Alevler gökyüzüne doğru yükseliyor, binanın camları bir bir patlıyordu. İçeriden çığlıklar geliyor, insanlar dışarı kaçışıyordu. Ama ben sadece onları arıyordum. "Serenay!" diye bağırdım. Koşmaya başladım. Kapıya doğru ilerlerken alevlerin sıcaklığı yüzüme vurdu. Duman ciğerlerimi yakıyordu ama durmadım. İçeri girmeliyim. Onu bulmalıyım. Tam kapıdan içeri adım atacakken bir hareketlilik fark ettim. Ön taraftan iki siluet belirdi. Gözlerimi kıstım. Dumanın arasından seçmeye çalıştım. Rüzgâr'dı. Ve yanında Serenay vardı. Koşarak yanlarına ilerledim. Kalbim göğsümden çıkacak gibi atıyordu. Onları gördüğüm an içimdeki korku biraz olsun hafifledi ama endişem geçmedi. Yanlarına vardığımda nefes nefeseydim. Serenay'ın yüzü is lekeleriyle kaplıydı, saçları dağılmıştı ama ayaktaydı. Rüzgâr da

