen bana nasıl vurursun.." diye üzerime yürüyen adamı durduran suratına yediği yumruk oldu... Yavuz öfkeden deliye dönmüş bir halde adamı yumruklar kendi ben şok bir halde seyrediyordum.. Girdiğim transtan beni çıkaran Hilal'in sesi oldu..
"Maral korkutma beni kendine gel.." bakışlarım Hilal'i bulduğunda gerçekten korku dolu gözlerle bana baktığını gördüm.. Ağladı ağlayacak zorlada olsa iki kelime çıktı dudaklarımdan.. "İyiyim merak etme.." dedim sadece sustum.. Ne diyecektim ki ilk defa biri beni korumaya çalışmıştı.. Sonra etrafımızı saran kalabalığın içinde bize bakan Kaan beye dönüp.. "Özür dilerim benim yüzümden geceniz mahvoldu çok üzgünüm.." dedim ama cevap Kaan beyden değil hala sınırlı bakan Yavuzdan geldi.. "Senin yüzünden değil bu kansız yüzünden.." dedi yerde hala burnunu tutarak yatan adamı göstererek.. Kaan beyde aynı şekilde Yavuz'u onayladı ve "Sakın kendinizi böyle birşey için suçlu hissetmeyin Maral hanım şerefsiz her yerde şerefsiz.." dedi yerdeki adama tiksinti ile bakarken... "Teşekürler ben müsadenizi istesem.." dedim.. "Müsade senin ama tekrar söylüyorum senin bir suçun yok.." dedi.. Elinde çantalarla gelen Hilalle sen kal desem de hayır birlikte geldik birlikte gideceğiz dedi sadece. Ama Kaan beyin sözü ile olduğum yerde kaldım.. "Kürşat hanımları evlerine sen bırak..." Hilal için bulunmaz fırsat ama yinede gerek yok dedik.. "Kaan bey bir kaşını kaldırım patron sözü dinleyin.." dedi espirili bir halde... Mecburen söz dinledik bizde ama tam arabaya binecekken.. "Kürşat beni de bırak eve.." diyen adamla bi heyecanlandım sanki..
"Ne diye ben bırakıyorum seni araban yok mu?.." diyen Kürşat beye cevap gecikmedi.. "Bozuldu yine namussuz...." "İyi lan bin hadi di kızlar size sormadım ama.." dedi tekrar. "Sorun değil Kürşat bey.." diyen Hilal heyecandan titriyor sanki... Bindik arabaya istikamet bizim küçük ama huzurlu evimiz...
Sessiz geçen yolculuk sonrası arabadan inerken "Size de zahmet verdik gecenin bir yarısı buyrun bir kahve içelim.." diyen Hilal'le küçük çaplı bir şok yaşadım. Kız elinden gelse yatıya kalın diyecek gibi duruyor... "Geç oldu başka zaman.." Kürşat beyden gelenin cevapla rahatladım ama benim de şu Yavuz denen adama bir teşekkür borcum vardı..
"Şey Yavuz bey ben bu akşam için teşekkür ederim.." dedim ama nasıl söyledim bilmiyorum... "Teşekkürlük bir şey yok Maral hanım umarım bir daha böyle bir şey yaşamazsınız her sahneye çıktığınız yerde olamam değil mi?.." dedi.. "Pardon anlamadım ne demek istiyorsunuz siz.." dedim.. "Diyorum ki her zaman arkanızı toplayacak birini bulamazsınız dikkat edin hatta mümkünse.." diyen adama "Tamam kes seninde Ayhan denilen adamdan bir farkın yok ayrıca senden yardımda istememiştim hatırladığım kadarıyla.." dedim... Ve bir hışım dönüp apartmana girdim arkamda şaşkın bir Kürşat ne yapacağını bilemeyen Hilal ve derdinin ne olduğunu çözemediğim Yavuz denen adamı bırakıp..
"Her sahneye çıktığım yerde olamazmış bak bak bak Lan zerzevat sanki bu zaman kadar beni sen korudun.. Öküz vallahi öküz... Yok yok öküze hakaret etmeyeyim şimdi.. kütük bildiğin kütük.. Kim lan bu adam kim de bana ne yapmam gerektiğini söylüyor.. Hıyar oğlu hıyar... yok ben onun kafasını kırmalıydım ya da dur sen ya ilk gördüğüm yerde alırım ben senin façanı aşağıya görürsün sen elit serseri...* Yenemedim bir türlü sinirimi... "Ayyy yeter içim şişti başım döndü bir saattir tepemde dönüp duruyorsun otur şuraya artık.." diyen arkadaşım bana korkulu gözlerle bakıyordu.. "Hep senin yüzünden ne diye benide peşinden sürüklersin ki ama suç sende değil sana uyan bende ne işin var kızım senin partilerde kır dizini otur evinde..." dedim bu kez de... "Tamam sakin hadi güzelim bir yudum su iç bak sesin çatallaştı..." diyen arkadaşıma "Hay sesime de suyuna da sana da.." deyip bana en iyi gelecek olan şey için oturma odasından çıktım.. Banyo evet beni bir tek tepemden aşağı akan su sakinleştirir ancak...
"Maral hadi be güzelim kalk artık sabah oldu iş var iş..." Ah be Hilal ne diye bölüyorsun ki uykumu benim kolumu kaldıracak halim mi var... "Git başımdan Hilal külçe gibi her yanım..." dedim.. "Eee yani üç saat banyoda kalırsan olacağı bu hadi kalk bir iki lokma bişey yede ilaç al.." diyen arkadaşımla yerimden doğruldum ama kafamın içinde sanki filler tepiniyor... "Of ya ben bu kafayla akşamı nasıl edeceğim.." diye söyleme söylene yaptığım kahvaltı sonrası ki yediğim iki lokma o da Hilal'in zoru ile ilaç alıp çıktım evden...
İlk baharın sabah serinliği hep en sevdiğim zamanlar olmuştur dolmuş durağına kadar yürmek biraz daha açılmama ve kendime gelmeme yardımcı olsada tıklım tıkış geçen yarım saat bunaltıyor insanı hele de yaz aylarında... Şirkete tereddütle girdim... Sonuçta Kürşat beyin arkadaşıydı ve ben O'nun yani Yavuz denilen adamın tavsiyesi ile işe başlamıştım.. Şimdi sana da işine de diye atar yapıp gitmek te var ama şartlar müsait değil... Güvenlik gülümseyerek selam verdi sadece başımı salladım.. Eminim O'da arkamda soğuk nevale diyordur... Ulan ben soğuk nevaleyim böylede, azıcık gülsem ne olur acaba... bu düşünce ile duran asansörden çıkıp odama girdim... O'da ne masamda bir demet lavanta.. Yolunu şaşırdı galiba... Diğer masada oturan arkadaşa "Kimin bunlar.." dedim. "Sabahın köründe sana geldi.." dedi asık bir yüzle.. Bana bir demet lavanta hangi salak gönderdi acaba... Üzerindeki zarfı alıp açtım...
Çok özür dilerim istemeden çıktı o sözler ağzımdan Yavuz... Hay sana da sözüne de lavanta demetine de diyerek aldığım gibi çöpe attım... Bir yerde okumuştum.. Allahım beni asabi yarattın bari karşıma tahammül sınırlarımı zorlamayacak kişiler çıkar... Çok çok amin...
Öğleye kadar saçma sapan taslaklar üzerinde çalıştım... Bir türlü odaklanamıyorum ki.. Kafamda hep aynı cümle "her şarkı söylediğin yerde olamam.." Sanki ben istedim bu dünyada yapayanlız olmayı... Yok lan işte düştüğümde kaldıracak bir el geçecek acıların diye yaralarımı öpen biri yok işte.... Ne yapayım
Kürşat beyin asistanı gelip beni çağırdığını söyleyince buraya kadarmış dedim.. Zaten iki kalem bir telefon birde Hilalle totem yapıp aldığımız minicik ayıcık var masada ban ait olan.. attım hemen çantama... Sonra masadan kalkıp Kürşat beyin odasına doğru adımladım... Derin bir nefes alıp kapısını tıklattım içeriden "Gel.." sesi ile kapıyı yavaşça araladım.. "Beni çağırmışsınız Kürşat bey.." dedim ayaklarım geri geri gitsede... "Gel Maral.." diye adam dalga geçer gibi gülüyor patron olmak böyle birşey demek ki...
Oturmam için masanın önündeki koltuğu işaret eden Kürşat bey "Bir tatil köyü projesi var yüklenici firma Mardin merkezli bizde taşeron olarak destek olacağız senden projeye katkı sağlamanı istiyorum.." diyen adamla şaşırdım.. Ne yani beni kovmak için çağırmamışmıydı... "Elimden geleni yaparım efendim.." dedim içimdeki sevinci bastırmaya çalışarak... "Yanlız yüklenici firma Ak Er inşaat.." dedi... "Anlamadım.." dedim.. "Ak Er inşaat yüklenici firma.." dedi tekrar... Nasıl ya beni kovan adamlarla tekrar karşı karşıya mı gelecektim "Acemisin evet ama profesyonel davranmak zorundasın kızım.." diyen iç sesim sussana bi.. "Şey başkası olsa olmaz mı?.." dedim.. "Maalesef özellikle seni istedi Ayhan bey.." dedi.. Yine bu adam çıktı karşıma Hadi kızım şu adama haddini bildir dedim kendi kendime.. "Tamam kabul.." dedim... Koltuğuna rahatlamış bir halde yaşlanan Kürşat bey "bir kahve içermiyiz.." dedi.. İçeriz anasını satayım dememek için kendimi zor tuttum.. "Olur.." dedim sadece
Kahveleri içerken "Kürşat bey mühendis kim olacak?." dedim... Umarım Yavuz denilen adam olmaz... "Orası netleşmedi tam olarak ama Mert olur büyük ihtimalle.. Ama Yavuz her şekilde dahil olacaktır çünkü işinde çok iyi.." dedi... Umarım fazla yüz göz olmayız... Ben bu teklifi kabul ederken beş yıl sonra yaşayacaklarımı bilsem arkamı döner kaçardım o şirketten....