{KARAR VE KAYGI}

2537 Words
Kendimi odama atmış ve kapısını kapatmıştım. Yine aynı gözlerle karşı karşıya gelmiş ve yine aynı nefret dolu hislerin altında kalmıştım. Mutlu anımda geliyor ve her şeyi mahvediyordu. Yavaşça gözlerimi kapattım ve kafamı kapıya yasladım. Benliğimi kabul etmek kolaydı ancak insanların beni kabul etmelerini sağlamak her zaman biraz bencilce olmanın yanında sonuna kadar zordu. Kendim bile kim olduğumu, kim olmaya çalıştığımı bilmiyordum. Başkalarına kendimi nasıl kabul ettirebilirdim ki? Korkaktım ve hayat hep benim gibi insanları ezip geçmişti. Cesurların savaşında kullanılan piyon gibi hissettim. Önemli bir filmin savaş sahnesinde can veren figüran gibi... "Ona neden böyle davranıyorsun?" Kapıya yasladığım başım sayesinde aşağıdan gelen sesleri duyabiliyordum. Güney, her zamanki gibi bizzat benim duymam için yüksek sesle konuşuyordu. Kapıyı hafifçe araladım ve yaralanacağımı bilmeme rağmen dinlemeye başladım. "Neden mi böyle davranıyorum? Ne zamandır önemli olan onun hisleri oldu?" “İkinizi de düşünüyoruz ve yaşına uygun davranmıyorsun Güney!” “Evet ve o da sizin evlat edineceğiniz yaşta biri değildi!” Odadan çıkıp çıkmamak arasında kalsam da odadan çıkmaya karar verdim. Belki daha da yakınlaşırsam onları daha net duyabilirdim. Sanki içimdeki bir şey, Güney’in benden ne kadar nefret ettiğini duyup yıkılmak hatta paramparça olmak için sabırsızlanıyor gibi hareket ediyordum ancak nedense bunları duyar ve kendimi kendim yıkarsam daha az zarar görürmüşüm hissi peşimi bırakmıyordu. "Bir şey mi istemiştiniz?" Merdivenlerin sonunda Aslı’nın sesini duyunca kafamı yavaşça uzatıp kiminle konuştuğuna baktım. Barkın ile konuşuyordu, mutfağa girmişti. Aslı bu durumdan pek memnun olmamış gibi görünüyordu ancak Barkın, Aslı’ya kendisine bakılanın tam tersi bir anlayış ve gülümseme ile bakıyordu. "Hayır teşekkür ederim" dedi Barkın kibarca. Barkın, Güney'in arkadaşı olmasına rağmen her zaman kadınlara daha kibar davranır gibi bir hali vardı. Nezaket üzerine bir kıyafet misali yapışmış gibi olan tavrı bu izlenimi uyandırıyorum aklımda. Bu sefer körle yatan şaşı kalkmıyordu ancak Barkın biraz olsun Güney'i düzeltmek istese keşke diyerek düşündüm ama belki de onlara göre düzeltilmesi gereken bir şey yoktu. Hatta her şey ben gelene kadar oldukça düzgündü... Aslı, Barkın'ın bir şey istemediğinden emin olunca adımlarını mutfağın dışına çıkarttı. Züleyha Hanım'da kahveleri servis ettikten sonra evin temizlenmesi gereken yerlerini temizlemek üzere elinde toz beziyle mutfaktan çıkmıştı ama dümdüz gittiği için beni görmedi. Bir anlığına nefesimi bile tuttum, gerçi görse bile ayak uyduracağına emindim ama elimde olmadan streslendim. Remzi Usta bahçede konuşan çekirdek ailenin biraz uzağında budama yapıyordu. Nimet Hanım ise küçük kızını emzirmekle meşguldü. Evde ki herkes bir şeylerle meşguldü. Ben ise acımla ilgileniyordum, ezilen gururumun, ezildiğini ilk kez bu kadar hissediyordum. Bunca zaman benimle tartışan, benden nefret eden insanlar benim gibi olan, benimle eşit olan insanlardı. Ancak şuan olan şey benden her şekilde üstün olduğunu düşünen birinden istenmediğimi belli edecek cümleler duymaktı. Üstelik, benimle paylaşmak istemediği şy bizzat kendisine ait olan ailesiydi. Barkın, kollarını göğsünde kenetlemiş mutfaktan bahçede kendisiyle cebelleşen Güney'in yine çok hızlı şekilde sinirlenişini görüyordu. Susadığımı fark ettim, ağlamamı engellemeye çalışmak her zaman önce boğazımı acıtır ardından da susamamı sağlardı. Barkın, oldukça dalgın veya odaklanmış gibi görünüyordu. Ona fark ettirmeden su içebilmeyi hedefledim ve adımımı yavaşça mutfağın sınırdan içeri attım. Bilmediğim şey ise Barkın'ın hassas farkındalık hisleriydi. Barkın arkasında birinin olduğunu fark ederek başını yavaşça arkaya doğru çevirdi. "Neden sessizce yaklaşıyorsun?" diye sordu. Kafamı önce önüme eğdim ve yüzüme dökülen saçlarımın arasında kaybolup gitmeyi umut ettim. Koşarak kaçsam daha da anormal gibi mi olurdu diye düşündüm. Sonra vazgeçtim ve elimi destek almak ister gibi mutfağın tezgahına dayadım. "Sessiz gelmedim. Her zaman ki halim..." diyebildim. Yalan söylediğimin o da farkındaydı. Fark edilmemek için sessizce yaklaşıyordum. Sanki bu insanların hayatından silinmek ister gibi. Derin şekilde yutkundum. İçmek istediğim sadece bir bardak suydu ama bu ev çekindiğim bir çok insanla donatılmış gibiydi. "Sakin ol" dedi Barkın. Ben ise bu kadar gerildiğimi belli ettiğimin farkında bile değildim. Stresimi ve utangaçlığımı gizleyemiyordum. Barkın ise Güney'e hak vermeye başlamıştı bir yandan, emindim. Çünkü tam olarak öyle bakıyordu. Sanki bir yabaniymişim gibi... Ne de olsa konuşmuyor, çekiniyor ve ilk kez insan görmüş gibi davranıyordum. "Sadece benden bu kadar çekiniyorsun. Senin için düzenlenen davete başrol oyuncusu olarak girdiğinde ne yapacaksın?" diye sordu. Ben ise duyduğum şey karşısında donup kalmıştım. Benim için düzenlenen bir davet olduğunu bilmiyordum. Bilmesem daha iyiydi, keşke bilmeseydim diye geçirdim aklımdan. "A-anlamadım... Ne daveti?" diye sorabildim şokun etkisiyle kekeleyerek. Barkın ise gülümsedi ve bilmeyişime duyduğu şaşkınlıkla gülümsedi. "Gerçekten bilmiyor musun? Bu insanlar her seferinde seni yeni gören insanlara o bizim evlatlık kızımız diyemeyeceğine göre bunu duyurmak ve seni tanıtmak için davet düzenlediler" dedi Barkın. “Bana bir şeylerden bahsetti Mine Anne, bir davette bahsetti ancak bizzat benim için verildiğini söylememişti. Benim için mi geliyorlar?” Öylece donup kalmıştım. Bu evdeki azınlık sayıya sahip insanlarla bile baş edemeyen benliğim bir salon dolusu üst kademe insanla nasıl mücadele edecekti? Herkes Güney'in davrandığı davranırsa ne yapacaktım? Nasıl sürdürecektim bu güzel masalı? Beynim hiç olmadığı kadar hızlı dönmeye başlamıştı. Sanki bu hızlı dönüşünde bir kaçış yolu bulabilecekmiş gibi dönüyordu. Barkın ise bunun sebebinin bana söylediği 'evlatlık' kelimesinden dolayı olduğunu düşünüyormuşçasına acıyarak bakıyordu şimdi bana. Az önceki alaycı ve keyifli tavrı yoktu. Yaşamayan birine göre durum çok basit görünebilirdi. Bunun en büyük kanıtı Barkın'ın basit düşünen ve söylediği şeyin bana nasıl etki edeceğini düşünmeden söyleyen aklıydı. "Bak ben üzgünüm öyle demek istemedim, hem haberin var sanıyordum!" dedi. Suçluluk duygusuna sahipti ve sanki benim duygularımı önemsiyor gibi gözükme çabasına girmişti kendini kurtarmak için. Yine de sebebi her ne olursa olsun o an biraz da beni düşünen birinin olmasına şaşırmıştım. Onca kibar davranan insanın oluşturduğu güzel duyguları tek başına nötrleyen Güney Hancı'nın arkadaşının böyle kibar olmasına şaşırmıştım. "Bunu yapamam..." dedim kısık bir sesle, kelimeleri ağzımda geveleyerek. Barkın ne dediğimi duymamıştı ancak içimde kötü bir his vardı. "Bunu yapamam... O kadar insanın içine çıkıp beni tanıtmalarına izin veremem..." dedim tekrar, kendi duyabileceğim bir sesle. Kendimi mutfaktan dışarıya attım, bahçeye doğru. "Bekle!" diye seslendi arkamdan Barkın. Çekingenliğimin kurbanı olmasam bu adamın komutlarını asla dinlemezdim ancak Mine Anne ve Halit Baba’nın yanında oturan Güney'i gördüm ve hareketlerinden sinirli olduğunu anlayarak hem Güney'den çekindim hem de karşısında oturup oğullarına bu yeni kızı kabullendirmek için debelenen iki insanı kırmaktan çekindim. Adımlarım mutfaktan bahçeye açılan kapının bir adım gerisinde durdu. Barkın'ın hemen yanındaydım. "Bu iyi bir fikir değil... Şuan bir tartışma içindeler ve gördüğün iki insan seni kabullenmişler. Sizi bugün dans edip gülerken gördüm. Onlar seni kabullenmiş üstelik bu kadar kısa bir sürede! İnsanların da bunu yapması için çabalıyorlar. Onların tüm çabalarını geri mi tepeceksin?" dedi Barkın. Yavaşça ona baktım ve hızlıca söylediklerini aklımdan geçirdim, süzdüm, sindirdim. İdrak etmeye çalışıyordum. Anlatması için beklemeye ve ona bakmaya devam ettim. Barkın derin bir nefes aldı ve bana bakan suratını tekrar bahçedeki oturan insanlara çevirdi. "Seni ne kadardır incelediklerini bilmiyorsun değil mi? Üç ay! Üç aydır seni izliyorlar! O insanlar resim çizdiğinden tut en çok hangi kitapları okuduğunu bile biliyorlar. Halit Amca ve Mine Abla üç ay önce geldiler senin yetimhanene... Orada seni tek başına otururken görmüşler ve şu... Şu yetimhanenin müdürüyle konuşarak senin hakkında bilgi edinmişler. Halit Amca'yı sana çeken en büyük etkense ölen kızıyla aynı yaşta olman!" Duyduklarım karşısında öylece merak içinde ve sessizce dinlemeye devam ediyordum. Edindiğim şokla beraber zaten sesimi bile kaybetmiş olabilirdim. Ses tellerim yok olmuş gibi tek bir ses bile çıkartamadan dışarıya bakarak, yanımda konuşan Barkın'ı dinliyordum. "Onları baş başa konuşurken duymuştum. Bir akşam Güney'i kulübe götürmek için buraya gelmiştim. Güney'in yanına çıkıyordum o esnada selam vermek için salona yöneldim bu yüzden onları salonda konuşurken duydum ve pek hoş olmayan bir hareket olmasına rağmen dinledim. Müdürünüz onlara senin zeki ancak içine kapanık biri olduğunu söylemiş. Mine Abla o gün senin hayatını değiştirebilmek mümkünse neden yapmayacaklarını sordu ve Halit Amca'da onu onayladı." dedi Barkın. "B-ben anlamıyorum..." diyebildim kısık ve zorla çıkan sesimle. "Bu insanlar seni tanıyor, beklentileri ise sadece onlara sevgi göstermen. Güney'e duyduklarımı söylemedim. Sadece ağzını arayıp bana kendisinin anlatmasını sağladım. Seni istemiyordu... istemiyordu çünkü kız kardeşine ait olan sevgiyi almandan korkuyor. Derdi sen değilsin, derdi çürümeye bıraktığı sevgiyi, çürümeye hapsolmuş şekilde tutmak..." "Sen bunları nereden biliyorsun?" diye sorabildim. Güney'in arkadaşı olması nedeniyle karşımda dikilen bu kişiye güvenmiyordum. Güney gibi o da benimle alay ediyor olabilir diye düşündüm. Kibar olması alaycı olmadığı anlamına gelmiyordu nasıl olsa! "Yalan söylediğimi mi düşünüyorsun?" diye sordu Barkın bana döndürdüğü bakışları ve yüzüyle. "Yalan söylemiyorum" dedi. Buraya gelişimin tek nedeni bu insanların bir kızın hayatını değiştirme arzusunun yanında kaybettikleri kızlarının yokluğunu hayatlarını değiştirdikleri bir kızla bir nebzede olsa gidermekti. Peki ya davet? Onu nasıl aşacaktım? Bundan haberim olsa bile hiçbir tecrübem yoktu. Daha önce bir davette bulunmayı geçtim, çok kalabalık alanlar da bile bulunmamıştım. Kendimi hazırlamamıştım, hazırlayabileceğimden de şüpheliydim. Tüm vücudum karıncalanmıştı. Bunu yapamayacağıma emindim, emin olduğum bir diğer şey ise benim için çabalayan bu insanlar için bunu yapmak zorunda olmamdı. "Bunlara rağmen hala benimle sohbet etmek yerine öylece bakıyorsun. Yoksa sohbetimi sevmedin mi? Benimle sohbet edersin diye elimden geldiğince açık olmaya çabaladım oysa ki!" dedi Barkın utangaçlığıyla. Gerçekten utanıyor muydu diye aklımdan geçirdim. İlk kez onlardan birinin utandığına şahit oluyordum belki de. "B-ben, n-ne konuş-şabilirim ki?" diyebildim. Yine kekeliyordum. Karşımda ki kişinin benim kekeme olduğumu düşündüğünden emindim. "Hayır kekeme değilim" diyebildim tek nefeste. "Kekeme olduğunu düşünmemiştim... Doğa" dedi Barkın ve elini uzattı. "Çok da hoş bir tanışma yaşayamadık, tekrar memnun oldum, Doğa." Bana doğru uzattığı eline baktım ve uzatılan eli sıkıp sıkmamakta kararsız kalsam da bana iyi davranan kişiye saygısızlık yapmak istemedim ve uzatılan eli tutarak sıktım. Uzun zaman sonra karşı cinsten biriyle temas ettiğimi ise unutmuştum. Bir elektrik akımına kapılmış gibi ruhum irkildi ancak bunu belli etmemeliydim. Üstelik oldukça da yersiz bir histi, belki de beni şefkati ya da gösterdiği nezaket etkiledi, karar veremedim. "Davet konusunu dert etme! Üstesinden gelirsin eminim, sadece bir kaç saat..." dedi Barkın sıktığı elimi bırakırken. Birbirimizle konuşurken içeriye giren Aslı'yı fark etmemişlerdi. Nimet Hanım, karnını doyurmasına rağmen susturamadığı bebeği kucağında, yüzü mutsuz ve yorgun şekilde mutfağa doğru geliyordu. “Neyi var?” diyerek sordu Aslı ablası Nimet’e. “Bilmiyorum, ne yaptıysam yapayım susmadı!” Nimet Hanım’ın üzerindeki gerginliği görünce üzüldüm. Kucağında minik kızın gözlerinden akan yaşlar ile bana doğru bakması nedense beni ona doğru çekti. Normalde olsa oldukça çekineceğim biliyordum ama bebeğin tatlılığı beni cesaretlendiriyordu. Yavaşça yanlarına doğru gittim ve Nimet Hanım’a çekinerek konuştum: “İzniniz olursa, biraz ben ilgilenebilirim. Hem siz de dinlenmiş ve işlerinizi halletmiş olursunuz, belki biraz dolaştırılmak istiyordur.” Nimet Hanım bana bakarak çekingen tavır sergilemeye başladığında çok şaşırdım oysaki ondan ben çekiniyordum. “Ama Doğa Hanım, size zahmet olmasın...” “Hanım mı?” dedim şaşkınlıkla. “Elbette ‘Hanım’, siz bu ailenin bir ferdisiniz o yüzden size böyle hitap etmek zorundayız.” “O halde, hadi ver bana bebeğini ve sen de dinlen. Yoksa dediklerimi dinlemediğini düşüneceğim ve çok kırılacağım.” Bu nasıl aklıma gelmişti ve olaya nasıl adapte olmuştum hiçbir şekilde bilmiyordum ama işe yaramıştı. Üstelik Nimet Hanım oldukça mutlu olmuş gibi görünüyordu. Bebeği kucağıma aldıktan sonra ondan cesaret alarak bahçeye çıktım, Güney’in olduğu tarafa ise asla bakmamaya çalıştım. Güney, benim bahçeye çıktığımı görünce oturduğu yerden hızla kalktı ve mutfağa Barkın’ın yanına gitti. Uzakta sayılmazdım, ne konuşacakları merak ediyordum, acaba yine mi bağırarak anlatacaktım nefretini. Barkın arkadaşının geldiğini fark edince odak noktasını bana ve benim adımlarıma çektiğini belli eder şekilde kesintisiz bana bakıyordu... Aslı'da mutfağa doğru gelen Güney'i görünce üstünü başını düzeltmeye başlamış, saçlarını elleriyle onarmıştı. Güney adımlarını mutfağa attığında arkadaşına bakarak: "Ne var! Niye bana imalı bakışlar atıyorsun?" dedi. Bu yüksek sesle sorduğu bir soruydu. Barkın’ın bakışları Güney’e döner dönmez, kucağımdaki bebeğin sessizleşmesini fırsat bilerek Mine Anne ve Halit Baba’nın olduğu yere doğru hızla ilerledim. Bebek, güneş gözüne vurduğunda gözlerini kapatıyordu ve sanırım bu da uyumasını kolay bir hale getirmek üzereydi. Masanın yanına gittim ve duvar ile arasında dikildim, beni göremiyorlar ancak ben onları duyabiliyordum. "Görmüyor musun Güney?" dedi Barkın. "Görüyorum, yabani bahçede oradan oraya yürüyüp Nimet Abla’ya yaranmak için bebeğini susturuyor!" dedi Güney yüzünü nefretle buruşturdu hali gözümün önünde canlandı. "Hayır onu demiyorum" dedi Barkın ısrarcı ses tonuyla. "Neyi Barkın! Geveleme lafı ağzında!" dedi Güney sinirlenerek. "Yabani olanın o değil, sen olduğunu görmüyor musun Güney!" diye sordu Barkın arkadaşının hallerine şaşırdığını belli eden bir ses tonuyla. "Sen de mi Barkın! Sende mi onu kabul etmemi istiyorsun!" "Evet! Kabul etmeni bekliyorum! Bu onu değil seni hırpalamaya başladı çünkü Güney! Ailenle tartışmaya başladın! Neden ? Bu değersiz gördüğün kız bu evde diye! Değersiz gördüğün bu kız senin hayatını mahvetmiyor Güney! Hayatını mahveden tek şey senin yabaniliğin! Onun ki değil!" Birinin beni savunuyor olması... Mine Anne ve Halit Baba’nın ardından bunu yapan kişinin herhangi bir sorumluluk hissetmeden bunu yapıyor olması beni gerçekten etkiledi. Belki... Belki de herkes kötü ve kaba değildi, herkes ayrıştırıcı ve dışlayan ruhlardan oluşmuyorlardı. Belki, davet gecesinde Barkın ve Barkın gibileri gördükçe daha çok alışırdım, belki zaman daha merhametli bir şekilde akıp giderdi benim için. “Kes sesini de gidelim buradan, belli ki sen değil de vicdanın konuşmaya başladı! Kendisini pek sevmem bilirsin ki...” “Sevmezsin çünkü işine gelmez, bir gün işine geleni ve gelmeyeni kabul etmeyi öğrendiğinde evet diyeceğim, benim canım arkadaşım Güney büyüdü!” “Susup yürümeye devam etmezsen eğer gerçekten seni buradan sürükleyerek çıkartırım!” Aralarında güldükten sonra adım sesleri uzaklaştı ve çok geçmeden bir araba motoru sesi duyuldu. Gitmişlerdi, içimde bir rahatlama oluşmaya başlamıştı. Mine Anne ve Halit Baba’ya artık yeniden odaklanabilmiştim. Kucağımdaki bebek hakkında konuşuyorlardı ancak ona üzüldüklerini yeni fark ediyordum. “Bu küçük yaşta babasının olmaması çok acı bir durum.” “”Başının hapiste olması daha da acı bir durum hayatım, eminim büyüdüğünde babasının bir suçlu olduğunu bilmek onu derinden yaralayacaktır.” “Büyüdüğünde biz de yanında olacağız, bu küçük meleğin yara almasına asla izin vermeyiz.” Halit Baba ve Mine Annenin arasındaki konuşmaya dahil oldum: “Babası hapiste mi?” “Evet, madde bağımlılığından ve... birkaç şeyden dolayı içeride.” “Ne kadar zamandır?” “Beş yıldır, belki de altı...” “Ama bu bebek çok küçük, imkânsız değil mi?” “Bir buçuk sene önce tahliye edildi, affedilmişti sanırım. Nimet, kocasını kabul etti, çok ağladı çok sızladı diye değiştiğini düşündü ancak bir haftayı güzel geçirdikten sonra yeniden eskiye dönmüş adam. Madde kullanmaya ve Nimet’i dövmeye devam etmiş. Hamile olduğunu da şans eseri öğrendi, tüm vücudu morluk içinde darp raporu almaya gittiğinde öğrendi. Allah’tan bu yavrucağa bir şey olmadı da sağ salim dünyaya geldi. Bizim tatlı Peri’miz o!” Kollarımda uyuyan Peri bebeğe baktım, gülümsedim. Demek ki seni sevme nedenim sadece bebek olman değilmiş Peri bebek... “Gerçekten Peri’ye benziyor...” diyerek gülümsedim ve Peri’nin küçük saçlarına bir öpücük kondurdum. Mine Anne derin bir nefes aldı ve ona bakmam için dikkatimi çekmek amacıyla boğazını temizledi. "Sana bir şey söylememiz lazım" dedi ve geri kalanına Halit Baba devam etti: "Yarın bir davet var ve biz düzenledik... Yani bu kısmını biliyorsun ancak net şekilde söylemek gerekirse... Tabi asla gözünün korkmasın istemem ancak gerekli olduğu için bizi Anlamanı temenni ediyorduk da... Seni insanlara tanıtmamız gerekiyordu ve umarım senin için so-" Sözünü kesen ben ve benim cümlem oldu. "Hayır, sorun değil Halit Baba ve Mine Anne” dedim. İlk kez onlara hitap ediyor ve isimlerinin arkasına anne ve baba ismini koyduğumu onlara belli ediyordum. Mine Anne yüzünde aniden oluşan mutluluğun parmaklığı ile bana bakmaya başladı. Halit Baba ve Mine Anne, yüzüme eskisinden daha çok şefkatle bakıyorlardı şuan. İçim sımsıcak olmuş gibiydi. Belki de bu uğruna bir şeylerle mücadele edebilecek bir aile bulabilmiş olmanın ve sonra da, zor ya da kolay olsun, bir şeylerle mücadele edebilmenin verdiği hissin sıcaklığıydı. Barkın'ın söylediklerini aklıma geldi. Gerçekten de bu insanları üzmek istemediğime ise artık emindim. O yüzden, davet kesinlikle ve her şeye rağmen iyi geçmeliydi... Umarım...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD