bc

LANETLİ KÖY (TÜRKÇE)

book_age18+
1.7K
FOLLOW
10.5K
READ
dark
goodgirl
kickass heroine
decisive
mystery
scary
magical world
supernature earth
witchcraft
supernatural
like
intro-logo
Blurb

Almira cadı olduğundan habersiz arkadaşı Eliz'le beraber onun köyüne gider. Tabi bunu daha çok Eliz'in kuzeni olan Karan'ı görebilmek için yapar. Çünkü ona uzun zamandır aşıktır.

Ama Almira’nın cadı olduğundan habersiz olduğu gibi bilmediği bir konu daha vardır. Oda daha önce arkadaşı Eliz sayesinde köyün lanetli olduğunu bilse de, o lanetin bozulması için beklenen ve öldürülmesi gereken o cadı olduğundan habersiz oluşurdur. Çünkü onun haberi olmasa da o yüz yıllar önce köye laneti yapan Lidya adlı cadının kanından gelmektedir ve lanete göre Karan'la birleşmesi gerçekleşmeden öldürülmesi gerekmektedir.

Lanetli köy her zamanki klişe bir cadı hikayesi değildir. Çünkü bu cadı hikayenin başlangıcı Osmanlı'ya kadar dayanıp, günümüz Türkiye sinde de hala daha var olan cadıları anlatmaktadır. Üstelik bizim inançlarımızla kaleme alınmıştır.

chap-preview
Free preview
1.BÖLÜM
## Lanetin Gölgesinde Lidya, yüzyıllar önce cadı olduğu anlaşıldığı için küçük bir köy halkı tarafından idam edilerek öldürülen bir cadıydı. İdam sehpasına çıkarıldığında, son nefesini vermeden hemen önce, kendisine büyük bir hınçla bakan köylülere aynı nefretle karşılık vermiş ve "İntiya minanis onti radiyon!" diye bağırmıştı. Ardından, kulakları tırmalayan histerik kahkahasıyla haykırmıştı: > "Size söz veriyorum, bir gün yeni bir bedende geri geleceğim ve hepinizden intikamımı alacağım! Ama o güne kadar ruhum da size azap çektirecek!" > Tüm köylü bu sözlerle korkuya kapılıp titrerken, Lidya intikam dolu bakışlarını yine kalabalığın üzerinde gezdirmiş, "İsterse bin yıl sürsün, isterse beş bin yıl... Geri geleceğim! Siz olmasanız bile sizin kanınızdan olan torunlarınızı, hatta torunlarınızın torunlarını, tüm köyü katledip intikamımı alacağım!" diyerek bağırmıştı. Bu sözlerden sonra daha fazla konuşmasına izin verilmemiş, cellat tarafından ayağının altındaki sandalye itilmişti. Lidya, kulak tırmalayan acı dolu çığlıklarıyla can vermişti. Fakat bu, cadı Lidya için her şeyin sonu değildi. Çünkü Lidya söz verdiği gibi, ruhuyla geri dönmüştü. Ölüşünün ilk gecesi köyde birinin kapısı önünde görülmüş, sabahında ise o kapısında görülen kişi vefat etmişti. Yani intikam almaya başlamıştı. O geceden sonra her hafta Lidya'nın ruhu köye gelmiş ve kapısında belirdiği kişiler sabahında hep ölü bulunmuştu. Sabah bulunan köylülerin yüz ifadeleri ise hep aynıydı: Korkmuş ve dehşet içinde... Üstelik cesetleri, sanki bir gecede on yaş birden yaşlanmış gibi duruyordu. Köylü 15. kurbanı da verdiğinde iyice korkup paniğe kapılmıştı. Çare olarak gecenin bir vakti, ellerindeki meşalelerle köyün en yaşlı ve bilgin kadını olan Efsa'nın kapısına dayanmışlardı. Çünkü Efsa, hisleri çok kuvvetli bir kadındı. Kimsenin aklının eremediği kadim bilgilere sahipti. Köyde biri ölmeden ya da kötü bir olay yaşanmadan önce, Efsa'nın her şeyden mutlaka önceden haberi olurdu. Yaşlı Efsa, ellerindeki meşalelerle kapısında korku içinde kendisinden yardım bekleyen köylülere, daha onlar tek bir kelime bile edemeden söze girdi: "O cadının mezarını açın. Size vereceğim tılsımlı kazığı karnına batırıp cesedini de yakın. Böylece artık ruhu her gece köye gelemeyecektir," dedi. Duyduklarıyla bir an için sevinen köylülere, hemen ardından şunu ekledi: "Ama bu yaptığınız, onun ölmeden önce ettiği o büyük laneti bozmaya yetmiyor. Maalesef, o kendine yeni bir beden bulduğunda tekrar köye gelecek ve intikamını alacak." Bir anlık sevinçleri kursaklarında kalan köylüler, bu sözlerle yine büyük bir korkuya kapılarak yaşlı kadına ne yapacaklarını sordular. Yaşlı kadın kısa bir düşünmenin ardından, büyük bir ciddiyetle köylülere baktı. "Tek bir yolu var," dedi ve bakışlarını köyün en güçlü delikanlısı olan Ali'ye çevirdi. İşaret parmağını ona doğru uzatarak, "Sen... Senin kanında avcı kanı var evlat," dedi ve duraksadı. Bu sözlerle Ali dahil tüm köylü hayretle Efsa'ya bakmaya başladı. Çünkü ilk kez böyle bir şey duyuyorlardı; "avcı" ve "avcı kanı"... İlk kez bir cadı olayı yaşamışlardı ama Efsa'nın sözlerinin gerçek olduğuna kalpten inanıyorlardı. Zaten Lidya'nın cadı olduğunu ilk fark eden ve yakalanmasını sağlayan da Ali olmuştu. Bunun nedeni, cadıları sadece avcıların hissedebilmesiydi; köylü bu durumu şimdi anlamlandırmaya başlıyordu. Yaşlı Efsa, Ali'ye doğru birkaç adım yaklaşarak devam etti: "Cadı, sen hayatta olduğun süre boyunca kendine bir beden bulmaya çalışacak. Eğer bulamazsa... Beden bulma işi onun için çok uzun sürecek evlat. Çünkü bundan sonra birkaç yüz yıl boyunca senin neslinde sadece kız çocukları dünyaya gelecek. Cadının geri gelebilmesi için senin avcı kanını taşıyan bir erkeğe ihtiyacı olacak. Senin avcı kanından bir erkek ve kendi cadı kanını taşıyan bir kadın birleşirse ve onlardan bir kız çocuğu doğarsa, cadı ancak o sayede tekrar bir bedene sahip olabilecek." Köylü duyduklarıyla daha da şaşırırken, avcı kanı taşıdığını öğrenen Ali merakla sordu: "Ben ya da benim kanımı taşıyan kişi avcı olduğuna göre, cadının neslinden gelen kişinin cadı olduğunu anlaması gerekmiyor mu?" Yaşlı Efsa sıkıntılı bir nefes alıp verdikten sonra, "Evet evlat, anlayacak," dedi. "Fakat o cadı bu köye gelince lanet işlemeye başlayacak ve maalesef avcının sezi yeteneği de körelmeye başlayacak. Ne kadar nefret etse de o birleşme olacak ve... Lanet başlayacak." İyice paniğe kapılan köylülerden yaşlı bir kadın, "Peki biz onun neslinden gelecek cadıyı anlamak için hiçbir şey yapamaz mıyız?" diyerek sordu. Yaşlı Efsa, yaşlılıktan kırış kırış olmuş elini alnına koyup sıkıntıyla ovaladıktan sonra, "Aslında mümkün," dedi. "Bu gece cadının mezarını açarak karnına tılsımlı kazığı batırdıktan sonra bir ayin yapabiliriz. Üstelik bu ayini her sene aynı gün tekrarlamalıyız. Böylece onun kanını taşıyan kadın köyümüze geldiğinde, doğa bize onun gelişini haber verecektir." Köylünün aklı bu kadim işlere pek ermese de Efsa'ya güvenleri tamdı. O gece Efsa'yla birlikte mezarı açtılar; cesedi kor kırmızısına dönmüş olan cadının karnına tılsımlı kazığı batırıp ayini yerine getirdiler. Her şeyi olaysız bir şekilde bitirmişlerdi. Geriye kalan tek şey, o gün gelip çattığında köye gelecek olan cadıyı beklemekti. Fakat ne kadar bekleseler de Efsa'nın bahsettiği o genç kadın cadı köye gelmedi. Üstelik Ali de genç yaşta vefat etti. Sonrasında ise tıpkı Efsa'nın kehanetindeki gibi, Ali'nin neslinden tam 300 yıl boyunca hep kız çocukları dünyaya geldi. Doğan her kız çocuğunda köylü rahat bir nefes alıyordu. Ancak 300 yılın ardından, Ali'nin neslinden dünyaya gelen ilk erkek çocukla birlikte köyü yeniden büyük bir korku sardı. Köylü, doğan bu erkek çocukla telaşlanıp korkuya kapılmıştı; çünkü büyük büyük dede ve ninelerinin nesilden nesile aktardığı bu cadı vakasına hâlâ tüm kalpleriyle inanıyorlardı. Senelerce bu olay gerçekliğini hep korumuş, her sene ayinlerine devam ederek gelecek olan cadıyı korku içinde beklemişlerdi. 300 yıl sonra doğan o erkek çocuktan beri, yani son 27 senedir hep diken üstünde yaşıyorlardı. ☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️ Almira, Eliz'in anlattıklarını büyük bir korku ve pürdikkatle dinlerken, arkalarından yükselen dalga geçer tondaki o sesle irkildi: "Sen yine aynı masalı mı anlatıyorsun Eliz?" Eliz, gelen sese doğru gözlerini devirerek geriye döndü. Her zaman kendisiyle aynı şekilde alay ettiği için sıkıntıyla nefes alıp verdi. Ardından, alaycı kuzeni Karan'a dik dik bakarak, daha önce defalarca yaptığı gibi çıkıştı: "Masal değil canım bunlar!" Fakat Karan, tüm köylü gibi kuzeni Eliz'in de kafayı yediğini düşünüyordu. Ona göre yüzyıllardır anlatılan bu şeylerin hepsi uydurma birer masaldı; cadı da, her sene köylülerin yaptıkları ayin de saçmalıktan başka bir şey değildi. Ancak babası Rıza Bey, annesi Ayşegül Hanım, akrabaları ve tüm köylünün baskısıyla her sene köye gelerek bu ayine katılmak zorundaydı. Çünkü Karan, Ali'nin soyundan 300 yıl sonra dünyaya gelen ilk erkek evlattı ve bu yüzden köylüye göre ayinde kesinlikle bulunması gerekiyordu. Karan, kuzeni Eliz'e dik dik bakarak, "Sen de kafayı yedin!" dedi. Yanlarındaki Almira'yı yine yok sayarak, tek kelime etmeden elindeki valizlerle oradan öfkeyle uzaklaştı. Eliz, kuzeninin ardından gözlerini yine devirdikten sonra, onun peşinden bakarken utanıp tüm kanı yüzüne hücum eden ve kıpkırmızı kesilen arkadaşı Almira'ya döndü: "Sen ona bakma canım, hâlâ olayı kabullenemedi. Hadi gel şu eşyaları eve bırakalım da sana köyü gezdireyim," dedi. Almira bu köye ilk kez geliyordu. Okuldan en yakın arkadaşı olan Eliz'in ısrarları sonucunda sonunda gelmeyi kabul etmişti. Tabii Eliz'in üç sene boyunca anlatıp durduğu cadı ayinini de çok merak ediyor, kendi gözleriyle görmek istiyordu. Ancak gelmesinin bir başka sebebi, hatta en büyük sebebi Karan'dı. Çünkü Almira, Karan'a tam üç senedir gizlice aşıktı. Karan onun bu aşkının farkında olsa da, nedense ortada hiçbir sebep yokken Almira'ya her seferinde kötü davranıyordu. Fakat öyle bile olsa, Almira yine de Karan'ı görebilmek için elinden gelen her şeyi yapıyordu. Ayini merak etse de bu köye gelmesinin asıl nedeni, Karan'la bir hafta boyunca aynı evde kalıp onu her an görebileceği düşüncesiydi. Almira ve Eliz valizlerini eve bıraktıktan sonra köy meydanına doğru yürümeye başladılar. Almira yol boyunca köyün güzelliğini hayranlıkla inceledi. Köy, şehir merkezine yaklaşık 55 kilometre uzaklıkta, bir dağ ile tepe arasında, düz ve yemyeşil bir arazi üzerine kurulmuş küçük bir yerleşimdi. Yaklaşık 20 hane bulunmaktaydı ve nüfusu 50-60 civarındaydı. Bu küçük köyde, bahçelerinde rengarenk çiçekler açan iki katlı eski taş evler ayrı bir hava yaratıyordu. Yol boyunca uzanan küçük dere ise insana huzur veren cinstendi. Almira ve Eliz, köy meydanına kadar bu güzellikleri izleyerek yürüdüler. Meydana yaklaştıklarında ise neredeyse tüm köylünün orada toplanmış, hararetli bir şekilde konuştuklarını gördüler. Almira merakla onlara bakarken Eliz, "Dört gün sonra ayin olacak, muhtemelen bunu konuşuyorlar," dedi. Fakat kalabalığa yaklaşınca Eliz'in bu tahmininin doğru olmadığını anlamaya başladılar. Tüm köylü çember şeklinde toplanmış, ortalarına aldıkları genç bir kıza heyecan ve panik içinde sorular soruyordu. Genç kız ise yaşına tezat bir şekilde, her soruya büyük bir ciddiyet ve olgunlukla cevap veriyordu. Yaşının insanı olmadığı çok netti. Dış görünüşü en fazla 25 gösteren bu kız; beyaz tenli, uzun siyah saçlı ve simsiyah, iri gözleri olan minyon yüzlü biriydi. Vücudu da yüzü gibi minyon tipli olsa da, hal ve tavırları 70'ini aşkın bir kadının ağırlığını taşıyordu. Almira kızı dikkatle inceledikten sonra, "Bu kız kim?" diye sordu. Eliz, kızın anlattıklarını ciddiyetle dinlerken, "O, Efsa," dedi. Bu cevapla Almira'nın yüzünde büyük bir şaşkınlık belirdi. Titrek bir sesle, "A-anlamadım... Efsa mı?" diye sordu. Eliz, arkadaşının bu şaşkın haline sessiz bir kahkaha atarak, "Merak etme, o asıl Efsa değil! Ama onun soyundan," dedi. "Efsa'nın torununun torununun torunu... Bilge Efsa'nın soyundan yani. Tıpkı avcı kanı taşıyan Ali gibi, bilge Efsa'nın soyundan da 300 yıl boyunca hiç kız çocuğu dünyaya gelmemiş. 300 yıl sonra ilk kez bir kız çocuğu doğunca da ona büyük büyük ninesi olan bilge Efsa'nın adını vermişler. Bu Efsa da tıpkı büyük ninesi gibi bilgin bir kızdır." Eliz, bunu dedikten sonra Almira'nın kulağına doğru iyice eğildi ve sır verir gibi sessizce ekledi: "Köyün yaşlılarına göre o asıl Efsa'ymış... 300 yıl sonra yeniden başka bir bedenle köyümüze geri dönmüş." Almira duyduklarıyla şaşkınlığını gizleyemezken, köylü yaşlı bir adamın gür sesiyle irkildi. Yaşlı adam, yüksek sesle Efsa denen kıza soruyordu: "Lanet başladı diyorsun, o zaman o cadı bizim köye mi geldi şimdi kızım?" Efsa sıkıntıyla nefes alıp verdikten sonra, "Evet, doğru. Şu an burada," dedi. İyice tedirginleşen köylü hızla hep bir ağızdan aynı şeyi sordu: "Kim o?" Efsa, minyon yüz hatlarının ortasında parlayan siyah iri gözlerini köylülerin üzerinde gezdirdi. "Geldiğini biliyorum ama maalesef kim olduğunu bilmiyorum. O çok güçlü bir büyüyle saklanıyor, o yüzden kim olduğunu anlayamam," dedi. Efsa onun geldiğini sezinlemişti ama kim olduğunu bilemiyordu. Çünkü Efsa'ya göre, ya 300 yıl önce ölmeden önce Lidya denen cadı ya da hâlâ hayatta olan onun kanından cadılar, bunu engellemek için güçlü bir gizleme büyüsü yapmış olmalıydı. Efsa ve köylüler çaresizce derin bir sessizliğe bürünürken, Eliz endişeyle Almira'ya döndü: "Burası küçük bir köy ve herkes birbirini tanır... Fakat son yıllarda cadı olayını ve ayinleri duyan pek çok kişi meraktan köyümüze gelmeye başladı. Yani şu an köyde yabancı en az 50 kişi vardır herhalde," dedi umutsuzca. Almira, morali bozulan arkadaşının omzuna elini koyarak teselli etmek istedi: "Hemen moralini bozma Eliz, elbet bir çaresi vardır herhalde!" dedi. Ama aslında ne cadılıktan ne de ayinden anlayan Almira, bunun bir çaresi olup olmadığını kendisi de hiç bilmiyordu. Tüm köy sessizlik içinde beklerken, Karan'ın alay dolu sesi bu kasvetli havayı bıçak gibi kesti: "Hayırdır Efsa, millete bu sefer ne hikayesi anlattın da bunları bu hale getirdin?" Eliz ve tüm köy, Karan'ın bu alaycı sözleri üzerine ona ayıplayan gözlerle bakmaya başlarken, Karan'ın babası sinirle bağırdı: "Kes sesini Karan!" Karan ise senelerce yapılan ayinlerden ve ona göre tamamen saçmalık olan bu cadı hikayesinden o kadar çok bunalmıştı ki, sonunda dayanamayıp haykırdı: "Ne 'kes sesini' baba?! Bir deli 300 yıl önce çıkıp size bir hikaye yazmış, siz de koyun gibi o hikayenin peşi sıra gidiyorsunuz! Hangi yüzyılda yaşıyoruz, hâlâ böyle saçmalıklara nasıl inanırsınız?" Eliz, yanında duran kuzeninin sarf ettiği sözlere öfkelenerek, "Yeter artık Karan, aç gözlerini!" dedi. "300 yıl önce söylenildiği gibi ailemizden tek erkek evlat olarak doğman da mı saçmalık? Niye hâlâ inanmayıp inkar ediyorsun?" Karan, kuzeni Eliz'e öfkeyle bakarak, "Evet, saçmalık Eliz!" dedi. Ardından ses tonunu iyice alçaltıp, kenardan tartışmaları şaşkınlıkla ve üzüntüyle izleyen Almira'ya baktı. Kafasıyla onu işaret ederek, "Bunlara ancak aptal insanlar inanır!" diye ekledi. Almira ise kendisine yine "aptal" diyen Karan'a kırılarak bakarken, gözleri her defasında olduğu gibi dolmaya başladı. Karan, Almira'nın kendisine kırıldığını anlasa da her zamanki gibi umursamadı. Normalde Karan kadınlara kötü davranan bir erkek değildi; aksine, fazlasıyla centilmen ve çapkın biriydi. Yatağından geçen kadınların sayısını kendisi bile bilmezdi. Uzun boylu, iri ve yapılı bir adamdı. Siyah, hafif uzun saçları, keskin ve kemikli yüz hatları vardı. O karizmatik yüzünde fazlasıyla mükemmel duran esmer teni ve mavi gözleriyle kadınların her zaman ilgi odağı olmayı başarırdı. Kadınları yakışıklılığıyla değil, daha çok tatlı diliyle tavlardı. Ama nedense bu kızın, Almira'nın her hali ona batıyor ve sinirlerini bozuyordu. Aslında Almira da çikolata kahvesi düz, uzun saçları, yuvarlak sevimli yüz hatları, ela gözleri ve küçük sivri burnuyla fazlasıyla güzel bir kızdı. Vücudu oldukça kıvrımlı, dolgun, hatta seksi sayılırdı. Yani Karan'ın yatağa atmak için bir saniye bile beklemeden tavlamaya çalışacağı türden bir kadındı. Fakat Karan onun güzel olduğunun farkında olsa da, nedense içinde ona karşı zerre şehvet hissetmiyordu. Aksine, ona baktıkça kadınlardan soğuduğunu hissediyordu. Karan merhametli bir erkek olmasına rağmen, sırf bu kıza duyduğu anlamsız nefret ve sinir yüzünden ona eziyet edercesine kötü davranıyor, her seferinde onu aşağılamak istiyor ve bunu yapıyordu da. Efsa, Karan'ın alay dolu sözlerine rağmen etrafına toplanan kalabalıktan sıyrılarak tam önünde durdu. Yine yaşını aşan o olgun hal ve tavırlarla Karan'a büyük bir ciddiyetle baktı: "Bunlar saçmalık değil, senin kaderin Karan. Sen avcısın; o cadının lanetinin işlemesine de, bu lanetten kurtulmamıza da sen sebep olacaksın. 300 yıldır beklediğimiz o cadı sonunda köyümüze geldi ve senin peşinde, Karan." Karan alaycı bir bakışla Efsa'ya baktıktan sonra alayla güldü: "Hayır, sadece meraktan soruyorum; çünkü yine nasıl bir hikaye uyduracağını merak ediyorum. Acaba siz şimdi tüm köylü olarak, ayin zırvalığından sonra benim uçkurumun peşi ne mi düşeceksiniz? Yani sizin şu lanet hikayenize göre ben o cadıyla beraber olacağım ya!" dedi ve Efsa'ya karşı alaycı sırıtışına devam etti. Bu sözlerle Almira, Karan'ın –lanet icabı bile olsa– bir başka kadınla beraber olacağı düşüncesiyle kalbinde derin bir sızı hissetti. Efsa ise Karan'ın aksine, yüzündeki o aynı ciddi ifadeyi koruyarak konuştu: "Evet Karan, lanete göre o cadıyla beraber olacaksın ve buna sadece üç gün kaldı. Üç gün sonra birleşme gerçekleşecek ve lanet başlayacak!" dedi. Tüm köylü olacakları bilse de, bu kesin sözlerle daha da panikledi. Karan'ın annesi Ayşegül Hanım ise eliyle ağzını kapatırken feryat dolu bir ses tonuyla, "Aman Yarabbim! Allah'ım sen bizi koru!" diye bağırdı. Karan ise annesinin feryadını bile görmezden gelip kafasını iki yana sinirle sallayarak, "Siz kafayı yemişsiniz! Hepiniz!" diye büyük bir öfkeyle bağırdı ve hızlı adımlarla köylülerden, köy meydanından uzaklaştı. Ama Efsa ve tüm köylü haklıydı. Sadece üç gün kalmıştı... Üç gün sonra lanetteki o cadı gelecekti. Belki Karan bunu hiç istemeyecekti ama o istemese de o cadıyla beraber olacaktı. Beraber olduklarında ise lanet başlayacak ve süreç tamamlandığında tüm köy, Lidya tarafından birer birer katledilecekti.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

MIXED SCHOOL

read
4.3K
bc

ALFA'NIN LANETİ

read
3.7K
bc

Bedenim Alfaya Ait

read
23.6K
bc

SÜRGÜN KRALİÇE LUNA

read
5.2K
bc

Cins-i İnsan (MUSALLAT)

read
15.0K
bc

TENASÜH (Türkçe)

read
9.3K
bc

KOD:RÜN

read
1.7K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook