{FOTOĞRAFIN GİZEMİ}

4652 Words
Hayatta müzik gibi yaşanmalıdır... Özgün ve büyüleyici! "Bunun üstünde daha ne kadar koşmamız gerekiyor?" dedi Doğa yanındaki koşu bandında koşmaya dalan Aleyna'ya. Kendisini duymadığını fark edince Aleyna'nın omzuna işaret parmağıyla bir kaç kez dokundu. "Yoruldum! Artık durmasını istiyorum! Şunu durdurur musun lütfen!" Aleyna Doğa'nın yüzüne gülümseyerek bakıp koşu bandını durdurdu, kendisi de artık yorulmuştu. "Halâ anlam veremiyorum! Beni buraya neden yazdırdı ki! Çok saçma! Spor nasıl yapılır bilmiyorum bile! Aptal aptal koşuyorum geldiğimizden beri orada! Doğa biraz sinirlenmişti çünkü Güney'in kendisini buraya yazdırması onu insanların arasına katmaktan daha çok işkence ediyormuş gibiydi. "Koşmak iyidir, üstelik ne zararı var burada olmanın. Bak korktuğun başına gelmedi. İnsanlar sana yadırgarcasına bakmıyorlar. Bunu görmüş oldun." Aleyna Doğa'yı rahatlatmak için ona içindeki bütün kurduğu olasılıkların boş olduğunu göstermeye çalışıyordu. Ancak odaklandığı başka bir şey vardı. Doğa'nın valizinden çıkan o fotoğrafı nereden hatırladığını tüm gün düşünmüştü. Aklından bir türlü hatırlayamadığı için çıkmıyordu. "Evet haklısın, tek sorunumuz Karan denen o çocuk ve sevgilisi sanırım!" dedi Doğa havlusunu boynuna atarken. "Kafana takma, onlarda bu duruma alışırlar ve Karan da Güney ile olan yarışını kısa zaman içinde bırakır" Doğa Aleyna'nın dalgın halini fark etmişti. Kendi dertlerini çok fazla anlattığı için sıkılmış olabileceğini düşündü. Kendisi Aleyna'nın yerinde olsa çok paranoyak bir insanla uğraşmaktan yorulurdu. Bir kaç adım attı ve Aleyna'ya yaklaştı. "Saatlerdir buradayız, bir şeyler içmek ister misin? Ya da yemek yemek? Ben biraz acıkmış olabilirim." Doğa ona neyinin olduğunu burada değil de daha sakin ve sessiz bir yerde sormanın daha mantıklı geleceğini düşündü. Hem de o bir şeyler teklif etmeden ona kendisi bir şeyler yapmayı teklif etmişti. Aleyna ile muhabbet etmekten keyif aldığını kanıtlamanın bir yoluydu bu kendince. Daha önce kimseyle bir şeyler yapmayı denememişti bile, böyle yapılıp yapılmadığını bilmese de insanların arkadaşlığını gözlemlediğinde işler hep böyle yürüyordu. Aleyna hafifçe kafasını sallayarak onu onayladı. İkisi birlikte soyunma odasına doğru yol aldılar. Doğa soyunma odasının boş olacağını düşünse de bu sefer neredeyse doluydu. Herkes sporunu yapmış ve kulüpten ayrılıyor olmalıydı, aklından bunu geçirdi ve saate baktı. Doğru düşünmüştü. Saat 17.00 olmak üzereydi. Bu kadar insanın içinde üzerini nasıl değiştireceğini aklından kurmaya başladı. Dışa yansıtmamak için ise adımlarını yavaşlatmıyordu. Aleyna'ya bir kez daha anormal olan davranışlarından bahsederse kendisinden ters tepki alabileceğini düşündü. Ancak bileğini tutan elle yüzünü Aleyna'ya doğru çevirdi. Kendisini geri çekmesine izin verdi. Ne olduğunu anlamadığını belli eden bir ifadeyle Aleyna'nın yüzüne baktı. "Benim karşımda üzerini değiştiremiyorsun, bunca insanın içinde hiç değiştiremezsin biliyorum. Hepsi bir kaç dakikaya gider. Gel biraz bekleyelim" Doğa duyduğu cümleye sevinmekten ziyade Aleyna'nın dikkatine hayran kalmıştı. Böyle ufak olabilecek bir şeyi fark etmiş, aklına getirmiş ve kendince Doğa için çözüm üretmişti. Gülümsedi Doğa, bu sevecen kızın anlayışına baktı. Dünya üzerinde böyle insanların varlığını biliyordu ama kendisiyle yollarının kesileceğine pekte ihtimal vermiyordu. Neyse ki hayat onu bu insanlarla ortak bir hayata sokmuştu. Doğa ve Aleyna koridordaki koltuklardan birine oturmuş sohbet ediyorlardı. "Bir kaç saate Piyano kursun başlayacak ama birçok piyano kursu çeşidi var, hangi tarzda kurs almak istediğini Güney bilmediği için bildirmemiş olmalı. Hangisini öğrenmek istiyorsun?" Doğa soru karşısında afallamıştı. Hangi kursların olduğunu ve hatta piyano kurslarının bir çeşidi olduğunu bile bilmiyordu. Aleyna Doğa'yı baştan aşağıya süzdü. Doğa yine anlam veremeyen suratla ona bakıyordu. "Piyano için yeteneklisindir umarım, bence seveceksin!" diyen Aleyna'nın suratına öylece baktı Doğa. "Piyano ve ben mi? Şaka yapıyor olmalısın!" "Neden şaka yapayım? Hadi kalk ayağa!" Doğa ayağa kalkan arkadaşına rağmen hala şaşkınlıkla koltuğun üstünde oturuyordu. "Neden halâ oturuyorsun kalksana!" dedi Aleyna ve Doğa'yı elinden tutarak kaldırdı. "Seni piyanonun yanında düşünüyorum da çok asil duracak ve eminim parmakların o notalara çok yakışacak!! Hatta resmen Piyano için yaratılmış olabilirsin! Denesen ne çıkar ki, seveceğine de eminim!" Doğa ne kadar muamma da kalsa da Aleyna'yı kırmamak için onu kafasıyla onayladı ve omuz silkti. Birbirlerine bakarak gülmeye başladılar. Doğa'da kendisini piyona çalarken düşünemiyordu. Birlikte soyunma odasına doğru yöneldiler, içeriden çıkan kız grubunu görmüşlerdi. İzlendiklerini ise bilmiyorlardı. Karan, konuşulanlara kulak kabartmış ve Doğa'nın piyano dersinde olacağını çoktan duymuştu. "Piyano ve yetimhane gülü ha? Eğlenceli olacak sanırım!" dedi Karan. Doğa ve Aleyna soyunma odasına giderken Karan'da oradan uzaklaştı. "Klasik Piyano tercih etmelisin! Harika! Hep yapmayı denemiştim ancak kabul edelim ki devamlılık ve disiplin istiyor, asla o kadar disiplinli olamam! Çok büyük bir disiplin gerektiriyor!" Aleyna heyecanlı şekilde Doğa'ya bunları arkası dönük şekilde soyunurken anlatıyordu. Doğa ise onun bu haline gülüyordu. "Piyano konusunda böyle hevesli olduğunu tahmin etmek bile çok güç!" dedi Doğa. "Deli misin sen! Piyano öyle güzel bir şey ki! İnsan dinlerken sahnedeki sanatçıya imrenmeden duramaz! Sanki parmakları değil de ruhları müziğe can veriyor gibi, beyaz bir toz bulutu gibi oradan oraya süzülen sesi hiç bozmadan kulaklarımızı ulaştırıyorlar ve bunda hiç zorlanmıyorlar! Öyle olmanı o kadar çok isterim ki Doğa!" Aleyna içindeki heyecana engel olamıyordu. Doğa da kendisini Piyano çalarken düşündükçe içi sanki yeniden hayat buluyor gibi olmuştu. "Hadi gidelim, yemek yiyelim! Yoksa gerçekten daha ilk eğitimi alamadan burada bayılacağım.” Doğa tüm eşyalarını çantasının içine doldurmuştu ve bir an önce yemek yemek istiyordu. Sanki vücudu normalden daha fazla hareket ettiği için Doğa'ya bağırıyordu. "Sana o kadar çok şey söyledim ve sende yemek yemeyi mi düşündün yani! Ruhsuz olabilirsin Doğa..." "Sadece çok acıktım!" dedi Doğa Aleyna'nın koluna girerken. Aleyna ise göz devirdi ama sonrasında o da gülmeye başladı. "Gidip yemek yiyelim yoksa sen yavaş yavaş aklını yitireceksin. Açsan insanın aklı çalışmaz derlerdi ama pek inanmazdım! Doğruymuş meğer!" Soyunma odasından eşyalarıyla çıktılar ve sabah Aleyna'nın bir şeyler içmek için girdiği bölümün içinden geçip terasına çıktılar. İçeride oturan Karan ve Rana ile göz göze gelmemeye ise Doğa fazlasıyla gayret göstermişti. Bir daha, bir kez daha olay yaşamak istemiyordu. Dikkatleri üstüne çekmek ise hiç istemiyordu! Terasta, bir masa beğenip oraya geçtiler. Aleyna tercihen en arkaları, insanları net görebileceği ancak insanların kendisine bakmayı denediklerinde hareket etmek zorunda kalacakları yerler seçiyordu. Yine aynısını yapmıştı. Doğa ise bu durumdan yeterince memnun kalmıştı. "Bakalım Güney Hancı bugün hiç mesaj atmış mı?" diye çantasından çıkarttığı telefonu eline aldı Aleyna yerine yerleşirken. Doğa onun bu haline güldü. Biraz da garipsedi aslında, sürekli yan yana olmalarına rağmen ayrı oldukları tek anda da Aleyna mesajlaşmak istiyordu. O çok sert olan Güney nasıl olurda Aleyna'nın disiplinli müdüre tarzı yönetimine baş kaldırmaz diye düşündü ama sonrasında sevgi her şeye boyun eğdiriyor sanırım diye karar kıldı ve bunu düşünmekten vazgeçti. "Hayır yazmamış! Bizde ararız o halde" Kulağına dayadığı telefonun çalmasını beklerken bir bacağını oynatıyordu. Doğa bu haline güldüğünde Aleyna tam bir şey söyleyecekti ki Güney telefonuna cevap verdi. "Beni çok özlediğini biliyorum ancak gerçekten bazen abarttığını düşünüyorum!" dedi Güney telefonu açtığında. Bunun sebebi Güney'in çalan telefonunu gören Barkın'ın Güney'e bakıp imalı imalı gülmesiydi. "Yeniçeri ayaklanması yapma bana Güney! Saatlerdir tek mesaj dahi atmamışsın!" Güney derin bir nefes aldı ve Barkın'ın sırıtan suratına baktı. "Şu Barkın'a bile güldürüyorsun ya beni! Ben sana ne diyeyim Aleyna!" "Terastayız, yemek yiyeceğiz. Gelmek isterseniz diye aramak istedim. Hatta gelseniz iyi olur!" dedi Aleyna terasa çıkanlara bakarak. Doğa Aleyna'nın kaşlarını çatarak baktığı yere arkasını dönerek baktı. Karan ve sevgili arkadaşlarıyla birlikte kendilerine doğru geliyorlardı. "Ne oldu ?" diye sordu Güney telefonun diğer ucundan. "Sargın alarmı ötüyor, git gide de yaklaşıyor!" dedi Aleyna gözlerini Karan ve Rana'dan bir saniye olsun çekmiyordu. Doğa ise çoktan önüne dönmüştü. Bu saçma atışmalardan artık fazlasıyla sıkılmıştı. "Kapat telefonu geliyoruz!" dedi Güney ve Aleyna'da telefonu kapattı. Bakışları hala Karan ve Rana'dan ayrılmasa da kendilerine doğru gelen garson kızı gördüğünde zorlukla da olsa odak noktasını yemek için karar vereceği yemeklerin yazdığı menüye çevirdi. "Makarna çeşitlerini sever misin?" diye sordu menüyü karıştırırken Aleyna. Karan ve arkadaş grubu ise Aleyna ve Doğa'nın oturduğu masanın tam yan tarafındaki masaya oturmuşlardı. Neyse ki aralarında en az üç metrelik bir mesafe vardı. "Menü de gördüğü şeyleri daha önce yemeyi bırakın isimlerini bile söyleyebileceğiyle ilgili şüphem var!" dedi Rana oturduğu yerden Doğa'ya bakarken. Doğa ise Rana’nın haklı olduğunu belli eden hareketlerde bulunuyordu. Garsona parmağıyla bundan istiyorum diyemez ya da Karan ve arkadaşları buradayken Aleyna'ya sen ne yiyorsan bana da ondan sipariş verir misin diye bir ricada bulunamazdı. Alay konusu olacağını biliyordu iki şekilde de. Ancak yemek istemiyorum da deme gibi bir olanağı yoktu. Fazlasıyla acıkmıştı ve biraz daha aç beklerse karnı kendisinin bile daha önce duymadığı garip sesler çıkartmaya başlayacaktı. "Dört kişiye de benim her zaman yediğimden getir" Duyduğu ses ile birden rahatladığını hissetti Doğa. Arkasında bir bedenin olduğunu hissediyordu ve bu agresif ses Güney'e aitti. Gülümsememek için kendini zor tutuyordu. Barkın Doğa'nın yanına oturmuş, Güney ise kız arkadaşının yanında yerini almıştı. Çaprazlama oturan Güney ve Hancı birbirlerine neredeyse ölümcül bakışlar atıyorlardı. "Lütfen, sadece yemek yemek istiyorum." dedi Doğa Güney'e bakarak. Masanın üzerinde duran tek eline ise parmak uçlarıyla dokundu. Bunu istemli olarak yapmamıştı aslında. Ama çoktan yapmış bulunmuştu. Masadaki kimse buna şaşırdığını göstermemek için ise anlık beyin fırtınasıyla gayret gösteriyordu. Güney elini çekmek üzereyken Karan'ın kendilerine doğru baktığını fark edince Doğa'nın uzattığı parmaklarını tutarak avuç içine çekip elini tuttu Doğa ise bunu beklemiyordu, yine de Güney'in bunu insanların içinde oldukları için yaptığına emindi. Güney'i bunu yapmak zorunda bıraktığı içinse fazlasıyla mahcup hissediyordu. "Sakin ol, hiçbir tartışma yaşanmayacak." dedi Güney Doğa'ya tebessüm ederken. Aleyna ise ortamdaki şok havasını almak için söze atıldı. "Doğa klasik piyano öğrenmek istiyor!" dedi birden. "Ne!" diyerek yüksek sesle bağıran Barkın ve Güney olmuştu. Barkın birden Doğa'ya baktı. O da tıpkı Aleyna gibi baştan aşağıya süzdü Doğa'yı. “Bu bakışları Aleyna'da yaptı! Keser misiniz şunu!" dedi Doğa Barkın ve Güney'e sırayla bakarak. "Klasik Piyano mu? Sen ciddi misin?" dedi Barkın tüm vücudunu Doğa'ya döndürerek. "Benim fikrim değildi, Aleyna önerdi ben de tamam dedim hepsi bu! Hem neden emin olmayayım, tek sorunum onca insanın içinde nasıl eğitim alacağım." dedi Doğa git gide düşen sesiyle. "O zaman sende özel ders alırsın!” Masadaki üç kişide birden gözlerini Güney'e çevirdi. "A-anlamadım!" dedi Doğa. "Piyano eğitimi toplu burada 20.00'da bitiyor. O saatten sonra sana eğitim verebilecek bir Piyano hocası ayarlayabilirim buradan. Hem kocaman salonu tek başına kullanırsın, kimse seni izlemez ve rahat rahat hata yapmaktan çekinmeden Piyano öğrenirsin" "Klasik Piyano!" dedi Aleyna Güney'i düzeltmek istercesine. "Piyano işte! Hepsi Piyanoya girmiyor mu?" dedi Güney gözlerini devirerek. "Ruhsuzsun Güney! Ruhsuz!" dedi Aleyna. "B-ben teşekkür ederim!" dedi Doğa dağılan konuya rağmen. "Özgüvenin kırılmaz hale gelene kadar özgüvenini yıpratacak her şeyden uzak dur Doğa, bunu sağlamaya çalışıyorum." Doğa Güney'den duyduğu bu cümle karşısında daha çok gülümsemişti. Kendisini kardeş olarak görmese de Doğa'yı korumaya başlamıştı. Güney bunu ya kendisi için ya da Doğa için yapıyordu, emin olamadı bundan Doğa ama önemli olan da şu anlık bu değildi zaten. "Sargın'a kafa tutarken çokta kırılgan gözükmüyordu?" dedi Barkın tekrar bakışlarını Doğa'ya çevirirken. "Sessiz kalsam daha çok üstüme gelecek gibi duruyordu, ne yapsaydım!" dedi Doğa. Barkın ise cevap olarak iki elini yukarıya kaldırarak geriye yaslandı. Kendilerine siparişlerini getiren garsonu gören Güney dikkatini garsona verdi. Garson son tabağı Doğa'nın önüne koyacakken Güney garsonu durdu. "Ona ton balıklı salata getirebilir misiniz?" diye sordu Güney. Doğa anlam veremese de sesini çıkartmadı. "Tabi efendim." diyerek masadan ayrılan garsonun ardından Güney meraklı bakışlara cevap vermek için hiçte acele etmiyordu. "Gerçekten Klasik Piyano mu öğrenecek yani?" diye sordu Berke Karan'a dönerek. "Başarabileceğini asla sanmıyorum. Ben bile o disipline dayanamadım" diyen Rana’ya gülümsedi Karan. "Sen ve disiplin zaten asla uymuyorsunuz Rana. Her gün buraya spor yapmak adı altında geliyorsun ama yaptığın şey sadece gövde gösterisi!" diyen Karan'ın yüzüne alaycı tavrı hakimdi. Rana olduğu yere sindi, bakışlarını tekrar Doğa'ya çevirdi. "Gerçekten Doğa senden daha disiplinlidir belki? Nereden biliyorsun ki?" diye tahrik ediyordu Rana’yı, Rana ise bu oyuna gelmekten asla geri kalmayacak kadar haz etmiyordu Doğa'dan. Özellikle de Karan ile bakışmalarından sonra Doğa'ya olan düşman hissiyatı daha da artmıştı. Önceden uğraşmasının tek sebebi Karan iken şimdi kendince sebepleri de aklında kurmuş ve belirlemişti. "Ne dersin Rana? Sence başarır mı?" "İhtimal bile vermiyorum!" Karan artık muhabbetten sıkışmıştı. Telefonu birden mesaj sesiyle irkildiğinde ise masanın üstünde duran telefonunu eline aldı. "Ne oldu?" diye sordu Berke Karan'ın yüz ifadesinin değiştiğini görünce. "Babam, anlaşmayı imzalamış. Artık Hancılar ile iş ortağıyız." dedi Karan telefonu masanın üstüne fırlatırken. "Birde ortak mı oldunuz yani! Aman ne güzel! Kız resmen her şekilde hayatımızda kalmak için çabalıyor gibi!" diyen Rana önünde duran kahvesinden bir yudum aldı. "Bu Nejat Sargın ve Halit Hancı ile ilgili Rana, saçma düşüncelerini diline vurmamaya dikkat et. Mantıksız cümlelerin canımı sıkıyor!" Karan sinirle tısladı Rana’ya. Rana ise karşısında oturan en yakın arkadaşına bakıyordu. Beren ise kafasını "ne var" anlamında salladı Rana’ya. Git gide gerilen ortamdan sıkıldığını belli eden ilk kişi ise Karan olmuştu. Yan masadaki en nefret ettiği insanın masası kahkaha ile taşıyorken, kendilerinin yaptığı tek şey onları eleştirmekti. "Ben gidiyorum, işim var!" dedi ve birden kalktı Karan masadan. Onun kalktığını göre Güney ise gözlerini ona dikti. İkili bir kaç saniye bakıştıktan sonra Karan'ın gözlerini başka yere çevirme sebebi Rana olmuştu. "Nereye gidiyorsun?" Karan duyduğu soru karşısında gözlerini iyice açtı ve Rana’ya baktı. Rana ise sorduğu soruya pişman olarak yerine iyice yerleşti. Karan ise hiçbir şey demeden hızla oradan ayrıldı. "Asla anlamayacaksın değil mi?" diye konuşmaya başladı Berke önündeki bardağa bakarak. "Ne saçmalıyorsun sen?" diye sordu Rana içinde Karan'a gösteremediği sinirini Berke'ye göstererek. "Karan'ı sıktığın zaman senden nefret ettiğini ve böylece sana olan o küçücük ilgisinin de bittiğini anlamayacaksın değil mi?" diye daha ayrıntılı konuştu Berke. Rana biraz öne geldi ve Berke'ye baktı. "Bu da seni çok mu mutlu ediyor Berke?" diye sordu. "Beynini kullanmaya ne zaman başlarsın acaba Rana! Bunun gerçekleştiği zamanı bana söyle de her yıl kutlayalım" diye cevap verdi Berke ve o da masadan kalkarak gitti. Beren ve Rana birbirlerine bakıyorlardı. İkisi de birbirine hiçbir şey demedi. Rana önce Doğa'nın gülen yüzüne baktı ardından kafasını tam zıt tarafa çevirdi. "Ben bu kızı öldürürüm!" dedi Aleyna. Doğa ise Aleyna'nın konuyla hiç ilgisi olmayan bu cümleyi kurmasına şaşırıp önündeki salatadan kaldırdı başını ve Aleyna'nın baktığı yönde kimin olduğunu tahmin etmekte hiçte zorlanmadı. "Boş versene!" diye söylendi Doğa. Bütün bu olanlar için kendisini suçlu hissediyordu. Çünkü Rana’nın Aleyna'nın üstüne yoğunlaşmasının sebebinin bizzat kendisi olduğuna inanıyordu. Sabah Aleyna Doğa'yı savunmak için Rana ile tartışmıştı. Kendisi cevap verebilseydi keşke her şeye. Doğa o an artık başkalarının kendisi için cevap verirken Doğa'nın üzerine gelmesi gereken insanların onların üstüne gitmesini engelleyeceğine söz verdi içinden. Bu insanlar onun için çabalarken kendisi de onlar için fedakarlık yapabilir ve belki insanlara karşılık verebilirdi. "Yine yaptı?" diye sordu Barkın Aleyna'ya bakarak. "Doğa'ya bakıp önüne dönüyor sürekli! Git gide üstüne atlamam için sebep vermeye başladı bana!" "Ben zaten sinirliyim Aleyna birde sen körükleme sinirimi lütfen! Dur durduğun yerde!" diye karşılık verdi Güney Aleyna'ya. "Bir sorunu varsa benimle konuşmasını sağlarım, benim için kimseyle tartışmanı istemiyorum Aleyna, lütfen..." diyen Doğa'ya ise üçü birden şaşırarak bakıyordu. Doğa bakışları görmezden geldi ve önündeki salatasını çatalıyla karıştırmaya devam etti. "O ne demek şimdi?" diye sordu Aleyna. Cevap beklemesine rağmen alamayınca Doğa'nın önünde salata tabağını çekti. "Yemekle oynanmaz!" dedi tekrar Doğa'ya. "Şimdi söyle! O ne demek dedim sana?" Doğa Aleyna'nın yüzüne baktı ve derin bir nefes aldı. "Sabah onunla benim yüzümden tartıştın, benim yüzümden sevmediğin bir insanla sevmediğin bir insan olarak kal benim yüzümden düşman edinme demek istiyorum. Bu durum beni suçlu hissettiriyor..." dedi Doğa. Güney ise başka bir şeye takılmıştı. "Siz sabah tartıştınız mı?" diye sordu Aleyna'ya. "Konumuz bu mu gerçekten?" diye sordu Aleyna anlam veremediğini açıkça belirterek. "Şunlardan uzak durun! İkinizde! Duydunuz mu beni! Sama gelince Doğa, biri sen savunduğunda düşman ediniyor demek değildir, sana değer veriyor ve seni koruyor demektir!" diye çıkıştı Güney birden. Doğa ise başını önüne eğdi ve söylenenleri kabullendi. Ama yine de artık kendisi yüzünden bu insanlar cevap vermek zorunda kalmayacaktı, bunun için elinden geleni yapacaktı. "Ne gerildik ama! Yeter artık durun ve sakin olun! Sende salatanı ye!" Artık tartışmalardan sıkıldığını belli eden Barkın Doğa'nın önüne salata tabağını geri çekti. Herkes omuz silkerek önüne döndü. Güney ise gözlerini kısarak Rana’ya bakıyordu. Bunu ilk fark eden ise Barkın olmuştu. Masa altından ona bir tekme savurdu. "Yavaş be oğlum! Penaltı pozisyonunda topa vuruyorsun sanki!" diye inledi Güney. Masada ki kimse bir şey anlamamıştı "Yok bir şey, önünüze dönün.." diyen Barkın'ın komutuyla Aleyna ve Doğa birbirlerine bakıp kafa salladılar. İkisi de neler olduğunu düşünmekten vazgeçip tartışmaktan yiyemedikleri tabaklarının içindeki yiyeceklerine odaklandılar. "Barkın seninle burada kalacak" dedi Güney yemekten sonra gelen kahvesini yudumlarken. Doğa ise Güney ile uzun zaman vakit geçiriyordu ilk kez. Üstelik bundan da hoşnut kalmıştı. Kafasını yavaşça aşağı yukarı salladı ve tamam dedi. "İlk Piyano dersin için hazır mısın?" diye sordu Barkın gülümseyerek. Güney tek bir telefon konuşmasıyla ve belli bir miktar ücret ödemesi teklifiyle her şeyi halletmişti. "Berfin Hoca disiplinlidir ama güzel bir öğreticidir. Hata yapmaktan çekinme eğer onunlaysan. Kızacağı şey denememen olur, hata yapman değil." dedi Aleyna dip not düşer gibi. "Bu bilgiyi aldığıma göre hazırım sanırım" dedi Doğa. Saat neredeyse 20.00 olmak üzereydi. Herkes kahvesini bitirdikten sonra masadan kalktılar. Artık kulüp neredeyse boşalmıştı. Azınlıkta insan kalmıştı içeride oturan. Hepsi birlikte araçların park edildiği yere doğru ilerlediler. Güney ve Aleyna önden yürüyordu. Doğa ile Barkın ise arkadan ilerliyorlardı. "Sen Piyano dersindeyken bende yüzme havuzunda olacağım. Bu saatlerde orada kimse olmaz. Biraz yüzsem iyi olacak. Telefonunda numaram kayıtlı olmalı, Güney kaydettiğini söyledi. Çıktığında beni göremezsen ararsın" dedi Barkın. Çok erken bir bilgilendirmeydi bu ancak kendisi konuşmazsa Doğa'nın konuşacağı yoktu, o da bunun oldukça farkındaydı. "Tabi, ararım. Yüzmeye gitmene sevindim, beni bir saat boş boş bekleseydin gerçekten çok üzülürdüm." "Kendime yapacak bir şey bulamasaydım bende de seni izlerdim" dedi Barkın ve gülümsedi. Doğa o an yüzünün kızardığını hissetti. İstemsizce gülümsedi Doğa, yanaklarının git gide ısındığını fark ediyordu ancak hiçbir şey yapamadı o an. Alışık olmadığı bu tür anlara alışmasının da tek yolu vardı, yaşayarak alışmak. Yine de utanmamak ve yadırgamamak elinde değildi. Güney ve Aleyna arabalarının olduğu yere geldiklerinde herkes durdu. "Aleyna'nın arabasıyla gidiyoruz biz, sizde benim arabamla gelirsiniz" diyerek arabanın anahtarını Barkın'a uzattı Güney. Aleyna ise o esnada Doğa'yı kenara sürükledi. "Siz biraz Barkın ile flörtleşiyor musunuz bana mı öyle geliyor?" diye sordu imalı şekilde. Doğa ise yine gülümsemesine engel olamasa da ona yan bir bakış attı gülümseyerek. "Böyle şeylere alışkın değilim, ayrıca nasıl flörtleşilir bilmiyorum bile" dedi Doğa. "Barkın bu gidişle öğretecek gibi duruyor..." dedi ve gülümsedi Aleyna ardından Doğa'nın bir şey demesine izin vermeden Güney'in yanına gitti ve arabaya bindi. Doğa ise derin bir nefes almakla yetinmişti. Onun bu halini gören Barkın ise 'ne oldu?' der gibi bakınca gözlerini kaçırdı ve içeriye doğru yürüdü. Barkın ise anlam veremediği için arkasından ilerledi. "Elinden geldiği kadar stres yapma. Neredeyse artık ikimiz ve içerideki Piyano hocası kaldı kulüpte. Aleyna'nın dediğini de unutma dene ve hata yapmaktan korkma" diyen Barkın'a bakıyordu Doğa. Onun dediği her şeye kafasıyla tamam diyordu. Barkın ise Doğa'nın kendisini masumca onaylamasına hayran hayran bakmaktan kendisini alamıyordu. Onun kendisini onaylaması için ne kadar gereksiz ayrıntı varsa arka arkaya sıralıyordu. Biraz da onunla daha fazla konuşmak istediği içindi tüm bunlar. "Şimdi git ve Valsı nasıl öğrendiysen bunu da öğren. Öğrenmeye yatkın olduğunu ikimizde biliyoruz Doğa. Sadece bunun için biraz daha çabalaman gerekiyor." dedi Barkın ve gülümsedi. Yavaşça ayağa kalktı ve gitmek için adımlarını atarken Doğa onu bileğinden tutarak durdurdu. "Bekle!" Barkın hafifçe kaşlarını çattı ve ne olduğuna anlam veremedi. "Ya başaramazsam, ya üstesinden gelemezsem?" diyen Doğa'ya doğru uzaklaştığı adımlarını tekrar yakınlaşmak için attı. "Sen Karan Sargın'la başa çıktın, Güney Hancı’nın seni korumasını sağladın. Aleyna'yı arkadaş olarak kazandın... Kalkmış bana bunu yapamamaktan endişe ettiğini mi söylüyorsun? Yapma Doğa.." dedi Barkın. Doğa ise Barkın'ın yanında olmasından mutluluk duyduğunu fark etti. Onun yanındayken huzurluydu, iyi davranması sanki kendisini bir meleğin kanatları altında koruma altındaymış gibi hissettiriyordu. Bunu ise kabullenişi bugün olmuştu. Doğa hala tuttuğu Barkın'ın bileğini yavaşça bıraktı. "Teşekkür ederim" dedi. Gülümsedi ve adımlarını içeride buluşacağı, Berfin Hanım'dan ders alacağı yere doğru adımlarını attı. İçeriye girdiğinde bomboş ve loş ışıklı bir yerdeydi. Dört duvarı da aynayla kaplıydı. Arkasındaki duvarda oturmak için yerler yapılmıştı. Omzundan spor çantasını çıkarttı ve hayran hayran içeriye bakmaya başladı. Güzel bir tütsü kokusu hakimdi odaya, sanki bir masalın içinden fırlamıştı. Alanın tam ortasına doğru ilerledi. Loş ışıkların aydınlattığı bu karanlık odanın tavanında çiçeklerin ve doğanın ortasında bulunan bir piyanonun resmi vardı. Doğa hayranlığını gizleyemediği için gülümsedi. Zarifliğin resmini yapmışlardı sanki ve Doğa doya doya o çizime bakıyordu. "Çok beğendin sanırım?" diyerek içeriye giren Berfin Hanım'ı ise fark etmemişti Doğa. Oysa Berfin Hanım uzun zamandır onu izliyordu. Önce parmaklarına bakmıştı, sonra omuzlarını ne kadar dik tuttuğuna ama Berfin Hanım'ı etkileyen asıl şey tavandaki çizimi fark ettiğinde gördüğü gülümseme ve sarı ışıkların altında Doğa'nın çizimi gören gözlerinin nasıl hayranlıkla parladığı ve nasıl da hırsla ışıldadığıydı. "B-ben geldiğinizi fark etmedim özür dilerim." dedi Doğa irkilerek. "Sorun değil, saatinde burada olmana sevindim. Umarım zamanla bu saatinde gelme işini aksatmazsın. Geç kalanlardan hoşlanmam" dedi Berfin Hanım. Doğa bu yumuşak sese rağmen kadında ki duruşun insanı nasıl gerebildiğini düşündü. Bunu mümkün kılan yüzünde tek bir mimik oynamaması mıydı acaba? "Omuzlarını dik tut! Bir sanatçı asla kambur durmaz!" Doğa aldığı komutla önce irkildi ardından omuzlarını dikleştirdi. Berfin Hanım’a baktı. Aslında biraz yaşlıydı ancak vücudu oldukça dikti. Loş ışıkların titrek aydınlığında, duvarları boydan boya kaplayan aynalar Doğa’nın figürünü çoğaltarak ona eşlik ediyordu. Tavanın ortasındaki ihtişamlı resme duyduğu hayranlık gözlerinde hâlâ parıltısını korurken, Berfin Hanım’ın sesi, sanki zamana kök salmış bir bilgenin fısıltısı gibi yankılandı. “Piyano bir enstrüman değildir yalnızca,” dedi, yavaş ve vurgulu bir sesle. “O, sanatçısının ruhundan doğan bir köprüdür. Bir fırçanın tuvale aktardığı renkler gibi, bir kalemin kağıda döktüğü kelimeler gibi… Parmaklarınla dokunduğun her tuş, hissettiklerinin yankısı olur.” Doğa büyülenmiş gibi Berfin Hanım’a bakıyordu. Genç kız, onun konuşurken kelimeleri özenle seçişinde bir ağırlık hissediyordu. Yaşının verdiği bilgelik mi, yoksa piyanoya duyduğu derin bağlılık mıydı bu? “Şimdi gel,” dedi Berfin Hanım, piyano tuşlarının önünde duran sandalyeyi işaret ederek. “Otur ve ilk dersimize başlayalım.” Doğa itaatkâr bir şekilde ilerledi, piyanonun önüne geçti ve ağır hareketlerle oturdu. Sandalyeye yerleştiğinde, avuçlarını dizlerine koydu. Berfin Hanım, usulca onun yanına geldi. “Önce duruş,” diye düzeltti onu. “Sırtını dik tut, dirseklerini germeden serbest bırak. Bileklerin ise fazla aşağıda ya da yukarıda olmamalı. Piyanoyu hissetmelisin, ona hükmetmek için değil, onunla bütünleşmek için oturmalısın.” Doğa, hafifçe başını sallayarak Berfin Hanım’ın sözlerine uymaya çalıştı. Bedenini ona göre hizaladı ve gözlerini tuşlara çevirdi. Beyaz ve siyah tuşlar, onu bekleyen birer bilinmez gibi önünde uzanıyordu. “Piyano, tarih boyunca birçok ustanın ellerinde hayat buldu,” diye devam etti Berfin Hanım. “Bach, Mozart, Beethoven… Onlar sadece notaları çalmadı; ruhlarını piyanoya işlediler. Şimdi, sen de ilk adımını atacaksın. Önce parmaklarını doğru şekilde konumlandırmayı öğreneceksin.” Berfin Hanım yavaşça Doğa’nın elini tuttu ve parmaklarını uygun pozisyona getirdi. “Her parmağın bir numarası vardır,” dedi. “Başparmak bir, işaret parmağı iki, orta parmak üç, yüzük parmağı dört ve serçe parmak beş. Şimdi, önce sağ elinle en temel egzersizi yapacağız. C majör gamını çalacağız. Parmağını doğru sırayla hareket ettirmeni istiyorum.” Doğa derin bir nefes aldı ve tuşlara dokunmaya başladı. Önce titrek, çekingen dokunuşlarla… Ancak Berfin Hanım onu durdurdu. “Tekrar et,” dedi sakince. “Ama bu kez notaların anlamını hisset. Piyanoya bir yabancı gibi değil, onunla konuşan biri gibi yaklaş.” Doğa kaşlarını hafifçe çattı, derin bir nefes aldı ve tekrar denedi. Parmakları, tuşların soğuk yüzeyine alışmaya başlamıştı. C majör gamının ilk birkaç notasını çalarken, Berfin Hanım hafifçe başını salladı. “İyi,” dedi. “Ama daha çok çalışman gerekecek. Piyano, bir gün içinde ustalaşabileceğin bir şey değildir, Doğa. Sabır ve kararlılık ister. Her nota, senin azminin bir yansıması olacak.” Doğa, Berfin Hanım’ın gözlerinde ilk defa bir sıcaklık sezdi. Yumuşak ama disiplinli bakışları, öğrencisinin başarısını görmek isteyen bir öğretmenin bakışıydı. “O halde çalışmaya devam edelim,” dedi Doğa, içindeki heyecanı saklayamayarak. Ve böylece, loş ışıklar altında, piyanonun ilk notaları yankılanmaya başladı. *** "Sence başarır mı? Yani gerçekten Berfin Hoca onu korkutabilecek kadar ürkütücü!" dedi Aleyna Güney'e bakarak. "Annemlere söylediğimde çok sevindiler, başaracağına neredeyse eminler baksana." diye cevap verdi Güney. "Ortaklık hakkında ne düşünüyorsun?" "Açıkçası umurumda bile değil, şirketler ortak aileler değil! Karan benden ve ailemden uzak dursun yeter!" "Bu aileye Doğa'da dahil mi?" Güney Aleyna'nın sorusuyla yüzüne baktı. Biraz düşündü ancak artık kabul etme zamanıydı. Doğa'yı korumak için neredeyse çok çabalıyordu ve bu yaşadığı travma yüzünden hassas noktası haline gelmişti, Deniz'den sonra... "Evet, bu aileye Doğa'da dahil!" dedi Güney. Ardından ayağa kalktı ve Aleyna'ya elini uzattı. "Hadi gel odama gidelim, dışarıda birazdan yağmur yağmaya başlayacak." Aleyna önce bunu söyleyen Güney'e baktı. Tek kaşını kaldırdı. "Yaz yağmurlarını seviyorsun diye biliyordum?" dedi ona gözlerini kısarak bakarken. "Bugün ıslanmak istemiyorum! Hadi!" Aleyna'yı elinden tuttuğu gibi kaldırdı ve içeriye soktu. Mutfağa girdiklerinde Züleyha Hanım onu unlu oklavasıyla durdurdu. "Dur bakalım küçük bey!" dedi. Aleyna'da Güney'de meraklı gözlerle Züleyha Hanım'a bakıyordu. Züleyha Hanım önce oklavasını yavaşça geri çekti ardından ellerini beline koydu. "Bizim Doğa nerde? Kızı kaçırdın mı yoksa ?" diye sordu kaşlarını çatarak. Güney önce gözlerini devirdi ardından gülümsedi. "Züleyha Teyze! Kaçırmadım kimseyi! İnsan içine karışsın diye Piyano ve spora yazdırdım! İyice boynuzlu şeytan yaptın beni!" dedi Güney ve kafasını sallayarak mutfaktan çıkmak için adımlarını atmaya başladı. Aleyna ise Züleyha Teyze'ye el sallıyordu Güney onu elinden tutup sürüklerken. Onlar kapıdan çıkarken Aslı mutfağa annesine yardım etmek için geliyordu. Gördüğü manzara karşısında Aslı birden donup kaldı. Güney'in o kızla bu kadar uzun süre ilişki yürüteceğini hiç düşünmemişti. Ardından kafasını iki yana salladı ve kendisine geldi. Sanki kendisiyle bir şeyler yaşaması mümkünmüş gibi. Yukarıya, Güney'in odasına çıktıklarında Güney sadece gece lambasını yakmıştı. "Film izlemek ister misin?" diye sordu Güney kendisini yatağa atan Aleyna'ya: "Anneme bu gecede burada kalacağımı haber versem iyi olacak!" "Lütfen bu sefer Doğa'nın adını ver! Yoksa sürekli arıyor!" dedi Güney bıkkınlıkla. Aleyna onun bu haline kahkaha atmakla karşılık vermişti. "Ama şarjım yok. Şarj cihazın nerede?" diye sordu Aleyna. Çekmecede, yatağın yanındaki! Sana ayrıntı vermediğim zaman bütün çekmeceleri açıyorsun! O çıkan o kadar sinirimi bozuyor ki!" "Huylarımdan bu kadar şikayetçiysen bitirelim bu ilişkiyi Güney Hancı!" dedi Aleyna Güney'in bahsettiği çekmeceye doğru ilerlerken. "Senin çenen çok mu çıkıyor!" Aleyna aldığı cevaba yine gülmeye başlamıştı, bir yandan da çekmeceyi açıyordu. Başını gülerek açtığı çekmeceye çevirdiğinde gördüğü bir şey yavaşça gülüşünü soldurdu. Çekmecenin içindeki fotoğrafı eline aldı. O an birden nefesi kesildi. Güney'e eline aldığı fotoğrafı yavaşça göstermek için yataktan ayağa kalktı. "B-bu kimin çocukluk fotoğrafı?" diye sordu. Alacağı cevaptan korkuyordu. Bir kaç kez arka arkaya yutkunma ihtiyacı duydu. "Benim, ne oldu ki?" diye sordu Güney şaşırarak. "Deniz'in odasını topladığımızda çerçevesinden çıkartıp almıştım." diye devam etti. Aleyna bakışlarını Güney'den fotoğrafa çevirdi. Doğa'nın valizinde bulduğu fotoğrafı daha önce nerede gördüğünü artık hatırlıyordu. *** "Hızlı öğreniyorsun" dedi Berfin Hanım Doğa'ya bakarak. Doğa parmak uçlarının acıdığını hissedebiliyordu yine de öğrendiklerini başarabilmek hoşuna gitmişti. Saçlarının arasından aşağıya doğru akan terler kafa derisini gıdıklıyordu. "Her şeyi en baştan yapıyoruz şimdi!" dedi Berfin Hanım ve Doğa tekrar başladı öğrendiklerini tekrar etmeye. Doğa Piyano çalmaya başladığında kendisini izleyen birinin olduğunun farkında bile değildi. Karan koridorda sırtını duvara yaslamış yarı açık olan kapıdan Doğa'nın üzerine gelen sarı ışıkların oluşturduğu loşlukta Doğa'ya bakıyordu. Dikleşen omuzlarına, parmak uçlarının notalara dokunuşuna ve dik omuzlarının sırtında yarattığı zarifliğe bakıyordu. Tüm bunlar birleşince Doğa'yı sanki tamamen bir rüya gibi göstermeye başlıyordu. Güzel ve gerçek olmayan bir rüya. Asla gerçek olmayacak bir rüya gibi. Karan birinin geldiğini duyduğunda yaslandığı duvardan uzaklaşıp ışıkları yanmadığı için karanlığa bürünen koridora gizlendi. Ayak seslerinin sahibi ise Barkın'dı. Islak saçları ve üzerinin ıslaklığının üzerindekilere geçmesinden dolayı Karan onun yüzme havuzundan çıktığını kolaylıkla anlamıştı. Barkın henüz Doğa'nın Piyano dersinden çıkmadığını anlayınca sessizce yarı açık kapıda durdu ve o da Karan'ın yaptığını yapıp Doğa'yı izlemeye başladı. Doğa'nın dersi neredeyse bitmek üzereydi. Doğa en son notaya da bastı. "Güzel bir dersti Doğa! Bir dahaki sefere görüşmek üzere!" dedi Berfin Hanım ve Doğa'ya gülümsedi. Barkın ise Doğa kendisini fark etmesin diye Berfin Hanım kapıyı sonuna kadar açtığında kenara çekildi ve Doğa'nın aynadan kendisini görmesine engel oldu. Berfin Hanım kapıdan çıktığında kapıyı yine biraz aralık kalacak halde kapattı. "O kadar hızlı öğreniyor ve o kadar hırslı ki! Onun gibi bir öğrencim hiç olmadı!" dedi Berfin Hanım Barkın'a. Ardından adımlarını hızlandırarak soyunma odasına doğru yol aldı. Barkın duyduğu şeyin etkisiyle gülümsedi ve kapının açık kalan kısmından Doğa'ya bakmaya geri döndü. Doğa tam ortadaydı yine, yere oturmuş şekilde terleyen tüm vücuduna rağmen nefes nefese gülümsüyordu. En sonunda kendisini yere attı ve ellerini yukarı kaldırarak parmaklarına baktı. Tavandaki çizilen resme tekrar baktı Doğa. Gülümsedi. "Hayatta notalar ve müzik gibi öyle değil mi? Canın yansa da devam ediyorsun. Düştükçe kalkıyorsun, Piyanoda da hata yaptıkça baştan alıyor ve onu mükemmel yapıyorsun. Tek fark bizim baştan alabileceğimiz bir hayat yok" Barkın ve arkasında Karan tek bir kızı izliyordu. Biri sevgi ve koruma hissiyle... Biri ise karanlığının içinde savaşırken ne için bu kızı izlediğini bilmeyerek...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD