"Ben Rodos. "
Beynimde bir yerlerde bu isim tanıdık geliyordu ama şuan alkol yüzünden beynim uyuşmuştu. Elini tuttum.
"Bende (hıçkırık) Esmer." Tek kaşını kaldırarak bana baktığında tam benim oturduğum bar taburesinin yanından alkol beynimi uyuşturmuş olsa da tanıdığım Gecehan'ın sesi geldi.
"Bu da yumruğum." Deyip Rodos'un yüzüne yumruğunu geçirdi. Rodos gerilese de düşmedi. Burnundan kan geliyordu ama hala sırıtıyordu.
"Bu iyiydi." Deyip kıkırdamaya başladım. Ama Gecehan bana o kadar sert baktı ki kıkırdamamı kesmek zorunda kaldım. Somurtarak bar taburesinin üzerinde dizlerimin üstünde oturdum ve Gecehanla aynı boya geldim.
Rodos'u işaret ederek "Gözleri çok güzel." dedim. Rodos sırıtmaya başladığına eş değer bir zamanda Gecehan somurttu. Ellerim Gecehan'ın yüzünü avuçlarım içine aldı. Gözlerine baktım.
"Ama seninkiler daha güzel. Gözlerine baktığımda karanlıktan korkmuyorum."
Bana gülümsedi. Aynı zamanda bende kaşlarımı çattım.
"Peki sen, senin korktuğun bir şey var mı?" Gözleri beni yakarken, derin bir nefes alarak "Erkek adam korkmaz Esmer, erkek adam korkmaz." dedi.
Sinirle gerilen yüzüm ve beynimdeki uyuşturucunun varlığıyla gaza gelen ben, Gecehan'a kafa attım!
Tabii ki sadece kendi alnımda bir acımaya sebep olsam da Gecehan şaşkınlıktan öylece kalakalmıştı.
Bu arada Rodos o kadar çok gülmüştü ki öfkeyle ona döndüğümde gülmesini sırıtmaya çevirdi.
Gecehan beni belimden tutup yere indirdiğinde ayakta bile duramıyordum. Başım feci halde dönüyordu. Gözlerine bakmak için biraz geriledim ama Gecehan elini belimden çekmedi. Rodos'a bakıyordu.
"Bir daha karşıma çıkarsan burnundan fazlasını kaybedersin." Öfkeyle söylenmiş sözcükler Rodos'da pek bir etki yapmamış gibiydi. Ama yüzü ciddileşmişti.
"Görevi bana devredeceksin. Emir böyle." Gecehan dişlerini öyle bir sıktı ki biran kırılacaklar sandım.Tam Rodos'a yine dalacak diye düşünsem de beni yeni fark ketmiş gibi Off'ladı.
"Tam bir baş belasısın." Kıkırdamama Gecehan göz devirmeyle karşılık verdi. Gecehan çıkış kapısına giden yolu tıkayan Rodos'un omzuna bindirip yol açtı ve peşindeki beni de sürükledi. Ama kolum birisi tarafından sıkıca tutulunca durmak zorunda kaldım. Haliyle Gecehan da durmuştu. Ben kolumu tutan Rodos'a, Gecehan, Rodos'un kolumu tutan eline bakıyordu.
Sağ kolum Rodos, sol kolum Gecehan tarafından tutulur bir vaziyette, kulaklarımı tıkama isteği getiren yüksek sesli müzik ile tam bir aksiyon filmi yaşıyor gibiydim.
"Kolunu bırakmak için sana sadece 3 saniye veriyorum." Gecehan'ın tükürürcesine söylediği cümle Rodos'a kadar gitti ama direkten döndü; zira Rodos hala kolumu tutuyordu. "Yada boş ver." deyip Rodos'a doğru ilerlese de alkolün verdiği sarhoşluk hala vücudumdaydı ve hala dengemi koruyamıyordum. Gecehan kolumu bıraktığı gibi yeri boyladım. Gecehan, Rodos'a ilerleyemeden bana bakıp gözlerini devirdi. Beni belimden ve diz boşluğumdan tutarak kucağına aldı.Rodos'a öyle bir bakış attı ki ben bile Gecehan'ın kaslı göğsüne sindim. ' Kaslı' kelimesini belirtiyorum. Kas bu sonuçta. Nadir bulunuyor.
Beni yavaşça yolu aça aça kapıdan çıkardığında keskin soğuk bedenimi titretti. Gecehan gözlerini üzerime dikti."Kollarım kopmak üzere." diye homurdandı.
"Sadece 50 kiloyum Gecehan." dedim gözlerimi devirerek.
"Belli. N'aptın? İneği bütün mü yuttun? " Ona kötü kötü bakmaya çalışmam sadece saniyeler sürdü. Çünkü kirli sakalı alnıma ve yanağıma sürtünüyordu. Dikkat dağıtıcı bir kokusu vardı. Sanki deniz gibi, rahatlatıcıydı. Yağmurdan sonra oluşan toprak kokusuydu. Ama en çok Gecehan gibiydi. Saçma bir tanım mı oldu? Birde şöyle dinleyin öyleyse; Ona has bir kokusu vardı. Öyleki onu kokusundan tanıyabilecek durumdaydım.
Gecehan yine kaşlarını çatınca bir şey söyleme ihtiyacı duydum. "Kaşlarını çatınca karşımda bir koala duruyormuş gibi hissediyorum." Dudakları kıvrılsa da gözlerine ulaşamadı gülümseme.
"Peki bu koala benim kadar yakışıklı mı?"
******
Bedenimi bir havalanma hissi sarsa da ne yazık ki uyanmak istemiyordum. Bir kapıdan geçtiğimizi hissettim. Daha sonra kapının kapanma sesi ilişti kulağıma. Soğuk yatağa yatırıldığımı bedenen hissettim.Uyku mahmurluğuyla da olsa hissettim bedenimin üzerinde gezinen elleri. Gözlerimi açmak, güneşe gözlüksüz bakmama benzedi. Yüzümü buruşturdum.Ve gözlerim önüne Gecehan geldi. Elbisemin -benim binbir cefa çekerek kapadığım- fermuarını aşağı indirdi. Ama elini tuttum."Gecehan ne yapıyorsun?" Gözlerinde oluşan yine o yakıcı ifade ile baktı gözlerime."Bu halde uyuyamazsın." Sözleri kulaklarıma ulaştı fakat beynim durmuş gibiydi. Sonunda onu izlemekten vazgeçip beynimi çalıştırdığımda cevap verebildim. "Ben hallederim." Ayakkabılarımı ayağımdan çıkarırken beni takmadı. Birkaç dakika odadan çıktı ve elinde kendi tişörtlerinden biriyle geldi.
Elbisemi üzerimden çıkarınca sadece iç çamaşırlarımla kalmak gözlerimi kapatmak istememe sebep oldu. Gecehan derin nefesler alıyordu ama gözleri bedenimde olması gerekenden fazla durmadı. Tişörtü kollarımdan geçirdi. Yorganı çekip içine girmemi sağladı. Gözlerimi kapattım. Yatak benim ağırlığım dışında bir ağırlıkla yer çekimine maruz kalınca gözlerimi açtım. Gecehan üzerindeki gri tişörtü çıkarmış, yanıma uzanıyordu. Esmer tenindeki kasları 6lı baklava şeklinde bana sırıtıyor ve hayal dünyam için hiçte uygun olmayan şeyler öneriyordu. Gözlerimi baklavalarına, aman yani gözlerine diktim.
"Ne yapıyorsun Gecehan?" Yatakta rahat bir pozisyon aldı ve elini yastığın altına koyarak oda bana baktı.
"Uyuyorum, cadı."
"Bende senin bale yaptığını söylemiyorum. Benim yanımda ne yapıyorsun?" Homurdandı.
"Uyuyorum." Tam bir şey söylemek için ağzımı açmıştım ki işaret parmağını dudağıma bastırdı. Yüzünü boynumun girintisine sakladı. Ben ne yapacağımı bilemez bir halde kasılırken o rahat rahat elini de belime koymuş uyuyordu. "Gecehan... " Boynuma vuran nefesi tenime sanki kızgın kumlar üflüyordu.
"Karanlıktan korkuyorsun diye ışığı açık bıraktım, Esmer. Ama ben ışıkta uyuyamam. Şimdi sus." Çenemi kapadım. Karanlıktan korkuyorsun diye...
Bir gülümsemeyle gözlerimi kapadım. Gergin ve Gecehan'ın boynuma üfleyen nefesi sayesinde kasılan vücudum alkolün etkisiyle uykuya kucak açtı...
*********
Beyaz ışığın arasından süzülen güzellikler beynimi zorluyordu.Ediz ellerini yanaklarıma koydu.
"Sen benimsin Sehrin!" dedi. "Ve benim olana kimse dokunamaz."
"Ama Ediz aşkım. Doğa ne olacak?" Yeşil gözleri beni kendisine çekti.
"Doğayı Siktir et. Sen benimsin." Birden yan taraftan Gecehan gelmeye başlayınca Ediz aşqım beni arkasına çekti.
"Sen kimsin lan!!" diye gürledi Gecehan'a doğru.
Gecehan ellerini ceplerine koymuş beni seyrediyordu.
Gecehan gözleriyle beni işaret etti. "O benim." dedi Ediz'e doğru.
Ediz silahını Gecehan'a doğrulttu."O benim lan!"
"Siktirtme belanı." Gecehan sinirle Ediz'e doğru yürüdü.
"Sehrin kadar güzelini nereden bulurum sonra? Sen Doğayı al." dedi Ediz.
"Koala gibi yapıştı sana o Doğa, Ediz aşqım." dedim boynuna atlayarak. Ama sonra Gecehan, Ediz'in elinden silahı alarak, kalbine nişan aldı.
"Ediiiiiz!" diye ter içinde uyandım. Ama elini yüzüme koyarak benim yastığa gömülmemi sağlayan bir Gecehan vakasıyla karşılaştım.
"Ediz kim, Esmer?" Gülümsedim. "Ediz, Ediz.Çağıran olan." Ayğğğ aşqım resmen beni seçmişti. Buda hayatın bana "Anca rüyanda" deme şekliydi sanırım. Yeşil gözlü katilim benim ya. Mal Gecehan az daha vuruyordu çocuğu da son anda uyanmayı başardım. Yoksa ben bu travmayı nasıl yaşardım?
Tamam şimdi sakin olmam gereken zaman. Çünkü yeni fark ettiğim şey... Gecehan'ın eli tişörtün açık bıraktığı karnımdaydı. Ve benim kesinlikle nefesim kesiliyordu. Yanaklarıma hücum eden kan beynime oksijen yollamamı engelliyordu. Tenimi sıcaklığından etkilenmiş olmalı ki Gecehan başını yastıktan kaldırdı, bana kaşlarını havaya kaldırarak baktı ve sırıttı. Allahım ben ne günah işledim Yarabbim?
"Esmer, yanakların kızardı." Duvarları izlemek daha cazip değildi ama ona ancak bu şekilde cevap verebilirdim.
"Hiçte bile." diye mırıldandığımda eli karnımdan yukarılara çıkmaya kalkıştı. Eline vurunca sırıtması genişledi ve elini çekti. Yüzü tavana bakacak şekilde ellerini ensesine koydu.
"Daha önce hiç kimseye dokunmadan, sadece yanında uyumadım."
Sesi düşünceli çıkıyordu. Söylediği sözler benim afallamama neden olacak cinstendi.
"Tuhaf bir şekilde sana dokunmak... Fazla masumsun. Sana dokunabilmek, sadece tenle değil, duygularla da dokunabilmek... Bunu başaran var mı?" Cümleleri eksikti. Bunu farkedebiliyordum. Tamamlamıyordu cümleleri. Sanki kendisi de anlamıyormuş gibi, inanamıyormuş gibi...
"Dolaylı yoldan sevgilim olup olmadığını mı soruyorsun?" Bunu sormadığını tabi ki biliyordum.
"Sevgilin olmadığını zaten biliyorum, Esmer." Gözleri beni buldu. "Ama hissediyor musun? Aşkı, tüm bedeninle? "
Evet. "Hayır,ben aşka inanmıyorum." Gözleri derin bakıyordu, sanki ruhumu okuyabilecek gibi... Gözlerimi kaçırdım.
"Aşkı bulmadan kimse inanmaz." Eli yanağıma geldi, değdi ve geçti. Kendimi ona dönmeye mecbur hissettim. "Olmayan bir şeyin varlığına inanmamı bekleme." Kaşları çatıldı."Daha 17 yaşındasın, nasıl bu kadar emin konuşabiliyorsun?"
"18. Dün ölmüş olabilirdim Gecehan. Ya da bugün ölecek olabilirim. Eğer öyle bir şey olsaydı -ki yok- bulmuş olmalıydım."
Gözlerini tavana dikti.
"Aşkı aramadan bulamazsın, sende aramıyorsun." Bedeni kastan yapılmış gibiydi. Ama şişme gibi değildi. Yani çirkin durabilecek hiçbir şey yoktu onda. Kusursuzdu. Bir heykeltıraşın ünlü olmasını sağlayacak bir eser gibiydi. Yüzü, sanki Allah diğerlerinden almış Gecehan'a vermiş gibiydi. Düzgün burnu, çıkık elmacık kemikleri, kan gibi kıpkırmızı dudakları vardı. Benim boya sürüpte o hale getirebileceğim dudakları fazla güzeldi. Kızların onun peşinde kuyruk olduğunu biliyordum. Aksi imkansızdı zaten.
Birden üstüme çıkınca ne olduğunu bile anlamama fırsat vermeden ellerimi başımın üzerinde birleştirdi.
"Gecehan ne yapıyorsun?!"
Dudaklarımız arasında sadece 2-3 cm vardı. Ne o geri çekiliyordu nede ben geri çekilebilecek durumdaydım.
"Ve...Esmer." Sözleri keskin bıçak darbeleri gibi çıkıyordu dudakları arasından. Yine öfke dolmuştu. Çünkü onun dipsiz karanlık kuytuları, yine eriyen gece bulutlarına benzemişti. Bir insan ismini ancak bu kadar iyi taşıyabilir.
"Sana benden başka kimse dokunamaz. Ben senin ölmene asla izin vermem."
********
O sözlerinin ardından üstümden kalkmış ve hızlı adımlarla odadan çıkmıştı. Arkasından aval aval bakan biri olduğunu bilmiyordu tabii. O gittikten sonra bir süre sözlerinin anlamını çözmeye çalışmış, çözemeyince de kalkmış elimi yüzümü yıkamıştım. Aynada ki yansımamın aynı Garez 'e benzediğini söylemem gerek, aramızda kalsın.
(NOT:Garez bir korku filmi, bakabilirsiniz resimlerine internette.:D)
Mutfağa geçip bir şeyler atıştırmak için buzdolabını açtım, bu arada Gecehan mutfak masasında oturuyordu.
"Aha, sucuk!" diye sevinç naraları atarken Gecehan'ın dudakları yukarı kıvrılmıştı. Tabi benim kalbimde de 72727271 kişi halay çekiyordu, orası ayrı.
Tava bulup kızarttığımda, tavayı komple masanın üzerine koydum ve elime bir çatal aldım. Tam heyecanla yiyecekken, Gecehan'ın bana baktığını gördüm. Gönülsüzce "Yer misin?" diye sorduğumda, dudaklarına giden kahve bardağını yarıda durdurdu. Bir bana bir sucuğa baktı.
"Evet desem beni bıçaklayacakmış gibi bir potansiyel görüyorum." Dediğine sırıttım. "Yani yemiyorsun?" Gözlerini devirdi."Hayır." dedi kısaca. Ben yemeye başladığımda tekrar konuşmaya başladı.
"Sana biraz kendimden bahsetmem gerektiğini düşünüyorum Esmer." Başımla onayladım.Yemeyi kesmek gibi bir şey yapmamı beklemiyor gibi devam etti. Su alıp ağzım götürdüm.
"Ben bir ajanım."
Ağzımdaki suyu rezillik sınırımı koruyarak ne Gecehan'ın ne de yemeğimin üzerine püskürttüm. Sadece mutfak tezgahı rezillik sınırlarıma dahil oldu.
Sakinliğimi korumaya çalıştım. "Ne?" Dedim sanki yanlış anlamışım gibi. Kelimelerin üzerine basa basa konuştu. "Ben bir ajanım." Yüzüne öylece baktım. İmkansız. Yani tamam onda ajan olabilecek potansiyel var ama yani...
"Esmer, iyi misin? Şoka mı girdin? " Nasıl bir yüz ifadesi sunduysam artık, şoka girdim sandı çocuk.
"İ-iyiyim. Sadece seni bizim okulda gördüğüm aklıma gelince...Yani işte.. Şey hani sen liselisin falan ya..." Benim geri zekalı gibi kekelememi bozan Gecehan'ın keyifli gelen sesiydi. "Bu yüzden sana açıklama yapmak istiyorum zaten." Kafamı olumlu anlamda salladım. "Kaç yaşındasın?" Liseli tipi yoktu onda. Ama onu benim okulumda, benim sınıfımda görmek hiç sorgulama isteği uyandırmamıştı.
"Onun kaslarını kesmek yerine beynini kullansaydın tabii fark ederdin." diyen iç sesime kafa attım. Bayıldı lanet olası.
"24 yaşındayım." Kaşlarım havalandı.
"Peki okul müdürümüz kör müydü? Nasıl fark etmez?" dedim Gecehan'a tuhaf bakışlar atmaya devam ederken.
"Okul müdürünüz Tim'in gönderdiği düşük rütbeli kukladan başka bir şey değil, Sehrin. Yine zehir gibisin, gözünden bir şey kaçmıyor." diye takıldı. Gözlerim yuvalarından fırlamaya merak sarmıştı."Okul müdürümüzde mi Ajan?!"
Kahvesini yudumlarken önümdeki yemeği eliyle işaret etti. "Yemeğini ye bende sana anlatayım. Seni." Kafamla onayladım. Çatalıma yeni bir sucuk geçirirken 'Devam et' dercesine elimi salladım.
"Ailenin nereden geldiği belli olmayan bir zenginliği var. Holdinglerin karşılayamayacağı kadar zengin ailen. Durum şüpheli göründü. Ve ailenin de bizim gibi ajan olan fakat kötü emeller teşkil eden insanlarla işbirliği içinde olduğuna dair yeterli belgelere ulaştık." Yemek yemeyi bırakmış, Gecehan'ın söylediklerini sindirmeye çalışıyordum. "Askeri üniformam içinde kapınıza dayanamayacağıma göre en etkili yöntem sen kaldın elimizde." Gözlerime inen kırgınlığı gizlemeye çalıştım. Beni kullanmıştı. Bu yeni bir gerçek değildi benim için ama kırılıyordum, sözler onun ağzından çıkınca.
"Timde onu etkileyebilecek yakışıklı birini göreve getirmeye karar verdi ki gördüğün üzere bu ben oluyorum." Ya görmemişti benim ona karşı olan kırgınlığımı yada görmemezlikten geliyordu.
"Fakat işler sarpa sardı, Esmer. Ailenle ilgili bir sorun var, ama lanet olsun ki henüz problem ne çözemedim."
Bende çözemedim, seni. Ayağa kalktı.
"Esmer, sence saat kaç?" Kaşlarımı çattım. Konuyu ne çabuk değiştirdi öyle.
"Kaç?" Gözleri kısıldı. "Saat 6." Cırladım. "Beni sabahın köründe niye kaldırıyorsun be?!!!" Tamam kendime fırın küreğiyle vurmak istiyorum çünkü beni o kaldırmamıştı.
"Seni sabahın köründe uyandırmadım. Hayır aslında seni ben uyandırmadım. Saat akşamın altısı." Ağzım bir karış açık moduna girdim. Koşup camdan baktığımda havanın karardığını gördüm. Mutfağa döndüğümde Gecehan kaşlarını kaldırmış bana bakıyordu. "Senin başın falan ağrımıyor mu?" Biran olayı sapıkça bir yöne çekmeye çalıştığını düşündüm. Ama sonra "O kadar Jack Daniels sana hiç etki yapmadı mı?" deyince fesat iç sesime depik attım.
Başımı hayır anlamında salladım.
"Ben şimdi çıkıyorum, gelince..." Beni baştan aşağı süzdü. Üzerimde sadece Gecehan'ın tişörtü vardı ve ben bunu tamamen unutmuş bir vaziyetteydim. "Her ne kadar gözlerim ziyafet çekiyor olsa da, üzerine bir şeyler giy." Gözlerime tuhaf tuhaf baktı.
"Kendimi kaybetmek istemem."
***********
Gidişinin üzerinden 2 saat gibi bir süre geçmişti. Ama hala gelmemişti. Bu arada bende mutfağı toparladıktan sonra üzerime eşofman altı giymiştim. Dediklerini düşünmemek için koyunları sayıyordum ama 100 den sonra karıştırıyordum. Odamda biraz uyuklamak isteğim yüzeye çıkınca yatağa uzanmıştım ama ben yine ve yine sıkılınca salona geçip televizyonu açtım.
Bunu geç. Bu karı ölmemiş mi la?. Haber yok. Çizgi film mi? Belki.
Hava iyiden iyiye kararmıştı ve Gecehan hala gelmemişti. Mutfağa geçip sürahiyi ve bardağı elime alıp salona geçmek üzereyken elektrikler kesildi. Ben gözlerimi sıkıca kapamışken sürahi yere düştü ve bin bir parçaya ayrıldı. Titremek soğuk gibiydi. Soğukta kalmış gibi titriyordum. Oysa sıcaktı... "Esmer, şimdi sakin olmanı istiyorum." Gecehan'ın sesiyle otomatik ona doğru yönelince ayağıma batan sivri camlar, karanlığı kapatmıyordu.Gözlerimi sımsıkı yummuştum ve kalbimin yine delirmişçesine kulaklarımda attığını zorda olsa duyuyordum.
Kolumda hissettiğim el bana biraz ışık yaratmak istercesine telefon ışığını yüzüme tutuyordu.
"Gözlerini aç, Esmer." Ama yapamadım. Yapamazdım ki. Korkuyu iliklerime kadar hissediyorken ve korktuğum şeyin, karanlığın olduğunu bilerek nasıl açardım gözlerimi?
Yanaklarıma çıkan ellerini gözyaşlarım ıslatıyordu. "Esmer,seni korkundan kurtaracağım ama..." Tatlı nefesi yüzüme yakındı." Ama... Karşılığında senden bir şey isteyeceğim." Kulaklarım çınlıyordu ve bayılacağımı hissetmeye başladım.
Dudakları dudaklarıma değdiği anda korku hissi büyük bir hızla terk etti benim hissiz bedenimi. Dudakları yumuşaktı, dünyamın kapalı olan tüm kapılarını aralıyordu. Korkudan atan kalbim bu sefer heyecandan o kadar hızlı atıyordu ki Gecehan'ın bile duyduğuna emindim artık. Kaba değildi öpüşü, o kadar sıcaktı ki benim buz gibi bedenim hislerine kavuşmuştu. Eli ensemi kavradı ve karşılık vermemi ister gibi dudaklarına bastırdı benim dudaklarımı. O sadece benim korkumdan kurtulmam için öpüyordu ama ben o öptükçe cenneti tadıyordum. O cennet damlatıyordu dudaklarıma, o kendi cehennemi içinde bana küçük bir cennet yaratmış beni cennetine almıştı.
Dudakları dudaklarımdan çekilince içimde bir boşluk hissettim. Alnını alnıma yasladı."Daha fazlası olmaz, Esmer." dedi. Benim aksime o hiçte nefes nefese kalmamıştı."Devam edersem duramam." Zaten az olan beyin hücrelerim söylediklerine "Durma!" cevabını vermek istiyordu ama iç sesim olaya el attı ve beyin hücrelerime hunharca depik atınca onlarda yazık, öldüler.
Işıklar aniden açılınca gözlerim ışıkla birlikte kısıldı. Gözlerim ıslak saçlarına kaydı. Ya çok yağmur yağmıştı yada terlemişti. Hafif dağınıktı saçları. Bir adım geri çekilince yalpaladım. Ve ani acı yerimde sıçramama neden oldu. Gecehan sinirle soludu."Geri zekalı! Ne bok varda karanlıktan korkuyorsun?!" Öfkeyle yere eğildi ve ben onun omuzlarına tutunurken ayağımı kaldırıp hasar kontrolü yaptı. Ben ayakta zor dururken ellerini omuzlarıma koydu ve yüzüme baktı.
"Sana bir şey itiraf etmem gerekiyor,Sehrin." Ben bana aşkını falan itiraf eder diye düşündüm ama öyle olmadı tabii.
"Tam bir malsın." diye bir cümle beklemiyordum.
*********
"Getir şu ayağını Sehrin." Acıyla inledim. "Cam kırıkları senin ayağında değil ondan sendeki bu rahatlık." diye mırıldandım. Gecehan ayağımdaki camları çıkarmıştı ama inatla şu tentürdiyotuda dökecekti beyefendi.
Gecehan biran "Allahım neden ben?" dermiş gibi tavana baktı."Eğer ayağın mikrop kaparsa şerefsizim gelip bakmam." Gözlerimi kıstım."Tamam bee." diye çemkirmem de bir şey demedi. Ayağımı sargı beziyle sardı. Ama ayağım gerçekten çok ağrıyordu. Üstüne basamıyordum. Aniden doğrulunca irkildim. Yavaşça pencere tarafına doğru baktı. İşaret parmağını dudağının üzerine koydu konuşmamam için uyarırcasına. Hafif eğilip belindeki silahı çıkarttı. Şarjörü kontrol ettikten sonra pencerenin yanındaki duvarın yanında gölge gibi durdu. Ağzı aralandı ve bir küfür savurdu."Siktiğimin..." Bir çırpıda yanıma geldi."Kapıyı açtıktan 10 saniye sonra hemen arabaya koşuyorsun." İtiraz edecek gibi oldum. "Ama..." Kaşları çatıldı.
İyide benim ayağım yaralı...
"Hemen." O çıktıktan 10 saniye sonra zıplaya zıplaya ön bahçeye gittim. Ama araba yoktu. Kaşlarım çatıldı. Arka bahçenin kapısına doğru tek ayağımın üstünde zıplaya zıplaya ilerledim. Gecehan'ın arabası görüş alanıma girdi.
Audi R8 e-tron.
"Şanslı piç." diye mırıldandım. Ama ters giden bir şeyler vardı. İçim bir panik duygusuyla sarsıldı. Gecehan benden birkaç metre ileride arabaya koşuyordu ve bana da koşmamı söylüyordu. Ayağımın izin verdiği ölçüde koşmaya çalıştım ama yere kapaklanmam ayaklarımın izin vermediğine delalet sanırım.
"Sehrin koş!"
Neler oluyor diyemeden siyah eldivenli bir el ağzımı kapattı. Çığlığım o elin içinde yankılanırken bilincim kapandı....