Stefan Zwıeg'ın Bir Çöküşün Öyküsü isimli eserinin son sayfasında ilgimi çeken satırlar şunlardı;İnsanlık tarihi davetsiz misafirleri sevmezdi;kahramanlarını kendi seçer,ne kadar usandırıcı bir çabaya girerlerse girsinler hakkı olmayanları acımasızca geri çevirirdi;talihin ilerlemekte olan arabasından bir kez düşen kişi,arabaya bir daha yetişemezdi.
Ne kadar hoş bir sözdü.Eğer arabadan inerseniz bir daha ne o arabaya binebilir ne de o arabaya yetişebilirdiniz .Hoca derse girmeden önce bu satırları tekrar tekrar okuyup zihnimde tarttım.Azize Hoca derse girdiğinde kitabı çantama koydum.Defterimi açıp not almak için hazır pozisyona geçtim.Gözlerim kısa bir anlığına sınıfta gezindi.En ön sırada oturan bendim.Yanımda kimse oturmuyordu kimisi yanında ki arkadaşıyla konuşuyor kimisi telefonuyla oynuyor kimisi de hocayla konuşuyordu.Gözüm en arka sırada oturan iki kızda durdu.Birbirlerine bir şeyler anlatıp gülüyorlardı.Bir an onların yanında oturup ne konuştuklarını dinlemek istedim.Azize Hoca derse başladığında gözlerimi onlardan çekip derse konsantre oldum.Beni kurtarabilecek tek şey bu okul bu derslerdi.Babam en başından beri bölümümü sevmemiş ve istememişti.İlk defa onu dinlememiş ve kendi istediğim şeyi yapmıştım ve bundan da zerre kadar pişman değildim.
Annem daima insanlara yardım etmemi söylerdi.Kaç yaşında olursam olayım,ne durumda ya da ne konumda olursam olayım zorda kalan bir insan gördüm mü yardım etmemi isterdi.Elimden geldiğince annemin nasihat adı altında ki vasiyetini yerine getirmeye çalışıyordum.Fakat insan kimi zaman korkmuyor ya da çekinmiyor da değildi hani.Atalarımızın da dediği gibi kimi zaman 'iyilikten maraz doğuyordu.'Maraz kelimesi Arapça kökenli olup hastalık anlamına geliyordu.İyilikten hastalık kötülük doğar anlamında kullanılan bu özdeş söz en sevdiğim ve anlamlı bulduğum sözlerden sadece birisiydi.Annem şu an yaşıyor olsaydı eminim bu düşüncemden dolayı bana kızardı.Kapı tıklatıldığında düşünce deryasından sıyrılıp gerçekliğe döndüm.Gözlerim istemsizce büyüdü.Bu tepkimin sebebi ise kimsenin Azize Hocanın dersine geç kalmaya cüret edememesiydi hatta şöyle bir kural vardı ;geç kalan derse giremezdi.Azize Hoca gözlüğünün üzerinden bakıp 'GEL'diye bağırdı.Sınıfta yoğun bir sessizlik vardı.Kapı aralandı.Üstü başı dağılmış soluk soluğa kalmış bir çocuk girdi.Yüzü kıpkırmızıydı hatta şu an fark ettiğim detay ise üstünde ki ıslaklıktı. Kıyafeti yer yer ıslanmıştı.Kaşlarımı çattım dışarıda yağmur yağmıyordu ki neden üstü başı bu haldeydi?
''Geç kaldın.''
Azize Hocanın bariton sesiyle ben bile irkildim.Çocuk kafasını salladı.Hocam çok özür dilerim biliyorum derse geç gelinmesinden hoşlanmıyorsunuz ama gerçekten geç kalmak istemezdim.Azize Hoca dikkatle çocuğu baştan aşağı süzdü.Arkama yaslanıp esnedim.Uykumu almıştım ama kendimi yorgun hissediyordum.
''Ne bu halin çocuğum senin.''
Çocuk içeri girip kapıyı kapadı.Saçlarını karıştırdı,saçlarında ki ıslaklık etrafa yayıldı.Gülümsedim şu an tam da bir köpek yavrusu gibi duruyordu.Gözlerimi ondan çekip aldığım notları okumaya başladım.Okulun bir na önce bitmesini ve işe girmeyi istiyordum.İşe girmeli ve kendime güzel ve yeni bir hayat kurmalıydım.Gözlerim Azize Hocaya kaydı.
''Hocam gelirken küçük tatsız bir olay yaşadım zaten geç kalmama da o tatsız mevzu sebep oldu.''
Azize Hoca ellerini beline koyup çocuğa yaklaştı.Çocuğun omzunda sanki toz varmışcasına sirkeledi. Çocuğun baştan ayağa süzdü.Çocuğun kaşları havalandı bir iki adım geriledi.Dirseğimi masaya yaslayıp kafamı elime yasladım.
''Peki senin başına gelenler beni neden ilgilendirsin evladım.Hem sen bu sınıfın öğrencisi misin seni ilk defa görüyorum ben.''
Çocuğun adem elması korkuyla titredi.Evet bunu fark ettim çünkü bariz belliydi.Çocuğun korktuğu da çok bariz belliydi.Azize Hoca da bu sezmiş olmalı ki onu köşeye sıkıştırmaya devam ediyordu.
''Hocam ben bu okula geçiş yaptım daha yeni olduğum için kuralları pek bilmiyordum bir daha geç kalmam hocam özür dilerim lütfen beni derse alın.''
Omzuna çapraz astığı bilgisayar çantasını yana itip iki elini ovuşturdu.Bu hareketiyle sınıfta birkaç kişi güldü.Azize Hoca düşünürmüş gibi yapıp masasına gitti.Sınıfa doğru döndüğünde olduğu yerde dikilip tüm sınıfı gözleriyle taradı.Kısa bir an bana baktı bakışları benden kaydı ardından kafasını hızla bana döndürdü.Gözleri büyüdü.
''Oğlum daha ne kadar bekleyeceksin?''
Azize Hocaya bakıp kafasını salladı.Gözleri tekrar beni bulduğunda rahatsızca kıpırdandım gülümseyerek bana doğru gelmeye başladığında kaşlarımı çattım.Benim olduğum sıraya girdiğinde çantamı masanın üzerinden alıp yanımda ki boş sandalyenin üzerine koydu.Bu hareketimle çantama bakıp duraksadı.Sonra omuz silkip çantamın yanında ki boş sandalyeye oturdu.Ona bakmamak için yoğun bir mücadele içindeydim.Masanın üzerinde eğilip bana baktığında göz ucuyla ona baktım.
''Selam.''
Kafamı sallayıp önüme döndüm.Neden onca yer arasında buraya gelmişti ki sanki.Sırtımı biraz daha ona dönüp derse odaklanmaya çalıştım.
''Fazla kalemin var mı?''
Tekrar ona baktım.Gülümseyerek bana bakıyordu. Kalemliğimi köşeye çekip başımı olumsuzca salladım.Evet tam olarak böyle yaptım evet doğru daha beş dakika önce annemin nasihatinden ve hep yardım etmemi istemesinden bahseden bendim fakat bu çocuk gereksiz samimi davranıyordu ve ben bu durumdan olabildiğince rahatsız olmuştum.Sınıfta olabildiğince az insanla gerektiği kadar konuşurdum aslında benle çok muhatap olmak için cana tana birileri de yoktu.Sınıfı en önde oturan çalışkan kızıydım.Çoğu zaman hiç tanımadığım insanlar sınav döneminde gelip adımı Aksa dışında bütün isimleri söyleyip not isterlerdi.İlk başlarda sert bir şekilde adımı düzeltirdim fakat sonraları hem nor istemek için gelen sayısı azalmış hem de artık adımımı söylememeye başlamışlardı.Önüme dönüp derse odaklanmaya çalıştım fakat bir türlü odaklanamıyordum çünkü yanımda ki çocuk habire hareket ediyor sürekli bir şeylerini yere düşürüyordu.Çantasını çantamın üzerine bıraktığında gözlerim büyüdü.Nasıl bu kadar rahat hareket edebiliyordu bu çocuk ya?
''Çantanı alır mısın lütfen.''
Bana baktı ardından çantamın üzerindeki çantasına baktı.Çantasına uzandığında fermuarının açık olduğunu fark etmediği için çantasının içinde ki her şey bir anda yere döküldü.Ağzından sert bir küfür firar ettiğinde gözlerim büyüdü.
''İlk günden fazla hareketli ve seslisin Veysi.''
Azize Hoca elleri belinde ona bakıyordu.Ters ters ona bakıp derse döndüğünde Veysi'de eşyalarını toplamaya başladı.Onun haline üzülüp yardım ettim.Elime kapağı kadifeden olan simsiyah bir defter aldım ardından bi kurşun kalem aldım.Kaşlarımı çatıp ona baktım.
''Kalemin varmış.''
Sesimle birlikte masanın altında olan kafasını bana çevirdi.Elimde ki kaleme bakıp doğrulduğunda kafasını oldukça sert bir şekilde masaya vurduğunda yüzümü buruşturdum.Tüm sınıfın gözleri bize dönmüştü.Azize Hoca ellerini beline koyup ofladı.
Azize Hocanın dersi bittiğinde arkama yaslanıp boynumu esnettim. Gerçekten oldukça yoğun bir ders olmuştu.Veysi kapıdan içeri girdiğinde gözlerim büyüdü gülümseyerek bana doğru geliyordu.Ne yapacağımı bilmez halde etrafıma bakındım.Yanıma geldiğinde eski yerine oturdu.
Off be ilk dersten göze battım ya.
Bana bakarak konuştuğunda gözlerimi kaçırdım.Defterimin sayfalarını çevirip yazdığım notlara bakmaya başladımAz önce dersten kovulan çocuk yine gelip yanıma oturmuştu.Hayır anlamıyorum onca boş yer arasında neden benim yanıma geliyordu ki..
''Bu hoca hep böyle gergin midir ya?''
Ona bakmadım.Masanın üzerinde doğru eğilip bana baktı.Gerçekten çok rahat bir çocuktu.Ona bakmadan notlarımla ilgilenmeye devam ettim. Notlarıma odaklanmaya çalışıyordum ama yanımda ki çocuktan dolayı bu pek de mümkün olmuyordu.
''Sana diyorum.''
Kaşlarım havalandı,gözlerim ona kaydı.Dikkatle bana bakıyordu.Yanakları bir anda iki yana kıvrıldığında gözlerim irileşti.Değişik bir çocuk olduğu belliydi ve ben değişik insanları hiç sevmezdim.Ha bir de birinin yanına özellikle de tek başına oturan birinin yanına izinsizce oturan insanları sevmezdim.
''Neden burada tek başına oturuyordun?''
Ona baktım.Omuz silkti gözleri bana döndü.Dediğim gibi bu çocuk rahattı.Hemde fazla rahat.Ellerimi başımın arasına aldım.Şu an da ihtiyacım olan tek şey yalnız kalmaktı.Zaten kendimi rahat ve huzurlu hissedebildiğim tek yer okul iken bir de sıra arkadaşı muhabbeti hiç çekmeyecektim doğrusu.
''Diyorum ki herkesin yanında birileri var bir tek sen tek başına oturuyorsun.Bir nedeni var mı?''
Başımı olumsuzca salladım.Cevap vermedim.Cebinden telefonunu çıkarıp bir şeyler yapmaya başladığında derin bir nefes bıraktım benimle ilgilenmekten vazgeçmiş olması beni rahatlatmıştı.Keşke buradan kalksa da başka bir sıraya otursaydı.Neden onun burada oturmasını istemiyordum bilmiyorum ama istemiyordum işte.Onun benim yanımda oturuşu belki sınıftakiler tarafından yanlış anlaşılabilir ya da sınıftakileri gaza getirip benimle muhatap olmalarını sağlayabilirdi.Ama burada ki sağlayabilirdi kelimesi olumlu alamda değil olumsuz anlamda kullanılıyordu.Ayağa kalktım bir anda.Veysi bana baktı.
''Geçecek misin?''
Kafamı salladım.O da benimle birlikte sıradan çıktığında geçmem için kenara çekildi.Yanından geçtiğimde sırama dönüp göz attım.Her şey toplu görünüyordu.Sınıftan çıkıp bahçeye indim.Bizim fakülte ve işletme fakültesi yan yanaydı ve aynı bahçe kapısından çıkılıyordu ve benim pek kıymetli kardeşim Pelin işletme fakültesindeydi yani anlayacağınız evde görüştüğümüz yetmiyormuş gibi okulda da devamlı birbirimizi görüyorduk.O çoğu zaman beni görmezden gelse de onu pek umursamıyordum.Çünkü onun benimle muhatap olmaması beni görmezden gelmesi benim de işime geliyordu.Pelin ve arkadaşları sonbahara yaprakları arasına oturmuş kahkahalar eşliğinde sohbet ediyorlardı.Onları umursamadan boş bir banka yöneldim.Başımı arkaya atıp gözlerimi kapadım.İçimde hep var olan annemi kaybettiğim gün ortaya çıkan o huzursuz his vardı.Bu histen hiçbir zaman kurtulamamıştım ve kurtulabileceğimi de düşünmüyordum.Derin bir nefes aldım.
''Aksa!''
Aşina olduğum sesle gözlerimi araladım.Pelin tam karşımda dikilmiş bana bakıyordu.Cevap vermeden ona baktım.Aslında ne diyeceğini ya da şöyle söyleyeyim ne isteyeceğini tahmin ediyordum.Bu gayet açıktı eğer Pelin okulda bana laf atıyorsa bunun tek bir sebebi olabilirdi.
''Kredi kartımın limitini doldurdum annemde yardım etmiyor bana kartını versene.''
Gülmek istedim.Kahkaha atmak istedim.Biricik üvey kız kardeşim sadece para ve çıkarları doğrultusunda benim yanıma gelirdi benden bir şey istemez sanki ona vermek zorundaymışım gibi davranırdı.Bana üstten bir bakış atıp gülümsedi.Kafamı salladım.
''Sınıfıma getirirsin Aksa!''
Ben cevap vermeden gittiğinde arkasından baktım.Ayağa kalkıp küçük adımlarla sınıfa doğru ilerledim.Onlar ister ben yapardım.Sınıfa girdiğimde Veysi en arkaya sıraya geçmiş çoktan birileriyle kaynaşmış kahkaha atıyordu.Yerime geçip çantamdan cüzdanımı çıkardım.Dersin başlamasına daha 10 dakika vardı.Galiba Azize Hocanın en sevdiğim özelliklerinden biri de buydu.İki dersi birleştirip bize yarım saatlik mola vermesi!Sınıftan çıkıp bahçeye geri çıktım.Pelin ve arkadaşları hala aynı yerlerinde aynı konumlarında duruyorlardı fakat Pelin yoktu.Gözlerim bahçede gezindi fakat Pelin yoktu.Yanlarına gittim beni hissetmiş olmalılar ki bana baktılar.
''Pelin yok mu?''
Pelinin en yakın arkadaşı Eda bana bakıp gülümsedi.Eliyle arkamı işaret etti.Arkama döndüğümde Pelin ile yüz yüze geldim.Bartu kolunu Pelinin omzuna atmış yayvan yayvan gülümsüyordu.Peline kartı uzattım.Bir şey demden kartı alıp kalabalık arkadaş grubun yanına gitti.Gözlerim hala onlardaydı.Beş kız iki erkekten oluşan grupta Pelin tam ortaya oturmuş az önce benden aldığı kartı sallıyordu.
''Kim o kız?''