bc

MAFYANIN EVLATLIĞI [+18]

book_age18+
1.1K
FOLLOW
12.3K
READ
revenge
dark
forbidden
love-triangle
family
HE
fated
opposites attract
second chance
friends to lovers
curse
playboy
badboy
kickass heroine
neighbor
stepfather
mafia
gangster
heir/heiress
drama
tragedy
sweet
lighthearted
serious
kicking
bold
campus
city
mythology
office/work place
childhood crush
enimies to lovers
secrets
superpower
rebirth/reborn
love at the first sight
surrender
addiction
like
intro-logo
Blurb

Bana dans etmeyi öğretmek için belime elini doladığında, kimsenin duymaması için iyice yaklaştı:

“Seni asla kabul etmeyeceğim Doğa…Asla bir Hancı olamayacaksın!”

Birkaç adımlık hamleyle müziğe ve ona ayak uydurdum ama sanki ayaklarıma cam kırıkları batıyordu. Bana acımadı ve konuşmaya devam etti:

“Bu pahalı kıyafetler, bu ev… Ucuzluğunu gizler mi sanıyorsun? Seni bizden biri yapar mı sanıyorsun?”

chap-preview
Free preview
{DOĞUŞ}
Cılız bir perde ne kadar engelleyebilir güneşi? Yetimhanenin yatakhanesindeki perde de o kadar engelliyordu sabah güneşini. Bugün evlatlık verileceğim gündü ve hiçbir zaman uykuda kalmayı bu kadar arzuladığım hatırlamıyordum. Yetimhane müdürü İzzet Bey’e neden on yedi yaşında bir kızı evlat edinmek isteyebileceklerini sorsam da bu konuda bir yanıt alamadım. Kendimi bildim bileli tanıdığım yetişkinlerin buradakilerle ve okuldaki öğretmenlerimle sınırlı olduğunu bilmek beni daha çok geriyordu. “Hazır mısın? Eşyalarını toplayabildin mi?” diye sordu Şerife Hanım. Sadece kafamı sallamakla yetindim. Yatakhane tamamen boştu ancak bir gece önce benim için sevinen çok fazla kız arkadaşım vardı. Evlatlık verildiğim için, özellikle de bu yaşta evlatlık verildiğim için kendimi şanslı saymam gerektiğini düşünüyorlardı. Belki de gerçekten öyle düşünmeliyim ancak nedense bir türlü öyle düşünemiyordum. “Seni evlat edinen aile oldukça varlıklı bir aile, mutlu olmalısın ama yüzünden düşen bin parça. Biraz olsun gülümseyemez misin? Burada arkadaş edinme konusunda bile çok kötüsün ama onlar seni tüm uyarılarıma rağmen ısrarla istediler.” Çekmeceden bana ve tüm gerçekliğine ait olan tek şeyi, bebeklik fotoğrafımı elime alırken Şerife Hanım benim hakkımda yakınmaya devam ediyordu. Ensesinde topladığı sıkı topuzu, alçak topuklu ayakkabıları ve kalem eteği ile oldukça ketum görünüyordu. “Beni bir kez olsun görmediler ya da görüşmediler ama siz benim hakkımda onları çok fazla uyardığınızı söylüyorsunuz.” “Ama sen de onları hiç görmemene rağmen evlat edinilmeyi kabul ettin.” “İzzet Bey beni ikna etti aksi halde burada kalmaya razıydım.” “Çürümeye diyorsun yani... Bak Doğa, dışarısı düşündüğün kadar toz pembe değil ve senin için en iyisinin bu olduğunu buradaki herkes biliyor, tabii sen hariç. Bunları konuşmanın bir önemi yok artık, eşyalarını topladıysan eğer artık çıkabiliriz demektir.” Yatağımdan kalktım ve sanki son kez varlığımı burada belli etmek istercesine onu düzeltmedim. Elimde tuttuğum fotoğrafı da eski püskü küçük bavulun içine attım ve fermuarını kapatıp elime aldım. Çok zengin bir ailenin neden büyük bir kız çocuğuna ihtiyacı olduğunu anlamakta yatakhanede çıkarken de güçlük çekiyordum. Şerife Hanım önde ben arkada ilerlerken yok gibiydim. Boş ve yüksek tavanlı koridorun duvarlarında Şerife Hanım’ın topuklu ayakkabılarının sesi yankılanırken benim varlığımın herhangi bir belirtisi yoktu. En sonunda İzzet Bey’in odasının önüne geldiğimizde artık koridorda yalnız kalmıştım. Tüm evrakların hazır olduğu bugün tek yapmam gereken şey içeriye girip ona veda etmek ve sonra yeni anne babamla buradan çıkıp gitmekti. Yumruğumu yukarıya doğru kalktı ancak kapıya vurup vurmamak konusunda büyük tereddüt içinde kaldım. Kaldığım ve çaresizce ev bildiğim bu binanın müdürü. Ne garip bir işi var diye düşünürdüm genellikle. Kimsesiz olan, ailesinin bıraktığı çocuklara yeni bir aile bulmak...Burnumdan verdiğim solukla 'hıh' diye bir ses çıkarttım. "Trajedinin komedi ile harmanlanmış tiyatro sahnesi olmalı" diye aklımdan geçirdim. En kötü tabiriyle, evcil hayvanlarından sıkılan insanlara yeni bir konuşabilen evcil hayvan veren bir satış dükkânının merhametli müdürü. Çirkin olan şey bu durumdu! Çoğu kişi anne ve babalığın kutsallığını bilmeden buraya gelir ve ukala bakışlarıyla örselenmiş ruhlu çocukları daha çok örselemek için alıp giderlerdi. İzzet Bey ise asla çocuğu olmamasına rağmen en güzel baba ruhu taşıyan adamdı. Odanın kapısına daha da yaklaştım ve kapıyı tıklatmak için elini kaldırıp yumruk yaptım. Ancak kapıyı henüz çalamadan kapı açıldı ve İzzet Bey karşıma dikildi. "Doğa! Bende seni bekliyordum!" dedi İzzet Bey. İzzet Bey'e şöylece bir baktım. Buradan gideceğim için artık her şeye daha farklı bakmaya başladığımı ve buradaki tek geride bıraktığıma üzüldüğüm şeyin İzzet Bey olduğuna karar verdim. Ne kadar da yaşlanmış ve yıpranmıştı İzzet Bey. Onu ilk tanıdığımda saçları siyahtı ve güneş vurduğunda parlıyordu. Şimdi ise gölgede bile parlayan beyazlar düşmüştü saçlarına. Bıraktığı, hatta salıverdiği sakallarına bile kar tanesi gibi düşmüştü aklar. Gözlerinin etrafını saran kaz ayakları artık gizlenemeyecek kadar belirgindi. Ben büyümüştüm, İzzet Bey yaşlanmıştı. "Hayat herkese acımasız" diye düşündüm. "Şerife Hanım söylemiştir, bütün evrakların tamamlandı. Senin için geliyorlar!" İzzet Bey bunu üzüntüsünü yeterince gizlemek için duygusuz ve mimiksiz söylemeye çalışmış ancak sesindeki titremeye engel olamamıştı. "Artık bizden ayrılıyorsun" dedi. O an bu gerçekle yüzleşmenin ne kadar da kötü olduğunu baştan aşağıya hissettim. "Onları tanımıyorum" diyebildim. "Onlarda seni öyle Doğa ancak sessiz halin seni onlara çekmiş olmalı. Konuşmak bile istemeden seni evlatları olarak seçtiler" Kim büyük birini evlat olarak seçer ki! Hala aklımda bu soru vardı. "Orada iyi olacaksın Doğa, varlıklı bir aile ve senin eğitiminde büyük rol oynayacaklarına eminim" dedi İzzet Bey omzuma dokunarak. Benim için bu son dokunuştu. Gözyaşlarımı tutmamı engelleyen son dokunuş... Sol gözümden küçük bir damla aşağıya doğru akarak yüzümde ıslak bir yol oluşturdu. Ağlamayalı ne kadar olmuştu? Bilmiyordum. Belki de uzun zaman sonra hissettiğim ilk histi bu! Ardımda bırakacağım ve tek sahiplendiğim bu yaşlanan adamı burada bırakıyor olmanın verdiği hüzün kokan his. "Peki ya beni sevecekler mi?" diye sorabildim. Bu soruyu kendime bile sormamıştım. Belki de bu adamın bana hep gerçekleri söylemesinden dolayı oluşan güveni bana bu soruyu sordurtmuştu. "Seni sevmemek mümkün mü sanıyorsun?" İzzet Bey artık saklamıyordu üzüntüsünü. Bir çırpıda sarıldı karşısında ki cılız bedenime. Yetimhanenin sessiz duvarlarının o an ağladığına yemin edebilecek kadar çok ses duyuyordum beynimde. "Birazdan burada olurlar, bizi böyle görmesinler." dedi ve zoraki gülümsemesini yüzüne oturttu. Ben de kendimi topladım ve odaya girdik. Elindeki valizi bir kenara bıraktım, masanın önündeki tekli koltuklardan birine oturdum. İyi görünmek zorundaydım. Odanın kapısının açıldığını duyduğumda, içimdeki tereddütten eser bırakmamak için kapıya baktım. Gelenler onlar olmalıydı. İçeriye çokta yaşlı olmayan bir çift girmişti. Kadın gayet bakımlıydı. Üzerine giydiği krem rengi kaban ve ince vücudu onu olduğundan genç gösteriyordu. Yanında ki adam ise ona nispeten daha büyük gösteriyordu. Takım elbisesi ve siyah kaşe montuyla tam bir beyefendi gibi görünüyordu. O an burnuma gelen kokunun rutubetten başka bir şey olduğunu fark ettim. Onların gelişiyle içerisi çok güzel bir parfüm kokusuyla harmanlanmıştı. Birden kendime baktım ve bu insanların benimle ne işi olabilir diye düşündüm. Bana acıdıklarını düşündüğümde ise ölmeyi hiç dilemediğim kadar dilemiştim. Acınacak durumda olduğumu biliyordum yine de bu gururumdan bir nebze ödün vermeme sebep olmamıştı. Utandım ve yüzüm birden sıcak olmaya başladı. "Hoş geldiniz!" İzzet Bey ayağa kalkmış ve karşısındaki adamın takımına nispeten daha eski olan takımının önünü iliklemişti. Gelenler bana bakıp gülümsüyor ve sevgi dolu gözlerle birbirlerine bakıyorlardı. Alışkın değildim böyle duygulara, sevgi, aşk, bağ... İçimde bir şeylerin bağlanıp bağlanıp tekrar koparıldığını hissediyordum. Benliğimin... "Oturmayacağız! Biz kızımızı almaya geldik İzzet Bey. İşlemler tamam işe eğer gitmeliyiz. Bugün yoğun bir gün bizim için" dedi ismini bilmediğim adam. Kızımızı demişti... Biri bana gerçekten kızım demişti, bir baba olarak! Alaylı bir duyguya mı sahip çıkıyordum içimde yoksa çiçekler mi açtırıyordu anlamıyordum. Duygularım her köşemde geziniyordu. Birbirlerine çarpıp kaos oluşturuyorlardı beynimde. Anlamsızca baktığıma emindim. Salak değildim ancak artık öyle hissediyordum. İzzet Bey bana baktı ve gülümsedi. Az önce söylediklerini destekler nitelikle sözlerin söylenmesi hoşuna gitmişti. Masanın üstündeki belgeleri karşısında duran çifte uzattı. Hiç tereddütsüz bir şekilde imzalanan belgelere baktım. Tanımadıkları bir insanı evlat olarak kolayca görebilen insanlara baktım. Gidiyor muydum? Gerçekten bir ailem mi oluyordu? Halâ rüyada olmalıydım. Yatağındaydım ve uyanmamıştım! Buna emindim! Ancak ayaklarım sıcaktı, bu yatakta olmadığımın ve bunların gerçek olduğunun en büyük kanıtı niteliğindeydi. Öyle bir duygu karmaşışındaydım ki, kanım öyle hızlı pompalanıyordu ki yıllardır ısıtamadığım ayaklarım şuan tabanlarından alev almış gibiydi! Belgeler imzalandı, masanın üstünde yerini aldı. İzzet Bey avuç içini yukarı bakacak şekilde çevirdiği eliyle masanın yanındaki tekli koltukta halsizce oturan bana odaya giren çifti gösterdi. "Ailenle tanış Doğa!" dedi. Odaya giren yabancı iki kişi de bana bakıyor ve gülümsüyordu. Yapmacıklık aradım ama bulamadım. Bu insanlar gerçekten içten gülümsüyorlardı, belki de uzun zamandır gülümseyen insan görmediğim için bu tebessümleri samimi buluyordum. Pek emin olamadım. "Artık adın Doğa Hancı’sın!" dedi kadın. "Artık kızımızsın" Bu cümleyi sesi titremeden söyleyen ise adamdı. Bu iki cümleyi asla sindiremiyordum. Anne ve baba kelimeleri bana çok yabancıydı. Onlara anne ve baba diyemezdim ki! İşlemler bitmiş ve odadaki herkes yetimhanenin çıkış kapısına ilerliyordu. Elimdeki valizi adının Halit olduğunu öğrendiğim ve soyadını aldığı adam taşıyordu. Valizin bu kadar boş olmasına şaşırmış olmalıdır diye düşündüm. Daha da utandım. Bu adam ve bu kadın benden utanmıyorlardı. Bu nasıl mümkün olabilir? Kabullenemediğim davranışlarla karşı karşıyaydım. Kadının adının ise Mine olduğunu öğrenmiştim. "Bir de oğulları var! Abim... "diye düşündüm. Onunda ismini öğrenmiştim. Güney... Hancı Ailesi'nin bir üyesiyim artık. Hiç kimse olmaktan Doğa Hancı olmaya... Aklımdan bu cümleyi defalarca geçirdim. Yetimhanenin önünde duran şaşaalı arabaya baktım. Yeni ailemin varlığına yeniden hayret ediyordum. Siyah ve oldukça lüks görünen araba aynı izlediğim dizilerdeki zengin ailelerin arabasına benziyordu. Artık ben de mi zengindim? Bunları düşünmemi durduran şey İzzet Bey'in omzuma dokunan eliydi. Vedalaşma vaktiydi. Cılız bir kuş artık yaşlı sahibinin evinden ait olduğu yeri bulmak için uçuyordu. Hayatta ne kadar kalabileceğini bilmeden. Kendimi tutamadan yaşlı adama sarıldım. Rutubeti sahiplenen kokusunu son kez içime çektim. Kamburlaşan sırtını kendi cılız kollarımla sardım. Son kez... Ağlamayacaktım, bunca zaman bana bakan bu adama kendimi güçsüzlüğümle hatırlatmayacaktım. Yavaşça çıktı bedenim bana sarılan adamın kollarının arasından. Teması kesen iki beden nefes almayı bir an bıraksa da atılması gereken adımlar bu binanın içine doğru değil dışına doğruydu. Bir sihirbazın gösterisindeki nesneyiz. Bizi nereye koyduğunu ve nereden çıkaracağını bilmiyoruz... Şimdi şikayet ettiğim bu ev dediğim o koca rutubetli binadan kendimi çıkartıyorum. Yaşlı adama son kez bakıyorum. Yılların yüküyle çöken omuzlarına... Bu duygu ise benim kalbimi onun omuzları gibi çökertiyor. Rutubetli duvarlardan lüks bir arabaya binerek ayrılıyorum. Sihirbaz olan bu dünya beni hiç kimse olarak bu deliğe soktu. Şimdi ise Asya Koran olarak buradan çıkartıyor. Bir sihir gibi, sırrını sadece sihirbazın bildiği...

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

ÇINAR AĞACI

read
5.7K
bc

HÜKÜM

read
224.7K
bc

AŞKLA BERDEL

read
79.2K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
524.9K
bc

PERİ MASALI

read
9.5K
bc

Siyah Ve Beyaz

read
2.9K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook