Üç gün geçmişti. Üç koca gün. Amine Mustafa'nın bağırıp çağırmasını odasında dinleyip orada bırakmış, Zişan ile Battal acılarını unutmak için birbirlerine daha çok kenetlenmiş, Hamza artık sabredemeyecek duruma gelmişti. Melike hanım ise hâlâ gözyaşı dökmekteydi. "Yeter gayrı." diye seslendi Mahir ağa. Üç gündür gözünde yaş kalmayan karısı susmak nedir bilmiyordu. Zaten işlerin yoğunluğundan başını kaldıracak vakit bulamıyordu, bir de onu düşünüp evden çıktığında gözü arkada kalsın istemiyordu. "Daha ne kadar gözyaşı dökeceksin Melike?" "Aman, ne yapayım?" diyerek elindeki işlemeli mendili ıslak yanaklarına bastırdı Melike hanım. "Üzülüyorum işte." "Olacak ile öleceğe çare yok. Ya daha sonra, daha büyükken olsaydı, o zaman ne olacaktı?" diye elindeki çatalını boşalan tabağına bıraktı

