BEKTAŞ: Maral, kanepenin ucunda neredeyse içine kapanmış gibiydi. Kollarını göğsünde sıkıca kavuşturmuş, bakışlarını yere sabitlemişti. Sanki başını kaldırsa, göz göze gelsek… içinde tuttuğu her şey bir anda dökülecekmiş gibi kendini koruyordu. Ve ben… Onun o hâline bakarken, içimde yükselen tek duygu vardı: onu kaybetme korkusu. Ondan mahrum kalmak… onsuz kalmak… bu ihtimali aklımın ucundan bile geçirmek istemiyordum. Önünde çömelmiş, yüzünü izliyordum. En küçük bir mimiğini bile kaçırmamak ister gibi. Kaşının hafif kıpırdayışı, dudaklarının belli belirsiz titremesi… hepsi benim için bir işaretti. Ama o… hiçbir şey vermiyordu bana. Sessizdi. Ve bu sessizlik, bağırmasından daha ağırdı. Dizlerimi tamamen yere koydum. Aramızdaki mesafeyi biraz daha azalttım. Elimi yavaşça kaldırdım…

