Hava iyice aydınlandığında, Karan’ı zorlukla daldığı uykusundan gözüne çarpan güneş ışığı değil, ısrarla ve adeta patlarcasına çalan telefonu uyandırdı. Uykusuzluktan ve yaşadığı stresten dolayı zonklayan başını iki eliyle kısaca ovuşturduktan sonra, bir elini yere doğru uzattı. Gece uyurken cebinden kayıp yere düşen telefonu eline alıp uykulu, kısık gözlerle ekrandaki isme baktı. Arayan Eliz’di. Karan, sıkıntıyla yüzünü ekşiterek telefonu açtı ve pürüzlü, uykulu bir sesle, "Ne var Eliz, sabahın bu saatinde?" diye söylendi. Telefonda sesi fazlasıyla heyecanlı ve telaşlı gelen Eliz, "Ne sabahı Karan, öğlen oldu! Hem her neredeysen hemen kalk, hazırlan ve buraya gel. Teyzem ve eniştem seni bekliyor," dedi. Karan, oldum olası emrivaki konuşmalardan nefret ettiği için Eliz’i hemen tersledi:

