Çaresizliğin Izdırabı

1641 Words
"Süreyya! Süreyya!" "Çıksın artık, yeter! Süreyya'yı istiyoruz!" "Rıza Bey, Süreyya çıkmayacaksa gidelim biz!" Alışkanlık, beraberinde soğukkanlılığı getiriyordu. Tüm bu bağırışlar arasında, belime taktığım zilli kemeri bağlarken, Rıza Bey'in beni yamamaya çalıştığı adamdan geldi ses. "Süreyya senin kızın değil mi Rıza?" "İbrahim Beyciğim, Süreyya benim için çok özeldir. Onu henüz küçükken evlatlık aldım. Şimdi de babası için çalışıp biraz para kazanıyor." Beni böyle anlatması dudaklarımın kıvrılmasına sebep olmuştu tiksintiyle. Gözlerimi yumdum. Geniş salonun girişinde, kapıya yerleştirilen pembe tülün arasından çıkacaktım beni bekleyen konuklar için. Ancak İbrahim Bey'in sesi kulağıma tekrar geldi. "Nasıl kazandırıyor sana parayı?" "İşte böyle efendim," tülü eliyle açan Rıza Bey, harekete geçmem için salona adım attırmıştı. "Dans ederek!" Çalan müziğin eşliğinde, uğultu yükselirken salonda, ismimi haykıran onca adamın hayatsızca buraya gelmesi her defasında olduğu gibi bugün de ürpertiyordu beni. Hareket ettikçe müzikle birlikte belimdeki ziller birbirine çarpıp hoş bir ahenk oluşturuyordu. Hayranlıkla seyreden adamlarla göz teması kurmaktan imtina ediyor, belimi kıvırdıkça saçlarımla örtüyordum gözlerimi. Kırmızı elbisenin sateni, sağdan sola savrulan kalçamdan aşıp, potluk oluşturuyordu. Zira üzerindeki kemerin zilleri sebep oluyordu buna. Kollarımı zarifçe kaldırıp bu Arap müziğinin eşliğinde ettiğim dans, Rıza Bey'in bugün bolca para kazanmasını sağlayacaktı. Çaresizliğimin son raddelerinde, çıplak ayaklarım ve üşümüş topuklarım zeminde kuğu misali süzülüyordu. Sanki sert ahşapta değil de ılık bir suyun üzerinde raks ediyordum. "Süreyya!" "Ölürüm sana Süreyya... Bir kere bak, ne olursun!" "Bu tarafa gel, biraz da bu tarafta oyna!" Bu cümleler... Yalnızca bir bedene duyulan, gözlerine hoş gelen dansa yöneltilen içi sadece şehveti konuk eden sözlerdi. Bir adamdan duyabileceğim yegane sözün güzelliğime iltifat olabileceğini söylerdi Rıza Bey. Ben bir soytarı gibi hissediyordum. Fakat bu insanlar, taparcasına para yağdırıp bir kez olsun temas edebilmek için her cumartesi gecesi eve geliyorlardı. Kimileri alkol alıp evin salonunda sızıyor, kimilerinin karısı almaya geliyordu kapıya kadar. Utanç verici! Kendimden de ruhumu taşıyan bu bedenden de tiksinti duyuyordum. Meğersem el değmesi gerekmiyordu bir bedenin kirlenmesi için, bunca göz de kirli hissettirebiliyordu. Yüzümde yansıtmaktan kaçındığım tiksintiyi bastırarak etrafımda döndüm. İki kolum havada, kırmızı tüller omuzlarıma kadar okşayıp indiğinde, ellerimi bileklerimden kıvırarak aşağıya indirdim. Öne doğru attığım sağ ayağım yerden kesildiği anda parmak ucumda yükselip pozisyon değiştiriyor, bu kez sol ayağımı kesiyordum yerden. Süzülen parmaklarımın arasından ipek gibi giren rüzgar, eteklerimi de havalandırıp bu adamların hayranlıkla seyretmesini sağlıyordu. Açık bıraktığım saçlarım belimi aşmıştı artık. Kalçamın altında, dalgalı ve ettiğim bu raks esnasında bana ayak uyduran kalın tutamlar ara sıra tenime çarpıyordu. "Süreyya!" Bu raks, benim sessiz çığlığım ve sakladığım her duygunun yansımasıydı. En sonunda dansı bitirerek nefes nefese dikilmiştim ortada. Önüme dökülen uzun tutamları, başımı sertçe kaldırarak geriye püskürttüm. Alkışların zirve noktasında soluduğum hava da kesik kesikti. "Yalvarırım bir kere dokunayım!" "Rıza Bey, kaç para istersen!" "Malım mülküm senin olsun Süreyya! Beni sev... Bana bırak kendini!" Mahallenin kadınlarına göre dışlanması gereken, ahlaksız bir kızdım. Kimse... Hiç kimse el uzatıp beni buradan kurtarmak için çaba göstermiyordu. Yalnızca ahlaksızlıkla yaftalayıp, konağımızın önünden topladıkları kocalarına her defasında tembih ediyorlardı gitme, diye. Ne vakit kurtulacaktım buradan? Ruhum da bedenim de daha fazla gözü kaldıramıyordu. "Gördünüz mü İbrahim Bey! Bir de şarkı söylesin, işitin. Bülbül gibi şakır benim kızım. Süreyya Yıldızı'm! Benim yegane servetim o." "Süreyya, dinlensin. Sen de bu alkolleri kaldır, bana bir bardak çay getir." Yaşlı adamın talebi karşısında, hayretle açarken gözlerimi, Rıza Bey memnun görünüyordu. "Tabii haklısınız efendim, Süreyya'yı ayık kafayla görmek daha hoş." Başını aşağı yukarı sallasa da yüzüme bakmıyordu. Eliyle karşısındaki koltuğu işaret etti. Arkada, dans ve eğlence bekleyen adamların homurtusu kulaklarımızı doldurdu ancak İbrahim Bey, öncelikli misafirimiz olduğu için onu dinledim. Rıza Bey, yoğun bir ilgi gösterdiği bu konuğun dediğini ikiletmiyordu. "Mumları söndür ve ışığı yak Rıza." Şaşırsa da uyguladı bu talebi. Bir yandan mumları söndürüyor, diğer yandan geldikleri andan bu yana para döken adamları çiğnemekten çekinmeden saçılan paraları toparlıyordu. Hepsini bir araya alıp göğsüne, ceplerine sıkıştırdı. Sanırdım ki okuyan insan belli bir olgunluk ve kültür seviyesine ulaşır. Rıza Bey, doktor olmasına rağmen paraya hiçbir zaman doyamamış, doyamadığı gibi de kıymetini bilememişti. "Süreyya... Yirmi yaşında var mısın?" İbrahim Bey'in sorusuna cevap verirken, başımda bekleyen iblisten korkuma, bu yaşlı adama kur yapmam gerektiğini düşünerek geriliyordum. O evden gittiğinde göreceğim azabı kestirebildiğim için zoraki bir tebessümle saçlarımı geriye aldım. "Yirmi üçümdeyim." "Ne kadar da gençsin." tebessüm ederek önüne getirilen çaya şeker attı iki tane. Karıştırdığı sırada çay bardağındaki gözlerini bana yönelterek ekledi sözlerine. "Her gün yapıyor musun bunu?" Yutkundum acı acı. Neden böyle sorular sorduğunu anlayamamıştım. Rıza Bey'in fikrine göre, bu adama adeta satılacaktım! Ancak bana sorduğu soruların, gayesiyle alakası yoktu. "Sadece pazar günleri fasıl yapıyoruz." geriye dönüp arkadaki müzisyenleri gösterdim. "Müzik faslı, dans ve muhabbet." "Peki ya sonra Süreyya?" İma ettiğinin ne olduğunu az çok anlamıştım. Başımı eğerek gözlerini benden alıp yeniden çaya doğrultan yaşlı adama baktım. "Kızım el değmemiş bir çiçektir. Teessüf ederim İbrahim Bey. Elbette Süreyya'mın tek vazifesi, babasının hanesine gelir getirmek. Raks da bir sanattır, müzik de." elleri omuzlarımı buldu Rıza Bey'in. Canımı yakacak kadar sıkarken, aynı anda eğildi yüzümün tam da yanına. "Şimdi Fikrimin İnce Gülü, söylesin de işitin. Bu şehirde ondan güzel sese sahip bir başka kişi var mıdır?" Bütün konuklar müziğin ve alkolün etkisiyle mayışmış vaziyetteydi. İbrahim Bey sessizliğini korurken tebessüm ediyordu. Bakışları, karıştırmakta olduğu çayındaydı. Elini kaldırdı ve bütün bu kalabalığı işaret edip soludu. "Herkesi gönder." Rıza Bey'in işine gelen bu talep, beni delilercesine titretmeye yetmişti. Rıza Bey'den dahi büyük olan bu adama satılmak istemiyordum. Bir kâbusu yaşıyordum! Tüm bu iğrenç heriflerin evden çıkmasını istemediğim tek andı. "Emriniz... Emriniz olur İbrahim Bey'im. Siz nasıl arzu ederseniz." panikleyen Rıza Bey'in suratında küstahça bir galibiyet ifadesi belirirken, oturduğum koltukta dik durmak üzere direnen omuzlarım çöküverdi. Bugün... Bugün ruhumu bu bedenden kurtar Allah'ım, ne olur! Rıza Bey'in anı bağırışıyla tüm gözler ona yöneldi. Müzisyenler çalmayı bıraktı ve herkes hareketi kesti. "Haydi! Bu gece eğlence bitti! Herkes evine dönsün!" "Olur mu böyle şey!" "Süreyya şarkı söylemeyecek mi! Şarkı duymak istiyoruz!" "Rıza Bey, ayıp olmuyor mu! Beyler beyi İbrahim gelecek, bu gece sabaha değin Süreyya'yı göreceksiniz dedin!" Şu herifin benden habersiz verdiği sözleri işittikçe mideme kramplar giriyordu. Elimi karnıma bastırarak inledim adeta. Korkuyordum. Korkuyor ve yalnızca ölmeyi diliyordum Yaradan'dan. "Haydi kaybolun! Misafirimiz baş başa kalmak istiyor Süreyya'yla! Belli ki yorgun, herkes çıksın! Defolun evlerinize, haydi!" Ağzından tek bir kelime çıkmayan İbrahim Bey ise sırtını koltuğa yaslamış, elindeki küçük, kehribar tesbihi çekiyordu. Kovalanan konuklar öfkeli kelamlarıyla yanımdan geçip kapıya ulaştılar. Göz ucuyla yüzüme bakıyorlar, İbrahim Bey'e saygısızlık etmemek için aceleden çıkıyorlardı dışarıya. En sonunda müzisyenler de gidince, İbrahim Bey yumdu gözlerini. Şaşkın bir şekilde beni dürttü bu iblis herif! Nefretimi doruklarımda yaşıyordum. İçeride el kadar bebeği ağlarken, beni burada, bu yaşlı adama yamamaya çalıştığı için katiyen utanmıyordu. "Size oda hazırladık efendim. İsterseniz Süreyya sizi odanıza çıkarsın. Yorulmuş olmalısınız. Elleri de şifalıdır, bütün ağrılarınızı alır şimdi, hiç tasalanmayın." Daha evvel kimse için böyle didinmemişti bu ahlaksız adam! Rıza Bey, mütemadiyen danstan sonra bir iki şarkı söyletip yollardı beni minik Menekşe'nin yanına. Onunla alakadar olur, içerideki sarhoşlardan biri buraya dalıp bana ve Menekşe'ye zarar veremesinler diye kapıyı kilitlerdim. En büyük kâbuslarımdan biri, bu yavrucağın, sarhoş adamlardan birinin elinden zarar görmesiydi. Kendim için böyle endişelenmiyordum. Bugüne dek... Bugün alenen odasına gönderiyordu beni yaşlı adamın. Kafasından ne geçiyor, ne yapmamı bekliyordu, bilmiyordum. Korkudan buz kesilmişti tenim şimdiden. İbrahim Bey sessiz kaldıkça artıyordu korkum. Gözlerini açmadan tesbihi çekmeyi sürdürdü. Ta ki kapı çalıp, hepimizin gözünü o yöne çevirene dek. "Aptal heriflerden biri eşyasını unutmuştur. Hemen bakıp geleyim." diyerek kalktı Rıza Bey. Karşımdaki adam ise gözlerini açtı ve parmak uçlarıyla ovaladı. Bana bir baştan çıkarma vazifesi verildiğini biliyordum. Eğer bunu yapmazsam, kundaktaki kendi yavrusu da dahil olmak üzere ikimizin hayatını da kâbusa çevireceğini söylemişti. Ağzımı açıp da tek kelime edemiyordum, olmuyordu. Oynamak, şarkı söylemek... Bütün bunlar hayatımın parçası haline geldiğinden beri bir kukla misali salınmaya alışmak zorunda kalmıştım. Ancak bu iş... Bu iş öyle ayıp ve günah geliyordu ki, hayatımın günah içerisinde kavrulmasına rağmen kabullenemiyordum. Rıza Bey... Rıza Bey, ölmeliydi. Kimse yapmayacaksa, ben yapmalıydım. Benim de engelim küçük Menekşe'ydi. Hapse girersem yavrucağa ne olurdu? Devletin eline teslim edilir, bizden iyi bakarlardı, değil mi? "İçeriden bebek sesi geliyor." odayı işaret etti eliyle. "Kimin çocuğu?" "Rıza Bey'in..." "Babana Rıza Bey mi diyorsun?" "Öyle uygun gördü." belki halimi anlar, Rıza Bey'in ne biçim bir insan olduğunu kendisi görür diye ümit ediyordum. Bana hiç bakmıyor, gözlerini üzerimde tutmadan etrafı gözlüyordu. Birazdan odasına çıkacak ve Rıza Bey beni onun peşine yollayacaktı. İçimden bağırıp çağırmak, ortalığı ayağa kaldırmak geçiyordu. Fakat diğer odadan sesini duyuran zavallı yavrucağa acıyordum. Yeminler ederim ki bu küçük olmasa, çoktan öldürmüştüm kendimi. Halbuki daha evvel ne dediğini anımsıyordum Rıza Bey'in. Ölsem de bedenimi sergileyip parasını kazanmaya devam edeceğini söylemişti. "Bebekle kim alakadar oluyor? Bakıcısı var mı?" "Ben oluyorum efendim." Başını salladı aheste aheste. En sonunda çevirmişti yüzünü bana. Göz göze geldiğimizde, dişlerimi sıkarak tenimi kızartacak kadar gergin ve zoraki bir gülüşle bakıyordum ona. Anlasın istiyordum. Yalvaran ve yardım dilenen gözlerime bakıp anlasın, beni bu adamdan kurtarsın ve Menekşe'nin canını da kurtarmasını umuyordum. Bütün arzularımı kurtulmaya adayarak gözlerine baktığım adam... "Git ve onu sustur." dedi sakince. O an fark ettim ki, yaşlı adamın gözleri de benimkinden farklı değildi. O da yalvarıyordu. Sanki... Sanki huzur için. "Hemen beyim." diyerek ayrıldım yanından. Koşar adım Menekşe'ye ulaşırken, dizlerimin bağı çözülmüş ve yere düşmüştüm. O kadar korkmuş ve tiksinmiştim ki içinde bulduğum durumdan, yeri boylayan bedenim titriyordu. Ağlayan Menekşe'nin hali kalmamıştı. Sütüm olsaydı da verseydim yavrucağa! Lanetler okumaktan bıkmıştım artık bu adam için. Gözlerimi yumarak sesimi duyurmamak için örttüm ağzımı iki elimle. Boğazımdan kopan tiz çığlığı işitmesinler diye inleyerek ağlamaya başladım. Çaresizliği hiç bu kadar derinden hissetmemiş ve hiç bu denli utanç duymamıştım ruhumu misafir eden bu bedenden. Yerle bir olsa, toprağa karışsaydı da birine satılacak olmasaydım. "Süreyya!" sesini işittiğim Rıza Bey, odaya dalmadan toparlanarak koştum Menekşe'ye. Bugüne dek ona vurmuş değildi ama canına tak ederse beşiği savurur diye deli gibi korkuyordum. Kapı açılır açılmaz o ruh hastası gülüşüyle konuştu: "Giyin ve git bakalım. Adam odaya çıktı. Yaşlı ama herkesi gönderdiğine göre belli ki hoşuna gittin. İbrahim Bey'le bir güzel ilgilen. Şayet seni satın almasını sağlayamazsan, ölümlerden ölüm beğen kendine!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD