Derinlerden gelen, telefonunun sesi ile ağırlaşmış göz kapaklarını aralayıp elini yavaşça yatağın içinde gezdirmeye başladı. Hemen sonra kesilen ses ile aramayı bırakıp tekrar utku moduna geçmişti ki aynı ses ile bir kez daha açtı gözlerini.
"Lanet olsun!" Bu sefer daha hızlı ve bilinçli bir şekilde arayıp buldu telefonunu. Yabancı numaranın kim olabileceği üzerinde duramayacak kadar uykuluydu, gözleri kapanmak için resmen yalvarıyor, yerçekimi ile işbirliği yapıyordu.
"Alo" Bu çatlamış ses tamamen 2 saatlik uykunun eseriydi. Bir çikolatanın onda bıraktığı etkiler hiç de hoşuna gitmemişti.
"Günaydın Eva."
Karşı taraftan gelen ses beynine ulaşamamıştı. "Kimsiniz?" dedi aynı ses tonu ile. Gözleri ile olan savaşını az önce kaybetmişti.
"Beni bu kadar çabuk unutmana kırılmalı mıyım?"
Hâlâ algılamakta sorun yaşayan Eva telefonu kulağından çekip yatakta doğruldu. Uykusuzluğa asla ama asla dayanamıyordu. Gözlerini biraz ovalayıp kendine gelmeye çalıştı.Ah! Gözleri yanıyordu. Telefonu tekrar kulağına götürürken başını omuzuna yatırdı. " Kimsiniz? " diye sordu bir kez daha.
" Bir daha ki gelişimde beni bir daha unutmayacağından emin olacağım. Ben Luca, hatırladın mı?" Sesindeki hafif sinir Eva' ya ulaşamamıştı bile.
Luca ismi Eva' nın beynindeki tüm uyarı sistemini ayağa kaldırırken gözlerini hızlı bir şekilde kırpıştırıp, boğazını temizledi. "Buyrun." diyebildi kısa bir süre sonra.
"Seni özledim."
Luca' nın iki kelimelik cümlesi Eva' yı bozguna uğratmıştı. Özlemek! Bu adam onunla dalga mı geçiyordu. "Anlamadım!" dedi sesindeki garip tınıyla.
"Boşver, nasılsın?"
Bir türlü anlam veremediği bu konuşma Eva' nın dengesini bozuyordu. Neden böyle bir konuşma yapıyorlardı? Bu adam neden onu özlüyordu?
"İyiyim...siz?" dedi, zorunlu bir soruydu bu?
"Şimdi daha iyiyim." 'Luca, misafirimiz var.'
Telefondan gelen ikinci bir ses ile beklemeye başladı. Diğer adamın ne dediğini anlamamıştı. Çokta ilgilendiği söylenemezdi, tek istediği sırtını tekrar yatağı ile buluşturmaktı.
"Şimdi kapatmam gerekiyor, seni daha sonra arayacağım. Kendine dikkat et."
Luca telefonu kapatıp masaya bıraktığında, Simon' un yüzündeki gergin ifade ona da bulaştı. "Nerede?"
"Alt kattaki salona aldım."
Luca masasının en üst çekmecesini açıp içinden silahını aldı ve koltuğundan kalkarken beline yerleştirdi. "Gidelim."
Önde Luca, çok az gerisinde Simon ve hemen arkalarında 3 adamları ile alt katta bulunan salona indiklerinde misafirinin hissettiği korkuyu daha onu görmeden hissetmişti. Yoksa bu kadar kalabalık gelmenin başka bir açıklaması olamazdı. Madem savaş istiyordu, Luca ona bunu memnuniyetle verirdi. Dudaklarında tehlikeli bir kıvrılma oluşurken onu gören adamların gözlerindeki çekingenlik onu daha da eğlendiriyordu. Alfredo onun rakibi olamazdı.
Dudağındaki kıvrılma yerini düz bir çizgiye bırakırken, Luca en korkutucu ifadesiyle gereğinden fazla kalabalık olan salona girdi. Bir yanda kendi adamları diğer yanda Alfredo denen alçağın adamları. Ne sanıyordu, kendi mekanında onu korkutabileceğini mi? Tam bir aptaldı ve Luca' nın böyle korkak cesurlara ayıracak vakti yoktu.
İçeriye sadece Simon ile girip, büyük masada, en baştaki yerini aldı. Kendi adamları hemen arkasına geçerken, bir elini masanın üzerine yerleştirip bakışlarını tam karşısında cesurca oturan adama dikti.
"Çok fazla vaktim yok, derdin neyse söyle." dedi ve bu sefer karşısındaki adamı huzursuz edecek bir ciddiyette ve tehditkâr bir şekilde konuştu. "Malum temizlik yapmam lazım."
Alfredo ve adamları huzursuzca kıpırdanırken, Luca zevkle izledi onları. Kimse ama hiç kimse onun yokluğunu fırsat bilip bölgesine giremezdi. Böyle bir şeye değil göz yummak, teşebbüsü bile imkansızdı.
Alfredo gergin bir ifadeyle öne eğildi. "Luca, kuzey bölgesi yıllarca bizim ailemiz tarafından yönetildi. Ve yine biz yöneteceğiz."
"O bölge 10 yıldır bana ait. Baban kendi elleriyle bana bıraktı. Bana ait olanı kimse alamaz."
Alfredo' nun bedeni öfkeyle kasılırken, Luca' nın rahat tavrı sinirlerini bozuyordu, Luca' nın sarsılmaz gücünün farkında ancak yine de ona karşı üstünlük sağlayabileceğini düşünüyordu. Masanın üzerindeki elini masaya vurduğunda çıkan ses iki tarafıda tetiklemişti. "O bölge yıllarca bizimdi ve yine bizim olacak. Babamın yaptığı aptalca bir hataydı sadece. Orası benim!"
Luca' nın rahat tavrı, Alfredo' nun sertleşen tavrı karşısında giderek yerini daha ciddi bir ifadeye bırakırken yine de sakin tavırlarını devam ettirmekte kararlıydı. "Bak Alfredo, baban ve benim aramda yapılmış bir anlaşma var ve sen buraya," başıyla arkasındaki adamları işaret etti. "arkanda onlarca adamla gelip, benim gözümü korkutarak orayı benden alabileceğini düşünüyorsan eğer...yanlış yoldasın. Baban ile aramızdaki dostluktan dolayı yaptığın bu hatayı görmezden geliyorum. Şimdi o adamlarını al ve git." Luca yerinden kalkıp kapıya doğru giderken ayaklanan adamı fark etti ancak bir şey yapmadı.
Alfredo öfkeli bir şekilde yerinden kalkıp, odadan çıkmak üzere olan adamın arkasından aynı öfke ile bağırdı. Hiç kimse onu kendi adamlarının karşısında küçük düşüremezdi. Hiç kimse. "Bu yaptını sana ödeteceğim Luca, pişman olacaksın!"
Luca duyduklarını önemsemeden odadan çıkıp yanında onunla beraber yürüyen Simon ile konuştu. "Kuzey bölgesindeki tüm mekanların güvenliğini arttırın, bu aptalın işlerime karışmasını istemiyorum."
"Öylece gitmesine izin mi vereceksin?" diye sordu Simon, o adamın hatası bariz bir şekilde ortadaydı. Luca Guerra piramidin tepesindeydi ve Alfredo ona yapılabilecek en büyük saygısızlığı yapmıştı.
"Bu seferlik affediyorum Simon, sadece bu seferlik. Bir şansı vardı ve onu da kullandı. Eğer akıllı bir adamsa, baba ait olan her şeyden uzak durur."
Aradan geçen birkaç gün boyunca Eva, Luca' dan bir daha telefon almamıştı. Günleri şirket, ev ve doktoru arasında geçip giderken Jack' in çılgın fikirleri arasında boğulup gideceğini düşünüyordu. Daha küçük bir topluluğa bile girmeye çekinirken onu zorla bir konsere götürme çabası içerisindeydi. Aptalca, tamamen aptalca bir fikirdi.
Alnını yasladığı masadan aniden açılan kapısı yüzünden ayrıldı. Jack her zaman ki geniş gülüşü ile odasına girdiğinde kalemliğini alıp ona fırlatmamak için üstün bir çaba sarfetti.
"Yine ne var?"
Jack, gülüşünü sahte bir alınganlığın arkasına saklayıp dudaklarını büzdü. " Benden bu kadar bıktığını bilmiyordum. Peki öyleyse, gidiyorum." diyerek arkasını döndü.
Eva onun bu oyununa katılarak sessiz kalmaya devam etti. Nasılsa o kapıdan çıkmayacağını biliyordu. Tam da tahmin ettiği gibi Jack kapıya varamadan durup arkasını döndü.
"Bana gitme demeyecek misin?"
Eva dostunun hareketlerine gülümserken başını salladı. "Hayır, gidebilirsin." dedi oldukça rahat bir tavırla.
Jack, Eva' nın pes etmeyeceğini anlayıp gerisin geri odaya döndü ve koltuğa kuruldu. "Neyse ki fazlasıyla yüzsüz biriyim." dedi, tıpkı odaya ilk girdiği an ki gülüşü ile.
Eva gözlerini devirip arkasına yaslandı. "Yeni alınacak araçların maliyetini çıkardın mı?"
"Biraz işi kaldı, yarın sabah getiririm." diyerek sustu ancak sessizliği kısa sürdü. Elini cebine atıp küçük bir kutu çıkardı ve yerinden kalkıp Eva' nın masasına bıraktı. "Aç hadi."
Eva, önüne uzatılan küçük kutuya anlamaz bir şekilde bakıp bakışlarını Jack' e kaldırdı. "Bu ne?"
"Küçük bir hediye bebeğim, hadi aç."
Küçük kadife kutunun kapatığını yavaşça açtığında içinde gördüğü şey Eva' nın bakışlarında hafif bir dalgalanmaya sebep oldu. Bakışlarını kaldırmadan gözlerini hızlı bir şekilde kırpıp haftalar sonra ilk kez dişleri görünecek şekilde gülüp Jack ile göz göze geldi. "Bu...muhteşem. Çok teşekkür ederim Jack. Bu uzun zamandır aldığım en güzel hediye." dedi tekrar duygulanarak. (Multide)
Jack, Eva' nın neşesini yerine getirmek için işi şakaya vurmayı tercih etti. " Zaten uzun zamandır ilk kez hediye alıyorsun Eva. En son geçen yıl noelde almıştım."
"Aptal. Tak hadi."
Jack kutudaki bilekliği alıp Eva' nın ince bileğine taktığında onun beyaz teninde parlayan taşlara hayran bakışlarla baktı. "Tanrım, çok zevkli bir adamım."
Bir süre sohbet eden ikili, mesai bitimine yakın şirketten ayrılmak için ayaklandı. Jack hazır bir şekilde ayaklanırken, Eva çantasını topluyordu. "Sen in, arabayı girişe getir. Ben birazdan gelirim."
"Peki, aşağıda görüşürüz."
Jack odadan çıktığında Eva hâlâ masaya yaydığı belgelerini topluyordu. Sonunda masasının daha düzenli olduğuna karar verip topladığı çantasına uzandı. Bakışları bileğindeki bilekliğe takıldığında istemeden de olsa bir duraklama yaşadı. Hâlâ masasının başındayken bakışları bileğinden ayrılıp odanın sonundaki kapalı kapıyı buldu.
Koluna astığı çantası ile odasında ilerleyip kapalı olan kapının hemen önünde durdu. Bir süre bakışları boşluğa daldıysa da çabuk toparladı. Eli bir an kapıyı açmak için kalktı ancak hemen sonra geri indirdi. Doğru ya, kendi eliyle kilit vurmuştu bu kapıya, söz vermişti o gün. Yine özgür olmadığı müddetçe açılmayacaktı bu kapı.
Derin bir nefes alıp avuç içini kapıya dayadı, bu odayı hazırladığı günleri hatırlarken dudaklarında buruk bir gülümseme oluştu. "Yine geleceğim." dedi fısıltılı bir şekilde.
Çantasını koluna takıp, yine bakışlarını yere indirerek çıktı odasından. Şirketten çıkana kadar da kimseyle göz göze gelmemeye çalışarak attı kendini dışarı. Basamakları bir bir inerken önce asfaltta yankılanan tekerlek seslerini, hemen sonra onun adını bağıran güvenlik görevlisinin sesini duydu. Başını kaldırıp onu bekleyen aracının içindeki Jack ve Anna ile göz göze gelmesi ve kolundan hızla çekilmesi aynı saniyeler içinde gerçekleşti. Ve tabi kolunda hissettiği yakıcı his.
Ondan sonra gerçekleşen hiçbir olayı takip edemedi Eva, en son hatırladığı ise başını göğsüne yaslayıp, bağırıp duran Jack olmuştu. Sonrası karanlıktı, simsiyahtı, korkunçtu. Eva karanlığı sevmezdi.
Saçlarından dolanan ve ona seslenen biri ile, zorlukla da olsa açtı gözlerini. İlk açtığında gözlerini alan ışık birkaç denemede daha normal bir seviyede olmuştu.
"Eva, bebeğim, iyi misin? Doktoru çağırmamı ister misin?"
Jack' in hemen kulağının dibinden gelen telaşlı ve endişeli sesi, şimdiye kadar hissetmediği baş ağrısını hatırlatmıştı ona. " Bağırma Jack, başım ağrıyor. " diyerek sağ kolunu kaldırıp başını tutmak istedi ancak koluna giren müthiş acı gözlerini tamamen açmasına neden oldu.
" Yavaş ol Eva, dikişlerini zorluyorsun."
Kolunda ve başında hissettiği acı daha dayanılabilir bir hal aldığında sıkı sıkı yumduğu gözlerini açtı. " Ne oldu? " diyebildi zorlukla.
" Bilmiyorum bebeğim, bilmiyorum. Birilerinin seni öldürmek istediği açık ancak bunu kimin yaptığını bilmiyoruz."
" Lanet olsun, bir bu eksikti. Başka kimse yaralandı mı? Biri beni kenara çekti, kimdi o? "
"Şirkettin güvenlik görevlisi, saldıran araçtaki silahlı adamları ilk o fark etmiş. Tanrıya şükür, ya sana bir şey olsaydı?"
Eva derin bir nefes alma ihtiyacı duyarak göğsünü şişirdi. " Kimse yaralanmadı değil mi?" Onun yüzünden başkalarına bir şey olmasına dayanamazdı, bir de bunu kaldıramazdı.
" Hayır, zaten hedefleri sendin. Piç herifler, bizden ne istiyorlar ki?" Hastaneye geldiklerinden beri bunu düşünüyordu Jack, normal yaşantılarında olmadığı gibi, iş dünyasında da karşılarında durdukları kimse yoktu.
" Polis ne diyor?" diye soran Eva diğer yandan da Jack' in yardımıyla biraz doğrulmaya çalıştı.
" Hiçbir şey, araçların plakası sökülmüş ve merkezden uzak bir yerde yanmış halde bulunmuş. Adamlar profesyonel."
Eva ve Jack' in yüzünde aynı düşünceli ifade belirmişti. " Sen bulamaz mısın Jack? Adamlarımızın çoğu artık bizimle, Biricik' e duyurmadan araştırmaya çalış." dedi. Ancak Jack' in yüzünün aldığı ifade onu hüsrana uğrattı. " Lanet olsun, sakın bana ona haber verdiğini söyleme."
"Haber vermek zorunda kaldım Eva, eğer bunu daha sonra öğrenecek olursa sana kıyamaz belki ancak bu sefer beni o köprüden ters bir şekilde sallandırır."
"Of Jack, of!"
Eva' nın giderek kırışan yüzü Jack' i endişelendirdi. "Doktoru çağırmamı ister misin?"
Eva dayanılmaz olduğunu düşündüğü baş ağrısı yüzünden artık gözlerini bile açamıyordu. "İyi olur, başım çatlıyor."
Doktor ve iki hemşirenin yaptığı kontrolden sonra ağrı kesici verilen Eva artık daha iyi hissediyordu. "Saat kaç?" diye sordu odada bulunan koltuğa yayılan arkadaşına.
"Gece yarısı olmak üzere."
Eva anladım dercesine başını salladı, büyük ihtimal Biricik şu an uçakta olmalıydı. "Bana Anna' yı arar mısın?"
"Neden?"
"Biricik' in öğrenmesini istemiyorum, ona sadece şanssız bir kaza olduğunu anlatacaksınız. Yeterince sorunu varken bir de beni düşünmesini istemiyorum."
"Biricik' in buna ananacağını sanmıyorum Eva."
"Şansımı deneyeceğim Jack, lütfen Anna' yı arar mısın?"
Jack çoktan telefonunda Anna' nın numarasını çevirip Eva' ya uzatmıştı. Eva, Biricik geldiğinde ona anlatılması gereken senaryoyu Anna' ya iyice anlatıp telefonu kapattı.
"Hadi biraz daha uyu." diye konuşan Jack' e sadece yorgunca bir onay verebildi. Gerçekten çok yorgun hissediyordu, ağrılarının geçmesi çok iyi olmuştu.
Yine aynı şekilde saçların da gezinen bir el yüzünden uykusundan uyandı Eva. Gözleri hâlâ kapalıyken başını diğer tarafa çevirdi. "Rahat bırak beni Jack, uykum var." diye belli belirsiz söylendi.
"Üzgünüm, artık seni bırakamam."