Bir adım bana yaklaştı. Aradaki mesafe azaldı. "Ne demek gidiyorum?" dedi. Sakin kalmaya çalıştım. Nefesimi düzenledim. "Daha fazla kalmayayım," dedim. "Bu daha doğru olur." "Sen ciddi misin?" dedi. "Bana haber vermeyecek miydin?" "Yarın söyleyecektim," dedim. Çenesini sıktı. Dişleri birbirine kenetlendi. "Yarın mı?" dedi. "Ben eşek başı mıyım? Ben senin nişanlınım." Kalbim hızlandı ama geri adım atmadım. Göğsümde çarpıntı vardı ama sesim sakindi. "Sahte," dedim. "Bu nişan sahte biliyorsun." Bir an gözlerinde öfke parladı. Ama farklı bir öfkeydi. Daha derin, daha karmaşık. "Sahte nişanı sikerim," dedi. "Sen de gayet biliyorsun benimlesin. Benim nişanlım haber vermeden gidemez." Bu cümle göğsüme çarptı. Sanki biri göğsüme yumruk atmıştı. "Kimse kimsenin malı değil," dedim. "Ben

